müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müzik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2012 Cumartesi

kar, ben anlarım ve yazmamak için yapılan anlamsız hareketler

Eee, dur bakalım bir yerden başlayacağız.

"Neden yazmıyorsun?" sorusu birden fazla kişiden gelince olaya bir el atayım dedim, iyi düşünmüşüm aferin.

Ya aslında sorunu ben de bilmiyorum. Olası ihtimaller şunlar:

-sıkıldım (hayattan da sıkılır insan gerçi, yine de yaşar ama)
-twitter (derdimi 140 karakterle de paylaşabildiğimi keşfetmem)
-e yazacak bi şey bulamıyorum?!(çok monoton ne biliim, annem "gel birlikte çay içelim konuşalım" diyo, onunla da konuşacak bi şey bulamıyorum)
-eskisi kadar depresif takılmıyorum ("işte kalem işte ızdırap" diyordu ya hani, artık mutsuz değil, mutlu olmak için neden arıyorum)

Bu kadar galiba. Yazıya başlarken masanın üzerinde 8 adet püskevit 1 fincan kahve vardı, şimdi 0 adet püskevit, yarım fincan kahve kaldı. Yazdığım satır sayısı 8. Her satır için bir adet püskevit harcamışım. Oysa bir paket püskevitle tüm gün çalışabilmek gibi bir özelliğim var. Normalde yakıt/performans oranım bir hayli düşük yani.

Yazıya başlarken aklımdan şey geçti, "2012'yi hiç kayıt olmadan kapatmayayım, bi şeyler yazmış olayım" diye. Sonra da Wall-E'yi düşündüm. Aklıma şu kısmı geldi:

Ship's Computer: Voice confirmation required.
Captain: Uhhh...
Ship's Computer: [after the "uhh" echoes] Accepted.


Ben de şurayı açıp kısaca "Eeeee..." yazsaydım, Blogger da bunu bir 2012 yazısı olarak kabul edecekti neticede. 

Boşuna yedim o kadar püskeviti:/

Kar ve "Ben anlarım" a gelelim şimdi. Arabadayken radyoda Multitap çıktı. Twitter'da çok sevdiğim bi abim sürekli paylaşıyordu ama, açıkçası merak edip de dinlememiştim hiç. Bahsettiği kadar varmış:

Üzerine bir de kar yağdı süper oldu. Gerçi ben "bir sabah uyanacağım ve her yer bembeyaz olmuş olacak" diyordum ama, bu şekli hayal ettiğimden daha güzel oldu. Hayal ettiklerimi beklemek yerine hayatın karşıma çıkardıklarına uyum sağlamayı öğrendim galiba:/ Hem en sevdiğim şeylerden biridir, akşam yolda giderken turuncu ışık altında düşen kar tanelerini izlemek. Kırmızı ışığın yeşile dönüşmesi...

Vay be, bayaa bayaa yazdım işte, hatta biraz kassam bi üstteki paragrafın sonundan yakalayıp şiir bile yazardım:)

Huh!

Sevgiler:)

Bu yazı kahve içip de yazdığını satır arasında beyan ederek kelimeleri beynime üşüştüren Uragan'a ithaf edilmiştir.

12 Ekim 2011 Çarşamba

chopin

Bu zamana kadar neden hiç dinlemedim bilmiyorum ama, Chopin'in Noktürnleri (böyle mi yazılıyor bu :s noc-tur-ne evet öyle) dinlemeye değermiş epeyce. Favorim op 27;



Ha tabii bir de, merhaba bu arada :)

30 Ağustos 2011 Salı

dön dünya dönn, e bize dön biraz??

-------bu bir kutlama mesajıdır-------------

Bayramlarınız kutlu olsun sevgili gençlik. Daha nice bayramlarda dünya sizler için de dönsün inşallah. Sevgiler.


--------------and the end of kutlama mesajı------------

27 Haziran 2009 Cumartesi

yanılsama

Bu aralar canım bir başka sıkılıyor. APC kesmedi Tool dinlemeye başladım. Artık benden kimseye hayır gelmez sanıyorum.

Yok yok, bu konuda emin gibiyim.

8 Mart 2009 Pazar

dallardan bahar inmiş duydun mu

Bu dönem bi acayip geçiyor, Ezgi'nin Günlüğü; onlar buradaydı, ben de oradaydım, anlatmaya gerenk yok, tabii ki müthişti:) Bülent Ortaçgil de çok tatlı bir adammış, şarkılarını çok iyi bilmem ama keyifle dinledim.

Arayı çok açmışım yaa, ama kal geldi, yazamıyorum. Sığ bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum galiba ama hayat böyle daha çekilebilir. Kendine gelsin diye "Kimse beni anlamıyor" diyen Emo elmo'yu yakalarından tutup sarsabilirim bile, o kadar.

Öğretmen olmanın en güzel yanlarını keşfediyorum bugünlerde; resmi anlamda ilk öğrencilerimle ders çıkışı leylek sürüsü gibi ilerliyoruz durağa. "İyyi akşamlar hocam, iiyyi akşamlar canımmm" lar diyoruz birbirimize, kimi yolunu uzatıyor beraber yürümek için.. Beni seviyorlar galiba, öyle bir mecburiyetleri olmadığı halde..

Böyle işte, dersler mersler falan filan. Uyuycam hemen rüyamda konserin devamını da göreyim diye, Martı'yı söylemediler:) Benim cep telefonu kaydımı buraya nasıl bırakacağımı bilmediğim için konserin aklımda en çok kalan kısmını, "mor mor mor!"u bırakıyorum, (sesini açın biraz, sonra da kısmayı unutmayın:) :



Yaz(a)masam da (yazdıklarımı tekrar okuyunca yazamadığımı fark ettim:p ) özlemişim burayı aslında. Hişt hişt, mor, mor, mor!! Baharlar.. Kem küm :)

not: Beni merak edip de 'piştt kız nerelerdesin??' diye soran Uraganıma, uzun zamandır yazmamama rağmen yorumunu esirgemeyerek sorumluluğumu hatırlatan:) Sinanonur'a acayip teşekkür eder; galaksinin en bi tatlı mizahçısı Berşan'a da nice sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Herneysecim, kar yağmadı ama bidahakine artıkın.. Hepiniz kendinize çoook iyi bakın!!

12 Şubat 2009 Perşembe

ben aptal bir kovboyum

Berşan buraya her uğradığında canı Tadım pizza istiyormuş, gönlüm el vermedi gönüllerimizin on numaralı mizahçısına bu kötülüğü yapmaya, ve de, yuuutubun açılmasının şerefine şuralara Uraganım'ın çok sevdiği şu şarkıyı bırakayım dedim:)

"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"




şığım..

4 Şubat 2009 Çarşamba

pizza

İnsan rüyasında deli gibi pizza tarifi arar mı ya? Aradığım şey pizza olsa anlıycam da, yok işte 'pizza tarifi'; Snoopy menülerinde indirime gitmişken üstelik.. ("sponsored by snoopy" yazıcam yakında blogun bir yerlerine merak etmeyin:p )

Bilinçaltımda olan bitenler hakkında en ufak bir fikrim yok. Prensesim rüyasında ne görse çıkıyor ama. 'Olacak' dedikleri ben içimden 'yok artık yaa' derken oldu.

Neyse. Sırf bir rüyam da çıksın diye uyanır uyanmaz pizza tarifi aradım. Bunu deniycem bugün, güzel olursa Uragan'ıma da yollarım tarifi, Kikirikcik'e yapsın da afiyetle yesinler:)

Ben buradan da sıkıldım galiba. Günlüg benim için artık bitmiştir:p

Huuhh, no change, i can change, i can change.. The Verve bizler için söylesin; Bittersweet Symphony:



17:45 itibariyle Uraganım'ın fotoğraf isteğini yerine getiriyorum:

İlk defa hamur mayaladığım için bu kimyasal reaksiyonu hayretler içinde izledim. Yaşasın pakmaya!

Sağ tarafta pizzanın fırınlanmamış hali mevcut. En alttaki de mutlu sonnn..

Kaşar peynirini biraz fazla kaçırmam dışında lezzet olarak Snoopy'e rakip olabileceğimi düşünüyorum:p

Bu gece rüyamda portakallı pekin ördeği görmem inşallah :S

27 Ocak 2009 Salı

ben anlamadım

İnsanoğlu çok çabuk değişiyor.

Ben Yalın dinleyenlerle alay ediyordum, "Ellerine sağlık diye şarkı mı olur lan, kek mi bu?" diye karşımdakine gülüyordum.. Artık gözüme o kadar şirin geliyor ki Yalın, öyle, yanaklarını mıncıklamak geliyor içimden.. Aramızda kalsın, sabahları da onun şarkısıyla uyanıyorum, uyanmak asabiyet yapmasın diye, pamuk gibi oluyo insan, erken uyandım, gitttiiim sana güller aldım mutlu ol diyee..

Yok bu yazıyı toparlayamayacağım..

Ama bu nası cumhuuuriyet, nassı bi hakimiyet ben anlamadım??

Bari şu şarkısını bırakayım da yazım bi işe yaramış olsun:

25 Ocak 2009 Pazar

eins, zwei, drei


(şarkı 'düm tek tek' değil ve bu yazıyı okurken dinlersen anlatmaya çalıştıklarım daha anlamlı gelecek)

Hadise
'nin ve Düm tek tek'in Eurovision için seçimi tam yarışmayı kazandırmaya yönelik hareketler, şayet saha çamursuz ve hakem tarafsız olursa ilk üçe gireriz bence.

Anlatmak istediğim bu değildi aslına bakarsan, bunu gugıl'a "eurovision+hadise+düm tek tek" yazıp birçok yerde okuyabileceğinizi sanıyorum -sanıyorum çünkü henüz aratıp bakmadım- bu nedenle de bunları tekrar etmenin sizin entellektüel birikiminize herhangi bir katkı sağlayabileceğine inanmıyorum.

İşin şu kısmı ise son derece keyifli, evet bu tam anlamıyla bir şarkı yarışması değil artık, birkaç istisna dışında 'insanları kim daha çok eğlendirebilecek'e dönüştü. Bunun da biz günlük hayatı yaşayan insanlara katkısı şu yönde oldu: Samimiyetimle söylüyorum ki beni en kötü anımda bile bulunduğum kuyudan çekip çıkaran şarkılardan biri de buraya bıraktığım Ukrayna'nın 2007 Eurovision şarkısı "Dancing Lasha Tumbai" (diğerini merak edenler için 'Beter Böcek(Beetlejuice)'ten hafızalarımıza kazınan "Jump in the Line" namı diğer "Shake shake Senora" gelsin). Eğer yuutubuz açılabiliyorsa da Verka Serduchka'yı ilginç kostümüyle buradan izleyebilirsiniz (daha önce izlemediyseniz çok eğleneceğinizi, daha önce izlediyseniz de yine de eğleneceğinizi söyleyebilirim).

Durum bu basitlikten ibaretken ben de "Hadise gelecek, dertler bitecek" diyorum.

(İstediğim zaman 'Dream Brother' dinleyerek bunalıma girme hakkım saklıdır.)

(fotraf)

18 Ocak 2009 Pazar

zardanadam

Ankara'da soğuk bir Beytepe günüydü yine. Duvardaki afişte kırmızı üst üste durmuş iki zar ben solar'ın gözüne çarptı..

Biri altı gelmişti, diğeri de bir. Üzerine bir de Dibini Gör-Zardanadam ikilisini de ekleyince benim dikkatimi çekmemesi, hatta gidip kasetlerini almamam şu an üzerime bir uçan daire düşmesi olasılığıyla eşdeğer.

Sonradan 'Dibini Gör' albümlerini dinledim hep, "Diğer albümlerini de istesene, koliyle yolluyorlar" dedi bir arkadaş -ki ona zamanında kargoyla kargo ücreti dışında hiçbir ücret talep etmeden tüm albümlerini yollamış bu güzel insanlar-.

Şimdilerde de baktım ki, sitelerine tüm albümlerini indirilebilir durumda bırakmışlar, boyutuna kadar yazmışlar, istersen tek tek istersen albüm albüm, sözleri, akorları, tabları her şeyi bırakmışlar.. Birkaç yazılarını da okudum, bu işi para için yapmadıklarını görmemek için kör olmak lazım, tam müzik insanları yani, bu işe gönül vermişler..

O değil de, "hee forumu da varmış, bakayım bi.." dedikten sonra forumda dönen "neden sarışınlar boktur???" başlıklı geyiğe de baktım biraz (bu güzel abilerin -tüm sarışınları tenzih ederek yazıyorum- 'sarışınlar boktur' adlı bir şarkıları var, ona istinaden dönen bi geyik) , grup elemanlarından Erbatur'un verdiği şu cevap iki dakika boyunca sırıtarak ekrana bakmama sebep oldu:

"Boklar çeşit çeşittir:) , bize bir dönem sarışın olanlarından fazla denk gelmiş, öyle demişiz, fazla takılmayın bunlara, üzmeyin birbirinizi... Hayat güzel!"

Pink Floyd gibi ol işşallah Zardanadam:)

(not: şarkılarını bırakmadım buraya ama, sitelerinden dinleyebilir, indirebilir, dünyayı ele geçirme planlarınız için kullanabilirsiniz, ve hatta, 'kalbim yok- kaçacağım'dan başlayabilirsiniz;) )

(emeğe saygı)

12 Ocak 2009 Pazartesi

nikos vertis


Bir dizi vardı hatırlarsanız, Yabancı Damat diye, orada çok hoş Yunan şarkıları çalardı..

Geçenlerde kuzenim 'dinle bak, güzel' diye dinlettikten sonra bir müzik manyağı olarak Nikos Vertis'in izini sürdüm, iyi ki yapmışım, dinlemeye değer şeyler buldum:

Den eho esena - favorim bu. 'slow yunanca he, olmuş ya..' dedim dinlerken, ne dediğini anlamıyorum ama süper, bunu dinlesen diğer şarkılarını da deli gibi ararsın bence (yukarıya bıraktım da hatta bak:) )..

Mono gia sena - Nedense 'bu şarkı sana' diyormuş gibi geliyor(bi teori vardı ya doğuştan her şeyi biliyoruz öğrenmeyip hatırlıyoruz diye, bi dakka lan, dejavu..), sonra da ben bu şarkıyı sana yazdım geliyor aklıma ama işte Cem Adrian'la pek alakası yok..

Pes To Mou Ksana - Böyle kıpır kıpır bi şarkı, hobaaa, eller havaya tadında, yerine göre güzel..

Poia eisai- He, bu da ikinci favorim.

Şimdi üşendim linklerini tek tek aramaya, en baştaki favorim dediğimi bırakıyorum, hoşuna giderse diğerlerini de arar bulursun zaten;)

Yakışıklı bir abiymiş de, Allah sahibine bağışlasın:)

(resim)

29 Aralık 2008 Pazartesi

ya pink floyd olmasaydı..

"can you show me where it hurts?"*
(Pink Floyd-comfortably numb)

"bakmalısın, görmelisin acıyan yerler neresi?"
(Yasemin Mori-mutsuz punk)


Profesyonel anlamda müzikle ilgili olsam Pink Floyd'u özellikle dinlemezdim, yaptıkları müzikten, yazdıklarından etkilenmemek mümkün değil ki; David Gilmour (benim için 'High Hopes' demek) başta olmak üzere özenle başka gezegenlerden tek tek seçilmiş olmalılar, grup halinde bile değil bak, tek tek..

Allah korumuş da Pink Floyd olmuş:) Bir yüzyıl sonra da hiçbir şey değişmeyecek, çoğu grup/şarkıcı silinecek (hatta belki fd'ciğim bile), ben de portakalda vitamin falan olucam ama Pink Floyd halen var olacak; halen yeryüzünde "hey, teacher, leave those kids alone!!" diye bağırılacak ama, bunu düşünmek cidden içimi acıtıyor..

Bişeyler değişsin bence. Tyler? Travis? Gelin evladım bi siz şu yana..

not: Komşu blog Kültür Mantarı'ndan gelen soğuk hava dalgasından Solar Günlüg de nasibini aldı:)

*
"acıyan yerleri gösterebilir misin?" olarak çevirdim..

1 Kasım 2008 Cumartesi

ich gehe in das kino*

Bak aklıma ne geldi, benim Haaacettepe Yüniversitesi (Direk Hacettepe deyince kızıyorlar 'Buna ne hacet?' derken ki hacet gibi okunmalı bu) yani Angara geçmişim var bir seneliğine. Kurtuluş, Beytepe, Baraka dışında aklımda Alamanca hatıralarım var bir de..

Ders çalışmamak için n'apsam diye düşünürken bu şarkı geldi aklıma, ezberlemeye çalışıyordum hazırlığı okurken, bildiğim ilk Almanca şarkı olacaktı. Allah'tan sonra Rammstein ile tanıştım da Almanca arabeske teğet geçtim:p Gerçi Rammstein da arabesk orası ayrı. Olsun ya, hem seviyorum arabeski ben. Bir Orhan Baba olsun, Ferdi Abi olsun, hep büyük insanlar.

Mesela bana sorsalar 'Sence bir Türk'ün Almanlara en büyük katkılarından biri nedir?' diye, bu şarkıyı söylerim hemen, kırk yıl kalsa bir Alman böyle bir müziğe böyle sözler yazıp 'çok geç artık..' demez bence, duygularını aldırmış gibi duruyorlar uzaktan bakınca, hımm, Rammstein hariç:p

Ben de kendi çapımda bir deneme yapıyorum, müzik alt yapısını yapabilecek olan varsa gramer hatalarını düzeltip sözleri kullanabilir, aslında hohşıtendouç öğretmişlerdi ama unuttum maalesef, ya da hiç öğrenemedim:p

du und ich**

er ist in meinem herzen
ich sagt ich liebe dich liebst du mich?
nein, nein er sagt,
dann was für machen?
dienen herzen sağolsun..(n'apayım hatırlayamadım..)

*Bu Almancayı henüz kıvıramamış zavallı öğrenciye hoca 'boş zamanlarında n'aparsın?' dediğinde öğrencinin verdiği default yanıttır: sinemaya giderim.

**sen ve ben
o benim kalbimde
seni seviyorum dedim sen de beni seviyor musun?
hayır, hayır dedi
öyleyse n'apalım,
senin canın sağolsun..

21 Ağustos 2008 Perşembe

snow patrol

Yok böyle bir ses, sanki yanıbaşımda söylüyor tüm şarkılarını Snow Patrol solisti Gary Lightbody:

İnsanlar yeni bir şeyi öğrenirken onu ilkin önceki öğrenmelerine benzeterek akıllarında tutarlar. Snow Patrol'un (henüz icat edilememiş huzur veren bir güzellik anlatan sıfat) sesli solistinin kafamdaki evrimi şu şekilde oldu:

İlk dinlediğim zaman(chasing cars):

-Bu kim ya bi daha dinleyeyim, güzel ses, Richard Ashcroft' a(The Verve solisti) benziyor sanki, sanki "like a cat in a bag" diyecek bu şarkı bitince, ımm, sanki, sanki..

Birkaç şarkı daha dinledikten sonra:

-Thom Yorke(Radiohead solisti) gibi, umursamaz öyle, "ulan uyandırdınız bu saatte, yataktan da zor kalktım, neyse hadi kalkmışken okuyim bi iki kuple" der gibi..

Biraz daha hayatımda yer ettikten sonra:

-Chris Martin(Coldplay solisti) gibi ya, yumuşak yumuşak böyle, sakin bir göl kıyısında kitap okumak gibi, sisli dağları izlemek gibi, çiseleyen yağmurda yürümek gibi, martılara simit atmak gibi, çilekli yumiyum gibi, kakaolu eti pufun marşmelovu gibi...

Böyle anlarda, yani birini çok sevdiğimi hissettiğimde cebimde taşıyabileceğim kadar küçülmesini istiyorum, öyle ki her zaman yanımda olsun. Düşünsene mesela, kampüse gitmişsin, yine birbirini kandıran sahte yüzler, yanlış düşüncelerle dolu beyinler, teneke kafalar sarmış yine dört yanını, en sessiz yere gidip çıkaracaksın bu adamı cebinden 'beni kurtar buradan lütfen' diyeceksin, başlayacak söylemeye, bulutlara çıkacaksın.. Tamam bencilce pis bir düşünce kabul ediyorum ama zaten gerçekleşme olasılığının olmadığını bildiğim için bu kadar rahat düşünebiliyorum, o kadar da kötü biri sayılmam heralde.

Kısaca 'sevdiklerim' listesine itinayla girdi kendisi. Cennetim olursa ve ona ben şekil verebilirsem eğer, "müzik" kısmında ikamet edenlerden biri de Gary Lightbody olacak, hepimize güzel sesiyle şarkılar söyleyecek, aşk gibi yaşayacağız her nefes alışverişimizi. Biliyorum böyle şeyleri sahiplenmemeli insan, korkuyorum birini severken. Onun yerine bir şarkıyı, kitabı, sokak kedisini, başka bir insanı değil de zaten kendisinin olan şeyleri sahiplenmeli; gerisi potansiyel acıdır, günü geldiğinde kinetiğe dönüşür. Bu ne be, yirmibir yaşında hayatı anladığını sanan gerizekalılardan oldum ben de.

O değil de, ben bu adamı feci derecede birine benzetiyorum ama kim olduğunu çıkartamadım bir türlü, kim acaba, kim acaba.. Yalnız gruptaki diğer adamları gözüm tutmadı fotoğraflarda bi acayip bakıyorlar, üç numaralı 'ni var lan depresifim işte!' bakışı.

Yine de bir süredir masaüstünde ağırlıyorum onları Gary başını kaldırıp bakıyo hangi şarkımı dinliyor acep bu diye, şeker şey: "louder louder and we will run for our lives"..

Ne içten söylüyor, "louder louder"... Aklıma yıllar önce televizyonda duyduğum şu akıllara zarar diyalog geldi:

Sunucu sokakta, elinde mikrofon: Amca bağıra bağıra reklamlar der misin?
Amca: Bağıra bağıra reklamlar!!

(snow patrol'un resmi web sitesi)

20 Ağustos 2008 Çarşamba

zorluk derecesi 8.7

Çalışıyorum, izliyorum, okuyorum, dinliyorum, garip garip sütlü içecekler hazırlıyorum, arada sırada bunalıma girip yine kendim bunalımdan çıkıyorum, iyice dengesiz manyak bişey olup çıktım bu yaz kısaca. Daha iyi anladım ki etrafım ne kadar durağan olursa olsun benim monoton bir hayat yaşamam teoride imkansız.

Çizim yapıp Penguen'e gönderebilmeliydim şu alttaki diyaloğu (di derken? mono, di, tri, tetra, penta hangisi uyarsa) ama ilkokul üçte çöp adamla başlayıp ortaokulda 'uçan daire gökyüzüne yükselirken ardından bakan eciş bücüş uzaylılar' adlı eserimle biten çizim kariyerimi(üstelik gereksiz taramalara da giriyordum) ve iplenmeyeceğimi de göz önünde bulundurup bana gereken anlayışı her şartta gösterebilen pek saygıdeğer, merhametli, canımın içi gözümün nuru blogum solar günlüg'ü tercih ettim:p

Lisede öğretmen zoruyla (ki bu 'silah zoruyla'dan daha da zorlayıcı bir durumdur öğrenci kardeşlerim daha iyi bilir) şarkı söylediğim güne değinmek bile istemiyorum ama anlatmadan duramam da; hangi akla hizmet 'bir gün bir rüya gördüm, o kavuniçi balık benmişim, büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim' der ki bir insan müzik dersinde? Gülerler, gülerler tabii... Ondan şimdi Moby'nin klibindeki beyaz olmayan kedi gibi ürkek bakıyorum insanlara günlügcüğüm, yazık:p

Akıl dağıtılırken evde singing in the rain dinliyor olmanın yan etkileri bunlar hep, ya da, the matrix serisinin..

solar: telefon çıkıcak içinden, bu arada arkadaki kola da dikkat et, bariz çekim hatası.
içses: ya bi dur...
solar: he, şimdi de vazo kırılacak. dert etme. neyi? vazoyu. ayem di orikıl:))

içses: bütün heyecanı...

...

solar: niye, niye kalkacaksın mr anderson niye haa! insanlık için mi? aşk yüzünden mi? sadece insan beyni böyle saçmasapan..
içses: kaçtı...

solar: çünkü ben bunu seçtim.
içses: bi defolup gider misin ya?
solar: şimdi böyle olduk di mi, nankör, nankör üssü nankör... aç üçüncüsünün sonunu bidaha izleyelim, 'i still love candy' i nerde diyodu kahin yaa?

içses: biraz huzur ver insana, çok değil, biraz sus.
solar: böhühü, sen beni artık sevmiyosuğnn.. sorun bende değil sendeğğ...

içses: 'artık' fazla cümlende.

solar: püüüü yazıklar olsun...
içses:...

solar: kalbime gömerim o zaman:((
içses: die loser die.

solar: yeni bi ilkokul fişi mi?

içses: ..a two watt light bulb is brighter than you, im sick and tired of people like you...
solar: dolores bu:( yani loser dedin bana:(

içses: nihahahah, ayriyetten de poor misguided fool..


illegal yollarla legal sonuç: Yüksek dozda Goran Bregovic'in zıp zıp zıplatan şarkıları (caje sukarije (bildiğin sevdiiim sevilmedim seveni sevemedim amaaan) kalasnikov, wedding cocek, babino bonbonche (negzel yaa, sarı bonbon gibi şarkı) başta olmak üzere) bünyeye alınınca böyle olunuyor, tadında bırakın derim ben.

Reha Muhtar yüzünden Dreams'den nefret ediyorum ama, sanki çıkıp: "evvet sevgili seyirciler bu yapılanlar, bu insanlara, bunlara insan diyenin, demek, çok insanlık dışı, maalesef, rtük olmasa ben diyeceğimi bilirdim bunlara, bana bakın, ben yetmiş milyonun sevgisini kazanmış insanım.." diyerek yetmiş milyonun duygularına tercüman olmaya çalışacakmış gibime geliyor şarkıyı duyduğum an.

Ederlezi
ise boğazıma bir düğüm atıp bitiyor her dinleyişimde.

Ben de bir şey anlamadım yazdıklarımdan ama yazınca iyi oldu, huhh.

(emeğe saygı linkleri; 1, 2)

13 Ağustos 2008 Çarşamba

olasılıkla

Gönül verdiğimiz matematik bari bir işe yarasın. Dur dur, kaçma bak anlaşabiliriz, beynini bir kenara bırak da gel, bu kez beni ruhunla hisset (hadi hep birlikte gözlerimizi kapatalım, şakayiiii kundaaağğ siiiyy, iiiy dee cüzdan orda.. guru, guru gürültü..).

Konu Placebo'nun(yazının geri kalan kısmında bahsi geçen şarkıların çoğu bu bağlantıda olmalı) 'every you every me' adlı şarkısı.

Önbilgi verelim ruhuna; bende soulmate'im varken öldürücü şarkıları 'sleeping with ghosts' vardı ilk, dinlerdik. Sonra, sonra her şey gibi bu da değişti işte. Hazır değişmişken diğer şarkılarına bakayım demiştim biraz da, 'infra red' Bush'a dokunduruyordu inceden. Sevmiştim. Sonra bir gün (şu hikayeleri masallaştırma huyuma hastayım, kötü anlamda hastayım) 'special k'in klibini gördüm televizyonda. Brian abimiz minnacık olmuş, bi insan bedeninde yolculuk yapıyor. Sağ işaret parmağımla televizyonu gösterip 'Abi bak!' diyerek abime de izlettikten sonra ben klipten etkilendim, abim etkilenmedi. O daha iyilerini de biliyor, haklı tabii.

Şimdi aklıma geldi de, bu kadar basit bir canlı olmak, solar olmak, çok kötü bişey mi günlüg? Asıl kafama takılan da, neden Brian Molko 'every me every you' derken şarkının ismini 'every you every me' olarak bırakmışlar grupçak?"

Dur tek tek cevapla kafam karışıyor sonra.

Frank Sinatra
dinlerken Placebo'dan bahseden blogger olarak tarihe geçmek istiyorum(başka türlüsü mümkün olmayacak zaten), nasıl bir konsantrasyonsa artık.

19 Temmuz 2008 Cumartesi

yollar

"this could be the end of everything,
so why don't we go
somewhere only we know?"

Bütün gün dinleyebileceğim bir şarkı daha var artık; teşekkürler Keane ve yeni halini de beğendiğim canım Last fm.

Bence hafife almayın, çok büyülü bir şarkı bu.

Bir de, günümüz kutlu olsun sevgili Fenerbahçeliler; "1907'de doğdu aşkımız". Eee devamını da Kadıköy'de bağırarak söyleriz artık;)

16 Haziran 2008 Pazartesi

anahtar kelimeler:)

Yani Google amca diyor ki, bunları aratanlar senin günlügüne geldi, ona göre ayağını denk al:

"insan nedir?"
Daha akılda kalıcı olması bakımından görsel öğelerle açıklayalım; erkeği şöyle, dişisi de böyle olan organizma. E.T. phone. home.. İnsanlıkla uzaktan yakından alaka kuramıyorum, beni de uzaya götürseniz?

"80 gram çikolatanın kalorisi"
İşte, işte ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketlerin anlamlı hareketlere dönüştüğü an, inanın gözlerim doldu! Buradan ayrıntılı bilgi edinilebilir:P
(Tanrım, hep bunu yapmak istemiştim!)

"balı petegınden yemısım sarabı sısesınden ıcmısım"
Onun yerine 'where is my mind' verelim, aynısı benim üzerimde, gayet şık..

"bat dünya bat blogspot"
Eywallah, plz, ltf, tşk.
Kimsin canım sen?

"ben tin oyunu"

asdfkfjgştyr:S
Buldun mu işine yarar bişeyler bari..

"bunu da sildim tıpkı diğerleri gibi"
Aramıza hoş geldin, zamanla sayımızın daha da artacağını tahmin ediyorum.

"chris martin elindeki işaret"
Şurada görülebilecek, bildiğin eşittir işareti. Coldplay solisti Chris Martin bu şekilde insanlar arasında eşitlik talebini dile getiriyor ("make trade fair" sloganıyla). Eğer olaki yine bu sebepten gelen olursa, daha ayrıntılı bilgi burada.

"feridun düzağaç"
Gurur duydum kendimle. Ay lav yu fedee, ay lav yu fedeee!!

"günaydın prenses"
Muhtemelen italyancasını aradın; Hayat Güzeldir adlı filmde "buongiorno principessa" diyordu Guido biricik karısı Dora'ya.

"güzel önsözler"
'Tutunamayanlar'da Selimciğim Işık tarafından yazılanlar, onlar en güzelleri..

"herşeyi kafasına takan bir insanın hali"
Ah ah, sen internet aleminde gelebileceğin en doğru yerdesin, kafandaki tüm soru işaretlerine cevap bulmuşsundur zaten, yine de kısacası kendine hayatı zehir eder böyleleri, bunların kod adları da Panda.

"kafana takma hayatı"
Senin ne işin var burada, zaten sitede geçirilen süre sıfır saniye:P Neyse, yine her duyduğumda söylediğim gibi; 'Peki.'

"maskeli birine sen kimsin"
.."diye sormanın çelişmesine dikkati çekiyorum". V for vendetta adlı filmden şahane bir replik.

"seviyom"
Ben de! Zaten bir insanı sevmekle başlayacak her şey.

"solar"
Biraz kül biraz duman o benim işte. Hımm, o kadar enerjiyle alakalı siteden sonra bu blogu bulmuşsun, helal olsun.

"solar 2008"
Eh bu daha az uğraştırmıştır heralde, yine de ilk sayfada çıkmayacağına bahse girerim. (yanılmışım, türkçe sayfa aramasında ilkinde çıkıyormuş, çok garip.)

"uykum kaçti iflasin eşiği"
..ne batti, bu suçsuz gözlerime hesabim ağirdir, vardir şerrim de velakin kalanim hayirdir..
(Sago yine yapmış di mi, şarkının ismi: Ben hüsrana komşuyum)

"yapsolar"
Ich will dass ihr mir vertraut!

"yağlı tebeşir ne ile silinir"
Yağlı tebeşir? Onu da icat etmişler bea, neyse, solar günlüg olarak bu olayla uzaktan yakından alakamız yok.

"çok gomig şeyler"
Günlüg henüz sıcak, fazla uzağa gitmiş olamazlar, şuraya(şura) ya da buraya(bura) bakabilirsin.

Mühim not: Last.fm'de çaylaklıktan kurtuldum galiba; bana solda göreceğiniz listeyi kullanabilme hakkını verdiler sağolsunlar, dün bıraktığım favorilerim tarzındaki listeye dilediğiniz an ulaşabilirsiniz ve hatta profilimden de ulaşabilirsiniz.

15 Haziran 2008 Pazar

last fm ve ben

Ne zamandır internette dolandığımı hatırlamıyorum, dört-beş sene olmuştur heralde, her kullanıcı gibi önce forumlarda gezmekle başladım, fazlaca okudum, çok az da yazdım. Daha sonra internet cafelerin de(?kafelerin de) yaygınlaşmasıyla 13-19 yaş arası forumları ele geçirdikten sonra, sık sık 'asl, ltf, plz' gibi sözcüklerle(?harflerle) karşılaşınca 'Benim burada ne işim var' diye sorgulamaya başladım.

İmdadıma Ekşi Sözlük yetişti, gel gör ki orada da yazamıyordum, sadece okumakla yetindim yaklaşık iki sene. O arada çeşitli bloglar oluşturup kendimi bu şekilde anlatmaya çalıştım insanlara. Kabul etmek gerekiyor, elinin altında internet gibi bir velinimet olan normal zeka seviyesine sahip herhangi bir insan, bilgiye daha kolay ulaşabiliyor. Bunları normal hayatınızdakilere pazarladığınız zaman ise, gerçekliklerden fazlaca uzaklaşıp 'anlaşılamıyorsunuz' işte. Yemişim internet kültürünü, sanki bana vahiy geliyor aç şu şarkıyı dinle, bak şu kitabı oku muhakkak diye.

Bu mevzu daha çok uzar da, neyse, aslında daha önceleri bir blogda rastlamıştım last fm denen müthiş radyoya. Adam dinlediği şarkıları listelemiş, baktım biliyorum birkaç şarkıyı, diğerlerini hiç duymamışım bile. Nedir diye bir bakayım dedim, şöyle bir göz gezdirip, birkaç şey dinleyip kapattım. Dün akşam radyo olsaydı da benim kontrolüm olmadan bişeyler çalsaydı, dinleseydim dedim içimden, aklıma geldi last fm, açtım, üye oldum. Şimdilerde de radyom ve ben mutlu mesut yaşıyoruz:) Ha, bu yazıyı mutluluğumu paylaşmak için mi yazıyorum, yok, hani biri şarkı yollayınca 'yavv bu şarkıyı nereden bulmuş bu, sabahtan akşama kadar şarkı mı araştırıyor internette nedir' diyorsanız bazen içinizden, ahanda burası tam size göre. Ben derim hep, bildiğim on şarkıdan ikisini abimden öğrenmişimdir, geri kalan sekizini de bir şekilde (bloglar, netteki arkadaşların tavsiyesi, sözlük) netten bulmuşumdur. Zaten internet olmasa nereden bileceğim Coldplay'in yeni albümünün çıkmış olduğunu (heheh, sen de öğrendin şimdi, özellikle 42 müthiş dinle muhakkak).

Günlügde şimdilik sevdiğim şarkılardan oluşan bir liste var(last fm henüz çaylak olduğumu düşünüyor:). Sonraları başka bir liste bırakabileceğimi umuyorum, o listede o an ne dinlediysem o gözükecek, o zaman daha çok işinize yarar heralde, siz de dinlersiniz, beğenirseniz etrafınızdakilere de tavsiye edersiniz, hoş bir paylaşım olur, belki emeğine sağlık dostum bile dersiniz. Sonra uslu birer çocuk olursak şirinleri bile görebiliriz, tamam.

Bugün daha iyi anladım ki last fm'i yapanlar, sırf para kazanmak amacıyla değil de özveriyle yapmışlar, yöneticileri aklı başında insanlar belli ki, internette bu kadar ısındığım başka bir ortam olmadı. Tüm müzikseverler sonuna kadar faydalanmalı böyle bir yerden; sen de müziksiz yaşayamam diyenlerden isen, bence last fm tam sana da göre:)

Fiiyuvv, reklamcı olmalıymışım.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

top 10

Bunlardan çok vardı eskiden televizyonlarda haftasonları, şimdi eskisi kadar yayınlamıyorlar sanırım, ama az evvel denk geldim birine..

Diyetisyenler ısrarla 'yapmayın, çok yersiniz haa, cıss' deseler de evde kimse olmadığında yemeğimi televizyonun karşısında yiyorum ben, ne yani, 'yalnızım be yazık bana, ühühühüh' diye düşüneyim de psikolojim bozulsun daha mı iyi..

Yalnız ne izleyeceğini seçme aşamasında dikkatli olmak lazım, sinir bozucu bişeyler olunca hırsla yemek yiyebiliyor insan, sağlığa zararlı olanı bu.

Neyse, ben çok fena Mor ve Ötesi hayranıydım, çok geçmiş değil, Gül kendine diye bir albümleri vardı, tanışmamız öyle oldu, -ki kendisi halen elimdeki albümler arasında baştan sona zevkle dinlediğim sayılı yerli albümlerdendir- kartonetinde yazılı şu cümleyle gençlik heyecanımı harmanlayıp 'olay budur be!' demiştim; "Bu albüm dünyanın gidişatından endişe duyanlara adanmıştır..."

Bana yani:p O zamanlar hissettiklerim; farklıyım, duyarlıyım, anarşi dolaşıyor damarlarımda, gücüm de var, değişime inanıyorum, sadece bir ivme gerekiyor, falan filan. Sonra Şehir, Bırak zaman aksın, Yaz albümlerini de almıştım, neyse ki Ankara'daydım da eski albümlerini bulmakta zorlanmamıştım (Kızılay'da kayboldum orası ayrı). Diğer güzel yanı da bu abiler ben oradayken konsere de geldiler, kaçırır mıyım, gittim tabii, yalnız kahretsin ki kapıda grubun solisti Harun'u gördüm, arkadaşın tabiriyle 'şişe dibi gözlükleriyle', 'E okumuş adam tabii, haliyle..' diyip geçtim, halen hayrandım. Biraz da erken gitmiştik, en öndeydik, tam Harun'un karşısında duracaktım. Durdum da, ancak hayranlık grafiğimde hızlanarak azalan bir düşüş gerçekleşiyordu; şarkıları söylerken ağlayacak gibi bir ifade oluşuyordu Harun'un yüzünde, böyle boyun damarları patlayacakmış gibi, arada sırada da yarabbi şükür, ayyy, iyvreençç, evet.

Konser bittiğinde sıkılmıştım bu gruptan. Tıpkı şimdilerde şarkıları winamp'ın inisiyatifine bırakamamaktan, replikleri hatırlamamak için beynimi oyalamaktan, neşeyle yürüdüğüm yollardan koşar adımlarla kaçarken arkama bakmamak için gözlerimi sımsıkı kapatmaktan, kulaklarımı tıkamaktan, kelimelere takılıp paldır küldür yuvarlanırken, yanımdakilerin beni bir yandan kollarımdan tutup kaldırmalarından, diğer yandan da çekiştirip durmalarından sıkıldığım gibi.

Şimdiii, bunlar aklına nasıl geldi dersen; aynı surat ifadesini az evvel klipte yine gördüm solistte, 'deli' yi söylüyor, (klip de linkin park- somewhere i belong'un klibini çağrıştırdı bana nedense), ses tellerindeki acıyı hissettim yine. Eskisi kadar hayran değilim ama bir zamanlar hücrelerimi peşinden sürükleyen bu gruptan, klip olarak uyan, şarkı olarak da the faithful lover, gül kendine, daha mutlu olamam, re, cambaz, 23, beyaz gibi şarkılar yapmış bu gruptan, daha iyisini beklemeye hakkım vardır diye düşünüyorum.

Aslında düşünüyordum, dört numarayı dinleyinceye kadar. Bizim üzerine hayal inşa etmeye kıyamadığımız 'mucize'yi başlık diye alıyor, şarkı yapıyorsun ama, mucize mucize olalı böyle zulüm görmemiştir heralde.. Opera da değil ya, neyse.

Affet Harun abi, hata ettim. Beşinci olmandan geçtim, bu listede olman bile büyük handikap. Öncesinde fd de var mıydı acaba, bak, içime dert oldu şimdi..

Neyse Nil dinleyeyim biraz, bunlar bana ekstıra larç, ekstıra larç. Bir de okul bitince integralin adını dahi duymak istemiyorum canım günlüg, yemem ben artık bunları.