benim de canım var ben de insanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
benim de canım var ben de insanım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Aralık 2010 Perşembe

mazeretim var asabiyim ben

-Saç derinizi kaşıntıdan koparasınız geliyorsa,
-Kepeğe benzer dökülen pul pul beyazlıklar yüzünden koyu renk bi şey giyemiyorsanız,
-Saçlarınız gereğinden fazla dökülüyorsa,
-Kaşınan yerlerde kızarıklıklara rastlıyorsanız,

siz de benim gibi "saç egzaması"na tutulmuş olabilirsiniz.

Doktor sordu, "bu kadar stres yapacak ne var hayatında?" diye. Cevab verdim;

-KPSS....

Halbuki o an asıl söylemek istediğim 'soru sorma biliyorsun mazeretim var asabiyim ben'di. Direkt psikiyatri servisine yollar diye vazgeçtim. Normal normal cevaplar verdim. Sınavımız iptal oldu atamaların durumu da belli değil falan filan..............

Asıl içmem gereken şey alerji ilacı değil, düpedüz antidepresan, farkındayım.

29 Haziran 2010 Salı

kolay olacağını kimse söylemedi

"Hadi başa dönelim" derken samimi değildim aslına bakarsan. Bu yaşa gelip ÖSS psikolojisini yeniden yaşamak çok zor. Yine o zamanlardaki gibi testlerin içinde boğuluyorum. Denemelerde geçtiğim kişi sayısına bakıp formüller çıkararak atanma olasılığımı hesaplıyorum. "He heh aferin bugün iyi soru çözdün" diye kendimi gaza getirmeye çalışıyorum. Günlük çalışma planları hazırlayıp uygulayamadıklarıma hayıflanıyorum. Kaygı düzeyimi düşürmeye çalışıyorum."Meditasyona mı başlasam??" diye abuk düşünceler içinde okuduklarımı atıyorum hafızaya... Evde bakıyorum, gerekeni yapıyorum... On numara, evet...

Sıyırıyorum yavaş yavaş.

Bu noktaya geldik işte. Okuyorsun, süper güdülenmişsin, "öğrendiğim bütün her şeyi uygulayacağım hiçbiri teoride kalmayacak" diyorsun, hooop, önüne koca bir engel daha çıkıyor, ve ben cidden sıkıldım. Yarın sınav olsa "tamam ya ne halim varsa göreyim bence" diyeceğim, o derece.

Sınava nerede gireceğim de belli oldu. Cuma günü, tıpkı ÖSS'ye girdiğim zaman yaptığım gibi sınav yerini göreceğim. İzin verirlerse biraz oturup soru çözerim. Kalemlerimi hazırladım. Suyum, şekerim, bir senedir okuduğum dualar, bana okunan dualar... Hepsini ardıma katıp elimden geleni yaptım artık gerisi nasip kısmet diyerek gireceğim KPSS'ye.

Sonrası mı?

Bilmiyorum.

Düşünmek de istemiyorum.

Cidden çooook sıkıldım, artık...

Haklısın Chrisciğim, ama kimse bu kadar zor olacağını da söylememişti:( Sen de söylüyorsun ya öyle!

14 Mayıs 2010 Cuma

nereden bileceksiniz

Bugün KPSS'ye başvurdum sonunda. Öncelikle dün para yatırmak için altı banka dolaştığımı belirtmek isterim. Neticede parayı yatıramadan eve dönmem de cabası. Sistem çökmüş...

İşlerim yolunda gitmez genelde. Bu yüzden zaten, hiçbir işimi son güne ve olabildiğince de şansa bırakmam. Garantici ve endişeli bir insan olmamın altında yatan neden de budur. Gökten Meg Ryan yağsa bana Er Ryan düşer hesabı, görünürdeki tek şansım mükemmel bir ailem olması. O da yetiyor zaten, diğerlerini bir şekilde idare ediyorsun.

Sadede geleyim, bugün sabah deneme sınavına girmeden önce koştur koştur sınav harcını yatırdım. Deneme sınavına girdim, sonra da tekrar başvuru merkezine koştum. İşlemin bitmesi 5 dakika dahi almadığı için otobüse bindiğimde içime bir kurt düşmüştü. Ne bileyim, sistem çöker, sıra olur, ulan hiç olmadı elektrik gider üç saat gelmez falan diye beklentiye girmiştim. Hiçbiri olmadı, fotoğrafın iğrençliğini saymazsak normal insanlardan bir farkım kalmamıştı. Taaa kiiii, eve gelene kadar...

Salak ben! Aday bilgi formunun üzerinde kabak gibi "Bu form adayda kalacaktır" yazıyordu ve benim elimde form morm yoktu:)) Üstelik kılavuzda bu form ÖSYM'ye ulaşırsa adayın başvurusu geçersiz sayılır yazıyordu.

Saat 16:15, başvuru merkezi 17:00'da kapanıyor. Bizim evden çarşıya 20-30 dakikada gidiliyor. Üzerimde pijamalarım var.

Kıyafetimi değiştirmek 5 dakika,
Çantamı hazırlamak 30 saniye,
Ayakkabılarımı giymek 30 saniye,
Durakta beklemek en kötü ihtimalle 15 dakika,
Sınava girememenin bedeli paha biçilemez...

Tüm riskleri alıp fırladım evden ama saçım başım nasıl görmen lazım, tam deli gibiyim. Bir de elime geçen pantolon geçen sene aldığım, üzerimde en kibar tabirle "dökümlü" duran ama bence üzerimden düşecek gibi duran pantolon. Gömlek de çıkardığım gömlek. Telaştan annemin ayakkabılarını giymişim; 2 numara büyük.

Neyse, meleklerin yardımıyla gittiğim gibi otobüs geldi, çarşıya vardığımda saat 16:35ti. Normal zamanda sallana sallana 15 dakikada yürüdüğüm yolun yarısını koşup yarısını yürüyerek 3.5 dakikada tekrar o kapının önündeydim. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, şu diyalog yaşandı:

-Başvuru merkezi, ÖSYM, ben, aday bilgi formu...
-Sakin olun, tamam, açık, telaşlanmayın...

Kendimi odaya atıp aynı yüklem fakiri cümleleri orada da yeniledikten sonra, biraz soluklanıp, derdimi anlatmayı başarabildim. Netice; "ben bir ruh hastasıyım."

Tüm başvurularda aday bilgi formlarını almışlar. Bir yığın, duruyordu öylece, benimki de içlerinde. Başvurumu yapan çocuk;

"Bu o kadar koşturmanıza neden olacak kadar önemli bişi değil ki, orada fotokopi makinesinin yanında dolu var, doldurun götürün eve. Kılavuzda her yazılana da inanmayın. Bizde kalıyor bunlar. Zaten siz kaydınızı oldunuz gerisi mühim değil." dedi.

Sonra arkamdan koro halinde güldüler:(

Ben halen ikna olmamış vaziyette eve döndüm. Arkadaşlarıma telefon açtım, kimse daha başvuru bile yapmamış. Bu olaydan çıkarılacak iki netice var:

-Benimle yaşamak benim bu dünyadaki imtihanım olsa gerek.
-Başka birinin derdiyle dalga geçmek bizim en büyük zaafımız.

Şuradan seslendirmek istediğim son şey de, siz benim evden nasıl fırladığımı, siz benim günde 8 saat nasıl ders çalıştığımı, siz benim için bu sınavın ne denli önemli olduğunu nereden bileceksiniz? "Siz benim nasıl yandığımı nereden bileceksiniz yaa":(((

7 Ocak 2010 Perşembe

mavi ekran

Bugünlerde çoğu zaman olduğum yerde durup ahanda tam Amelie'nin bu ifadesiyle bakıyorum etrafıma. "Sistem ciddi bir hatadan kurtarıldı" uyarısı alıyorum sonra da.

En kısa zamanda Linux'a geçmem, ya da beynime ciddi bir format lazım. Bu sene kesinlikle tatil için bir yerlere gideceğim. Neresi olduğu önemli değil, sadece bu monotondan uzaklaşmam lazım bir şekilde.

Taşındıktan sonra iki otobüs değiştiriyor olmam bayağı bir riskli olmaya başladı mesela. "Çarşıya mı gidiyordum, okula mı, yoksa staja mı" diye saniyelerce düşünüyorum otobüste. Halkevi durağını geçince "Aha!! burada inecektim" diye panikle ayağa kalkıp "Ah yoo, okula gidiyordum..." diye düşünüp tekrar oturuyorum yerime.

Biri özellikle de bu aralar hayatımı kameraya alıyor olsaydı eminim izlerken çok eğlenirdi. Evet komşunun ayakkabısına yapıştırıcı döken de bendim, ama işte, hiç komşumuz yok bizim:(

Bir de bir de, köpek aldık bir tane, ilerleyen günlerde fotoğrafını bırakırım. Çok çok şeker bir rotvaydır; "Balım":) Korkmadığım ve hatta kafasını okşadığım ilk ve tek köpek. Böyle, çizgi filmlerden çıkmış gibi ablası... Okuldan eve dönerken onu görücem diye acayip sevindirik oluyorum.

Ha bu arada, teskereye son on üç gün, mutluluktan içim kıpraşıyor düşündükçe, "Ei valla nar da var":)

16 Haziran 2009 Salı

tespit

Tespit 1: Hayat Leonlaşabilmektir bazen.

Her şeye "tamam" diyen insanlar da en az her şeye "hayır" diyen insanlar kadar sinir bozucudur.

Léon: And stop saying "okay" all the time. Okay?
Mathilda: Okay.
Léon: Good.

Arka fonda "Noon" çalıyordu...

Tespit 2: Lipton da hata yapar.

Poşet çayın içindeki parçacıkların çayın içine yayıldığını gördüğünde senin açından da haklı bir tespit olabilir bu, bekle ve gör.

Tespit 3: Öğrenci kutuplarda da olsa öğrencidir.

Öğrenci psikolojisi evrensel bir kavram olup yaş, cinsiyet, ırk, dil, din gibi ayrılıkları tek bir potada eritir. Mesela bütünleme sınavına (son!!!:)) ) çalışmak dururken gelip burada abuk subuk tespitler yapabilir. Bu matematiksel beklenti değerimizin 1'e olabildiğince yakın olduğu bir haldir, şahitleri bile vardır.


Daha çok yazacaadım, olasılıktan kalma ihtimalim aklımdan geçiverdi. Öpt. Kib. Bye.

26 Aralık 2008 Cuma

yeni başlayanlar için türkiye'de öğrenci olmak

Öldüğüm zaman dünyaya gelen biri yolda; 'Beni Türkiye'ye gönderiyorlar, sence dikkat etmem gereken en önemli şey ne?' diye sorarsa, "üniversite ve/veya bölüm tercihini çok dikkatli yap" diyeceğim. Bu basit hata(?) sonrasında işler fena halde sarpa sarabiliyor;

-Bir anlık gaza gelip okuduğun bölümü bırakabiliyorsun..

-Bir anlık gaza gelip tekrar öss'ye hazırlanıp başka bir bölüme başlayabiliyorsun..

-Aynı dönemden arkadaşların mesleklerinde birinci yılını doldurmak üzereyken, halen 'Lan bunun cevabı 16/3 olmalıydı ama cevaba 32/6 yazmış??' diyerek yarım dakikalığına yapılmış en büyük salaklıklardan birini yaşayabiliyorsun.. (Evet, ilköğretim 5, 2 ile sadeleştirme)

-Kimse sana 'bi baltaya sap ol artık' demese de, hatta 'on sene uzat okulu ama yeter ki sağlığından olma' diyen dünya tatlısı bir annen, 'boşver kardeşim hayatını yaşa' diyen altın kalpli bir kardeşin bile varken, günün büyük bir bölümünü 'asalak gibi yaşıyorum' psikolojisiyle geçirebiliyorsun, bu sınav dönemleri üzerindeki stres ve baskıyı 'n elemanıdır R artı' ile çarpıyor..

-"-Beni nasıl isterdin? +Tek parça." diyen şarkıya saatlerce takılabiliyorsun..

-Sırf ders bırakmayayım diye karakterin değişiyor; huysuz, çok kahve içen, uykusuz, sinirleri bozuk, asabi, kalp kıran, iğrenç bir insan olup çıkıyorsun..

-'Hemen okuyacağım' diye aldığın kitapları aylarca okuyamamanın ağırlığı altında ezilip kalıyorsun..

Kısacası, gözünü seveyim, çok dikkat et o yuvarlakları karalarken, madem karalayacak kadar gözün kararmış; bari dışına taşırma.. Çünkü stres insanı öldürmüyor ama süründürüyor bu ülkede.

Yeni yıldan en büyük beklentim bu yüzden çabuk geçmesi; bence de merhaba 2009, ama mümkünse ben fazla kalmıycam!

(emeğe saygı; 1, 2)

20 Aralık 2008 Cumartesi

öylesine söyledim

Bunun kadar sinir bozucu bir cümle daha biliyorsam o da "bişey diyecektim sana ama, neyse ya, boşver sonra söylerim" dir, fena halde 'öylesine söyledim'in ekürisidir..

Hani öyle çok fazla bir yaşanmışlığım yok ama bu zamana kadar aldığım eğitim beni espri ile ciddi söylemler arasındaki farklılığı ayırt edebilecek kıvama getirdi çok şükür. Yani birisi "ya bu sanki tuzsuz olmuş eheheh" diyince bunun espri olmadığını anlayabiliyorum, bu eleştiriyi ciddiye alıp (evet eleştiriye tahammülüm yok bu konuda, saatlerce emek harcıyosun neticede) "çok biliyorsan sen yap" dediğimde karşımdaki "aman canım sen de hemen ciddiye alıyorsun öylesine söyledim ben ehu ehu" dediğinde tepem atıyor, ağzıma ne gelirse söylüyorum.

Ne olur ya, insanlar bana 'öylesine söyledim', 'bişey diycektim ama.. neyse söylemeyeyim' demesin, ben de öbür tarafa daha çok kalp kırıp gitmek zorunda kalmayayım..

Gidin bakkala söyleyin, otobüs şoförüne söyleyin, çok söyleyesiniz varsa çıkın dağa bağıra bağıra söyleyip rahatlayın ama bana demeyin bunları işte ya, çok mu zor kardeşim!

Öylesine konuşmayın bence, ve bir cümle espriyle ciddiyet arasında bir yerdeyse ben hakkım olarak işime geldiği gibi anlarım ama, bence bir gün öyle bi noktaya gelicem ki artık 'yangın var' deseniz yardıma gelmiycem, gerçekten, ihtimaller dahilinde bu..

(aman be ya, ne ciddiye alıyon ki, öylesine yazdım, ehu ehu)

(emeğe saygı)