beni bu dersler öldürecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
beni bu dersler öldürecek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Haziran 2010 Salı

kolay olacağını kimse söylemedi

"Hadi başa dönelim" derken samimi değildim aslına bakarsan. Bu yaşa gelip ÖSS psikolojisini yeniden yaşamak çok zor. Yine o zamanlardaki gibi testlerin içinde boğuluyorum. Denemelerde geçtiğim kişi sayısına bakıp formüller çıkararak atanma olasılığımı hesaplıyorum. "He heh aferin bugün iyi soru çözdün" diye kendimi gaza getirmeye çalışıyorum. Günlük çalışma planları hazırlayıp uygulayamadıklarıma hayıflanıyorum. Kaygı düzeyimi düşürmeye çalışıyorum."Meditasyona mı başlasam??" diye abuk düşünceler içinde okuduklarımı atıyorum hafızaya... Evde bakıyorum, gerekeni yapıyorum... On numara, evet...

Sıyırıyorum yavaş yavaş.

Bu noktaya geldik işte. Okuyorsun, süper güdülenmişsin, "öğrendiğim bütün her şeyi uygulayacağım hiçbiri teoride kalmayacak" diyorsun, hooop, önüne koca bir engel daha çıkıyor, ve ben cidden sıkıldım. Yarın sınav olsa "tamam ya ne halim varsa göreyim bence" diyeceğim, o derece.

Sınava nerede gireceğim de belli oldu. Cuma günü, tıpkı ÖSS'ye girdiğim zaman yaptığım gibi sınav yerini göreceğim. İzin verirlerse biraz oturup soru çözerim. Kalemlerimi hazırladım. Suyum, şekerim, bir senedir okuduğum dualar, bana okunan dualar... Hepsini ardıma katıp elimden geleni yaptım artık gerisi nasip kısmet diyerek gireceğim KPSS'ye.

Sonrası mı?

Bilmiyorum.

Düşünmek de istemiyorum.

Cidden çooook sıkıldım, artık...

Haklısın Chrisciğim, ama kimse bu kadar zor olacağını da söylememişti:( Sen de söylüyorsun ya öyle!

28 Mayıs 2010 Cuma

beyin bedava

Bugün (umarım) okul hayatımın son finaline girdim. Umarım diyorum çünkü dersin hocası çok iyi kalpli biri. Bizi iş hayatında bir sene daha az heba etmek için elinden geleni yapıyor. Sürekli "Gençler bugünleri çok arayacaksınız kıymetini bilin" diyor. Mezun olayım da arayayım bugünleri ya sorun değil.

Üç yüz elli sayfalık kitabı defalarca okuduktan sonra şalterleri atan tek kişi ben değilmişim yalnız;

Prenses: Ezgi ben lavaboya gidiyorum.

Arkidiş: Aa baloya mı gidiyorsun?

Ben: Ne Bolu'su ya, gezi mi varmış Bolu'ya?

Diyaloğun aslının böyle olduğunu anlayınca epeyce bir güldük tabii.

Bu arada cübbemle kepimi de aldım. İçine benden iki tane sığar gibi ama yapacak bir şey yok. Zaten o karmaşada kimin kim olduğunu seçebilmek çok zor arada kaynarım ben de.

Böyle işte. Umarım şu son dersten de geçerim de artık "okul hayatı" denen illet yakamı bırakır. Kusura bakma tatlım, bu ilişki beni çok yıprattı artık, hem sen benden daha iyilerine layıksın:P

1 Mayıs 2010 Cumartesi

zaytung

Nedense her açtığımda akrep burcu çıkıyor Zaytung'un sağ tarafında, bugün çayı içerken püskürtüyordum sayesinde, çok yaşayın siz!

AKREP (24 Ekim - 22 Kasım)

Şehrin bunaltıcı havasından kaçma planlarınızı sonunda yürürlüğe koyacaksınız. Bu hafta gideceğiniz yerde baldan ırmaklar, mis kokulu yemişler, yedi iklimden kuşlar olacak. Orada artık sizin için ne bir korku, ne bir zulüm kalacak...


Dipnot: Astrolojiye inanmıyorum ama bi akrep burcu var :P
Nisan da bitti çok şükür. Mayıs'ı getiren Rabbim, bir an önce Ağustos'u da getirir di mi?

1 Mayıs yaşasın, kutlu olsun ve de... Yıllardır özlemle beklediğimiz 'biber gazı'sız, neşeli ve olaysız '1 Mayıs'ı bu akşam ekranlarda göreceğiz inşallah.

17 Ocak 2010 Pazar

içimdeki v aşkı bambaşkaymış

Dün kuzenim yıllar öncesinden kalma kitaplarımı karıştırırken içlerinden birinin arasından lise hazırlıkta (1999) yazdığım şu paragraf çıktı. Eee insan yedisinde neyse yetmişinde de odur. Okulumuz hakkında yazmışım. Belli ki alıştırmanın sorduğu sorulara verilen cevapların birleştirilmesinden oluşmuş bir paragraf, bütünlük yok.

Aynen yazdığım gibi aktarıyorum. Çok güldüm ya;

"I think it's new. There are laboratuvary, library, classrooms, toilets, meal factory and manager's rooms. Our school is very boring. There isn't any poster in our school but we put up two beautiful poster to our class. I like them very much because I like science very much. I spend my all they in this school and I don't like being here. If I had a F/A 18 Hornet I would bomb here with Aim 120. "

Hiçbir zaman normal olamamışım :( İngilizcem de berbatmış, i go, you go, we go :(

(uçağa saygı)

15 Aralık 2009 Salı

ben aptal mıyım

Arkadaş: Yılbaşı hangi gün?
Ben: 1 Ocakta...

Yok sonra da bu kafayla "Biliyorum korkuyordunuz. Deprem, domuz gribi, terör... Korku her yanınızı sarmıştı, sonra gittiniz Adam Sutler'a sığındınız... Ama kelimeler... Onlar her zaman güçlerini koruyacaklar..." falan diyerek dünyayı kurtarmaya çalışıyorum. V for Vendetta'yı bilelim, öğrenelim. Öğrenelim şaşıralım...

19 Ağustos 2009 Çarşamba

bir kpss kitabı ile yapılabilecekler

Bir KPSS kitabı, sınavda alacağı puana göre okullar arası seyahat edecek bir öğretmen adayının sahip olabileceği neredeyse en işe yarar şeydir.

Bir kere pratikte büyük değeri vardır.

1. Sıcaktan bunaldığınız günlerde "acık ceryan yapsın da rahatliyim" diye düşünürseniz, kapınızın çarpmaması için önüne bu kalın kitabı bırakabilirsiniz.

2. Sizi -gayet sakin ruh halinize rağmen- sinirlendirmeyi inat ve ısrarla başarabilmiş bireylerin kafasına darbetmek suretiyle ufak çaplı bir beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olabilirsiniz.

3. Kışa saklayıp, eğer halen soba yakan bir ev bulabilmiş şanslı bir insansanız "şunu da sobaya atıver de bi işe yarasın bari =)" diyerek mutlu olabilirsiniz.

4. Şayet 1.maddeye rağmen serinlemeyi başaramadıysanız kitabı sol elinize alarak sağ elinizle sayfaları çevirip hafif bir esinti elde edebilirsiniz (ayrıca bu kitabı günde 5 dakika, evet evet yanlış duymadınız sadece 5 dakika! elinizde tutarak inanılmaz çekici kol kaslarına sahip olabilirsiniz).

5."Neresinden başlasam bitmez bu kitap, en iyisi Battlefield oyniyim" diyerek mantıklı bir davranış geliştirebilir, olmadı, MMMMigros'ta kasiyer olup iki yakanızı zar zor bir araya getirerek de yine aynı hayat standardına ulaşabileceğinizi düşünüp rahatlayabilirsiniz.

6. Daha da önemlisi bir KPSS kitabı büyük psikolojik değere sahiptir. Onu yanınızda taşıdıkça tası tarağı toplayıp Avustralya'da mutlu bir hayat yaşama umutlarınızı yeniden gündeme getirebilirsiniz.

7. Bir KPSS kitabı doğması olası çocuğunuzu beklemeniz için çoğu zaman geçerli bir nedendir. "Anneee yine benim kitabımı almışsın!!" falan, sevimli olur neticede.

(emeğe saygı)

16 Haziran 2009 Salı

tespit

Tespit 1: Hayat Leonlaşabilmektir bazen.

Her şeye "tamam" diyen insanlar da en az her şeye "hayır" diyen insanlar kadar sinir bozucudur.

Léon: And stop saying "okay" all the time. Okay?
Mathilda: Okay.
Léon: Good.

Arka fonda "Noon" çalıyordu...

Tespit 2: Lipton da hata yapar.

Poşet çayın içindeki parçacıkların çayın içine yayıldığını gördüğünde senin açından da haklı bir tespit olabilir bu, bekle ve gör.

Tespit 3: Öğrenci kutuplarda da olsa öğrencidir.

Öğrenci psikolojisi evrensel bir kavram olup yaş, cinsiyet, ırk, dil, din gibi ayrılıkları tek bir potada eritir. Mesela bütünleme sınavına (son!!!:)) ) çalışmak dururken gelip burada abuk subuk tespitler yapabilir. Bu matematiksel beklenti değerimizin 1'e olabildiğince yakın olduğu bir haldir, şahitleri bile vardır.


Daha çok yazacaadım, olasılıktan kalma ihtimalim aklımdan geçiverdi. Öpt. Kib. Bye.

2 Haziran 2009 Salı

şimdi benim anlamadığım...

Çok sıkıldınız benden biliyorum ama final dönemleri bi acayip oluyorum ya... Böyle gerekli gereksiz bisürü şey üzerine felsefe yapasım geliyor, çünkü düşünmezsem çalışmam lazım.

Ispanak pişirmek, ütü yapmak hep gereksiz işler bence. Hem ıspanağı o kadar çok yıkayınca vitamini kalmıyor. Ütü yapıyorsun ya da, sonra bidaha yıkıyorsun, bidaha ütülüyorsun ohoooo... Yemek yiyorsun ama sonra yine acıkıyorsun. Hayat ne tuhaf be. Bundan birkaç sene önce fındıklı kahve diye bişey çıkıcak sen de çok seveceksin deseler 'böyle yuvarlak bişeyler olucak, onların üzerinde yürümeden bi yerlere gidicek insanlar'ı duymuş karanlık çağ adamı gibi gülerdim. Muhtemelen ne dediğini anlamadığım için.

Şeyi de anlamıyorum mesela, niye msndeki kişiler isimlerinin başına tırnak işaretiyle boşluk falan bırakıp listenin en başında görünme arzusu taşırlar ki? Hayır yani ben listenin en başında diye görünce konuşmak mı isteyeceğim sanki.

Yani canım günlüg, eğer hayatın anlamı varsa onu final döneminde ders çalışamayan bir öğrenci bulacak bence, buna tüm kalbimle inanıyorum.

31 Mayıs 2009 Pazar

tek basamaklı notlar alıyorum, gözlerim kapalı...

Önce hafiften bi çalışıyorum, yavaş yavaş sallanıyor can sıkıntısından ayaklarım...

Hayat bir sınavsa imza atar çıkarım, ben böyle değildim yaşarken oldu, vs vs.

Ooooofffff, final dönemi az çok şöyle bir şey bak;

-Daha beş gün var. Bugün güzelce bi dinleneyim yarın sağlam kafayla başlarım.
-Daha dört gün var ama yarın hafiften hafiften başlarım artık...
-Daha üç gün var da bu akşam başlayayım ama, çok sıkıştırmayayım konuları...
-Daha iki gün var, bir gün vizeye kadarki kısmına çalışsam diğer gün de diğerlerine...
-Daha on sekiz saat var, dokuz saatte vizeye kadarki kısma çalışsam, diğer dokuz saatte de diğerlerine...
-Bu saatten sonra çalışsam da bişey olmaz, bütünlemelere daha 12 gün var...

Tek basamaklı notlar alıyorum, gözlerim kapalı... Güvercin dolu avlular...

Keşke hep ilkel kalsaydık, medeniyet çok can sıkıcı bir şey ya; üniversite, kariyer, daha iyi bi ev, yabancı dil, sınavlar mınavlar, daha şık bi araba falan, sonra tam bunların keyfini çıkarıp rahat edecekken ölüyorsun.

Ruhum daraldı valla. Bu reklamdaki kadın gibilerin böyle dertleri yoktur kesin...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

beter böcek'ten beterim

İki ihtimal var; ya TNT durmadan Beetlejuice'u yayınlıyor, ya da ben çok büyük bir şans eseri hangi hafta yayınlanacaksa o haftasonu Milliyet'in Televizyon ekini karıştırmış oluyorum.

Evet, canım okuyucum; yarın akşam 21.15'te TNT'de çıkıyor bu aslında sevimsiz ama bir o kadar da dünyalar tatlısı karakter (bana birini hatırlattı da neyse:) ), kaçırmayın sakın.

Bu filmi izleyip de beğenmeyenlerle arama aşılmaz mesafeler bırakmak istiyorum ya, o derece... Ağustos'ta izlemişiz en son. Türkçe seslendirmeler çok başarılı bence, İngilizce izlerken çok yadırgamıştım sesleri.

Solar mı, ah canım ya O bugün; ölü, ölü, öpölü. Dört sorudan birini anca çözebilmiş, diğerlerinde saçmalamış efendim durduramamışız. Şu okul bir bitsin, Rammstein'la In Flames'i azad edicem. Şimdilik bu adamlar böğürmeden rahatlayamıyorum...

23 Mayıs 2009 Cumartesi

kendimi bunun için mi yorucam ben?

Nil bizim karasularımızdaydı dün gece. Saat 22:30'da çıkması gerekirken 00:00'da çıkıp ayaklarımıza kara sular indirmiş olmasına rağmen daha önce dinlemediğim bir şarkısıyla içimde ne kadar negatif enerji varsa alıp götürdü. Bittiğinde deli gibi alkışlarken buldum kendimi, bekletiyorsa da bir bildiği varmış yani:)

Bu yılki marşım ilan ediyorum bu deli işi dengesiz şarkıyı, neyse ki bittiğinde feci derecede sırıtıyor insan:))

Kötü kedi Şerafettinmiş ya, Allah müstahakını versin Nil kızım...

Bir de Yalnız kalpler de atarlar diye bir şarkısı var ya, hani 'çift kişilik yastığım yorganım nasipse sola kayacağım' falan diyor, işte o şarkının hikayesi şöyleymiş;

"Bir sabah kahvaltı yaparken Simpsons'ı izliyordum. O bölümde Bart'ın öğretmeni gazeteye ilan veriyor; 'Bekarım, yalnızım, kendim gibi birini arıyorum' diye. Bunu okuyan Bart ile arkadaşları da dalga geçmek için orada burada beklettiler kadını. Ben de ona üzülüp bu şarkıyı yazdım." (Kısa bir film vardı (sanırım 2004'te en iyi kısa film ödülünü almış), Nil bunları anlatırken o geldi aklıma)

Ders çalışamazken çok iyi gider bu şarkı be (Allah nasip ederse bugün deneyeceğim), kendimi bunun için mi yorucam ben!!! Kalbimi bunun için mi kırıcam ben!!!


Bir de dönüşte polisleri görüp 'çok hızlı geldik kesin ceza kesecekler' diye düşünürken maalesef ölümle neticelenmiş bir trafik kazası görmeseydik... Keşke ilk düşündüğümüz gibi olsaymış... Hayat, her zaman, garip:(

3 Nisan 2009 Cuma

uçan kuzular kümesi

'Kümeleri nasıl anlatsam acaba?' diye tasalanma sakın. Kendine hayrı olmayan solar sana yardımcı(!) olacak.

-Çaylak öğretmenler için adım adım ders anlatma kılavuzu-

Kümeler

Kazanım 1: Tanımsız kümeleri tanımlar, sınıfa somut bir ördek getirebilir.
Kazanım 2: Boş kümeyi kavrar ve orjinalinden iyi kavırlar.

1.Öncelikle "tanımsız" olan bu kavramı "iyi tanımlanmış nesneler topluluğu" olarak giydir gitsin, "Örtmenim, eeeğğ, tanımsız kavram, onun içinde de iyi tanımlanmış nesneler var, çelişki değil mi bu?" diye soranı her nasılsa dünyada icat edilmedi henüz. Yetmiş milyonda bir ihtimal bir arızaya denk geldin hadi:

-Ben karizmamla varım ama aslına bakarsan bişey bilmemci yaklaşım: Dönüp "Değil" der, tahtaya bişeyler yazmaya devam edersin.

-Herkes beni sevsinci hümanist yaklaşıma göre çözüm(tercih sebebi): "İstersen bu soruna çıkışta beraber bakalım, arkadaşlarının zamanını çalmayalım" diyerek çıkışta kaçarsın ya da o zamana kadar öğrenciyi ikna edecek birkaç açıklama bulursun.

-Her şeyden şüphe eden septist yaklaşım: "Aslında bir küme yok" diyerek matrix muhabbetiyle konuyu örtbas edersin.

2."Uçan kuzular kümesi" gıcık boş kümeler konusu için süper bi örnektir, çok yaratıcıdır(!), kuzunun uçmadığını adı gibi bilen öğrenci "yok böyle bişiy??" diyerek zekasını herkeşlere gösterecektir, müsade edin de çocuğun kendine güveni gelsin azcık (nasılsa her konu kümeler gibi değildir daha çok acı çekecek garibim). Dört ayaklı veya iki ayaklı hayvanlar mümkünse işin içine girmesin. Ben bir ders boyu tavukların üç ayaklı olma ihtimaliyle ders kaynatan öğrenci biliyorum (bu hikayedeki..) , hatta bir ara garibim öğretmen tahtada tavukları dört ayaklı kabul edip hesabı buna göre bile yapmıştır, eee, matematikçide çok kolay atıyor şarteller ne de olsa...

3. Evet daha önce de belirttiğimiz gibi en bi boş kümelerden biri bu, ama sınıfınızdaki öğrencilerden illaki biri öss'nin pek sevdiği sazan öğrenci modelinden olduğundan bu kümeyi tahtada {0} ya da {üstü çızıklı sıfır} ile gösterecektir, bizim hedefimiz de ahanda bu kitledir, tahtaya çıkarıp "bakın arkadaşınız ne kadar da yanlış biliyor, hadi hep beraber gülelim ona ahah" deme salaklığı matematikçinin şanındandır. Sonra bu öğrenci 'Ben en çok matematikten, bi de solar hocadan tiskiniyom, resim beden müzik seviyom' derse çocukluğuna falan inmeye kalkmayın, itinayla bu olayı hatırlayın.

4. Bizzat ben, solar, bulanık mantık konulu -beyni klasik aristo mantığıyla işleyen doçentin önünde iddiaları ispatlamaya çalışırken ecel terleri döktüğüm- ödevimden sonra bulanık kümeler dışındaki bu kümelerin gerçekten de boş beleş kümeler olduğunu sayın matematikçilere saygılarımla arz ederim (küstahlığıma destek olacak ilgili bkz şuralarda bi yerde olacaktı da bulamadım:( ). Bunun farkında olun, bilgilerin doğruluğunu Allah'ın emriymiş gibi kabul etmeyin. Azıcık şüphe diyorum meğğğn...

5. Hem zaten 0 da doğal sayıydı değil mi? 'Çocuktur' diye her şeyi yediriyorsunuz iyi mi, analizle değil, vektör uzaylarıyla değil soyut matematikle gel bana...

6. Size kılavuz yazanda kabahat zaten, kendi başınızın çaresine bakın, hımpff.

not: Şartellerimin attığı bir ara yazıp kaydetmişim bu yazıyı, uzun zamandır şöyle uzun uzun bişiyler yazmayınca yayınlayayım dedim, taslak olarak kaydetme olayı güzelmiş canım okuyucu.

26 Aralık 2008 Cuma

yeni başlayanlar için türkiye'de öğrenci olmak

Öldüğüm zaman dünyaya gelen biri yolda; 'Beni Türkiye'ye gönderiyorlar, sence dikkat etmem gereken en önemli şey ne?' diye sorarsa, "üniversite ve/veya bölüm tercihini çok dikkatli yap" diyeceğim. Bu basit hata(?) sonrasında işler fena halde sarpa sarabiliyor;

-Bir anlık gaza gelip okuduğun bölümü bırakabiliyorsun..

-Bir anlık gaza gelip tekrar öss'ye hazırlanıp başka bir bölüme başlayabiliyorsun..

-Aynı dönemden arkadaşların mesleklerinde birinci yılını doldurmak üzereyken, halen 'Lan bunun cevabı 16/3 olmalıydı ama cevaba 32/6 yazmış??' diyerek yarım dakikalığına yapılmış en büyük salaklıklardan birini yaşayabiliyorsun.. (Evet, ilköğretim 5, 2 ile sadeleştirme)

-Kimse sana 'bi baltaya sap ol artık' demese de, hatta 'on sene uzat okulu ama yeter ki sağlığından olma' diyen dünya tatlısı bir annen, 'boşver kardeşim hayatını yaşa' diyen altın kalpli bir kardeşin bile varken, günün büyük bir bölümünü 'asalak gibi yaşıyorum' psikolojisiyle geçirebiliyorsun, bu sınav dönemleri üzerindeki stres ve baskıyı 'n elemanıdır R artı' ile çarpıyor..

-"-Beni nasıl isterdin? +Tek parça." diyen şarkıya saatlerce takılabiliyorsun..

-Sırf ders bırakmayayım diye karakterin değişiyor; huysuz, çok kahve içen, uykusuz, sinirleri bozuk, asabi, kalp kıran, iğrenç bir insan olup çıkıyorsun..

-'Hemen okuyacağım' diye aldığın kitapları aylarca okuyamamanın ağırlığı altında ezilip kalıyorsun..

Kısacası, gözünü seveyim, çok dikkat et o yuvarlakları karalarken, madem karalayacak kadar gözün kararmış; bari dışına taşırma.. Çünkü stres insanı öldürmüyor ama süründürüyor bu ülkede.

Yeni yıldan en büyük beklentim bu yüzden çabuk geçmesi; bence de merhaba 2009, ama mümkünse ben fazla kalmıycam!

(emeğe saygı; 1, 2)

11 Kasım 2008 Salı

balık hafızası

Evet, var böyle bişi bence. Ders çalışmamak için balik Mahmut üzerinde çeşitli deneyler yapıyorum. Bu sabahkini sizlerle paylaşmak isterim..

Efenim, malum baliklar da biz omurgalılar gibi yaşamak için beslenmek zorundalar, haa, bu omurgasızların yaşamak için beslenmek zorunda olmadığı anlamına gelmemeli.. (Ben olsam okurken düşünürdüm de, o açıdan, empati yani.) Ehem, neyse, Mahmut'a yemi verir gibi yapıp (burada da araya girmem lazım; Mahmut balıkların günün büyük bir kısmını yüzerek geçirdiğinin farkında değil, birkaç dakika dolanıp dibe çöküyor tüm gün, sürekli bir uyuklama hali gözlemlediğim için çok daha öncesinde balikin depresif olduğuna kanaat getirmiştim) yani fanusa tırnaklarımla birkaç 'tık tık tık' yapıp balikin yüzeye çıkmasını sağladım. Balik yüzeye çıktı, ama o da ne, Pavlov'un köpeğinin kandırıldığı gibi kandırıldı o da, yem yok..

Üç saniye sonra..

Araştırmacı tekrar fanusa 'tık tık tık' yapar..

Balik tekrar yüzeye çıkar..

Buradan da anlaşılıyor ki; balıklar harbiden de balık hafızalı efenim.

Sonuç: Allah herkeşlere böyle hafıza nasip etsin, amin.

Demem o ki Hande Yener dinliyorum, Yola Devam diyor. Yok, diyeceğim bu değildi aslında da itiraf edip rahatlamak istedim.. 'Hande Yener mi dinliyorsunuz?? Sığ insansınız, bu ülke sizin gibiler yüzünden bu halde..' içerikli yorumları yayınlamama hakkım bu açıdan güzel bişi, teşekkürler Blogger.

Neyse, birkaç saat sonraki sınavım için çalışmam lazım şimdi, izninizle, byeess şekerler.. Yüreğineee güneş koy, yüreğineeee bulut koy, yüreğineeee yıldız koy, durmak yok yola devam..

31 Ekim 2008 Cuma

öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam..

Sınavlar başlıyor yine, depresyonu da beraberinde geldi tabii..

Geçen seneden kalan bir dersimle birlikte sekiz tane dersten geçmem gerekiyor bu dönem ve ben şu ana kadar sadece kaldığım dersin bir kısmına çalışabildim. Geçen hafta yaptıklarımı yazsam ders çalışmamak için yapılabilecek yüzlerce anlamsız davranış çıkar içinden. Bak yine çalışmıyorum, pis ben.

Üstelik dün akşam da sinemaya gittik, pizza yedik, neyi kutluyorsak.. Film süperdi yalnız, gidin, izleyin, izlettirin;)

Yaa ama, yani, insanın beyni bu kadar karışıkken herhangi bir şeye odaklanması çok zor oluyor.. Nasıl desem, çay içmeye otururken aynı anda dört beş kişi oturuyoruz, şöyle saçmasapan kavgalar çıkıyor içimde:

a: Hahaa, lan bu çayı içsen n'olur ki, neyi değiştirecek ki bunu içmen.. (bu aynı zamanda yaşamak manasızdır da der, nihilist olmakla övünür bi de, salak.)
b: Çay yerine kahve içseydin... (bu sürekli tedirgin ve kararsızdır hata yapmaktan deli gibi korkar)

c: Bırak bu saçmalıkları içtiğin çayın lezzetinin farkına var.(bu hedonist takılır, biraz da zen felsefesinden nasibini almıştır.)
d: Lanet olsun bu dünyaya tüm insanlardan ve tüm çaylardan ve kendimden nefret ediyorum. ( depresif-paranoyak-manyak olanı bu)

e: Sırıt lan sırıt, bozuntuya verme evde konuşuruz senle.. (bu yaşadığı her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünür, gerçek yaşam evde ben kendimle başbaşa kaldığımda başlar)


Hal böyle iken, neyi nasıl anlatacağım bilmiyorum, üstelik küstah bir tavırla 'beni anlamıyorsunuz' diye çevremdekilere kızıyorum.. Bişey anlattığım yok ki onlara, konuşsam da boş konuşuyorum.

Şu okulu bi bitirsem ruh sağlığım açısından çok iyi olacak be günlüg.. Benden öğretmen de olmazmış ya, neyse, dinle hayat; kalksam duraktan dolmuş gibi, arka koltukta unutulmuş gibi, terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...

Terliklerimle, evet, bu kadar yalın ve samimiyetle, her ne kadar hak etmesen de..

15 Ekim 2008 Çarşamba

kalan sağlar benim olsun

Geçenlerde günlügümden dökülen saçlarım için yardım çağrısında bulunmuştum, internet ve yorum yapan arkadaşların sayesinde dökülmeyi en azından yavaşlatabildim; ilk başlarda on-onbeş saç telim koparken şimdi en fazla iki saç teli geliyor elime..

Buna dahi alışık olmadığımdan gittim doktora. O da 'mevsimsel' diyecek zannedip 'Eylülün başından beri dökülüyor..' dedim. Saçlarıma bakıp karıştırdıktan sonra 'Bu mevsimsel dökülme değil' dedi. İçimden 'işte başlıyorrr' diyen sesi işitir gibi oldum. Doktor 'Ailenizde kimsede var mı?' deyince düğüm çözüldü: bendeniz, bu konuda da babama çekip istemeden de olsa saç dökülmesine sahip olmuşum ve önlem almazsam böyle gidermiş bu:( Bu yaşta ortaya çıkmasının nedeni olarak da stresi gösterdi. Eh, tabii gür saçlı matematikçi yok piyasada pek:p Demire falan da bakacakmış yine de, demir eksikliğinden de olabiliyormuş..

Neyse, işinize yarayacak kısma gelelim: Altı ay boyunca Rogaine adlı losyonu kullanmamı önerdi doktor. Yalnız ısrarla vurguladığı nokta şuydu; altı ay boyunca bıkmadan, usanmadan her sabah ve her akşam bu zımbırtıyı sürmem gerekiyormuş, ara verirsem hiçbir faydasını göremezmişim.

İnternetten bu losyon hakkında araştırma yaptım, kullananların çoğu memnun gibi ama bırakınca her şey eskisi gibi oluyormuş, geçici bir çözüm olduğunu söylemişler. Bırak ömür boyu, altı ay bile her sabah ve her akşam losyonu kullanabileceğimi sanmıyorum.

Bakalım, kan testinin de sonuçlarına bakıp bir karar vericem artık..

Aslında bişey anladım bu sayede, beni kel kalsam da sevecek birileri varmış hayatımda, öyle diyorlar, inandım ben de:) Ama gerçeği zaman gösterecek:p

-Nejdet, kel kalsam beni yine de sever miydin sefgilim?
+Nelbette naşkım, ölüm bile bizi nayıramazz...

(Nalan yoğun saç dökülmesi sonucunda kel kalır)

-Nejdet, naşkım, kel kaldım, seni göremiyorum..
+Nişlerim yoğun Nalan, hem nayrılmalıyız nartık, ben sana layık değilim, kuzinim Jale'yle evlenicez, pembe panjurlu bir nevimiz, bahçesinde koşuşan boy boy çocuklarımız olicek...
-Allah belanı versin Nejdet! Gidip kendimi intihar ediceğimm!!
+Kendini naşşağı bırakırken de 'goodbye cruel world' diye bağır, nihahahaaha..

(Başlık bu kez de Emre Aydın'dan:p)

8 Ağustos 2008 Cuma

bu program geçersiz bir işlem yürüttü kapatılacak

Ağustos sıcağında karınca olmak o küçük bedenlerden başka kimin haddine ki ben yapabileyim...

Daha üçüncü ispatta abimin "Ütü orda mı?" sorusunu; "Tweety orda mı?" diye algılayıp "Ne tweety'si yaağ?" diye sorgulayınca bunu daha iyi anladım. Dolabın üzerindeki tweety ile kısa bir göz temasının ardından kağıda "f(x)-L" yazıyordum ki zaten ben henüz çalışmaya başlarken arka arkaya "somewhere only we know-firar-nadas-elimde değil" şarkılarını çalmış kötü kalpli winamp yine yamuk yaptı; kendi kendine açılıp kapanmaya başladı, "ctrl+alt+delete" komutunun gerçek hayatta olmamasına ilk defa üzülmedim; işe yaramıyormuş o kadar da...

Neyse, demek istediğim illa çalışıcam diye gecenin bi yarısı korku filmi çevirmenin alemi yok günlüg, haksızsam 'comic sans ms' yazı tipinde, '24' boyutunda, 'siyah' harflerle "haksızsın" yaz şuraya şaşırmam, italik olsa bile şaşırmam. Hatta smiley bırak, güler geçerim, aa inanmıyor musun?

Hıh, gidip martılara simit atacağım işte, kitaptaki tüm matematikçiler de kudursun. Hatta ne güzel demiş Sting; i'm so happy i can't stop crying.

Mühim not: Eğer okumamış olsaydım bunu okumak isterdim.

(Ne bu cümle ya, birebir if clause çevirisi gibi... Hazırlığa dair hatırladığım en net ikinci şey oldu galiba, birincisi 'i wish you were a fish in my dish' idi bu galibasız. Ne günlerdi be... Uzaylılardan bahsederken üzerimde örümcek geziniyordu, neyse bunu başka yazıda anlatırım artık, bi de insanlar çok suskunsun demiyorlar mı, amaaan, kişi kendinin arkadaşıdır, doktorudur, mesela ben kendimin psikiyatrıyım:p)

Konuyla alakalı Selçuk Erdem karikatürü:

21 Mayıs 2008 Çarşamba

bir gün, tam anlatmaya..

otobüsteyim.
şikayet edebilmem için plakası yazılı tam karşımda.
adam sıkılmış gibi hayattan.

adamın geleceğinden endişe ettiği kaç çocuğu var kimbilir.

yine de nazar boncukları ve 'allah korusun' koruyacak bu otobüsü.

şoför iki adım ötede indirmedi diye amca isyanlarda.

halen konuşuyor.

şoför iki adım öteye gitti bir daha durdu.

saatte ortalama bilmem kaç km hızla geçiyorken arabalar.

yolun ortasında durdu.

kimse memnun değil halen.

birbirimize hiç tahammülümüz kalmamış artık.

neredeyse kavga edecekler.

plaka tam karşımda.

41 in tersinden gelir 14.

sago'da 14 demek yakın ve uzak demek.

burası misal ülkesi, masal misali bizler hayal kafilesi.

herkesin tek hakkı var solar.

anlayacaksın.

şikayet edebilmem için plakası tam karşımda.

şikayet etmem kimseyi, kimseye.

çünkü burası masal ülkesi.

ama ben otobüsteyim.

biraz daha bakarsam içeridekilere durağı kaçıracağım.

durağı gözlerimde saklayacağım.

gözlerimi kapayacağım.

anlayacaksın.
zaten önceki teoremlerde bu husus isbat edilmiş idi.


powered by özdemir asaf.
sponsored by sago.
by by analiz.

2 Nisan 2008 Çarşamba

yeter sayıda örnek çözüldü

Bir sınav döneminin daha sonuna gelmiş bulunuyorum sayılır; yapımda ve yayında emeği geçen tüm nestle ve eti çalışanlarına teşekkürlerimle, ve de, içimdeki sıkıntıyı biraz olsun dindirdiği için canım günlüg'üme de öyle:) Yine fark ettim, sınav dönemlerinde buraya daha çok yazı yazıyorum:p
Normalde tam tersi olması gerekir di mi, öğrenci psikolojisi işte; 'yaşasın psikolojisiz öğrenci'*!

Ali Nesin'in bir yazısında okumuştum da, ütopik gibi:)

*daha ayrıntılısı şurada: Matematik Dünyası-Sayı 70 sf:1

30 Mart 2008 Pazar

bu şarkıyı herkes söylemek isterdi

Nedendir bilinmez -okuyucu için en az sayı bölü sıfır kadar garip bi durum yani- bitter çikolatanın sütlü haline göre daha az yağlı ve kalorili olduğunu sanıyor, yerken de bunun verdiği gönül rahatlığıyla adeta iskenderin yanına diet kola söyleyenlerin vardığı huzura varıyordum; şimdiye kadar.

Sağolsun babam ders çalışmaya çalışan solar bünyesine motivasyon olsun diye iki çeşit çikolata almış; bitter ve sütlü. Ama bu solar, bünyede durduğu gibi durmuyor ki, böyle şeylerden 'hadee, ders çalış' anlamını çıkarsın. Şaka yapıyorum yav, aaaa, inandın mı:)

Bak şimdi, ben çikolataların arka yüzlerinde yazan yazılardan büyük bir yanılgımı düzelttim, daha hayata dair, daha yaşanılası bir gerçek olan bu.

"Here are the results":p

Bitter
100 g için (ki 80 g'lik paket halinde);551 kcal, 6,9 g protein, 32,1 g yağ, 58,6 g karbonhidrat.

Sütlü
100 g için (ki bu da 80 g'lik paket halinde); 532 kcal, 6,5 g protein, 30,3 g yağ, 58 g karbonhidrat.

Şimdi kaba bir hesap yaparsak, bitter için 80 g'lik pakette 440,8 kcal var, bu miktar sütlü de ise 425,6 kcal oluyor. Yani ortalama bir solar, bitter çikolata yiyerek haftada fazladan 15,2 kcal katıyor bünyesine. Bu da 52 haftada (yaklaşık bir insan yılı), 790,4 kcal yapar. Yani solar, bitter yerine sütlü çikolatayı tercih etse idi, yılda yaklaşık 148,571 g çikolata daha yiyebilecek idi.

Şimdi yanımda duran hesap makinesiyle neden elektrik alan hesabı değil de bitter-sütlü çikolata analizi yaptığıma gelirsek; yiyeceklerin üzerindeki bilgilendirme notlarını arasıra* okuyarak, yine arasıra* 'bilinçli tüketici' haline geliyorum, bunları yazanlara;'boşuna yazmıyorsunuz onları, bakın tüketici arasıra* okuyor' mesajı veriyorum, aferim iyi düşünmüşüm.

Yine keyfim kaçtı yanımdaki birim vektörü görünce, hanimiş benim bitterim, kahvem ve müziğim, aç bi 'wonderwall'** da ortam şenlensin. Bak mesela, ben bu üçlü bitene kadar dünyanın en şanslı insanıyım.

*arasıra: vize-final haftası; ders çalışmak zorunda olduğum saatler.

**Tavsiye için tekrar teşekkür ederim Zifirî , bu süre zarfında bayağı bir şarkısını dinledim Oasis'in ama "wonderwall" hepsinden ayrı bir köşede durmalı, bence de:)

bilgilendirici not: Evet, para Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geliyor.

ilgisiz not: Ekşi'de 'ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler' başlığına entry olarak giderdi bu, nirde benim şokellalarım ha? işte bak haklılarmış, bünyemi çoktan ele geçirmiş(idi?) sözlük, oeehh.. a a a aaa, stayin' alive, stayin alive.

bunu da yazmasam olmaz: Fincanın tersinde gülücük varmış, çevirseymişim bari.