Sabah, istatistik dersinin başlamasına var daha; arkadaşların çay içme fikrini 'gerek yok' gibi abuk bir cümleyle reddettikten sonra sınıfa gidip dışarıyı izliyor, içimden hayali kahramanıma, Edward'a teşekkür ediyorum kar yağdırdığı için.. Kulaklarımda tabii ki 'ice dance', şarkı bitene kadar dans eden 'Kim' oluyorum, kim olduğuma bakmadan..
Beyaz.. Nasıl güzel bir renktir? Doğaya bu kadar mı yakışır? Kış mevsimini insan bu kadar mı sevebilir? Aslında çok üşürüm ben, öyle böyle değil, kimse üşümezken sarınacak bişeyler ararım etrafta, biriyle tokalaşırken ellerimin soğukluğundan utanırım hatta, ama yine de kutuplara taşınmalıyım bence..
Umuttepe'den bugünün kar manzaraları bunlar. Siz muhtemelen göremeyeceksiniz ama, gençlik trafik levhasına gülücük yapmıştı karla (yukarıdaki fotoğrafta), gülümseyerek yürüdüm uzun bir süre sayelerinde, ne bileyim işte, o sıcak sevgi dolu kalplerin yansıması bu galiba, bunu sen de yapıyorsun bence, ben de iz bırakıyorumdur bir yerlerde.. Söylediğin bir kelime ya da bir mimik veya sürekli giydiğin bir şey, koku
Yine de, en çok ben hatırlıyormuşum gibi, en çok ben düşünüyormuşum gibi, biri daha var ki, O kar yağdırdıkça dünya kurtulacak ve en güzel masal onunki olacak, biliyorum işte ya, hissediyorum..
Cennet kar yağan bir yerdi ya, ben cennetteyim, düşündükçe.
(Sıradaki yazı 'Edward kim ya?' diyenler için gelirdi aslında, ama bence buraya tıklarsan ayrıntılı bilgi edinebilirsin.)