Ben de diyordum ki, bir şey eksik bu reklamda... Buyrun efenim, Renault reklamındaki baba hagaden de Türk olursa;
gomig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gomig etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
27 Ocak 2011 Perşembe
14 Mayıs 2010 Cuma
nereden bileceksiniz
Bugün KPSS'ye başvurdum sonunda. Öncelikle dün para yatırmak için altı banka dolaştığımı belirtmek isterim. Neticede parayı yatıramadan eve dönmem de cabası. Sistem çökmüş...
İşlerim yolunda gitmez genelde. Bu yüzden zaten, hiçbir işimi son güne ve olabildiğince de şansa bırakmam. Garantici ve endişeli bir insan olmamın altında yatan neden de budur. Gökten Meg Ryan yağsa bana Er Ryan düşer hesabı, görünürdeki tek şansım mükemmel bir ailem olması. O da yetiyor zaten, diğerlerini bir şekilde idare ediyorsun.
Sadede geleyim, bugün sabah deneme sınavına girmeden önce koştur koştur sınav harcını yatırdım. Deneme sınavına girdim, sonra da tekrar başvuru merkezine koştum. İşlemin bitmesi 5 dakika dahi almadığı için otobüse bindiğimde içime bir kurt düşmüştü. Ne bileyim, sistem çöker, sıra olur, ulan hiç olmadı elektrik gider üç saat gelmez falan diye beklentiye girmiştim. Hiçbiri olmadı, fotoğrafın iğrençliğini saymazsak normal insanlardan bir farkım kalmamıştı. Taaa kiiii, eve gelene kadar...
Salak ben! Aday bilgi formunun üzerinde kabak gibi "Bu form adayda kalacaktır" yazıyordu ve benim elimde form morm yoktu:)) Üstelik kılavuzda bu form ÖSYM'ye ulaşırsa adayın başvurusu geçersiz sayılır yazıyordu.
Saat 16:15, başvuru merkezi 17:00'da kapanıyor. Bizim evden çarşıya 20-30 dakikada gidiliyor. Üzerimde pijamalarım var.
Kıyafetimi değiştirmek 5 dakika,
Çantamı hazırlamak 30 saniye,
Ayakkabılarımı giymek 30 saniye,
Durakta beklemek en kötü ihtimalle 15 dakika,
Sınava girememenin bedeli paha biçilemez...
Tüm riskleri alıp fırladım evden ama saçım başım nasıl görmen lazım, tam deli gibiyim. Bir de elime geçen pantolon geçen sene aldığım, üzerimde en kibar tabirle "dökümlü" duran ama bence üzerimden düşecek gibi duran pantolon. Gömlek de çıkardığım gömlek. Telaştan annemin ayakkabılarını giymişim; 2 numara büyük.
Neyse, meleklerin yardımıyla gittiğim gibi otobüs geldi, çarşıya vardığımda saat 16:35ti. Normal zamanda sallana sallana 15 dakikada yürüdüğüm yolun yarısını koşup yarısını yürüyerek 3.5 dakikada tekrar o kapının önündeydim. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, şu diyalog yaşandı:
-Başvuru merkezi, ÖSYM, ben, aday bilgi formu...
-Sakin olun, tamam, açık, telaşlanmayın...
Kendimi odaya atıp aynı yüklem fakiri cümleleri orada da yeniledikten sonra, biraz soluklanıp, derdimi anlatmayı başarabildim. Netice; "ben bir ruh hastasıyım."
Tüm başvurularda aday bilgi formlarını almışlar. Bir yığın, duruyordu öylece, benimki de içlerinde. Başvurumu yapan çocuk;
"Bu o kadar koşturmanıza neden olacak kadar önemli bişi değil ki, orada fotokopi makinesinin yanında dolu var, doldurun götürün eve. Kılavuzda her yazılana da inanmayın. Bizde kalıyor bunlar. Zaten siz kaydınızı oldunuz gerisi mühim değil." dedi.
Sonra arkamdan koro halinde güldüler:(
Ben halen ikna olmamış vaziyette eve döndüm. Arkadaşlarıma telefon açtım, kimse daha başvuru bile yapmamış. Bu olaydan çıkarılacak iki netice var:
-Benimle yaşamak benim bu dünyadaki imtihanım olsa gerek.
-Başka birinin derdiyle dalga geçmek bizim en büyük zaafımız.
Şuradan seslendirmek istediğim son şey de, siz benim evden nasıl fırladığımı, siz benim günde 8 saat nasıl ders çalıştığımı, siz benim için bu sınavın ne denli önemli olduğunu nereden bileceksiniz? "Siz benim nasıl yandığımı nereden bileceksiniz yaa":(((
1 Mayıs 2010 Cumartesi
zaytung
Nedense her açtığımda akrep burcu çıkıyor Zaytung'un sağ tarafında, bugün çayı içerken püskürtüyordum sayesinde, çok yaşayın siz!
Nisan da bitti çok şükür. Mayıs'ı getiren Rabbim, bir an önce Ağustos'u da getirir di mi?
AKREP (24 Ekim - 22 Kasım)
Şehrin bunaltıcı havasından kaçma planlarınızı sonunda yürürlüğe koyacaksınız. Bu hafta gideceğiniz yerde baldan ırmaklar, mis kokulu yemişler, yedi iklimden kuşlar olacak. Orada artık sizin için ne bir korku, ne bir zulüm kalacak...
1 Mayıs yaşasın, kutlu olsun ve de... Yıllardır özlemle beklediğimiz 'biber gazı'sız, neşeli ve olaysız '1 Mayıs'ı bu akşam ekranlarda göreceğiz inşallah.
29 Mart 2010 Pazartesi
ateşle yaklaşma
Uzun uzun yazıyordum bugünlerdeki durumu anlatmak için, anayasa değişikliği vs vs, sonra bir şeyler okudum ve bütün sinirim stresim geçti:
Bu
Bir de şu
Bir keresinde de Başbakan konuşurken yanlış yerde alkışlamışlardı, ona da çok gülmüştüm.
Heh, şurada.
Aslında yazacak çok şey var da işte, benim vatandaşım belki anlamayabilir ;)
Bu
Bir de şu
Bir keresinde de Başbakan konuşurken yanlış yerde alkışlamışlardı, ona da çok gülmüştüm.
Heh, şurada.
Aslında yazacak çok şey var da işte, benim vatandaşım belki anlamayabilir ;)
29 Ocak 2010 Cuma
29 Kasım 2009 Pazar
5 Haziran 2009 Cuma
3 Nisan 2009 Cuma
uçan kuzular kümesi
'Kümeleri nasıl anlatsam acaba?' diye tasalanma sakın. Kendine hayrı olmayan solar sana yardımcı(!) olacak.
-Çaylak öğretmenler için adım adım ders anlatma kılavuzu-
Kümeler
Kazanım 1: Tanımsız kümeleri tanımlar, sınıfa somut bir ördek getirebilir.
Kazanım 2: Boş kümeyi kavrar ve orjinalinden iyi kavırlar.
1.Öncelikle "tanımsız" olan bu kavramı "iyi tanımlanmış nesneler topluluğu" olarak giydir gitsin, "Örtmenim, eeeğğ, tanımsız kavram, onun içinde de iyi tanımlanmış nesneler var, çelişki değil mi bu?" diye soranı her nasılsa dünyada icat edilmedi henüz. Yetmiş milyonda bir ihtimal bir arızaya denk geldin hadi:
-Ben karizmamla varım ama aslına bakarsan bişey bilmemci yaklaşım: Dönüp "Değil" der, tahtaya bişeyler yazmaya devam edersin.
-Herkes beni sevsinci hümanist yaklaşıma göre çözüm(tercih sebebi): "İstersen bu soruna çıkışta beraber bakalım, arkadaşlarının zamanını çalmayalım" diyerek çıkışta kaçarsın ya da o zamana kadar öğrenciyi ikna edecek birkaç açıklama bulursun.
-Her şeyden şüphe eden septist yaklaşım: "Aslında bir küme yok" diyerek matrix muhabbetiyle konuyu örtbas edersin.
2."Uçan kuzular kümesi" gıcık boş kümeler konusu için süper bi örnektir, çok yaratıcıdır(!), kuzunun uçmadığını adı gibi bilen öğrenci "yok böyle bişiy??" diyerek zekasını herkeşlere gösterecektir, müsade edin de çocuğun kendine güveni gelsin azcık (nasılsa her konu kümeler gibi değildir daha çok acı çekecek garibim). Dört ayaklı veya iki ayaklı hayvanlar mümkünse işin içine girmesin. Ben bir ders boyu tavukların üç ayaklı olma ihtimaliyle ders kaynatan öğrenci biliyorum (bu hikayedeki..) , hatta bir ara garibim öğretmen tahtada tavukları dört ayaklı kabul edip hesabı buna göre bile yapmıştır, eee, matematikçide çok kolay atıyor şarteller ne de olsa...
3. Evet daha önce de belirttiğimiz gibi en bi boş kümelerden biri bu, ama sınıfınızdaki öğrencilerden illaki biri öss'nin pek sevdiği sazan öğrenci modelinden olduğundan bu kümeyi tahtada {0} ya da {üstü çızıklı sıfır} ile gösterecektir, bizim hedefimiz de ahanda bu kitledir, tahtaya çıkarıp "bakın arkadaşınız ne kadar da yanlış biliyor, hadi hep beraber gülelim ona ahah" deme salaklığı matematikçinin şanındandır. Sonra bu öğrenci 'Ben en çok matematikten, bi de solar hocadan tiskiniyom, resim beden müzik seviyom' derse çocukluğuna falan inmeye kalkmayın, itinayla bu olayı hatırlayın.
4. Bizzat ben, solar, bulanık mantık konulu -beyni klasik aristo mantığıyla işleyen doçentin önünde iddiaları ispatlamaya çalışırken ecel terleri döktüğüm- ödevimden sonra bulanık kümeler dışındaki bu kümelerin gerçekten de boş beleş kümeler olduğunu sayın matematikçilere saygılarımla arz ederim (küstahlığıma destek olacak ilgili bkz şuralarda bi yerde olacaktı da bulamadım:( ). Bunun farkında olun, bilgilerin doğruluğunu Allah'ın emriymiş gibi kabul etmeyin. Azıcık şüphe diyorum meğğğn...
5. Hem zaten 0 da doğal sayıydı değil mi? 'Çocuktur' diye her şeyi yediriyorsunuz iyi mi, analizle değil, vektör uzaylarıyla değil soyut matematikle gel bana...
6. Size kılavuz yazanda kabahat zaten, kendi başınızın çaresine bakın, hımpff.
not: Şartellerimin attığı bir ara yazıp kaydetmişim bu yazıyı, uzun zamandır şöyle uzun uzun bişiyler yazmayınca yayınlayayım dedim, taslak olarak kaydetme olayı güzelmiş canım okuyucu.
-Çaylak öğretmenler için adım adım ders anlatma kılavuzu-
Kümeler
Kazanım 1: Tanımsız kümeleri tanımlar, sınıfa somut bir ördek getirebilir.
Kazanım 2: Boş kümeyi kavrar ve orjinalinden iyi kavırlar.
1.Öncelikle "tanımsız" olan bu kavramı "iyi tanımlanmış nesneler topluluğu" olarak giydir gitsin, "Örtmenim, eeeğğ, tanımsız kavram, onun içinde de iyi tanımlanmış nesneler var, çelişki değil mi bu?" diye soranı her nasılsa dünyada icat edilmedi henüz. Yetmiş milyonda bir ihtimal bir arızaya denk geldin hadi:
-Ben karizmamla varım ama aslına bakarsan bişey bilmemci yaklaşım: Dönüp "Değil" der, tahtaya bişeyler yazmaya devam edersin.
-Herkes beni sevsinci hümanist yaklaşıma göre çözüm(tercih sebebi): "İstersen bu soruna çıkışta beraber bakalım, arkadaşlarının zamanını çalmayalım" diyerek çıkışta kaçarsın ya da o zamana kadar öğrenciyi ikna edecek birkaç açıklama bulursun.
-Her şeyden şüphe eden septist yaklaşım: "Aslında bir küme yok" diyerek matrix muhabbetiyle konuyu örtbas edersin.
2."Uçan kuzular kümesi" gıcık boş kümeler konusu için süper bi örnektir, çok yaratıcıdır(!), kuzunun uçmadığını adı gibi bilen öğrenci "yok böyle bişiy??" diyerek zekasını herkeşlere gösterecektir, müsade edin de çocuğun kendine güveni gelsin azcık (nasılsa her konu kümeler gibi değildir daha çok acı çekecek garibim). Dört ayaklı veya iki ayaklı hayvanlar mümkünse işin içine girmesin. Ben bir ders boyu tavukların üç ayaklı olma ihtimaliyle ders kaynatan öğrenci biliyorum (bu hikayedeki..) , hatta bir ara garibim öğretmen tahtada tavukları dört ayaklı kabul edip hesabı buna göre bile yapmıştır, eee, matematikçide çok kolay atıyor şarteller ne de olsa...
3. Evet daha önce de belirttiğimiz gibi en bi boş kümelerden biri bu, ama sınıfınızdaki öğrencilerden illaki biri öss'nin pek sevdiği sazan öğrenci modelinden olduğundan bu kümeyi tahtada {0} ya da {üstü çızıklı sıfır} ile gösterecektir, bizim hedefimiz de ahanda bu kitledir, tahtaya çıkarıp "bakın arkadaşınız ne kadar da yanlış biliyor, hadi hep beraber gülelim ona ahah" deme salaklığı matematikçinin şanındandır. Sonra bu öğrenci 'Ben en çok matematikten, bi de solar hocadan tiskiniyom, resim beden müzik seviyom' derse çocukluğuna falan inmeye kalkmayın, itinayla bu olayı hatırlayın.
4. Bizzat ben, solar, bulanık mantık konulu -beyni klasik aristo mantığıyla işleyen doçentin önünde iddiaları ispatlamaya çalışırken ecel terleri döktüğüm- ödevimden sonra bulanık kümeler dışındaki bu kümelerin gerçekten de boş beleş kümeler olduğunu sayın matematikçilere saygılarımla arz ederim (küstahlığıma destek olacak ilgili bkz şuralarda bi yerde olacaktı da bulamadım:( ). Bunun farkında olun, bilgilerin doğruluğunu Allah'ın emriymiş gibi kabul etmeyin. Azıcık şüphe diyorum meğğğn...
5. Hem zaten 0 da doğal sayıydı değil mi? 'Çocuktur' diye her şeyi yediriyorsunuz iyi mi, analizle değil, vektör uzaylarıyla değil soyut matematikle gel bana...
6. Size kılavuz yazanda kabahat zaten, kendi başınızın çaresine bakın, hımpff.
not: Şartellerimin attığı bir ara yazıp kaydetmişim bu yazıyı, uzun zamandır şöyle uzun uzun bişiyler yazmayınca yayınlayayım dedim, taslak olarak kaydetme olayı güzelmiş canım okuyucu.
22 Mart 2009 Pazar
estağfurullah abi
İyi ki fizik okumamışım:)
Etiketler:
aferin iyi düşünmüşüm,
film,
gomig,
hi hi
12 Şubat 2009 Perşembe
ben aptal bir kovboyum
Berşan buraya her uğradığında canı Tadım pizza istiyormuş, gönlüm el vermedi gönüllerimizin on numaralı mizahçısına bu kötülüğü yapmaya, ve de, yuuutubun açılmasının şerefine şuralara Uraganım'ın çok sevdiği şu şarkıyı bırakayım dedim:)
"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"
şığım..
"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"
şığım..
2 Şubat 2009 Pazartesi
çöp adam
"Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün..."
Diğerlerine de buradan bakabilirsiniz.. Bana böyle gomig şeylerin linklerini gönderen güzel insanlar, eyy hayatın sevimli yüzleri, sağolun var olun:)
Etiketler:
film,
gomig,
hi hi,
ne yaptın sen solar,
sinema
16 Eylül 2008 Salı
matematikçinin aşkı
Mühendisler şarkısını yapmış, matematikçiler de mektubunu yazmış:
Türev tanem, bir tanem...
Bir sigma işareti kadar kıvrak, bir pi sayısı kadar sonsuzsun sevgilim. Sana olan sevgimin limitleri sonsuzluğuna ulaşıyor. Bir bakışın kalbimde matris kadar derin etkiler yapıyor. Kalem gibi kaşların, trigonometri gibi karışık saçların, tebeşir kokusu gibi burnumda tütüyor.
Çarpanlarına ayrılmayan denklemler gibi nazlanma. Senden mektup almak integral almaktan daha zor. Bilinmeyenlerimiz farklı olsa bile polinomlar gibiyiz. Eğer böyle devam ederse seni keşfedilmemiş dizi kuralları ile izleyeceğim.
Seninle bir daire olalım, merkezde ben etrafımda eşit uzaklarda sen. Nereye bakarsam seni göreyim.
Üzüntülerimiz teğet, sevinçlerimiz kiriş olsun. Birbirimize o kadar yakın olalım ki yarı çaplarımızın limiti sıfıra yaklaşsın. Şu anda y=ax^2+bx+c parabolünün iki ayrı kolu isek de bir gün tepe noktasında buluşacağız.
Sana bir sinx eğrisi gibi sürekli, "k" sabiti kadar bağlıyım, hiçbir parantez bizi ayıramaz.
Türev tanem, bir tanem...
Bir sigma işareti kadar kıvrak, bir pi sayısı kadar sonsuzsun sevgilim. Sana olan sevgimin limitleri sonsuzluğuna ulaşıyor. Bir bakışın kalbimde matris kadar derin etkiler yapıyor. Kalem gibi kaşların, trigonometri gibi karışık saçların, tebeşir kokusu gibi burnumda tütüyor.
Çarpanlarına ayrılmayan denklemler gibi nazlanma. Senden mektup almak integral almaktan daha zor. Bilinmeyenlerimiz farklı olsa bile polinomlar gibiyiz. Eğer böyle devam ederse seni keşfedilmemiş dizi kuralları ile izleyeceğim.
Seninle bir daire olalım, merkezde ben etrafımda eşit uzaklarda sen. Nereye bakarsam seni göreyim.
Üzüntülerimiz teğet, sevinçlerimiz kiriş olsun. Birbirimize o kadar yakın olalım ki yarı çaplarımızın limiti sıfıra yaklaşsın. Şu anda y=ax^2+bx+c parabolünün iki ayrı kolu isek de bir gün tepe noktasında buluşacağız.
Sana bir sinx eğrisi gibi sürekli, "k" sabiti kadar bağlıyım, hiçbir parantez bizi ayıramaz.
20 Ağustos 2008 Çarşamba
zorluk derecesi 8.7
Çalışıyorum, izliyorum, okuyorum, dinliyorum, garip garip sütlü içecekler hazırlıyorum, arada sırada bunalıma girip yine kendim bunalımdan çıkıyorum, iyice dengesiz manyak bişey olup çıktım bu yaz kısaca. Daha iyi anladım ki etrafım ne kadar durağan olursa olsun benim monoton bir hayat yaşamam teoride imkansız.
Çizim yapıp P
enguen'e gönderebilmeliydim şu alttaki diyaloğu (di derken? mono, di, tri, tetra, penta hangisi uyarsa) ama ilkokul üçte çöp adamla başlayıp ortaokulda 'uçan daire gökyüzüne yükselirken ardından bakan eciş bücüş uzaylılar' adlı eserimle biten çizim kariyerimi(üstelik gereksiz taramalara da giriyordum) ve iplenmeyeceğimi de göz önünde bulundurup bana gereken anlayışı her şartta gösterebilen pek saygıdeğer, merhametli, canımın içi gözümün nuru blogum solar günlüg'ü tercih ettim:p
Lisede öğretmen zoruyla (ki bu 'silah zoruyla'dan daha da zorlayıcı bir durumdur öğrenci kardeşlerim daha iyi bilir) şarkı söylediğim güne değinmek bile istemiyorum ama anlatmadan duramam da; hangi akla hizmet 'bir gün bir rüya gördüm, o kavuniçi balık benmişim, büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim' der ki bir insan müzik dersinde? Gülerler, gülerler tabii... Ondan şimdi Moby'nin klibindeki beyaz olmayan kedi gibi ürkek bakıyorum insanlara günlügcüğüm, yazık:p
Akıl dağıtılırken evde singing in the rain dinliyor olmanın yan etkileri bunlar hep, ya da, the matrix serisinin..
solar: telefon çıkıcak içinden, bu arada arkadaki kola da dikkat et, bariz çekim hatası.
içses: ya bi dur...
solar: he, şimdi de vazo kırılacak. dert etme. neyi? vazoyu. ayem di orikıl:))
içses: bütün heyecanı...
...
solar: niye, niye kalkacaksın mr anderson niye haa! insanlık için mi? aşk yüzünden mi? sadece insan beyni böyle saçmasapan..
içses: kaçtı...
solar: çünkü ben bunu seçtim.
içses: bi defolup gider misin ya?
solar: şimdi böyle olduk di mi, nankör, nankör üssü nankör... aç üçüncüsünün sonunu bidaha izleyelim, 'i still love candy' i nerde diyodu kahin yaa?
içses: biraz huzur ver insana, çok değil, biraz sus.
solar: böhühü, sen beni artık sevmiyosuğnn.. sorun bende değil sendeğğ...
içses: 'artık' fazla cümlende.
solar: püüüü yazıklar olsun...
içses:...
solar: kalbime gömerim o zaman:((
içses: die loser die.
solar: yeni bi ilkokul fişi mi?
içses: ..a two watt light bulb is brighter than you, im sick and tired of people like you...
solar: dolores bu:( yani loser dedin bana:(
içses: nihahahah, ayriyetten de poor misguided fool..
illegal yollarla legal sonuç: Yüksek dozda Goran Bregovic'in zıp zıp zıplatan şarkıları (caje sukarije (bildiğin sevdiiim sevilmedim seveni sevemedim amaaan) kalasnikov, wedding cocek, babino bonbonche (negzel yaa, sarı bonbon gibi şarkı) başta olmak üzere) bünyeye alınınca böyle olunuyor, tadında bırakın derim ben.
Reha Muhtar yüzünden Dreams'den nefret ediyorum ama, sanki çıkıp: "evvet sevgili seyirciler bu yapılanlar, bu insanlara, bunlara insan diyenin, demek, çok insanlık dışı, maalesef, rtük olmasa ben diyeceğimi bilirdim bunlara, bana bakın, ben yetmiş milyonun sevgisini kazanmış insanım.." diyerek yetmiş milyonun duygularına tercüman olmaya çalışacakmış gibime geliyor şarkıyı duyduğum an.
Ederlezi ise boğazıma bir düğüm atıp bitiyor her dinleyişimde.
Ben de bir şey anlamadım yazdıklarımdan ama yazınca iyi oldu, huhh.
(emeğe saygı linkleri; 1, 2)
Çizim yapıp P
enguen'e gönderebilmeliydim şu alttaki diyaloğu (di derken? mono, di, tri, tetra, penta hangisi uyarsa) ama ilkokul üçte çöp adamla başlayıp ortaokulda 'uçan daire gökyüzüne yükselirken ardından bakan eciş bücüş uzaylılar' adlı eserimle biten çizim kariyerimi(üstelik gereksiz taramalara da giriyordum) ve iplenmeyeceğimi de göz önünde bulundurup bana gereken anlayışı her şartta gösterebilen pek saygıdeğer, merhametli, canımın içi gözümün nuru blogum solar günlüg'ü tercih ettim:pLisede öğretmen zoruyla (ki bu 'silah zoruyla'dan daha da zorlayıcı bir durumdur öğrenci kardeşlerim daha iyi bilir) şarkı söylediğim güne değinmek bile istemiyorum ama anlatmadan duramam da; hangi akla hizmet 'bir gün bir rüya gördüm, o kavuniçi balık benmişim, büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim' der ki bir insan müzik dersinde? Gülerler, gülerler tabii... Ondan şimdi Moby'nin klibindeki beyaz olmayan kedi gibi ürkek bakıyorum insanlara günlügcüğüm, yazık:p
Akıl dağıtılırken evde singing in the rain dinliyor olmanın yan etkileri bunlar hep, ya da, the matrix serisinin..
solar: telefon çıkıcak içinden, bu arada arkadaki kola da dikkat et, bariz çekim hatası.
içses: ya bi dur...
solar: he, şimdi de vazo kırılacak. dert etme. neyi? vazoyu. ayem di orikıl:))
içses: bütün heyecanı...
...

solar: niye, niye kalkacaksın mr anderson niye haa! insanlık için mi? aşk yüzünden mi? sadece insan beyni böyle saçmasapan..
içses: kaçtı...
solar: çünkü ben bunu seçtim.
içses: bi defolup gider misin ya?
solar: şimdi böyle olduk di mi, nankör, nankör üssü nankör... aç üçüncüsünün sonunu bidaha izleyelim, 'i still love candy' i nerde diyodu kahin yaa?
içses: biraz huzur ver insana, çok değil, biraz sus.
solar: böhühü, sen beni artık sevmiyosuğnn.. sorun bende değil sendeğğ...
içses: 'artık' fazla cümlende.
solar: püüüü yazıklar olsun...
içses:...
solar: kalbime gömerim o zaman:((
içses: die loser die.
solar: yeni bi ilkokul fişi mi?
içses: ..a two watt light bulb is brighter than you, im sick and tired of people like you...
solar: dolores bu:( yani loser dedin bana:(
içses: nihahahah, ayriyetten de poor misguided fool..
illegal yollarla legal sonuç: Yüksek dozda Goran Bregovic'in zıp zıp zıplatan şarkıları (caje sukarije (bildiğin sevdiiim sevilmedim seveni sevemedim amaaan) kalasnikov, wedding cocek, babino bonbonche (negzel yaa, sarı bonbon gibi şarkı) başta olmak üzere) bünyeye alınınca böyle olunuyor, tadında bırakın derim ben.
Reha Muhtar yüzünden Dreams'den nefret ediyorum ama, sanki çıkıp: "evvet sevgili seyirciler bu yapılanlar, bu insanlara, bunlara insan diyenin, demek, çok insanlık dışı, maalesef, rtük olmasa ben diyeceğimi bilirdim bunlara, bana bakın, ben yetmiş milyonun sevgisini kazanmış insanım.." diyerek yetmiş milyonun duygularına tercüman olmaya çalışacakmış gibime geliyor şarkıyı duyduğum an.
Ederlezi ise boğazıma bir düğüm atıp bitiyor her dinleyişimde.
Ben de bir şey anlamadım yazdıklarımdan ama yazınca iyi oldu, huhh.
(emeğe saygı linkleri; 1, 2)
5 Ağustos 2008 Salı
dilek-şikayet kutusu
Aylardır attığım kağıtları hiç alan olmamış. İlginç.
.....
kafaya bir dikişte üç yudum içebildiğim tek içecek türünün üzerinde acıklı harflerle: "limon aromalı ga
zlı içecek" yazmasını istemiyorum. ne de, mahmut mu de, evet, gerekirse mahmut de, ama içerken tdk tarafından gözetleniyormuşum hissini yaşatma bana. üstelik çevir-aç-iç kapak da olmamış. çeviriyorum ama açamıyorum, biraz daha zorluyorum sağ baş parmağımla sağ işaret parmağım gazoz kapağı desenli oluyor, ondan sonra içiyorum. bunun bir litrelik olanının 250 ml. olanından olsa ne iyi olurdu (gülen melek çemberli smiley)
.....
.....
doktorların bir ilacı yazarken "karaciğerinizi yorabilir bu, karnınız ağrırsa, yüzünüz sararırsa bırakırsınız" tavsiyesine itiraz ediyorum. "karaciğer" mevzubahis, hani insanların bir sorun hissettiğinde bir sürü tahlil yaptırıp sorunu algılamaya çalıştığı insan organı, kuzu ciğeri değil... bi tarafı tedavi ederken başka bi tarafı yamultacaksan diğerleri hipokrat yemini ederken sen de 'sordum sarı çiçeğeee, annen baban var mıdığğğr' diye eşlik et(kafasından duman çıkan frankeyştanlı smiley)
.....
.....
lost'taki hurley'e bişi olmasın..
.....
.....
ben bedshaped'i dinledikten sonra bir anda çıkan lilalilalillaa lilalilalaa, inan yani komik değil, onu bırak, hiç hoş da değil, lütfen, rica ediyorum.. bi daha olursa şarkıyı silerim artık napim(şeytan gülüşlü smiley)
.....
.....
insanlar açlıktan ölmesin, savaşlar olmasın, terör olmasın, bi de son olarak berkecan tuğçecan'dan ayrılsın istiyorum(tüm dişleri ortada salakça sırıtan smiley)(aa bu benim lan)
.....
.....
kafaya bir dikişte üç yudum içebildiğim tek içecek türünün üzerinde acıklı harflerle: "limon aromalı ga
.....
.....
doktorların bir ilacı yazarken "karaciğerinizi yorabilir bu, karnınız ağrırsa, yüzünüz sararırsa bırakırsınız" tavsiyesine itiraz ediyorum. "karaciğer" mevzubahis, hani insanların bir sorun hissettiğinde bir sürü tahlil yaptırıp sorunu algılamaya çalıştığı insan organı, kuzu ciğeri değil... bi tarafı tedavi ederken başka bi tarafı yamultacaksan diğerleri hipokrat yemini ederken sen de 'sordum sarı çiçeğeee, annen baban var mıdığğğr' diye eşlik et(kafasından duman çıkan frankeyştanlı smiley)
.....
.....
lost'taki hurley'e bişi olmasın..
.....
.....
ben bedshaped'i dinledikten sonra bir anda çıkan lilalilalillaa lilalilalaa, inan yani komik değil, onu bırak, hiç hoş da değil, lütfen, rica ediyorum.. bi daha olursa şarkıyı silerim artık napim(şeytan gülüşlü smiley)
.....
.....
insanlar açlıktan ölmesin, savaşlar olmasın, terör olmasın, bi de son olarak berkecan tuğçecan'dan ayrılsın istiyorum(tüm dişleri ortada salakça sırıtan smiley)(aa bu benim lan)
.....
6 Haziran 2008 Cuma
yanında mezuniyeti gelmeyen var mı?
Şu resmi yazışmalarda kullanılan dile çok gülerim ya; arz ederler, tespit ederler, önemle rica ederler, henüz cezai işlem uygulamadıklarını adamın suratına vururlar, tarafınızca işlem yaparlar, tescil ederler vs. Ders çalışırken karalama olarak kullandığım annemin işyeri yazışmalarında neler yazdığını okur, kağıdı öyle kullanırım bazen mesela, ama bu sabahki durum farklıydı biraz.
Malum bütünlemeler başlayacak, benim de bir dersim kaldığı için gayet olağan bir şekilde sınav tarihini öğrenmek amacıyla okulun sitesini açtım işte, aşağıda bir duyuru gözüme çarptı: "yaz okulunun kaldırılması". 'Lan zaten yaz okulu yoktu ki bizim okulda, ne bu şimdi' diye açıp baktım, iyi ki bakmışım, son sınıfa gelince etrafımdakilere ne diyeceğimi öğrendim de sık kullanılanlara ekledim hemen. O nasıl bir tabir öyle yahu, "mezuniyeti gelmek". Yok daha evvel kullanılan bir şeyse nasıl duymadım, cehaletime doymayayım. Kullanan birini duysam, hiç acımaz anında cevabı yapıştırırdım gerçi:
-Mezuniyetim geldi.
+Koridorun sonundaki kapı canım.
-A-ha!
+Hunting high and low.
Malum bütünlemeler başlayacak, benim de bir dersim kaldığı için gayet olağan bir şekilde sınav tarihini öğrenmek amacıyla okulun sitesini açtım işte, aşağıda bir duyuru gözüme çarptı: "yaz okulunun kaldırılması". 'Lan zaten yaz okulu yoktu ki bizim okulda, ne bu şimdi' diye açıp baktım, iyi ki bakmışım, son sınıfa gelince etrafımdakilere ne diyeceğimi öğrendim de sık kullanılanlara ekledim hemen. O nasıl bir tabir öyle yahu, "mezuniyeti gelmek". Yok daha evvel kullanılan bir şeyse nasıl duymadım, cehaletime doymayayım. Kullanan birini duysam, hiç acımaz anında cevabı yapıştırırdım gerçi:
-Mezuniyetim geldi.
+Koridorun sonundaki kapı canım.
-A-ha!
+Hunting high and low.
13 Şubat 2008 Çarşamba
bisssürü gülücük
Vikisöz'de Samuel Beckett hakkında bir şeyler ararken aradığımı bulamadım ama gece gece bayağı güldüm, buyrun :)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)