23 Kasım 2015 Pazartesi

kül

Ne desem boş.


Bir ülkede FD varsa bu iyi bişidir; halen albüm yapıyorsa, bu çok çok daha iyi bişidir.

19 Eylül 2015 Cumartesi

kupa vs tek taş

sevmek aslında incecik düşünmektir, evet o filmdeki gibi tıpkı, emektir de. güvendir. belirtisi tek taş değildir, ama porselen bir kupada saklıdır bazen. evrenin sonsuzluğu ve yerküre'nin büyüklüğü düşünüldüğünde varlığı matematiksel olarak sıfır olan bu dünyanın, yine varlığı yok sayılabilecek bir gereci, evet. çay, kahve filan içmeye yarar. bir de evlerde şahitlik yapar yaşananlara.

o'nunki yarım kalmış, içinin yarısı çay dolu içilememiş. muhtemelen geç kalmış. yine uykusuz kalmış o. o benim o'm. kıyamam ki ben o'na..

bir de benimki var karşımda. içi kahve dolu. zaten o çay sever, ben kahve. yine de o benim hatrıma gider kahve alır gelir, ben de akşamları "bi çay koyayım da içelim di mi?" derim. neyse konu dağıldı. kupalardan bahsediyorduk.

üzerinde sevdiğim çizgi film karakterleri var diye, gizli saklı almış, kitap almış gibi yapmış. bir de bana diyor ki "ben sana tek taş almadım, hiç mi aklından geçmedi" diye.. alsa, daha çok çayı yarım kalacak, daha çok çalışacak, daha çok uykusuz kalacak.. sırf ben parmağımda pırıltılı bir taş taşıyıp etrafımdaki insanlara "bir adam beni bu pahalı yüzüğü alacak kadar seviyor" diye hava atayım diye..

bilmiyor ki bana dünyanın en pahalı tek taşının vereceği mutluluktan çok daha fazlasını misliyle vermiş, veriyor zaten.

bilmiyor ki önceden ne çok "keşke" dediysem, şimdi o kadar "iyi ki" diyorum sayesinde..

27 Mayıs 2015 Çarşamba

hu hu

halen kimse var mı? neyse ki şifresini unutmamışım. aslında olmaması daha iyi. bi yazıp rahatlayıp çıkıcam sadece. anlatmak istediklerim devamlı yanlış anlaşılıyorsa, başka da çare kalmıyor. söyleyip rahatlayıp bir kenara çekilicem sadece. orhan gencebay sevmeyenleri ben de kınıyorum. şu hayatta, her şeye takılabilecek kadar uzun yaşamıyoruz neticede. bak konuşma konuşma düşünmeden konuşma diyor. düşünmeden konuşuyorum şimdi.yani bence, en azından burada, bu byteların arasında o kadarcığına hakkım vardır. ben halen orhan gencebay'ı seviyorum. var mı? var. aslında yok. yani takıl işte kafana göre. nasılsa, her durumda sonu aynı. anlamsızlık. böyle bi gariplik bişiler bişiler...

halen kimse var mı? yok mu? süper. devam ediyorum o zaman saçmalamaya. ben bence çok yanlış bi insanım. yani aslında her şey doğru da, ben çok yanlış gittim. çok yanlış bişiye dönüştüm. her şey süper. yani oksijen, su, insanlar, hayvanlar, bitkiler her şey işte. ben çok yanlış durdum. zaten kamburum da çıkmaya başladı. sanki bütün dünyayı omuzlarıma yüklemişler de... halbuki gerçek anlamda hiç acı çekmedim. en sevdiklerimi daha kaybetmedim. işte o zaman dibini görünce, aklım başıma gelecek diye tahmin ediyorum. çok korkuyorum. çok korkuyorum. çünkü ben gerçek anlamda hiç yalnız kalmadım. korkuyorum. söylemiş miydim? çok korkuyorum. bu kalbinin kırılması gibi bişi değil. acını koyacak bir kalp bir ruh kalmaması. boşluk. bütün boşluklara sığdırılamaz bir boşluk. "ben bu hayatta hiç acı çekmemişim" dedirtecek bir boşluktur, diye tahmin ediyorum.

ne güzel günler de yaşadık değil mi? zamanı ardında bıraktığın zaman hep güzellikler hatırlanıyor. ya da mesela, sevdiklerinden ayrılınca, hep onları üzdüğün kırdığın zamanları evirip çevirip pişmanlık duruyorsun varlığından. ben böyle olacağını biliyordum. bilmek de işe yaramıyor bazen işte. ne bazeni be... çoğu zaman. neredeyse her zaman. uff... o kadar çok şeyi hiç bilmemek isterdim ki... yani halen insanları olabildiğince masum bilsem mesela, ne süper olurdu. yaşadıkça tanıyorsun ama. hayret hayret hayret kere hayret edebiliyorsun bir süre. sonra o da geçiyor. kanıksıyorsun. nasıl bir cümle kurdum hayret. kendini tehlikeli oyunlar'ın "hikmet" karakterini layık buluyorken, "oğlum hikmet" demeye başlıyorsun sonra. tamam albayım, gerektiğinde haddimizi de biliriz. affet.

dinlediğimiz şarkıyı link verip, yazıya fon yapsak mı?

gerek yok. neredeyse kimse kalmadı.

neyse ki...

kimse kalmadı.