ben bunu dinliyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben bunu dinliyorum etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2012 Cumartesi

kar, ben anlarım ve yazmamak için yapılan anlamsız hareketler

Eee, dur bakalım bir yerden başlayacağız.

"Neden yazmıyorsun?" sorusu birden fazla kişiden gelince olaya bir el atayım dedim, iyi düşünmüşüm aferin.

Ya aslında sorunu ben de bilmiyorum. Olası ihtimaller şunlar:

-sıkıldım (hayattan da sıkılır insan gerçi, yine de yaşar ama)
-twitter (derdimi 140 karakterle de paylaşabildiğimi keşfetmem)
-e yazacak bi şey bulamıyorum?!(çok monoton ne biliim, annem "gel birlikte çay içelim konuşalım" diyo, onunla da konuşacak bi şey bulamıyorum)
-eskisi kadar depresif takılmıyorum ("işte kalem işte ızdırap" diyordu ya hani, artık mutsuz değil, mutlu olmak için neden arıyorum)

Bu kadar galiba. Yazıya başlarken masanın üzerinde 8 adet püskevit 1 fincan kahve vardı, şimdi 0 adet püskevit, yarım fincan kahve kaldı. Yazdığım satır sayısı 8. Her satır için bir adet püskevit harcamışım. Oysa bir paket püskevitle tüm gün çalışabilmek gibi bir özelliğim var. Normalde yakıt/performans oranım bir hayli düşük yani.

Yazıya başlarken aklımdan şey geçti, "2012'yi hiç kayıt olmadan kapatmayayım, bi şeyler yazmış olayım" diye. Sonra da Wall-E'yi düşündüm. Aklıma şu kısmı geldi:

Ship's Computer: Voice confirmation required.
Captain: Uhhh...
Ship's Computer: [after the "uhh" echoes] Accepted.


Ben de şurayı açıp kısaca "Eeeee..." yazsaydım, Blogger da bunu bir 2012 yazısı olarak kabul edecekti neticede. 

Boşuna yedim o kadar püskeviti:/

Kar ve "Ben anlarım" a gelelim şimdi. Arabadayken radyoda Multitap çıktı. Twitter'da çok sevdiğim bi abim sürekli paylaşıyordu ama, açıkçası merak edip de dinlememiştim hiç. Bahsettiği kadar varmış:

Üzerine bir de kar yağdı süper oldu. Gerçi ben "bir sabah uyanacağım ve her yer bembeyaz olmuş olacak" diyordum ama, bu şekli hayal ettiğimden daha güzel oldu. Hayal ettiklerimi beklemek yerine hayatın karşıma çıkardıklarına uyum sağlamayı öğrendim galiba:/ Hem en sevdiğim şeylerden biridir, akşam yolda giderken turuncu ışık altında düşen kar tanelerini izlemek. Kırmızı ışığın yeşile dönüşmesi...

Vay be, bayaa bayaa yazdım işte, hatta biraz kassam bi üstteki paragrafın sonundan yakalayıp şiir bile yazardım:)

Huh!

Sevgiler:)

Bu yazı kahve içip de yazdığını satır arasında beyan ederek kelimeleri beynime üşüştüren Uragan'a ithaf edilmiştir.

12 Ekim 2011 Çarşamba

chopin

Bu zamana kadar neden hiç dinlemedim bilmiyorum ama, Chopin'in Noktürnleri (böyle mi yazılıyor bu :s noc-tur-ne evet öyle) dinlemeye değermiş epeyce. Favorim op 27;



Ha tabii bir de, merhaba bu arada :)

30 Ağustos 2011 Salı

dön dünya dönn, e bize dön biraz??

-------bu bir kutlama mesajıdır-------------

Bayramlarınız kutlu olsun sevgili gençlik. Daha nice bayramlarda dünya sizler için de dönsün inşallah. Sevgiler.


--------------and the end of kutlama mesajı------------

18 Kasım 2010 Perşembe

uyandırır seni gecenin ortasında

Bazen diyorum ki bi şey olsa, Hotel California'nın notalarını birleştiren huzur, benim de damarlarıma sirayet etse. Bir şeylerin aklımda asılı kalmasından, belirsizlikten nefret ediyorum; belirsizlikten kurtulamıyorum. Çünkü bu defa aklımda asılı kalan şeyler kontrolümde değil, yok edemiyorum. Ne olacağını bilmiyorum, insanlar soruyorlar? 'İnan ne olacağını ben de bilmiyorum' diyorum. Karşılıklı 'hayırlısı'lar 'önce sağlık olsun da'lar diyoruz sonra. Aklımın bir ucunda memleketin bir ucu, diğer ucunda yanıbaşım. Bundan on sene sonra nerede nasıl olacağımı bilsem söylemez miydim sanki?

Her nerdeysem, umarım huzurludur. Öyle çok fazla da değil, biraz Hotel California notalarındaki huzurdan.

Yanımda dursa huzur, beni gecenin bir vakti uykumdan uyandırmasa yeter.



16 Şubat 2010 Salı

fairytale

Hatırladınız bu şarkıyı değil mi? Eurovision'da böyle benim boylarımda -Allah sahibine bağışlasın- gayet bebek yüzlü bir delikanlı elinde kemanıyla söylüyordu. Birinci oldu hatta...



Heh, işte. Bu şarkıya Pavlov'un köpeği gibi koşullandım ben. Ne zaman duysam derse giresim geliyor. Çünkü staja gittiğim okulda teneffüs zili olarak kullanıyorlardı...

Bakalım bu dönemki okulda ne çalacak, viva la vida çalsın, aha buraya da yazıyorum; bırak üç saati, ben öyle güzel bi okuldan hiç çıkmam!

Sonra da haliyle evden çıkmam!

1 Ocak 2010 Cuma

15 Ekim 2009 Perşembe

hımm...

monochrome floors,
monochrome walls,
only absence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat,
monochrome life,
only absence near me,
nothing but silence around me.

Hı hı...

20 Ağustos 2009 Perşembe

ben bazen

İstiyorum ki love etc.'yı ekmek arası yapıp yiyebileyim. Bünyeme tavuktan çok daha iyi geleceğine her boyutta bahse girerim.

Bir de, ya, yerinizde olsam fotoğraftakileri boşverir asıl bu Eti puf'a çok dikkat ederdim. Kendisi ultra sanatçı ruhlu bir insan ve çok değişik. Değişik insanları her zaman sevmişimdir:)

Düşündüm de, aslında eti pufun marşmelovu yerine love etc. bırakmak da fena fikir olmayabilir. Tabii ki Eti Puf'a da söz hakkı vermemiz lazım. Bakalım şarkıyı o da sevmiş mi...

Sevgiler.

27 Haziran 2009 Cumartesi

yanılsama

Bu aralar canım bir başka sıkılıyor. APC kesmedi Tool dinlemeye başladım. Artık benden kimseye hayır gelmez sanıyorum.

Yok yok, bu konuda emin gibiyim.

11 Haziran 2009 Perşembe

kahve vs.

Meşhur "kahve + altı=> kahvaltı" kaynaşmasını bilmeyen yoktur heralde, gerek lisede gerek dersanelerde çokça çalındı kulaklarımıza. Yalnız çok sık kullandığımız kelimelerin anlamlarını görmezden gelebiliyoruz bazen, kahvaltıdan sonra kahve içmek bu yüzden pek yaygın bir eylem değil, ama işte atalarımızın bir bildiği varmış zamanında. Kahveden önce kahvaltı yapma fikrinin güzelliğini kahvaltının ardından içtiğin kahveyle algılayabiliyorsun ancak.

Pek bir keyifli.

Hele bir de seneye bu vakitlerde üniversite denen kabusun biteceğini düşündükçe daha keyifli oluyor. Üç senedir dördüncü sınıf olmanın bir insanı nasıl mutlu edeceğini hayal ediyordum. "Acayip mutlu oluyosundur ya kesin bana olmaz" diyordum da oldu bana, acayip mutlu oluyormuşsun cidden de. Biliyorum hayatımdaki tüm sıkıntılar elemine olmayacak ama 'üniversiteli heyecanlı gençler' kitlesinden kurtulacağım en azından.

Yüksek lisans mı dedin? " :))))))))) " Sözü Pet Shop Boys'a bırakıyorum;

"Don't have to be
A big bucks Hollywood star

Don't have to drive
A super car to get far
Don't have to live
A life of power and wealth
Don't have to be

Beautiful but it helps";)


E dolayısıyla yüksek lisans denen zıkkımı bin türlü çileyle yapmaya, bu sü
reçte etrafımdaki insanların yapmacık saygı/sevgi gösterilerine de ihtiyacım yok. Para dersen hayatın amacı değil, sadece hayatını başkasına muhtaç olmadan yaşamanı sağlayacak bir araç.

Yani diyom ki;

"You need more

You need more

You need more
You need more
You need love..."

(İngilizce kısımların hepsi Pet Shop Boys'a ait: love etc. Son bir haftadır başka şarkı dinleyemiyorum da:) Klibi ayrıca güzel.)

(emeğe saygı)

8 Mart 2009 Pazar

dallardan bahar inmiş duydun mu

Bu dönem bi acayip geçiyor, Ezgi'nin Günlüğü; onlar buradaydı, ben de oradaydım, anlatmaya gerenk yok, tabii ki müthişti:) Bülent Ortaçgil de çok tatlı bir adammış, şarkılarını çok iyi bilmem ama keyifle dinledim.

Arayı çok açmışım yaa, ama kal geldi, yazamıyorum. Sığ bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum galiba ama hayat böyle daha çekilebilir. Kendine gelsin diye "Kimse beni anlamıyor" diyen Emo elmo'yu yakalarından tutup sarsabilirim bile, o kadar.

Öğretmen olmanın en güzel yanlarını keşfediyorum bugünlerde; resmi anlamda ilk öğrencilerimle ders çıkışı leylek sürüsü gibi ilerliyoruz durağa. "İyyi akşamlar hocam, iiyyi akşamlar canımmm" lar diyoruz birbirimize, kimi yolunu uzatıyor beraber yürümek için.. Beni seviyorlar galiba, öyle bir mecburiyetleri olmadığı halde..

Böyle işte, dersler mersler falan filan. Uyuycam hemen rüyamda konserin devamını da göreyim diye, Martı'yı söylemediler:) Benim cep telefonu kaydımı buraya nasıl bırakacağımı bilmediğim için konserin aklımda en çok kalan kısmını, "mor mor mor!"u bırakıyorum, (sesini açın biraz, sonra da kısmayı unutmayın:) :



Yaz(a)masam da (yazdıklarımı tekrar okuyunca yazamadığımı fark ettim:p ) özlemişim burayı aslında. Hişt hişt, mor, mor, mor!! Baharlar.. Kem küm :)

not: Beni merak edip de 'piştt kız nerelerdesin??' diye soran Uraganıma, uzun zamandır yazmamama rağmen yorumunu esirgemeyerek sorumluluğumu hatırlatan:) Sinanonur'a acayip teşekkür eder; galaksinin en bi tatlı mizahçısı Berşan'a da nice sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Herneysecim, kar yağmadı ama bidahakine artıkın.. Hepiniz kendinize çoook iyi bakın!!

12 Şubat 2009 Perşembe

ben aptal bir kovboyum

Berşan buraya her uğradığında canı Tadım pizza istiyormuş, gönlüm el vermedi gönüllerimizin on numaralı mizahçısına bu kötülüğü yapmaya, ve de, yuuutubun açılmasının şerefine şuralara Uraganım'ın çok sevdiği şu şarkıyı bırakayım dedim:)

"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"




şığım..

4 Şubat 2009 Çarşamba

pizza

İnsan rüyasında deli gibi pizza tarifi arar mı ya? Aradığım şey pizza olsa anlıycam da, yok işte 'pizza tarifi'; Snoopy menülerinde indirime gitmişken üstelik.. ("sponsored by snoopy" yazıcam yakında blogun bir yerlerine merak etmeyin:p )

Bilinçaltımda olan bitenler hakkında en ufak bir fikrim yok. Prensesim rüyasında ne görse çıkıyor ama. 'Olacak' dedikleri ben içimden 'yok artık yaa' derken oldu.

Neyse. Sırf bir rüyam da çıksın diye uyanır uyanmaz pizza tarifi aradım. Bunu deniycem bugün, güzel olursa Uragan'ıma da yollarım tarifi, Kikirikcik'e yapsın da afiyetle yesinler:)

Ben buradan da sıkıldım galiba. Günlüg benim için artık bitmiştir:p

Huuhh, no change, i can change, i can change.. The Verve bizler için söylesin; Bittersweet Symphony:



17:45 itibariyle Uraganım'ın fotoğraf isteğini yerine getiriyorum:

İlk defa hamur mayaladığım için bu kimyasal reaksiyonu hayretler içinde izledim. Yaşasın pakmaya!

Sağ tarafta pizzanın fırınlanmamış hali mevcut. En alttaki de mutlu sonnn..

Kaşar peynirini biraz fazla kaçırmam dışında lezzet olarak Snoopy'e rakip olabileceğimi düşünüyorum:p

Bu gece rüyamda portakallı pekin ördeği görmem inşallah :S

18 Ocak 2009 Pazar

zardanadam

Ankara'da soğuk bir Beytepe günüydü yine. Duvardaki afişte kırmızı üst üste durmuş iki zar ben solar'ın gözüne çarptı..

Biri altı gelmişti, diğeri de bir. Üzerine bir de Dibini Gör-Zardanadam ikilisini de ekleyince benim dikkatimi çekmemesi, hatta gidip kasetlerini almamam şu an üzerime bir uçan daire düşmesi olasılığıyla eşdeğer.

Sonradan 'Dibini Gör' albümlerini dinledim hep, "Diğer albümlerini de istesene, koliyle yolluyorlar" dedi bir arkadaş -ki ona zamanında kargoyla kargo ücreti dışında hiçbir ücret talep etmeden tüm albümlerini yollamış bu güzel insanlar-.

Şimdilerde de baktım ki, sitelerine tüm albümlerini indirilebilir durumda bırakmışlar, boyutuna kadar yazmışlar, istersen tek tek istersen albüm albüm, sözleri, akorları, tabları her şeyi bırakmışlar.. Birkaç yazılarını da okudum, bu işi para için yapmadıklarını görmemek için kör olmak lazım, tam müzik insanları yani, bu işe gönül vermişler..

O değil de, "hee forumu da varmış, bakayım bi.." dedikten sonra forumda dönen "neden sarışınlar boktur???" başlıklı geyiğe de baktım biraz (bu güzel abilerin -tüm sarışınları tenzih ederek yazıyorum- 'sarışınlar boktur' adlı bir şarkıları var, ona istinaden dönen bi geyik) , grup elemanlarından Erbatur'un verdiği şu cevap iki dakika boyunca sırıtarak ekrana bakmama sebep oldu:

"Boklar çeşit çeşittir:) , bize bir dönem sarışın olanlarından fazla denk gelmiş, öyle demişiz, fazla takılmayın bunlara, üzmeyin birbirinizi... Hayat güzel!"

Pink Floyd gibi ol işşallah Zardanadam:)

(not: şarkılarını bırakmadım buraya ama, sitelerinden dinleyebilir, indirebilir, dünyayı ele geçirme planlarınız için kullanabilirsiniz, ve hatta, 'kalbim yok- kaçacağım'dan başlayabilirsiniz;) )

(emeğe saygı)

12 Ocak 2009 Pazartesi

nikos vertis


Bir dizi vardı hatırlarsanız, Yabancı Damat diye, orada çok hoş Yunan şarkıları çalardı..

Geçenlerde kuzenim 'dinle bak, güzel' diye dinlettikten sonra bir müzik manyağı olarak Nikos Vertis'in izini sürdüm, iyi ki yapmışım, dinlemeye değer şeyler buldum:

Den eho esena - favorim bu. 'slow yunanca he, olmuş ya..' dedim dinlerken, ne dediğini anlamıyorum ama süper, bunu dinlesen diğer şarkılarını da deli gibi ararsın bence (yukarıya bıraktım da hatta bak:) )..

Mono gia sena - Nedense 'bu şarkı sana' diyormuş gibi geliyor(bi teori vardı ya doğuştan her şeyi biliyoruz öğrenmeyip hatırlıyoruz diye, bi dakka lan, dejavu..), sonra da ben bu şarkıyı sana yazdım geliyor aklıma ama işte Cem Adrian'la pek alakası yok..

Pes To Mou Ksana - Böyle kıpır kıpır bi şarkı, hobaaa, eller havaya tadında, yerine göre güzel..

Poia eisai- He, bu da ikinci favorim.

Şimdi üşendim linklerini tek tek aramaya, en baştaki favorim dediğimi bırakıyorum, hoşuna giderse diğerlerini de arar bulursun zaten;)

Yakışıklı bir abiymiş de, Allah sahibine bağışlasın:)

(resim)

29 Aralık 2008 Pazartesi

ya pink floyd olmasaydı..

"can you show me where it hurts?"*
(Pink Floyd-comfortably numb)

"bakmalısın, görmelisin acıyan yerler neresi?"
(Yasemin Mori-mutsuz punk)


Profesyonel anlamda müzikle ilgili olsam Pink Floyd'u özellikle dinlemezdim, yaptıkları müzikten, yazdıklarından etkilenmemek mümkün değil ki; David Gilmour (benim için 'High Hopes' demek) başta olmak üzere özenle başka gezegenlerden tek tek seçilmiş olmalılar, grup halinde bile değil bak, tek tek..

Allah korumuş da Pink Floyd olmuş:) Bir yüzyıl sonra da hiçbir şey değişmeyecek, çoğu grup/şarkıcı silinecek (hatta belki fd'ciğim bile), ben de portakalda vitamin falan olucam ama Pink Floyd halen var olacak; halen yeryüzünde "hey, teacher, leave those kids alone!!" diye bağırılacak ama, bunu düşünmek cidden içimi acıtıyor..

Bişeyler değişsin bence. Tyler? Travis? Gelin evladım bi siz şu yana..

not: Komşu blog Kültür Mantarı'ndan gelen soğuk hava dalgasından Solar Günlüg de nasibini aldı:)

*
"acıyan yerleri gösterebilir misin?" olarak çevirdim..

25 Aralık 2008 Perşembe

ice dance



Sabah, istatistik dersinin başlamasına var daha; arkadaşların çay içme fikrini 'gerek yok' gibi abuk bir cümleyle reddettikten sonra sınıfa gidip dışarıyı izliyor, içimden hayali kahramanıma, Edward'a teşekkür ediyorum kar yağdırdığı için.. Kulaklarımda tabii ki 'ice dance', şarkı bitene kadar dans eden 'Kim' oluyorum, kim olduğuma bakmadan..

Beyaz.. Nasıl güzel bir renktir? Doğaya bu kadar mı yakışır? Kış mevsimini insan bu kadar mı sevebilir? Aslında çok üşürüm ben, öyle böyle değil, kimse üşümezken sarınacak bişeyler ararım etrafta, biriyle tokalaşırken ellerimin soğukluğundan utanırım hatta, ama yine de kutuplara taşınmalıyım bence..

Umuttepe'den bugünün kar manzaraları bunlar. Siz muhtemelen göremeyeceksiniz ama, gençlik trafik levhasına gülücük yapmıştı karla (yukarıdaki fotoğrafta), gülümseyerek yürüdüm uzun bir süre sayelerinde, ne bileyim işte, o sıcak sevgi dolu kalplerin yansıması bu galiba, bunu sen de yapıyorsun bence, ben de iz bırakıyorumdur bir yerlerde.. Söylediğin bir kelime ya da bir mimik veya sürekli giydiğin bir şey, kokun, sevdiğin bir yiyecek, iz bırakıyorsun illa ki başka hayatlarda umursamaz gözüksen de, gözükseler de, iz bırakıyoruz evrenin herhangi bir köşesinde, herhangi bir anda hatırlanıyoruz illa ki.

Yine de, en çok ben hatırlıyormuşum gibi, en çok ben düşünüyormuşum gibi, biri daha var ki, O kar yağdırdıkça dünya kurtulacak ve en güzel masal onunki olacak, biliyorum işte ya, hissediyorum..

Cennet kar yağan bir yerdi ya, ben cennetteyim, düşündükçe.

(Sıradaki yazı 'Edward kim ya?' diyenler için gelirdi aslında, ama bence buraya tıklarsan ayrıntılı bilgi edinebilirsin.)

15 Aralık 2008 Pazartesi

monochrome



"mochrome floors, monochrome walls
only absence near me
nothing but silence around me
monochrome flat, monochrome life
only absence near me
nothing but silence around me"

Yann Tiersen.. İsmini bu kadar hak eden bi şarkı daha dinlemedim.

11 Kasım 2008 Salı

balık hafızası

Evet, var böyle bişi bence. Ders çalışmamak için balik Mahmut üzerinde çeşitli deneyler yapıyorum. Bu sabahkini sizlerle paylaşmak isterim..

Efenim, malum baliklar da biz omurgalılar gibi yaşamak için beslenmek zorundalar, haa, bu omurgasızların yaşamak için beslenmek zorunda olmadığı anlamına gelmemeli.. (Ben olsam okurken düşünürdüm de, o açıdan, empati yani.) Ehem, neyse, Mahmut'a yemi verir gibi yapıp (burada da araya girmem lazım; Mahmut balıkların günün büyük bir kısmını yüzerek geçirdiğinin farkında değil, birkaç dakika dolanıp dibe çöküyor tüm gün, sürekli bir uyuklama hali gözlemlediğim için çok daha öncesinde balikin depresif olduğuna kanaat getirmiştim) yani fanusa tırnaklarımla birkaç 'tık tık tık' yapıp balikin yüzeye çıkmasını sağladım. Balik yüzeye çıktı, ama o da ne, Pavlov'un köpeğinin kandırıldığı gibi kandırıldı o da, yem yok..

Üç saniye sonra..

Araştırmacı tekrar fanusa 'tık tık tık' yapar..

Balik tekrar yüzeye çıkar..

Buradan da anlaşılıyor ki; balıklar harbiden de balık hafızalı efenim.

Sonuç: Allah herkeşlere böyle hafıza nasip etsin, amin.

Demem o ki Hande Yener dinliyorum, Yola Devam diyor. Yok, diyeceğim bu değildi aslında da itiraf edip rahatlamak istedim.. 'Hande Yener mi dinliyorsunuz?? Sığ insansınız, bu ülke sizin gibiler yüzünden bu halde..' içerikli yorumları yayınlamama hakkım bu açıdan güzel bişi, teşekkürler Blogger.

Neyse, birkaç saat sonraki sınavım için çalışmam lazım şimdi, izninizle, byeess şekerler.. Yüreğineee güneş koy, yüreğineeee bulut koy, yüreğineeee yıldız koy, durmak yok yola devam..

1 Kasım 2008 Cumartesi

ich gehe in das kino*

Bak aklıma ne geldi, benim Haaacettepe Yüniversitesi (Direk Hacettepe deyince kızıyorlar 'Buna ne hacet?' derken ki hacet gibi okunmalı bu) yani Angara geçmişim var bir seneliğine. Kurtuluş, Beytepe, Baraka dışında aklımda Alamanca hatıralarım var bir de..

Ders çalışmamak için n'apsam diye düşünürken bu şarkı geldi aklıma, ezberlemeye çalışıyordum hazırlığı okurken, bildiğim ilk Almanca şarkı olacaktı. Allah'tan sonra Rammstein ile tanıştım da Almanca arabeske teğet geçtim:p Gerçi Rammstein da arabesk orası ayrı. Olsun ya, hem seviyorum arabeski ben. Bir Orhan Baba olsun, Ferdi Abi olsun, hep büyük insanlar.

Mesela bana sorsalar 'Sence bir Türk'ün Almanlara en büyük katkılarından biri nedir?' diye, bu şarkıyı söylerim hemen, kırk yıl kalsa bir Alman böyle bir müziğe böyle sözler yazıp 'çok geç artık..' demez bence, duygularını aldırmış gibi duruyorlar uzaktan bakınca, hımm, Rammstein hariç:p

Ben de kendi çapımda bir deneme yapıyorum, müzik alt yapısını yapabilecek olan varsa gramer hatalarını düzeltip sözleri kullanabilir, aslında hohşıtendouç öğretmişlerdi ama unuttum maalesef, ya da hiç öğrenemedim:p

du und ich**

er ist in meinem herzen
ich sagt ich liebe dich liebst du mich?
nein, nein er sagt,
dann was für machen?
dienen herzen sağolsun..(n'apayım hatırlayamadım..)

*Bu Almancayı henüz kıvıramamış zavallı öğrenciye hoca 'boş zamanlarında n'aparsın?' dediğinde öğrencinin verdiği default yanıttır: sinemaya giderim.

**sen ve ben
o benim kalbimde
seni seviyorum dedim sen de beni seviyor musun?
hayır, hayır dedi
öyleyse n'apalım,
senin canın sağolsun..