ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ortaya karışık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

4 Mart 2010 Perşembe

bandura

Model alarak da öğrendiğimizi söylemiş bir insan Bandura. 'Sosyal Öğrenme'nin kurucusu yani. Koca ömürlerinde birkaç sayfa bir şey okumayıp çocuğuna "Git odana, kitap oku!!" diyen anne babaların yaptıklarının saçmalığından bahsediyor yani...

Bu kısımları pek bir işinize yarayacak değil de, devamı hoş, (hani şu Pavlov'un Köpeği deneyini yapan ve davranışların sadece koşullanma yoluyla öğrenildiğini iddia eden) davranışçı psikologlara çok sağlam bir ayar vermiş:

"Düşüncelerin davranışlar üzerinde etkili olmadığını iddia ederek, insanların düşüncelerini kendi düşünceleri doğrultusunda değiştirebilmek için tüm zamanlarını konuşmalara, makalelere ve kitaplara adayan radikalleri görmek oldukça eğlenceli."


Zeka dediğin böyle bir şey işte:))) Her zaman daha iyisi vardır. Bilişsel öğrenmecilerin vermiş olduğu ayarları da önümüzdeki derslerde işleyeceğiz gençler.

Hayatımdan bir süreliğine çıkardığım film izleme olayına geri döndüm bu arada. Pixar'la, animasyonlarla, yorumlarımla gelicem!!!!

Bir de "%100 düşünce gücü"nü okuyup durağa gittiği an bineceği otobüsü getirebilen var mı ya? Daha zeki insanlar bilirler... Boşuna "Bir gün bir kitap okuyacağım ve bütün hayatım değişecek;)" diye kafa patlatmayayım yani :(

Tamam ya, gittim işte. Kib. Çok öpt. Bye.

(emeye saygı)

(Şablonun içler acısı halini fark ettim, kısa zamanda ilgileneceğim inşallah, durup dururken niye bozulur ki bunlar anlamıyorum :S )

yine beeen: Uğraştım bayağı da, logodaki "yoghurt"u "solar" yapamamam dışında bi problem yok sanırım. Neyse ya olduğu kadar artık şekerler. İdare ediverin.

ki onu da düzelttim.

15 Temmuz 2009 Çarşamba

kabak ve patlıcanlı makarna

Ben bir makarna hastasıyım. Bugüne kadar ton balıklı, peynirli, sebzeli makarnaları hep dışarıda yemiştim. Evde yaptığım zaman bizim bildiğin domates soslu türkiş makarna yapıyordum hep (bir ara yaptığım yemekten çok salata kıvamındaki havuçlu makarnayı saymazsak). Bugün bir değişiklik yapayım dedim ve tarifleri araştırdım netten. Kabak ve patlıcanlar bozulmaya yüz tuttuğu için onları kullandıracak bir tarif aradım mamafih istediğim gibi bir tarif bulamadım. Ben de bu tarifi uydurdum, epeyce lezzetli oldu. Bunca yıllık bloggırız, insanlara bir faydamız olsun bari.

Zorluk derecesi: Tüm malzemeleri göz kararı kullandığım için 'göz kararı tuz atabilme' aşamasına (level 3) yükselmiş olman lazım.

Süre: Benim mutfakta oyalanmayı sevdiğimi göz önüne alırsak bir saatte hazır olur diyebiliriz.

Müzik: Sally's song dinledim canım inflack sayesinde ama başka bişi daha iyi olur tabii. Daha soğanları doğramadan ağlamaya başlıyor insan:(

Malzemeler: bir paket makarna (tercihen çubuk), patlıcan, kabak, soğan, yeşil biber, sarımsak, domates, tuz, kekik, karabiber, pul biber, kızartmak için ayçiçek yağı pişirmek için de mısırözü yağı.

Kullandığımız ölçü: Tavla zarı büyüklüğü (kısalt. tzb)

Yapılışı: Makarnayı bildiğin makarna gibi pişiriyorsun. O pişerken patlıcanları rastgele soyup, kabakları da hiç soymadan tzb doğra. Ayrı kaplarda tuzlu suya atıver, suyu karartana kadar bekliycek. Takribi 10-15 dakika. Bu arada boş durma, domatesleri soyup tzb doğra. Sonra soğan, biber ve sarımsağı tzb doğrayıp hepsini bir kenara ayır. Kabak ve patlıcanları sularını süzmeleri için havlu peçete üzerine bırak ama daha öncesinde yağı kızdırmaya koy. Önce kabakları sonra patlıcanları kızart. Soğan, biber ve sarımsağı her zamanki sıra ve sürede mısırözü yağıyla kavurduktan sonra kabak ve patlıcanları en son da domatesleri ekle. Baharatlarını da katıp şöyle bi çevir. Suyunu çekene kadar kısık ateşte pişirdikten sonra makarnaya kat ve afiyetle ye.

Sık Sorulması Muhtemel Sorular:

1. Patlıcan ve kabakları birlikte kızartamaz mıyım?

-Hayır tatlım. Sebzelerin pişme süreleri farklı. O kadar uğraştıktan sonra kömür gibi patlıcan yemek istemezsin di mi:)

2. Ölçü olarak tavla zarı yerine okey zarı kullansak olur mu?

-Kafamız kadar patlıcan ve kabağı makarnadan bağımsız bir şekilde yemek zorunda kalmamız sorun teşkil etmeyecekse neden olmasın:)

3. Kekik niye ya?

-Ratatouille tarifini hatırlarsak kekik, kabak ve patlıcana çok yakışan bi baharat. Kokusunda davet var.

4. Hangi ülkenin mutfağından bu?

-İtalya Fransız karışık yöresel bi lezzet, deeermişim :P

5. Ya ben yaptım ama hiç de lezzetli olmadı:( Niye ki?

-Becerememişsindir. Önce ratatouille yapmasını öğren.

27 Temmuz 2008 Pazar

gta, mercan dede ve siyah balık kraker

Grand Theft Auto, hiç oynamadıysanız şayet, ısrarla tavsiye ediyorum. Direksiyon hocam görebilseydi benimle gurur duyardı yauu, en dik yokuşlarda bile arabayı milim kaydırmadan harekete geçirebiliyorum:)) Yaşasın Zaibatsular!

Emrin?

Yaparım.

Şaka şaka, bu başka oyundu:)

Şimdilik birkaç ufak hikaye yeter bana. Siyah Süt, bugüne kadar okuduğum en sıkıcı kitap ne de olsa.. Kitap ile ilgili okuyucu görüşlerinden biri çok garip, adam o içseslerin herbirinin yazara ait olduğunu kitabın sonunda anlamış, 'kitabı yarıda bırakanlar için üzülürüm' diyor..

Şu sıradan hayatımda tuhaf bir şey yapayım diyorsanız GTA oynarken arabaların radyosu yerine Mercan Dede dinleyip tropikal meyve aromalı jelibon yiyin. Üçünü aynı anda yapabilirseniz tabi, hahayt:p

Kimse dharma balık krakeri de atmıyor ya kafesime, neyse, elveda ve tüm o balıklar için teşekkürler.

Oeh, yazının her parçası ayrı bi dünya ya, nerde bütünlük, nerde solar?

17 Mayıs 2008 Cumartesi

top 10

Bunlardan çok vardı eskiden televizyonlarda haftasonları, şimdi eskisi kadar yayınlamıyorlar sanırım, ama az evvel denk geldim birine..

Diyetisyenler ısrarla 'yapmayın, çok yersiniz haa, cıss' deseler de evde kimse olmadığında yemeğimi televizyonun karşısında yiyorum ben, ne yani, 'yalnızım be yazık bana, ühühühüh' diye düşüneyim de psikolojim bozulsun daha mı iyi..

Yalnız ne izleyeceğini seçme aşamasında dikkatli olmak lazım, sinir bozucu bişeyler olunca hırsla yemek yiyebiliyor insan, sağlığa zararlı olanı bu.

Neyse, ben çok fena Mor ve Ötesi hayranıydım, çok geçmiş değil, Gül kendine diye bir albümleri vardı, tanışmamız öyle oldu, -ki kendisi halen elimdeki albümler arasında baştan sona zevkle dinlediğim sayılı yerli albümlerdendir- kartonetinde yazılı şu cümleyle gençlik heyecanımı harmanlayıp 'olay budur be!' demiştim; "Bu albüm dünyanın gidişatından endişe duyanlara adanmıştır..."

Bana yani:p O zamanlar hissettiklerim; farklıyım, duyarlıyım, anarşi dolaşıyor damarlarımda, gücüm de var, değişime inanıyorum, sadece bir ivme gerekiyor, falan filan. Sonra Şehir, Bırak zaman aksın, Yaz albümlerini de almıştım, neyse ki Ankara'daydım da eski albümlerini bulmakta zorlanmamıştım (Kızılay'da kayboldum orası ayrı). Diğer güzel yanı da bu abiler ben oradayken konsere de geldiler, kaçırır mıyım, gittim tabii, yalnız kahretsin ki kapıda grubun solisti Harun'u gördüm, arkadaşın tabiriyle 'şişe dibi gözlükleriyle', 'E okumuş adam tabii, haliyle..' diyip geçtim, halen hayrandım. Biraz da erken gitmiştik, en öndeydik, tam Harun'un karşısında duracaktım. Durdum da, ancak hayranlık grafiğimde hızlanarak azalan bir düşüş gerçekleşiyordu; şarkıları söylerken ağlayacak gibi bir ifade oluşuyordu Harun'un yüzünde, böyle boyun damarları patlayacakmış gibi, arada sırada da yarabbi şükür, ayyy, iyvreençç, evet.

Konser bittiğinde sıkılmıştım bu gruptan. Tıpkı şimdilerde şarkıları winamp'ın inisiyatifine bırakamamaktan, replikleri hatırlamamak için beynimi oyalamaktan, neşeyle yürüdüğüm yollardan koşar adımlarla kaçarken arkama bakmamak için gözlerimi sımsıkı kapatmaktan, kulaklarımı tıkamaktan, kelimelere takılıp paldır küldür yuvarlanırken, yanımdakilerin beni bir yandan kollarımdan tutup kaldırmalarından, diğer yandan da çekiştirip durmalarından sıkıldığım gibi.

Şimdiii, bunlar aklına nasıl geldi dersen; aynı surat ifadesini az evvel klipte yine gördüm solistte, 'deli' yi söylüyor, (klip de linkin park- somewhere i belong'un klibini çağrıştırdı bana nedense), ses tellerindeki acıyı hissettim yine. Eskisi kadar hayran değilim ama bir zamanlar hücrelerimi peşinden sürükleyen bu gruptan, klip olarak uyan, şarkı olarak da the faithful lover, gül kendine, daha mutlu olamam, re, cambaz, 23, beyaz gibi şarkılar yapmış bu gruptan, daha iyisini beklemeye hakkım vardır diye düşünüyorum.

Aslında düşünüyordum, dört numarayı dinleyinceye kadar. Bizim üzerine hayal inşa etmeye kıyamadığımız 'mucize'yi başlık diye alıyor, şarkı yapıyorsun ama, mucize mucize olalı böyle zulüm görmemiştir heralde.. Opera da değil ya, neyse.

Affet Harun abi, hata ettim. Beşinci olmandan geçtim, bu listede olman bile büyük handikap. Öncesinde fd de var mıydı acaba, bak, içime dert oldu şimdi..

Neyse Nil dinleyeyim biraz, bunlar bana ekstıra larç, ekstıra larç. Bir de okul bitince integralin adını dahi duymak istemiyorum canım günlüg, yemem ben artık bunları.

21 Nisan 2008 Pazartesi

sürrealist pasta akımı ve horton

"Buna sanat demeyenin alnını karışlarım."
-Recep İvedik

Büyük düşünür Recep İvedik'in sözünden yüz bulup, haddimi bilemeyip bundan mütevellit affınıza da sığınarak, şöyle bişeyler demek istiyorum; "Pratik sanat mutfaktadır."

Pasta yaparken dünyayı gözüm görmüyor benim, içe dönüyorum (sanat) , ruh halim de süslemeye yansıyor mesela (dışavurum) , kendimi iyi hissediyorum (huzur/rahatlama).

Yalnız kremanın kıvamını tutturamayınca inşaata harç dökmek gibi bir şey oluyor pasta yapma sanatı:p

Eh bu da deneyimle doğru orantılı gelişecek bişey sanırım:)

Bugün Horton'u izledim, Pixar'ınkiler kadar mükemmel bir animasyon olamasa da ellerinden geleni yapmışlar:p Ehehe, izleyin muhakkak(Uragan'ım Kikirik'i de al gidin), acayip eğlenceli bişey olmuş..

Bir süre her şeyi animasyonlardaki gibi görmeye başladım yine, hava güzel olunca da epey dolandık, eve geldiğimde ayaklarım şişip iniyordu çizgi filmlerdeki gibi.. Sözün özü; bir daha topuklu ayakkabıyla çarşıya inmek mi, aman aman..

30 Aralık 2007 Pazar

'come armageddon come'

Bir pazar günü ne yaparsanız yapın sıkıcı bir gündür.

Sevdiğiniz bir filmi bilmem kaçıncı defa izlersiniz ama gün daha bitmemiştir. Sevdiğiniz bir albümü baştan başa dinlersiniz fakat pazar günü hala size bakıp sırıtıyordur; kitap okumaksa hiç içinizden gelmez.

Bir pazar günü hava güneşli de olsa kasvetlidir. Ne siyahtır ne de beyaz, tıpkı Morrissey'in dediği gibi gridir; kararsızdır...

Sanırım bu pazar günü benim yapabileceğim en anlamlı şey Morrissey abi eşliğinde yeni yıla dair istekleri sıralamaktır: Birinci isteğim şişman ve tembel bir kedi (Garfield), ikinci isteğim bana alakasız zamanlarda alakasız cümleler kuracak sevimli bir robot (Marvin), üçüncü isteğim yemeklere en uygun baharatları seçecek bir fağğe (Remy) ve son isteğim bunların bir arada yaşamasına olanak verecek kadar barış ve huzur.

Noel baba??? Offff, daha seninle suya yazı yazacaktık ama, erken pes ettin:(

(ve Noel baba geyikleriyle kaçarken "Senin bu yılki hediyen; no hope no harm" diye bağırır
)

19 Aralık 2007 Çarşamba

dayım var benim,yaa...

Her hediye özeldir elbette ama bazılarına bakınca gözleriniz yaşarır çünkü alan kişiyi çok iyi tanırsınız; angarya 'hediye alma zamanlarını' sevmeyen sadece içinden geldiği için hediye alan biridir benim canım dayım..

Bana bu evi getirdiğinde küçülüp evin içinde dolaşmayı düşlemiştim, halen baktıkça da bunu düşlüyorum (aslında benim için büyük bir ev, temizliğine yetişemem bikere:P).

Bir de ayıcıklı bir bardak aldı bana. Görür görmez 'Ders çalışma bardağııı!!' dedim. Kahve için idealdi, hem büyük hem de ince. Üzerinde 'mach mal pause' yazıyordu. Dayım 'Aldık ama kötü bişey yazmıyordur heralde?' diyerek ingilizce bilen yeğnine olan güvenini belirtti. Ben de 'ya ingilizcede 'mal' diye bi kelime duymadım hiç... Mach hız birimi, pause durmak...' diye saçmalamaya başladım. Be hey solar, bir de yeryüzünde ben bi sene almanca hazırlık okudum diye dolanıyorsun, o sözcükler ingilizce mi, almanca yahu...'Bir kere daha mola ver' gibi bi anlama geliyor hem de...

Şimdi bardağa her baktığımda çalışmayı bırakmak geliyor içimden, sadece anlamını ilk okuduğumda çözememekten değil, tembellik yapmak istediğimden de aynı zamanda; keşke hep ingilizce olduğu zannedip ne anlama geldiğini çıkaramasaydım diyorum yani canım okuyucu.

Yaaa yaaa, böyle şeyler bile etkiliyor beni işte...

22 Kasım 2007 Perşembe

nereden başlasak

TDK'dan başladık bu sabaha, bu adresi çelişkiye düştüğüm kelimeler için kullanıyorum. 'Nereden' diye yazılıp 'nerden' diye okunan kelime bana bunu yaptırdı(aklıma Donnie Darko geldi, hani bir sahnede yerde 'they made me do it' yazıyordu ya). Ahanda şu yazıdan bahsediyorum, -bu arada ahanda için TDK 'ahanda sözü bulunamadı' dedi ama idare edin artık yazmış bulundum. Hem de güzel durdu.- Neyse yazı şöyleydi:
Donnie Darko'nun müzikleri beni filmden daha çok etkilemişti, filmden öyle çok fazla etkilendiğimi söyleyemem. Yani mesela bir Leon gibi ilk izledikten hemen sonra birkaç kez daha izlemedim. Leon'u her izlediğimde Luc Besson'ın yönetmenliğine hayran kaldım. Muhakkak bir yazımda sadece Leon'dan bahsedeceğim.

Heh, gelelim 'nereden başlasak'a. Günün müziğini seçerken epey bir kararsız kaldım. Stairway to heaven, stupid girls, faraway'dan sonra 'Oya&Bora-Sevmek zamanı'na çift tıkladım. Eski günlere döndüm şimdi, bu şarkıyı bağıra çağıra söylediğim günlere (aman bu eylemi kampüs ortamınızda yapmayın dün okudum disiplin yönetmeliğini; kınarlar bak, demedi demeyin) döndüm. O günlerde kimse kimseyi şarkı söylüyor diye kınamıyordu. O günler güzeldi ama benim gibi okuldan nefret eden bir bünye için o günlerin geri gelmesini istemek büyük bir handikap olacaktır. Yani mümkün olsa şu önümdeki 3 seneyi de bir çırpıda geçirirdim(tabii okulu 4 senede bitirecek kadar yetenekli isem, eğer değilsem de mümkünse diplomayı aldığım güne gideyim)Click filminde bir kumandayla yapıyordu adam bunu, ah ah, o kumandadan bende de olacaktı... Click demişken Linger'ı es geçmek olmaz. Tamamdır Oya&Bora'dan sonra Linger'a geçiyoruz. Sonra da güne başlıyoruz ama 'öyle günler var ki baştan sonu gelmiş'miş...

(emeğe saygı linkleri)