Galiba çok uzaktayım. Galiba değil, öyle, uzaktayım işte.
İnsan çok mutlu olur herhalde diyordum da, insan çok mutlu değil de, çok dumur oluyormuş. Aslında karışık, aynı salise içerisinde çok farklı duygular arası astral seyahate çıkabiliyormuş insan.
Ne bileyim, okunması gereken kitaplar, içilmesi gereken kahveler, yenilmesi gereken yemekler... Onlar aynı da... Ne bileyim ya. Burası çok uzak.
Alışmalı insan. Alışmalı evet. Sevdiğim her şey uzakta gibi şu an, ama burada da sevdiklerim olmaya başladı. Oldu.
Yazamama durumum halen devam ediyor :) En azından bu konuda herhangi bir değişiklik olmamış. Sanırım "bu her zaman iyiye işaret"tir. İyi bi şey. İyi.
ah günlüg ah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ah günlüg ah etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
19 Şubat 2012 Pazar
4 Mayıs 2011 Çarşamba
22 Şubat 2011 Salı
anadolu: "gökyüzü ağlamazsa yeryüzü gülmez"
Her şey gün geçtikçe daha kötüye gidiyor, ve ne yazık ki olan bitene karşı yapabileceğimiz hiçbir şey yok. Lidyalılar işin bu noktalara varabileceğini tahmin etseydi, bence parayı icat etmezlerdi.
Gerçi başkası bulurdu yine.
Of be günlüg, denize fırlattığın bir deniz yıldızı için çok şey değişmesinin bile hiçbir anlam ifade etmediği bir zamandayız. Hiç değilse daha fazla çocuk doğurmasa insanlar:(
18 Kasım 2010 Perşembe
uyandırır seni gecenin ortasında
Bazen diyorum ki bi şey olsa, Hotel California'nın notalarını birleştiren huzur, benim de damarlarıma sirayet etse. Bir şeylerin aklımda asılı kalmasından, belirsizlikten nefret ediyorum; belirsizlikten kurtulamıyorum. Çünkü bu defa aklımda asılı kalan şeyler kontrolümde değil, yok edemiyorum. Ne olacağını bilmiyorum, insanlar soruyorlar? 'İnan ne olacağını ben de bilmiyorum' diyorum. Karşılıklı 'hayırlısı'lar 'önce sağlık olsun da'lar diyoruz sonra. Aklımın bir ucunda memleketin bir ucu, diğer ucunda yanıbaşım. Bundan on sene sonra nerede nasıl olacağımı bilsem söylemez miydim sanki?
Yanımda dursa huzur, beni gecenin bir vakti uykumdan uyandırmasa yeter.
Her nerdeysem, umarım huzurludur. Öyle çok fazla da değil, biraz Hotel California notalarındaki huzurdan.
31 Ekim 2010 Pazar
bak bir sınav daha geçti
Şaka gibi...Giydiğiniz montun üzerindeki metallere takılan dedektörler, salonda bas bas "o yasak bu yasak şu zaten yasak küpe yasak yüzük yasak tuvalet yasak kıpraşmak yasak" diye psikoloji bozan sınav görevlileri, mentollü olips şekerler, "al... terini silersin" der gibi ösym peçetesi...
ve bütün bunları "adamlar işi bu sefer sıkı tutuyor canığğm" diye takdir eden halk...
Affedersiniz ama, o sorular "yüzük"le değil, "yüzük kardeşliği" ile çalındı benim bildiğim.
Seneye bence kapılara bir de "safety car" bırakılsın, daha şık durur. Hatta bak soruları bunlar getirsin. Kopya çeken olursa sarı bayraklar kaldırılsın falan. On numara önlemler. İvet...
(Şayet bir senelik, tabiri caizse "eşek" gibi çalışma neticesinde yaptığım doksan üstü netlerle atanamazsam bu benim ayıbım değildir bir de)
ps: başlığın şeysi buydu.
29 Haziran 2010 Salı
kolay olacağını kimse söylemedi
"Hadi başa dönelim" derken samimi değildim aslına bakarsan. Bu yaşa gelip ÖSS psikolojisini yeniden yaşamak çok zor. Yine o zamanlardaki gibi testlerin içinde boğuluyorum. Denemelerde geçtiğim kişi sayısına bakıp formüller çıkararak atanma olasılığımı hesaplıyorum. "He heh aferin bugün iyi soru çözdün" diye kendimi gaza getirmeye çalışıyorum. Günlük çalışma planları hazırlayıp uygulayamadıklarıma hayıflanıyorum. Kaygı düzeyimi düşürmeye çalışıyorum."Meditasyona mı başlasam??" diye abuk düşünceler içinde okuduklarımı atıyorum hafızaya... Evde bakıyorum, gerekeni yapıyorum... On numara, evet...Sıyırıyorum yavaş yavaş.
Bu noktaya geldik işte. Okuyorsun, süper güdülenmişsin, "öğrendiğim bütün her şeyi uygulayacağım hiçbiri teoride kalmayacak" diyorsun, hooop, önüne koca bir engel daha çıkıyor, ve ben cidden sıkıldım. Yarın sınav olsa "tamam ya ne halim varsa göreyim bence" diyeceğim, o derece.
Sınava nerede gireceğim de belli oldu. Cuma günü, tıpkı ÖSS'ye girdiğim zaman yaptığım gibi sınav yerini göreceğim. İzin verirlerse biraz oturup soru çözerim. Kalemlerimi hazırladım. Suyum, şekerim, bir senedir okuduğum dualar, bana okunan dualar... Hepsini ardıma katıp elimden geleni yaptım artık gerisi nasip kısmet diyerek gireceğim KPSS'ye.
Sonrası mı?
Bilmiyorum.
Düşünmek de istemiyorum.
Cidden çooook sıkıldım, artık...
Haklısın Chrisciğim, ama kimse bu kadar zor olacağını da söylememişti:( Sen de söylüyorsun ya öyle!
(resim)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
bence de hayvanları unutmayalım ama...
http://www.penguen.com/Default.asp?gun=20100522Hayvanlar su bulamıyorlar diye yoğurt kovasına su bıraktım sabah, bi parça da ekmek. Sonra da bu karikatürü gördüm, aklıma bir şey geldi; birileri yıllardır insanları hayvan yerine koyuyor. O gün karnını doyursun da, yarınına Allah kerim...
2 Nisan 2010 Cuma
gidiyorum gitmiyorum
-Blog'a yazı yazayım diyorum. / Gmail'i açıp "posta oluştur" a tıklıyorum.
-İkiyi yirmi geçe okulda olmam lazım. / Bir türlü kalkıp hazırlanamıyorum.
-Karar almak zorunda olmaktan nefret ediyorum. / ALES'e kasımda gireceğim.
-KPSS yaklaştıkça her geçen gün daha az çalışabiliyorum. / Daha bitirmem gereken yığınla konu var.
-Bir an önce mezun olayım diye saatin gözlerinin içine bakıyorum. / Mezun olduktan sonra atanamazsam ne yapacağımı bilmiyorum.
-Kahve içmek istiyorum. / İkinci bardağı içtikten sonra ya mideme ya da başıma bir şeyler oluyor.
-İnce giyinip çıksam üşüyorum. / Kalın giyinsem sıcak basıyor.
-Buradan gitmek istiyorum. / İzmit'i çok seviyorum.
-Kendime audi a3 almak istiyorum. / Alırsam sırf beş sene banka kredisine çalışıcam.
-Ne yapacağımı biliyorum:) / Ne yapacağımı bilmiyorum:(
Kendini benim yerime koydun, nolcak! Ben alalade / sen nadide...
-İkiyi yirmi geçe okulda olmam lazım. / Bir türlü kalkıp hazırlanamıyorum.
-Karar almak zorunda olmaktan nefret ediyorum. / ALES'e kasımda gireceğim.
-KPSS yaklaştıkça her geçen gün daha az çalışabiliyorum. / Daha bitirmem gereken yığınla konu var.
-Bir an önce mezun olayım diye saatin gözlerinin içine bakıyorum. / Mezun olduktan sonra atanamazsam ne yapacağımı bilmiyorum.
-Kahve içmek istiyorum. / İkinci bardağı içtikten sonra ya mideme ya da başıma bir şeyler oluyor.
-İnce giyinip çıksam üşüyorum. / Kalın giyinsem sıcak basıyor.
-Buradan gitmek istiyorum. / İzmit'i çok seviyorum.
-Kendime audi a3 almak istiyorum. / Alırsam sırf beş sene banka kredisine çalışıcam.
-Ne yapacağımı biliyorum:) / Ne yapacağımı bilmiyorum:(
Kendini benim yerime koydun, nolcak! Ben alalade / sen nadide...
24 Mart 2010 Çarşamba
istatistik
Yapılan araştırmalara göre yaşayan her insan hayatının bir döneminde en az bir defa etrafındaki kalabalığa bakıp "İyi ama neden ben?" diye ne idüğü belirsiz bir soru sormuştur.Yine yapılan bir araştırmaya göre bu soruyu sesli soranlara, insanların yüzde doksan dokuz nokta dokuzu şu güfteden esinlenerek cevab vermiştir:
"Beterin beteri var haline şükret dostum" ;)
Bazen "Bütün bunlar neden oluyor ki, hani böyle oluyor ya, acaba iyi mi oluyor yoksa kötü mü oluyor..." diye düşündüğünüz oluyor mu?
İlla bir seçim yapmam gerekecekse -tıpkı bugüne kadar olduğu gibi- bunu başkaları benim yerime yapsa olmaz mı?
Bu kadar soru sormam normal mi?
(kaynak)
28 Aralık 2009 Pazartesi
bir büyükşehir masalı
Şimdi -çoğu zaman gibi- buraya dilek öneri ve şikayetlerimi yazıyor olmamın mantıksızlığını bir kenara bırakmam gerekiyor. Yazmazsam içimdeki sinir ve stresin mideme vurma olasılığı çok yüksek ama sen de sinirleneceksen hiç okuma boşver, benim yazmam lazım.
Bir varmış bir yokmuş, pek de uzak olmayan bir yerlerde pek de büyük olmayan şirin mi şirin bir ülke varmış. İsviçreli bilimadamlarının yaptığı araştırmaya göre o ülkede yaşayan her dört kişiden biri "Bir gün bu ülkeden gidicem" dermiş. Geri kalan üç kişinin dağılımı ise şöyleymiş; "Adamlar yiyor ama çalışıyor" diyen salak vatandaş, oy verirken "Ben bilmem beyim bilir" diyen tüm gün izdivaç programı izleyip el işi yapan hanım teyze, diğeri de bunları bile düşünebilecek zeka yeterliliğine sahip olmayan baba parası yiyici ve boşverci bir zihniyetin el yapımı ürünü olurmuş.
Solar da yine bir gün "Defolup gitsem artık bu ülkeden" demiş çünkü günlerce 30-35 dakika belediye otobüsü beklemiş. Belediye yeni aldığı son model "çevre dostu:)"araçlarıyla milletin gözünü boyayıp oy toplayadursun, insanlar ak ak ak ak diyiverip kıpkırmızı "evet;)" dedikleri canı belediyelerinin şoförlerine "kardeşim yarım saat oldu yeter artık" şeklinde serzenişte bulunur olmuşlar. Belediye çiçek ekmiş. Solar otobüs beklemiş. Belediye lale şenliği düzenlemiş. Belediye çocuklara laptop dağıtmış ama insanlar saatlerce otobüs beklemiş. Belediye her yeri kazıp köprüler yapmış. İnsanlar otobüs beklemiş. Belediye çalışmış, olmuş. İnsanlar beklemiş, olmamış...
İnsanlar...
Beklemiş...
Beklemiş...
Beklemiş...
Beklemekten sıkılan Solar şikayet telefonu açmış. Önceden çalışan özel halk otobüslerinin tekrar çalıştırılmasını istediğini söylemiş. "Çok zaman kaybediyorum" diye şikayetini bildirmek üzere konuştuğu kişiden "Neden özel halk otobüsüne binesiniz ki, belediye otobüsü yüzde elli indirimli, e yarım saat de bekleyiverin nolcek;)" şeklinde cevap alınca bu ülkeden bir cacık olmayacağını bir kez daha anlamış.
Vazgeçmiş.
İyi uykular!!! Güzel ülkemin güzel insanları...
Tüm bunlar da bize kapak olsun.
Bir varmış bir yokmuş, pek de uzak olmayan bir yerlerde pek de büyük olmayan şirin mi şirin bir ülke varmış. İsviçreli bilimadamlarının yaptığı araştırmaya göre o ülkede yaşayan her dört kişiden biri "Bir gün bu ülkeden gidicem" dermiş. Geri kalan üç kişinin dağılımı ise şöyleymiş; "Adamlar yiyor ama çalışıyor" diyen salak vatandaş, oy verirken "Ben bilmem beyim bilir" diyen tüm gün izdivaç programı izleyip el işi yapan hanım teyze, diğeri de bunları bile düşünebilecek zeka yeterliliğine sahip olmayan baba parası yiyici ve boşverci bir zihniyetin el yapımı ürünü olurmuş.
Solar da yine bir gün "Defolup gitsem artık bu ülkeden" demiş çünkü günlerce 30-35 dakika belediye otobüsü beklemiş. Belediye yeni aldığı son model "çevre dostu:)"araçlarıyla milletin gözünü boyayıp oy toplayadursun, insanlar ak ak ak ak diyiverip kıpkırmızı "evet;)" dedikleri canı belediyelerinin şoförlerine "kardeşim yarım saat oldu yeter artık" şeklinde serzenişte bulunur olmuşlar. Belediye çiçek ekmiş. Solar otobüs beklemiş. Belediye lale şenliği düzenlemiş. Belediye çocuklara laptop dağıtmış ama insanlar saatlerce otobüs beklemiş. Belediye her yeri kazıp köprüler yapmış. İnsanlar otobüs beklemiş. Belediye çalışmış, olmuş. İnsanlar beklemiş, olmamış...
İnsanlar...
Beklemiş...
Beklemiş...
Beklemiş...
Beklemekten sıkılan Solar şikayet telefonu açmış. Önceden çalışan özel halk otobüslerinin tekrar çalıştırılmasını istediğini söylemiş. "Çok zaman kaybediyorum" diye şikayetini bildirmek üzere konuştuğu kişiden "Neden özel halk otobüsüne binesiniz ki, belediye otobüsü yüzde elli indirimli, e yarım saat de bekleyiverin nolcek;)" şeklinde cevap alınca bu ülkeden bir cacık olmayacağını bir kez daha anlamış.
Vazgeçmiş.
İyi uykular!!! Güzel ülkemin güzel insanları...
Tüm bunlar da bize kapak olsun.
12 Kasım 2009 Perşembe
niye gittim
Şimdi pek çaktırmadım ama epeydir yoktum. Ha, bunun yazma yeteneğim üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde ayrıca durucam zaten. Döncem ben sana. Ehe, neyse. Asıl konumuza gelelim.
Biz böyle acayip huzurlu yemyeşil ve mutlu bi sitede oturuyorduk. Etrafta şen kahkahalar atan şen çocuklar vardı. Böhühüh... Kendi evimize taşındık şimdi. Acayip dağbaşında bi yer. İnternet buraya nasıl ulaşabiliyor hayret ediyorum hatta. Türk Telekom'u tebrik etmem lazım, bunca yıl "link ışığı yanıyor!!!" diye böğürüp bildiğim tüm sabır cümlelerini içimden geçirken cidden haksızlık etmişim. Ne diyor belediye, çalışınca oluyore.
Arkamızdaki mezarlık sayesinde yaşamın ne kadar fani olduğunu, etrafımdaki sessizlik nedeniyle de televizyondan gelen çatur çutur seslerin aslında ne kadar korkunç olduğunu anladım. Köpekleri saymıyorum, bugün sayelerinde derse geç kaldım. Sibirya kurdundan tut, Alman kurduna kadar, köpek diye nitelendiremeyeceğim hayvanlarla dolu etrafım. Pek sevimli değil. Canım çok fazla sıkılıyor aslında ve bu büyük oranda KPSS'ye istediğim gibi hazırlanamamamla alakalı. Bu sınavı ciddiye alan tek yaratık benim şu anda, bizimkiler neye güveniyor bilmiyorum. Galiba bana. Ben kendime güveniyor muyum, hayır. Yeterince delilim yok şu an için. Çok umutsuzum. Hayat berbat.
Şimdi bu odayı boşaltmam lazım, oda değişikliği yapıyoruz malum... Dua et günlüg, bişeyler daha iyi gitsin. Bişeyler işte, ben bu çatı katına ısınayım, insanlar yağmurun pıt pıtına "aa negzel..." derken ben de "bence deee" diye atlayayım hemen.
Okula hiç gitmek istemememi saymıyorum bile. Nefret ne demekmiş bu sene öğrendim. Yazmayacaktım işte ya. Benim için işler iyi gitmiyor, umarım düzelir. İnternet bağlantım kopmazsa ya da bir sabah bir Alman kurdu tarafından hurharca katledilmezsem buralardayım yine.
Öptüm canlar.
düzeltme: Ayrıca domuz gribiyim sanırım ya. İyileşemedim bi türlü...
Biz böyle acayip huzurlu yemyeşil ve mutlu bi sitede oturuyorduk. Etrafta şen kahkahalar atan şen çocuklar vardı. Böhühüh... Kendi evimize taşındık şimdi. Acayip dağbaşında bi yer. İnternet buraya nasıl ulaşabiliyor hayret ediyorum hatta. Türk Telekom'u tebrik etmem lazım, bunca yıl "link ışığı yanıyor!!!" diye böğürüp bildiğim tüm sabır cümlelerini içimden geçirken cidden haksızlık etmişim. Ne diyor belediye, çalışınca oluyore.
Arkamızdaki mezarlık sayesinde yaşamın ne kadar fani olduğunu, etrafımdaki sessizlik nedeniyle de televizyondan gelen çatur çutur seslerin aslında ne kadar korkunç olduğunu anladım. Köpekleri saymıyorum, bugün sayelerinde derse geç kaldım. Sibirya kurdundan tut, Alman kurduna kadar, köpek diye nitelendiremeyeceğim hayvanlarla dolu etrafım. Pek sevimli değil. Canım çok fazla sıkılıyor aslında ve bu büyük oranda KPSS'ye istediğim gibi hazırlanamamamla alakalı. Bu sınavı ciddiye alan tek yaratık benim şu anda, bizimkiler neye güveniyor bilmiyorum. Galiba bana. Ben kendime güveniyor muyum, hayır. Yeterince delilim yok şu an için. Çok umutsuzum. Hayat berbat.
Şimdi bu odayı boşaltmam lazım, oda değişikliği yapıyoruz malum... Dua et günlüg, bişeyler daha iyi gitsin. Bişeyler işte, ben bu çatı katına ısınayım, insanlar yağmurun pıt pıtına "aa negzel..." derken ben de "bence deee" diye atlayayım hemen.
Okula hiç gitmek istemememi saymıyorum bile. Nefret ne demekmiş bu sene öğrendim. Yazmayacaktım işte ya. Benim için işler iyi gitmiyor, umarım düzelir. İnternet bağlantım kopmazsa ya da bir sabah bir Alman kurdu tarafından hurharca katledilmezsem buralardayım yine.
Öptüm canlar.
düzeltme: Ayrıca domuz gribiyim sanırım ya. İyileşemedim bi türlü...
29 Eylül 2009 Salı
hakiki tosun paşa
Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)
"Avet avet hıhıh"...
2 Haziran 2009 Salı
şimdi benim anlamadığım...
Çok sıkıldınız benden biliyorum ama final dönemleri bi acayip oluyorum ya... Böyle gerekli gereksiz bisürü şey üzerine felsefe yapasım geliyor, çünkü düşünmezsem çalışmam lazım.
Ispanak pişirmek, ütü yapmak hep gereksiz işler bence. Hem ıspanağı o kadar çok yıkayınca vitamini kalmıyor. Ütü yapıyorsun ya da, sonra bidaha yıkıyorsun, bidaha ütülüyorsun ohoooo... Yemek yiyorsun ama sonra yine acıkıyorsun. Hayat ne tuhaf be. Bundan birkaç sene önce fındıklı kahve diye bişey çıkıcak sen de çok seveceksin deseler 'böyle yuvarlak bişeyler olucak, onların üzerinde yürümeden bi yerlere gidicek insanlar'ı duymuş karanlık çağ adamı gibi gülerdim. Muhtemelen ne dediğini anlamadığım için.
Şeyi de anlamıyorum mesela, niye msndeki kişiler isimlerinin başına tırnak işaretiyle boşluk falan bırakıp listenin en başında görünme arzusu taşırlar ki? Hayır yani ben listenin en başında diye görünce konuşmak mı isteyeceğim sanki.
Yani canım günlüg, eğer hayatın anlamı varsa onu final döneminde ders çalışamayan bir öğrenci bulacak bence, buna tüm kalbimle inanıyorum.
Ispanak pişirmek, ütü yapmak hep gereksiz işler bence. Hem ıspanağı o kadar çok yıkayınca vitamini kalmıyor. Ütü yapıyorsun ya da, sonra bidaha yıkıyorsun, bidaha ütülüyorsun ohoooo... Yemek yiyorsun ama sonra yine acıkıyorsun. Hayat ne tuhaf be. Bundan birkaç sene önce fındıklı kahve diye bişey çıkıcak sen de çok seveceksin deseler 'böyle yuvarlak bişeyler olucak, onların üzerinde yürümeden bi yerlere gidicek insanlar'ı duymuş karanlık çağ adamı gibi gülerdim. Muhtemelen ne dediğini anlamadığım için.
Şeyi de anlamıyorum mesela, niye msndeki kişiler isimlerinin başına tırnak işaretiyle boşluk falan bırakıp listenin en başında görünme arzusu taşırlar ki? Hayır yani ben listenin en başında diye görünce konuşmak mı isteyeceğim sanki.
Yani canım günlüg, eğer hayatın anlamı varsa onu final döneminde ders çalışamayan bir öğrenci bulacak bence, buna tüm kalbimle inanıyorum.
23 Nisan 2009 Perşembe
31 Mart 2009 Salı
anlıyorsun değil mi
Okuldan neden bu kadar nefret ettiğimi bugün anladım.
Başka koşullarda tanışsak değil muhatap almak, görünce yolumu değiştireceğim insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorundayım da ondan, yaaa...
Başka koşullarda tanışsak değil muhatap almak, görünce yolumu değiştireceğim insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorundayım da ondan, yaaa...
20 Aralık 2008 Cumartesi
öylesine söyledim
Bunun kadar sinir bozucu bir cümle daha biliyorsam o da "bişey diyecektim sana ama, neyse ya, boşver sonra söylerim" dir, fena halde 'öylesine söyledim'in ekürisidir..Hani öyle çok fazla bir yaşanmışlığım yok ama bu zamana kadar aldığım eğitim beni espri ile ciddi söylemler arasındaki farklılığı ayırt edebilecek kıvama getirdi çok şükür. Yani birisi "ya bu sanki tuzsuz olmuş eheheh" diyince bunun espri olmadığını anlayabiliyorum, bu eleştiriyi ciddiye alıp (evet eleştiriye tahammülüm yok bu konuda, saatlerce emek harcıyosun neticede) "çok biliyorsan sen yap" dediğimde karşımdaki "aman canım sen de hemen ciddiye alıyorsun öylesine söyledim ben ehu ehu" dediğinde tepem atıyor, ağzıma ne gelirse söylüyorum.
Ne olur ya, insanlar bana 'öylesine söyledim', 'bişey diycektim ama.. neyse söylemeyeyim' demesin, ben de öbür tarafa daha çok kalp kırıp gitmek zorunda kalmayayım..
Gidin bakkala söyleyin, otobüs şoförüne söyleyin, çok söyleyesiniz varsa çıkın dağa bağıra bağıra söyleyip rahatlayın ama bana demeyin bunları işte ya, çok mu zor kardeşim!
Öylesine konuşmayın bence, ve bir cümle espriyle ciddiyet arasında bir yerdeyse ben hakkım olarak işime geldiği gibi anlarım ama, bence bir gün öyle bi noktaya gelicem ki artık 'yangın var' deseniz yardıma gelmiycem, gerçekten, ihtimaller dahilinde bu..
(aman be ya, ne ciddiye alıyon ki, öylesine yazdım, ehu ehu)
(emeğe saygı)
28 Ekim 2008 Salı
öyleyse böyle
Blogger'a engelleme delil yetersizliği nedeniyle (evet deliller toplanınca yine kapanabilir bloglarımız) kaldırılmış. Bu engellemelerdeki mantıksızlığı satır satır okutup moralinizi çökertmek yerine Penguen'in bu haftaki kapağını ve içinden bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum:"T.C.
Google Arama Motoru Genel Müdürlüğü
Arama Formu
1. Aramak istediğiniz sözcüğü yukarıdaki kutuya okunaklı olarak yazınız.
2. Bu sözcüğü bulmanız halinde ne amaçla kullanacağınızı ayrıntılı bir şekilde anlatınız.
3. Daha önce bu sözcüğü aradınız mı ya da ailenizde arayan var mı, belirtiniz.
Ad-Soyad :
T.C Kimlik No :
Adres : "
Burada.
28 Eylül 2008 Pazar
kurumuş ölen saçlar için
Bir yağmur yağmalı ki dökülenleri geri çıkartacak.. Öyle böyle değil, acayip dökülüyor saçlarım. Daha önce başıma böyle bişi gelmediği için fena panikledim.
Teyzem 'mevsim değişikliğindendir yaa' dedi ama içim rahat etmedi, 'ben önlemimi alayım da' diye düşünüp garip bi rengi olan şampuan ve bakım kremine(şampuanı dalin gibi kokuyor) bir aylık asgari ücretin dörtte biri kadar para verdim. İlk kullandığımda azalır gibi oldu, 'mevsim de değişcek, tam durcak:)' dedim içimden ama mevsim değişti, ortalığı sel götürüyor, benim saçlar farkında değil. Her elimi attığımda on-onbeş tel saç kalıyor elimde. Hani kurutmak için saçları öne düşürürsün ya, öyle yapınca saçlarımdan etrafı göremiyordum ben, şimdi görebiliyorum, o kadar azaldılar.
Aynaya baktığımda 'en azından saçlarıma şekil verdiğimde bişeye benziyorum yauu' rahatlığını kaybedeceğimi düşününce tedirgin oldum, netten araştırayım dedim. 'Sarımsak sürün' diyen bile olmuş. O koku çıkar mı saçlardan ya, hem saçıma sürmeye kalksam bir kiloya yakın sarımsak temizlemem lazım.. Gerçi o dökülmeden önceydi:( Yumurta, zeytinyağı, bal yazmışlar ama bunları da sürmek hiç gelmiyor içimden.
Arkadaşımla telefonda konuşurken kendisi tecrübelidir bu konularda diye çıtlattım hafiften. 'Ya napsam sence, duracak gibi değil??' dedim, öyle yap, böyle yap diye lafladıktan sonra, 'kafana bişeyi çok takarsan da olabilir, halamda da olmuştu, bi bölge döküldü bidaha da çıkmadı' dedi..
İçim rahatlayacağına daha beter oldum. Şimdi de bakıyorum bi bölge tek mi dökülüyor yoksa tamamı mı diye, aslında ikisi de fena ama birinin geri dönüşü yokmuş. Bence genelde bi dökülme var, altı beyaz saç telimden ikisi duruyor diğerleri gitmiş:) yani, gitmiş:(
Hem kafama her zaman bişeyleri takarım ben, bu zamana kadar kafamda saç kalmaması lazımdı bu mantıkla.. Ne bileyim ya, mümkün değilmiş gibi gözüküyor, bi dermatologa gitsem daha iyi.
Aslında 'alternatif tıp' da olur, etkili bişeyler bilen varsa; portakal çiçeği, kekik suyu, oğul otu, lavanta yağı falan, yoksa her şeyden biraz biraz, kokteyl mi yapsam..
Ha, bir de, Feride vardı Kanal D'de, izledim yakaladığım kadarıyla, içimden İstanbul'da boğaza karşı şarkı söylemek geldi yaa, geçse de gençlik çağımm, boş kalsa da kuucağım, sözümü tutacağımm, adını anmayacağımm, nınınınıııınını nınınınıııınını..
Teyzem 'mevsim değişikliğindendir yaa' dedi ama içim rahat etmedi, 'ben önlemimi alayım da' diye düşünüp garip bi rengi olan şampuan ve bakım kremine(şampuanı dalin gibi kokuyor) bir aylık asgari ücretin dörtte biri kadar para verdim. İlk kullandığımda azalır gibi oldu, 'mevsim de değişcek, tam durcak:)' dedim içimden ama mevsim değişti, ortalığı sel götürüyor, benim saçlar farkında değil. Her elimi attığımda on-onbeş tel saç kalıyor elimde. Hani kurutmak için saçları öne düşürürsün ya, öyle yapınca saçlarımdan etrafı göremiyordum ben, şimdi görebiliyorum, o kadar azaldılar.
Aynaya baktığımda 'en azından saçlarıma şekil verdiğimde bişeye benziyorum yauu' rahatlığını kaybedeceğimi düşününce tedirgin oldum, netten araştırayım dedim. 'Sarımsak sürün' diyen bile olmuş. O koku çıkar mı saçlardan ya, hem saçıma sürmeye kalksam bir kiloya yakın sarımsak temizlemem lazım.. Gerçi o dökülmeden önceydi:( Yumurta, zeytinyağı, bal yazmışlar ama bunları da sürmek hiç gelmiyor içimden.
Arkadaşımla telefonda konuşurken kendisi tecrübelidir bu konularda diye çıtlattım hafiften. 'Ya napsam sence, duracak gibi değil??' dedim, öyle yap, böyle yap diye lafladıktan sonra, 'kafana bişeyi çok takarsan da olabilir, halamda da olmuştu, bi bölge döküldü bidaha da çıkmadı' dedi..
İçim rahatlayacağına daha beter oldum. Şimdi de bakıyorum bi bölge tek mi dökülüyor yoksa tamamı mı diye, aslında ikisi de fena ama birinin geri dönüşü yokmuş. Bence genelde bi dökülme var, altı beyaz saç telimden ikisi duruyor diğerleri gitmiş:) yani, gitmiş:(
Hem kafama her zaman bişeyleri takarım ben, bu zamana kadar kafamda saç kalmaması lazımdı bu mantıkla.. Ne bileyim ya, mümkün değilmiş gibi gözüküyor, bi dermatologa gitsem daha iyi.
Aslında 'alternatif tıp' da olur, etkili bişeyler bilen varsa; portakal çiçeği, kekik suyu, oğul otu, lavanta yağı falan, yoksa her şeyden biraz biraz, kokteyl mi yapsam..
Ha, bir de, Feride vardı Kanal D'de, izledim yakaladığım kadarıyla, içimden İstanbul'da boğaza karşı şarkı söylemek geldi yaa, geçse de gençlik çağımm, boş kalsa da kuucağım, sözümü tutacağımm, adını anmayacağımm, nınınınıııınını nınınınıııınını..
5 Ağustos 2008 Salı
dilek-şikayet kutusu
Aylardır attığım kağıtları hiç alan olmamış. İlginç.
.....
kafaya bir dikişte üç yudum içebildiğim tek içecek türünün üzerinde acıklı harflerle: "limon aromalı ga
zlı içecek" yazmasını istemiyorum. ne de, mahmut mu de, evet, gerekirse mahmut de, ama içerken tdk tarafından gözetleniyormuşum hissini yaşatma bana. üstelik çevir-aç-iç kapak da olmamış. çeviriyorum ama açamıyorum, biraz daha zorluyorum sağ baş parmağımla sağ işaret parmağım gazoz kapağı desenli oluyor, ondan sonra içiyorum. bunun bir litrelik olanının 250 ml. olanından olsa ne iyi olurdu (gülen melek çemberli smiley)
.....
.....
doktorların bir ilacı yazarken "karaciğerinizi yorabilir bu, karnınız ağrırsa, yüzünüz sararırsa bırakırsınız" tavsiyesine itiraz ediyorum. "karaciğer" mevzubahis, hani insanların bir sorun hissettiğinde bir sürü tahlil yaptırıp sorunu algılamaya çalıştığı insan organı, kuzu ciğeri değil... bi tarafı tedavi ederken başka bi tarafı yamultacaksan diğerleri hipokrat yemini ederken sen de 'sordum sarı çiçeğeee, annen baban var mıdığğğr' diye eşlik et(kafasından duman çıkan frankeyştanlı smiley)
.....
.....
lost'taki hurley'e bişi olmasın..
.....
.....
ben bedshaped'i dinledikten sonra bir anda çıkan lilalilalillaa lilalilalaa, inan yani komik değil, onu bırak, hiç hoş da değil, lütfen, rica ediyorum.. bi daha olursa şarkıyı silerim artık napim(şeytan gülüşlü smiley)
.....
.....
insanlar açlıktan ölmesin, savaşlar olmasın, terör olmasın, bi de son olarak berkecan tuğçecan'dan ayrılsın istiyorum(tüm dişleri ortada salakça sırıtan smiley)(aa bu benim lan)
.....
.....
kafaya bir dikişte üç yudum içebildiğim tek içecek türünün üzerinde acıklı harflerle: "limon aromalı ga
.....
.....
doktorların bir ilacı yazarken "karaciğerinizi yorabilir bu, karnınız ağrırsa, yüzünüz sararırsa bırakırsınız" tavsiyesine itiraz ediyorum. "karaciğer" mevzubahis, hani insanların bir sorun hissettiğinde bir sürü tahlil yaptırıp sorunu algılamaya çalıştığı insan organı, kuzu ciğeri değil... bi tarafı tedavi ederken başka bi tarafı yamultacaksan diğerleri hipokrat yemini ederken sen de 'sordum sarı çiçeğeee, annen baban var mıdığğğr' diye eşlik et(kafasından duman çıkan frankeyştanlı smiley)
.....
.....
lost'taki hurley'e bişi olmasın..
.....
.....
ben bedshaped'i dinledikten sonra bir anda çıkan lilalilalillaa lilalilalaa, inan yani komik değil, onu bırak, hiç hoş da değil, lütfen, rica ediyorum.. bi daha olursa şarkıyı silerim artık napim(şeytan gülüşlü smiley)
.....
.....
insanlar açlıktan ölmesin, savaşlar olmasın, terör olmasın, bi de son olarak berkecan tuğçecan'dan ayrılsın istiyorum(tüm dişleri ortada salakça sırıtan smiley)(aa bu benim lan)
.....
17 Mayıs 2008 Cumartesi
top 10
Bunlardan çok vardı eskiden televizyonlarda haftasonları, şimdi eskisi kadar yayınlamıyorlar sanırım, ama az evvel denk geldim birine..
Diyetisyenler ısrarla 'yapmayın, çok yersiniz haa, cıss' deseler de evde kimse olmadığında yemeğimi televizyonun karşısında yiyorum ben, ne yani, 'yalnızım be yazık bana, ühühühüh' diye düşüneyim de psikolojim bozulsun daha mı iyi..
Yalnız ne izleyeceğini seçme aşamasında dikkatli olmak lazım, sinir bozucu bişeyler olunca hırsla yemek yiyebiliyor insan, sağlığa zararlı olanı bu.
Neyse, ben çok fena Mor ve Ötesi hayranıydım, çok geçmiş değil, Gül kendine diye bir albümleri vardı, tanışmamız öyle oldu, -ki kendisi halen elimdeki albümler arasında baştan sona zevkle dinlediğim sayılı yerli albümlerdendir- kartonetinde yazılı şu cümleyle gençlik heyecanımı harmanlayıp 'olay budur be!' demiştim; "Bu albüm dünyanın gidişatından endişe duyanlara adanmıştır..."
Bana yani:p O zamanlar hissettiklerim; farklıyım, duyarlıyım, anarşi dolaşıyor damarlarımda, gücüm de var, değişime inanıyorum, sadece bir ivme gerekiyor, falan filan. Sonra Şehir, Bırak zaman aksın, Yaz albümlerini de almıştım, neyse ki Ankara'daydım da eski albümlerini bulmakta zorlanmamıştım (Kızılay'da kayboldum orası ayrı). Diğer güzel yanı da bu abiler ben oradayken konsere de geldiler, kaçırır mıyım, gittim tabii, yalnız kahretsin ki kapıda grubun solisti Harun'u gördüm, arkadaşın tabiriyle 'şişe dibi gözlükleriyle', 'E okumuş adam tabii, haliyle..' diyip geçtim, halen hayrandım. Biraz da erken gitmiştik, en öndeydik, tam Harun'un karşısında duracaktım. Durdum da, ancak hayranlık grafiğimde hızlanarak azalan bir düşüş gerçekleşiyordu; şarkıları söylerken ağlayacak gibi bir ifade oluşuyordu Harun'un yüzünde, böyle boyun damarları patlayacakmış gibi, arada sırada da yarabbi şükür, ayyy, iyvreençç, evet.
Konser bittiğinde sıkılmıştım bu gruptan. Tıpkı şimdilerde şarkıları winamp'ın inisiyatifine bırakamamaktan, replikleri hatırlamamak için beynimi oyalamaktan, neşeyle yürüdüğüm yollardan koşar adımlarla kaçarken arkama bakmamak için gözlerimi sımsıkı kapatmaktan, kulaklarımı tıkamaktan, kelimelere takılıp paldır küldür yuvarlanırken, yanımdakilerin beni bir yandan kollarımdan tutup kaldırmalarından, diğer yandan da çekiştirip durmalarından sıkıldığım gibi.
Şimdiii, bunlar aklına nasıl geldi dersen; aynı surat ifadesini az evvel klipte yine gördüm solistte, 'deli' yi söylüyor, (klip de linkin park- somewhere i belong'un klibini çağrıştırdı bana nedense), ses tellerindeki acıyı hissettim yine. Eskisi kadar hayran değilim ama bir zamanlar hücrelerimi peşinden sürükleyen bu gruptan, klip olarak uyan, şarkı olarak da the faithful lover, gül kendine, daha mutlu olamam, re, cambaz, 23, beyaz gibi şarkılar yapmış bu gruptan, daha iyisini beklemeye hakkım vardır diye düşünüyorum.
Aslında düşünüyordum, dört numarayı dinleyinceye kadar. Bizim üzerine hayal inşa etmeye kıyamadığımız 'mucize'yi başlık diye alıyor, şarkı yapıyorsun ama, mucize mucize olalı böyle zulüm görmemiştir heralde.. Opera da değil ya, neyse.
Affet Harun abi, hata ettim. Beşinci olmandan geçtim, bu listede olman bile büyük handikap. Öncesinde fd de var mıydı acaba, bak, içime dert oldu şimdi..
Neyse Nil dinleyeyim biraz, bunlar bana ekstıra larç, ekstıra larç. Bir de okul bitince integralin adını dahi duymak istemiyorum canım günlüg, yemem ben artık bunları.
Diyetisyenler ısrarla 'yapmayın, çok yersiniz haa, cıss' deseler de evde kimse olmadığında yemeğimi televizyonun karşısında yiyorum ben, ne yani, 'yalnızım be yazık bana, ühühühüh' diye düşüneyim de psikolojim bozulsun daha mı iyi..
Yalnız ne izleyeceğini seçme aşamasında dikkatli olmak lazım, sinir bozucu bişeyler olunca hırsla yemek yiyebiliyor insan, sağlığa zararlı olanı bu.
Neyse, ben çok fena Mor ve Ötesi hayranıydım, çok geçmiş değil, Gül kendine diye bir albümleri vardı, tanışmamız öyle oldu, -ki kendisi halen elimdeki albümler arasında baştan sona zevkle dinlediğim sayılı yerli albümlerdendir- kartonetinde yazılı şu cümleyle gençlik heyecanımı harmanlayıp 'olay budur be!' demiştim; "Bu albüm dünyanın gidişatından endişe duyanlara adanmıştır..."
Bana yani:p O zamanlar hissettiklerim; farklıyım, duyarlıyım, anarşi dolaşıyor damarlarımda, gücüm de var, değişime inanıyorum, sadece bir ivme gerekiyor, falan filan. Sonra Şehir, Bırak zaman aksın, Yaz albümlerini de almıştım, neyse ki Ankara'daydım da eski albümlerini bulmakta zorlanmamıştım (Kızılay'da kayboldum orası ayrı). Diğer güzel yanı da bu abiler ben oradayken konsere de geldiler, kaçırır mıyım, gittim tabii, yalnız kahretsin ki kapıda grubun solisti Harun'u gördüm, arkadaşın tabiriyle 'şişe dibi gözlükleriyle', 'E okumuş adam tabii, haliyle..' diyip geçtim, halen hayrandım. Biraz da erken gitmiştik, en öndeydik, tam Harun'un karşısında duracaktım. Durdum da, ancak hayranlık grafiğimde hızlanarak azalan bir düşüş gerçekleşiyordu; şarkıları söylerken ağlayacak gibi bir ifade oluşuyordu Harun'un yüzünde, böyle boyun damarları patlayacakmış gibi, arada sırada da yarabbi şükür, ayyy, iyvreençç, evet.
Konser bittiğinde sıkılmıştım bu gruptan. Tıpkı şimdilerde şarkıları winamp'ın inisiyatifine bırakamamaktan, replikleri hatırlamamak için beynimi oyalamaktan, neşeyle yürüdüğüm yollardan koşar adımlarla kaçarken arkama bakmamak için gözlerimi sımsıkı kapatmaktan, kulaklarımı tıkamaktan, kelimelere takılıp paldır küldür yuvarlanırken, yanımdakilerin beni bir yandan kollarımdan tutup kaldırmalarından, diğer yandan da çekiştirip durmalarından sıkıldığım gibi.
Şimdiii, bunlar aklına nasıl geldi dersen; aynı surat ifadesini az evvel klipte yine gördüm solistte, 'deli' yi söylüyor, (klip de linkin park- somewhere i belong'un klibini çağrıştırdı bana nedense), ses tellerindeki acıyı hissettim yine. Eskisi kadar hayran değilim ama bir zamanlar hücrelerimi peşinden sürükleyen bu gruptan, klip olarak uyan, şarkı olarak da the faithful lover, gül kendine, daha mutlu olamam, re, cambaz, 23, beyaz gibi şarkılar yapmış bu gruptan, daha iyisini beklemeye hakkım vardır diye düşünüyorum.
Aslında düşünüyordum, dört numarayı dinleyinceye kadar. Bizim üzerine hayal inşa etmeye kıyamadığımız 'mucize'yi başlık diye alıyor, şarkı yapıyorsun ama, mucize mucize olalı böyle zulüm görmemiştir heralde.. Opera da değil ya, neyse.
Affet Harun abi, hata ettim. Beşinci olmandan geçtim, bu listede olman bile büyük handikap. Öncesinde fd de var mıydı acaba, bak, içime dert oldu şimdi..
Neyse Nil dinleyeyim biraz, bunlar bana ekstıra larç, ekstıra larç. Bir de okul bitince integralin adını dahi duymak istemiyorum canım günlüg, yemem ben artık bunları.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)