viva la vida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
viva la vida etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Haziran 2011 Perşembe
farklı düşün
Bobiler'de buldum bu videoyu. Söyleyecek söz bulamıyorum açıkçası, ayakta alkışlanacak cinsten olmuş:
8 Mart 2009 Pazar
dallardan bahar inmiş duydun mu
Bu dönem bi acayip geçiyor, Ezgi'nin Günlüğü; onlar buradaydı, ben de oradaydım, anlatmaya gerenk yok, tabii ki müthişti:) Bülent Ortaçgil de çok tatlı bir adammış, şarkılarını çok iyi bilmem ama keyifle dinledim.
Arayı çok açmışım yaa, ama kal geldi, yazamıyorum. Sığ bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum galiba ama hayat böyle daha çekilebilir. Kendine gelsin diye "Kimse beni anlamıyor" diyen Emo elmo'yu yakalarından tutup sarsabilirim bile, o kadar.
Öğretmen olmanın en güzel yanlarını keşfediyorum bugünlerde; resmi anlamda ilk öğrencilerimle ders çıkışı leylek sürüsü gibi ilerliyoruz durağa. "İyyi akşamlar hocam, iiyyi akşamlar canımmm" lar diyoruz birbirimize, kimi yolunu uzatıyor beraber yürümek için.. Beni seviyorlar galiba, öyle bir mecburiyetleri olmadığı halde..
Böyle işte, dersler mersler falan filan. Uyuycam hemen rüyamda konserin devamını da göreyim diye, Martı'yı söylemediler:) Benim cep telefonu kaydımı buraya nasıl bırakacağımı bilmediğim için konserin aklımda en çok kalan kısmını, "mor mor mor!"u bırakıyorum, (sesini açın biraz, sonra da kısmayı unutmayın:) :
Yaz(a)masam da (yazdıklarımı tekrar okuyunca yazamadığımı fark ettim:p ) özlemişim burayı aslında. Hişt hişt, mor, mor, mor!! Baharlar.. Kem küm :)
not: Beni merak edip de 'piştt kız nerelerdesin??' diye soran Uraganıma, uzun zamandır yazmamama rağmen yorumunu esirgemeyerek sorumluluğumu hatırlatan:) Sinanonur'a acayip teşekkür eder; galaksinin en bi tatlı mizahçısı Berşan'a da nice sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Herneysecim, kar yağmadı ama bidahakine artıkın.. Hepiniz kendinize çoook iyi bakın!!
Arayı çok açmışım yaa, ama kal geldi, yazamıyorum. Sığ bir insan olma yolunda emin adımlarla ilerliyorum galiba ama hayat böyle daha çekilebilir. Kendine gelsin diye "Kimse beni anlamıyor" diyen Emo elmo'yu yakalarından tutup sarsabilirim bile, o kadar.
Öğretmen olmanın en güzel yanlarını keşfediyorum bugünlerde; resmi anlamda ilk öğrencilerimle ders çıkışı leylek sürüsü gibi ilerliyoruz durağa. "İyyi akşamlar hocam, iiyyi akşamlar canımmm" lar diyoruz birbirimize, kimi yolunu uzatıyor beraber yürümek için.. Beni seviyorlar galiba, öyle bir mecburiyetleri olmadığı halde..
Böyle işte, dersler mersler falan filan. Uyuycam hemen rüyamda konserin devamını da göreyim diye, Martı'yı söylemediler:) Benim cep telefonu kaydımı buraya nasıl bırakacağımı bilmediğim için konserin aklımda en çok kalan kısmını, "mor mor mor!"u bırakıyorum, (sesini açın biraz, sonra da kısmayı unutmayın:) :
Yaz(a)masam da (yazdıklarımı tekrar okuyunca yazamadığımı fark ettim:p ) özlemişim burayı aslında. Hişt hişt, mor, mor, mor!! Baharlar.. Kem küm :)
not: Beni merak edip de 'piştt kız nerelerdesin??' diye soran Uraganıma, uzun zamandır yazmamama rağmen yorumunu esirgemeyerek sorumluluğumu hatırlatan:) Sinanonur'a acayip teşekkür eder; galaksinin en bi tatlı mizahçısı Berşan'a da nice sağlıklı, mutlu yıllar dilerim. Herneysecim, kar yağmadı ama bidahakine artıkın.. Hepiniz kendinize çoook iyi bakın!!
8 Kasım 2008 Cumartesi
mahmut de
(İspat alıştırma olarak okuyucuya bırakılmıştır.)
Teoremi ispatlayamadıysanız boşverin, ben sizi tanıştırayım canım okuyucum; bu balik Mahmut de Souza. Yüzünün asık olduğuna bakmayın, tüm Solar Günlüg okurlarına selam ve sevgilerini iletiyor aslında:)
..............spoiler...................
-Ne diyeceksin balığa, ismi ne olsun?
+(Şakkirrrr) Ne diyem, Mahmut mu diyem..
...
-Alex de Souza bırak..
+Tamam, o zaman Mahmut de Souza olsun..
..............spoiler...................
"Çok tatlıaaağğğğ" di mi:) Yüzerken renk değiştiriyor; renksiz, sıkıcı çalışma masama gökkuşağı manzarası bırakıyor..
Elinde ölümsüzlük iksiri olan varsa artık, bi zahmet..
Bir de, şu fularlı saatler bir benim bileğimde mi bileğim incinmiş de sarılmış gibi, bandaj gibi duruyor acaba..
31 Temmuz 2008 Perşembe
durağan neşeli
Yazıya ilginç bir zamanda başladım; 13:13. 13 benim değer verdiğim bir sayıdır. Böyle şeyleri kaç kişi umursar bilmiyorum. Bir yazıya başlarken kaç kişi saate bakar, sayılara anlam yükler, bu anlamla üzülür ya da bu anlamla sevinir? Beyhude çaba, biliyorum, hiç geçmeyecek ki bu yalnızlık, imalat hatasıyım ben.
"Durağan neşeli". Bu tanımı Erdil Yaşaroğlu kendi blogunda yapmıştı o anki ruh hali için. Çok hoşuma gitmişti ama ben buna daha çok 'Beirut-Nantes' hali diyorum, 'yüzünü görmedim epeydir ama müzik eşliğinde geçti günlerim, şehrin ışıkları yanarken ben deniz kenarında yine bu şehirde yaşanmış o güzel günleri düşünüyordum' gibi.
Okuyucu tasvir de ister; depresif zamanların sonrasında dar alanda kısa paslaşmalar gibi durağan neşeli ruh hali. Koşmazsın ama maç durduğun yerden devam eder. Neşeli zamanlara göz kırpar uzaktan, koşmaya başlayacaksın bir süre sonra.
Başucumdaki 'Tehlikeli Oyunlar'a ihanet edeceğim bugün ve bir süre önce tutunduğum pek çok şeye, gökyüzüne bakacağım uzun uzun deniz kenarında, elbette, dönüşte Penguen almayı ihmal etmeyeceğim. Arkadaşlar olmadan tek başıma güleceğim denizin maviliğine bakıp, garip hallerimi alaya alacağım bugün. Denize atacağım pek çok olumsuz düşünceyi, denizanaları çabuk yok ediyor, yüzde iki farkıyla tamamen su olmaktan yırtan mucizevi bir canlı sonuçta, yumurtaya can veren Rabbim.
Bugünlerde burçlara inanasım geliyor mesela. Gelen 'fw: su grubu'ndan sonra denizanası zannediyorum kendimi. Pozitif, kontrast, negatif, nazar, bilim, olmayana ergi, yıldız haritası, din, endoplazmik retikulum, kahve falları, voltmetre, meditasyon, zen, ben. Yengeç, balık, akrep; su grubundan baban çıksa yiyeceksin de bir tek akrebi yiyemiyor insanlar yemek mahiyetinde, çünkü zararlı; suyuna gitmedin mi kindar, kıskanç, yalancı, yıllar önce yaptığını yıllar sonra yüzüne vurabilen, gözler yalan söylemez derlerse de bakışlarıyla bile insanları kandıran yegane canlı akrep insanı. Diğerleriyse kuyruğuna bassan bile naif, vur kafasına al ekmeğini, o derece. Hazır burçları dikkate alacak gibiyken bir ara nazara da inanayım diyorum, bildiği duaları okurken teyzem, işe yarayacaklarını tüm kalbimle tasdik edeyim ben de.
Öyle işte:) Tatil hiç yaramıyor bana, bitti kurtuldum. Şimdi aklımda yapacak bir şey telaşı olmadan 2008 senesi denize son kez bakmaya gidiyorum, giderken de son günlerdeki gündeme dair fikirlerimi "demokrasi adına güzel ama ülkemin geleceği için karanlık bir adım" paradoksuyla özetleyerek hissettiğim 'korku'yu ön plana çıkarmak istiyorum daha çok, yazıya Erdil Yaşaroğlu ile başladım, bir karikatürüyle de bitireyim:
Not: Buraya bir göz atmakta fayda görüyorum, efsane erke dönergeci geri dönmüş:)
"Durağan neşeli". Bu tanımı Erdil Yaşaroğlu kendi blogunda yapmıştı o anki ruh hali için. Çok hoşuma gitmişti ama ben buna daha çok 'Beirut-Nantes' hali diyorum, 'yüzünü görmedim epeydir ama müzik eşliğinde geçti günlerim, şehrin ışıkları yanarken ben deniz kenarında yine bu şehirde yaşanmış o güzel günleri düşünüyordum' gibi.
Okuyucu tasvir de ister; depresif zamanların sonrasında dar alanda kısa paslaşmalar gibi durağan neşeli ruh hali. Koşmazsın ama maç durduğun yerden devam eder. Neşeli zamanlara göz kırpar uzaktan, koşmaya başlayacaksın bir süre sonra.
Başucumdaki 'Tehlikeli Oyunlar'a ihanet edeceğim bugün ve bir süre önce tutunduğum pek çok şeye, gökyüzüne bakacağım uzun uzun deniz kenarında, elbette, dönüşte Penguen almayı ihmal etmeyeceğim. Arkadaşlar olmadan tek başıma güleceğim denizin maviliğine bakıp, garip hallerimi alaya alacağım bugün. Denize atacağım pek çok olumsuz düşünceyi, denizanaları çabuk yok ediyor, yüzde iki farkıyla tamamen su olmaktan yırtan mucizevi bir canlı sonuçta, yumurtaya can veren Rabbim.
Bugünlerde burçlara inanasım geliyor mesela. Gelen 'fw: su grubu'ndan sonra denizanası zannediyorum kendimi. Pozitif, kontrast, negatif, nazar, bilim, olmayana ergi, yıldız haritası, din, endoplazmik retikulum, kahve falları, voltmetre, meditasyon, zen, ben. Yengeç, balık, akrep; su grubundan baban çıksa yiyeceksin de bir tek akrebi yiyemiyor insanlar yemek mahiyetinde, çünkü zararlı; suyuna gitmedin mi kindar, kıskanç, yalancı, yıllar önce yaptığını yıllar sonra yüzüne vurabilen, gözler yalan söylemez derlerse de bakışlarıyla bile insanları kandıran yegane canlı akrep insanı. Diğerleriyse kuyruğuna bassan bile naif, vur kafasına al ekmeğini, o derece. Hazır burçları dikkate alacak gibiyken bir ara nazara da inanayım diyorum, bildiği duaları okurken teyzem, işe yarayacaklarını tüm kalbimle tasdik edeyim ben de.
Öyle işte:) Tatil hiç yaramıyor bana, bitti kurtuldum. Şimdi aklımda yapacak bir şey telaşı olmadan 2008 senesi denize son kez bakmaya gidiyorum, giderken de son günlerdeki gündeme dair fikirlerimi "demokrasi adına güzel ama ülkemin geleceği için karanlık bir adım" paradoksuyla özetleyerek hissettiğim 'korku'yu ön plana çıkarmak istiyorum daha çok, yazıya Erdil Yaşaroğlu ile başladım, bir karikatürüyle de bitireyim:

Not: Buraya bir göz atmakta fayda görüyorum, efsane erke dönergeci geri dönmüş:)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)