"Durağan neşeli". Bu tanımı Erdil Yaşaroğlu kendi blogunda yapmıştı o anki ruh hali için. Çok hoşuma gitmişti ama ben buna daha çok 'Beirut-Nantes' hali diyorum, 'yüzünü görmedim epeydir ama müzik eşliğinde geçti günlerim, şehrin ışıkları yanarken ben deniz kenarında yine bu şehirde yaşanmış o güzel günleri düşünüyordum' gibi.
Okuyucu tasvir de ister; depresif zamanların sonrasında dar alanda kısa paslaşmalar gibi durağan neşeli ruh hali. Koşmazsın ama maç durduğun yerden devam eder. Neşeli zamanlara göz kırpar uzaktan, koşmaya başlayacaksın bir süre sonra.
Başucumdaki 'Tehlikeli Oyunlar'a ihanet edeceğim bugün ve bir süre önce tutunduğum pek çok şeye, gökyüzüne bakacağım uzun uzun deniz kenarında, elbette, dönüşte Penguen almayı ihmal etmeyeceğim. Arkadaşlar olmadan tek başıma güleceğim denizin maviliğine bakıp, garip hallerimi alaya alacağım bugün. Denize atacağım pek çok olumsuz düşünceyi, denizanaları çabuk yok ediyor, yüzde iki farkıyla tamamen su olmaktan yırtan mucizevi bir canlı sonuçta, yumurtaya can veren Rabbim.
Bugünlerde burçlara inanasım geliyor mesela. Gelen 'fw: su grubu'ndan sonra denizanası zannediyorum kendimi. Pozitif, kontrast, negatif, nazar, bilim, olmayana ergi, yıldız haritası, din, endoplazmik retikulum, kahve falları, voltmetre, meditasyon, zen, ben. Yengeç, balık, akrep; su grubundan baban çıksa yiyeceksin de bir tek akrebi yiyemiyor insanlar yemek mahiyetinde, çünkü zararlı; suyuna gitmedin mi kindar, kıskanç, yalancı, yıllar önce yaptığını yıllar sonra yüzüne vurabilen, gözler yalan söylemez derlerse de bakışlarıyla bile insanları kandıran yegane canlı akrep insanı. Diğerleriyse kuyruğuna bassan bile naif, vur kafasına al ekmeğini, o derece. Hazır burçları dikkate alacak gibiyken bir ara nazara da inanayım diyorum, bildiği duaları okurken teyzem, işe yarayacaklarını tüm kalbimle tasdik edeyim ben de.
Öyle işte:) Tatil hiç yaramıyor bana, bitti kurtuldum. Şimdi aklımda yapacak bir şey telaşı olmadan 2008 senesi denize son kez bakmaya gidiyorum, giderken de son günlerdeki gündeme dair fikirlerimi "demokrasi adına güzel ama ülkemin geleceği için karanlık bir adım" paradoksuyla özetleyerek hissettiğim 'korku'yu ön plana çıkarmak istiyorum daha çok, yazıya Erdil Yaşaroğlu ile başladım, bir karikatürüyle de bitireyim:

Not: Buraya bir göz atmakta fayda görüyorum, efsane erke dönergeci geri dönmüş:)