bu yazı kendini imha edebilmeliydi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bu yazı kendini imha edebilmeliydi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Ocak 2012 Cumartesi

kar, ben anlarım ve yazmamak için yapılan anlamsız hareketler

Eee, dur bakalım bir yerden başlayacağız.

"Neden yazmıyorsun?" sorusu birden fazla kişiden gelince olaya bir el atayım dedim, iyi düşünmüşüm aferin.

Ya aslında sorunu ben de bilmiyorum. Olası ihtimaller şunlar:

-sıkıldım (hayattan da sıkılır insan gerçi, yine de yaşar ama)
-twitter (derdimi 140 karakterle de paylaşabildiğimi keşfetmem)
-e yazacak bi şey bulamıyorum?!(çok monoton ne biliim, annem "gel birlikte çay içelim konuşalım" diyo, onunla da konuşacak bi şey bulamıyorum)
-eskisi kadar depresif takılmıyorum ("işte kalem işte ızdırap" diyordu ya hani, artık mutsuz değil, mutlu olmak için neden arıyorum)

Bu kadar galiba. Yazıya başlarken masanın üzerinde 8 adet püskevit 1 fincan kahve vardı, şimdi 0 adet püskevit, yarım fincan kahve kaldı. Yazdığım satır sayısı 8. Her satır için bir adet püskevit harcamışım. Oysa bir paket püskevitle tüm gün çalışabilmek gibi bir özelliğim var. Normalde yakıt/performans oranım bir hayli düşük yani.

Yazıya başlarken aklımdan şey geçti, "2012'yi hiç kayıt olmadan kapatmayayım, bi şeyler yazmış olayım" diye. Sonra da Wall-E'yi düşündüm. Aklıma şu kısmı geldi:

Ship's Computer: Voice confirmation required.
Captain: Uhhh...
Ship's Computer: [after the "uhh" echoes] Accepted.


Ben de şurayı açıp kısaca "Eeeee..." yazsaydım, Blogger da bunu bir 2012 yazısı olarak kabul edecekti neticede. 

Boşuna yedim o kadar püskeviti:/

Kar ve "Ben anlarım" a gelelim şimdi. Arabadayken radyoda Multitap çıktı. Twitter'da çok sevdiğim bi abim sürekli paylaşıyordu ama, açıkçası merak edip de dinlememiştim hiç. Bahsettiği kadar varmış:

Üzerine bir de kar yağdı süper oldu. Gerçi ben "bir sabah uyanacağım ve her yer bembeyaz olmuş olacak" diyordum ama, bu şekli hayal ettiğimden daha güzel oldu. Hayal ettiklerimi beklemek yerine hayatın karşıma çıkardıklarına uyum sağlamayı öğrendim galiba:/ Hem en sevdiğim şeylerden biridir, akşam yolda giderken turuncu ışık altında düşen kar tanelerini izlemek. Kırmızı ışığın yeşile dönüşmesi...

Vay be, bayaa bayaa yazdım işte, hatta biraz kassam bi üstteki paragrafın sonundan yakalayıp şiir bile yazardım:)

Huh!

Sevgiler:)

Bu yazı kahve içip de yazdığını satır arasında beyan ederek kelimeleri beynime üşüştüren Uragan'a ithaf edilmiştir.

3 Kasım 2010 Çarşamba

dahalarım bitmemişken

naber deme öyle,

habire.

bildiğin,

aynı işte;

gördüklerim/bildiklerim/sustuklarım/söylediklerim.

değişir mi hiç insan,

döne döne?

(tüm hakları yanlışlığıma aittir)

2 Nisan 2010 Cuma

gidiyorum gitmiyorum

-Blog'a yazı yazayım diyorum. / Gmail'i açıp "posta oluştur" a tıklıyorum.

-İkiyi yirmi geçe okulda olmam lazım. / Bir türlü kalkıp hazırlanamıyorum.

-Karar almak zorunda olmaktan nefret ediyorum. / ALES'e kasımda gireceğim.

-KPSS yaklaştıkça her geçen gün daha az çalışabiliyorum. / Daha bitirmem gereken yığınla konu var.

-Bir an önce mezun olayım diye saatin gözlerinin içine bakıyorum. / Mezun olduktan sonra atanamazsam ne yapacağımı bilmiyorum.

-Kahve içmek istiyorum. / İkinci bardağı içtikten sonra ya mideme ya da başıma bir şeyler oluyor.

-İnce giyinip çıksam üşüyorum. / Kalın giyinsem sıcak basıyor.

-Buradan gitmek istiyorum. / İzmit'i çok seviyorum.

-Kendime audi a3 almak istiyorum. / Alırsam sırf beş sene banka kredisine çalışıcam.

-Ne yapacağımı biliyorum:) / Ne yapacağımı bilmiyorum:(

Kendini benim yerime koydun, nolcak! Ben alalade / sen nadide...

22 Şubat 2010 Pazartesi

audi a3 vs sevgili

-Bir audi a3 sizi asla yarı yolda bırakmaz; sevgili dediğiniz ise bugün var, yarın yoktur.

-Bir audi a3 trip atmaz, çalışmıyorsa benzini yoktur ya da arızalıdır, sevgili ise hiçbir sorun yokken saatlerce kafa ütüleyebilir, "n'oldu ki ya şimdi:S" diye bir hafta düşünürsünüz.

-Bir audi a3'ün doğum gününü hatırlamak zorunda değilsinizdir; üretildiği günü bir yılın en mühim günü sanmak gibi bir gaflete düşmez o, gayet sıradan bir gün olduğunu bilir.

-Bir audi a3 KPSS'yi kazanmanız için güzel bir nedendir, ancak sevgili bu zorlu süreçte vakit kaybından başka da bir şey değildir.

-Bir audi a3 sıkıntılarınızın tümünü sadece yarım saatte giderebilir, sevgilininse kendisi başlı başına bir sıkıntıdır.

-Audi dendiğinde akla gelenler "trance energy", "hız" ve "boğaziçi köprüsü" iken, sevgili denince akla "the drugs don't work" gelir, ülkenin en güzel köşesi bile bir anlam ifade etmez.

-Audi'nin evrensel ve herkes için geçerli bir estetiği vardır, baktığınızda içinizi açar, sevgili ise çoğu zaman kendine has bir estetiğe bile sahip değildir.

-Audi yakışıklı olmasına rağmen yanına pijamayla geldiğinizde bile başka araba sahiplerini gözü görmez, sevgili siz başınızı kaşıyacak vakit bulamazken bile güzel ve bakımlı olabilmenizi ister, aksi takdirde ilgisi anında başkalarına kayar.

-Audiniz varsa yoldan geçerken "aaa audi'ye bak lan!!!" derler, oysa sevgilinizle yolda yürürken kimse "aa sevgilisine bak lan!!!" demez.

Bu da benim 'audi a3 manifestom'dur; İnsanları tanıdıkça Audi'leri daha çok seviyorum:))))))))))))))

İşte bu gerçek hayatta çok işine yarayacak, insanlarda mutluluğu bulamayanların.

27 Ocak 2009 Salı

ben anlamadım

İnsanoğlu çok çabuk değişiyor.

Ben Yalın dinleyenlerle alay ediyordum, "Ellerine sağlık diye şarkı mı olur lan, kek mi bu?" diye karşımdakine gülüyordum.. Artık gözüme o kadar şirin geliyor ki Yalın, öyle, yanaklarını mıncıklamak geliyor içimden.. Aramızda kalsın, sabahları da onun şarkısıyla uyanıyorum, uyanmak asabiyet yapmasın diye, pamuk gibi oluyo insan, erken uyandım, gitttiiim sana güller aldım mutlu ol diyee..

Yok bu yazıyı toparlayamayacağım..

Ama bu nası cumhuuuriyet, nassı bi hakimiyet ben anlamadım??

Bari şu şarkısını bırakayım da yazım bi işe yaramış olsun:

9 Ocak 2009 Cuma

per aspera ad astra

Bilmiyorum ki nasıl olacak bir daha analiz kitabının kapağını açmamak...

Sanırım solar krallığım henüz buna hazır değil, alıştıra alıştıra bırakmalıyım, eheh yaa, geçtim analizden canım günlüg! :))

Per aspera ad astra!

Öte yandan bugün prensesimin doğum gününü kutladık arkidişlerle. Yani bazı insanları öyle böyle değil, manyak gibi seviyorum ya..

Bir de belli ediyorum bunu herkesin içinde..

Ben hiç büyümiycem bence:)

Şimdi dinliyorum: Guns n' Roses'ın bi şarkısı var paradise city diye, dehşet bişey. 26. saniyeden sonra arka plandaki ses var ya "oh, won't you please take me home??" diye sayıklayan; işte bunu saatlerce dinleyebilirim.

Ben de hep bunu bilir bunu söylerim zaten, ev gibisi yok ya..

Böyle her telden, paramparça bi yazıymış gibi oldu ama idare et:)

Bi de, "kosünüs mü o??" :p

26 Kasım 2008 Çarşamba

çitten atlayan koyunlardan da bahsetmediler

Merhaba, iyi geceler, tatlı.. Neyse..

Bir eşik var, esnediğim an gözlerimi kapatmam gerekiyor, bunu yapmadığım zaman da 'hadi bana eyvallah' diyerek beni 1'ler ve 0'lar dünyasına emanet ediyor ya da sade melodilere bırakıp kaçıyor, uykum.

Az önce laptopın kablosunu çekiştirirken üçlü prizi yere düşürdüm mesela, olaki birilerini uyandırdıysam ona yapabileceğim en büyük kötülüğü yapmış olurum bu saatte onun da uykusunu kaçırarak. Henüz ne oldu diye gelen olmadı. Belki de aslında yaşamıyorumdur, iyi.

Lal-ı Reyhan mimlemiş beni, kendimi iyi hissettiğim ya da mutlu olduğum birkaç yeri yazacağım; ama bir sonraki yazının konusu olsun o, şimdi aklımda bi tek kuğulu park var çünkü, arka planda da eski bi 45lik; bana yalan söylediler.

Evet, uykumun kaçacağını söylemediler. Bana hayatıma en çok etki edecek olan şeyden, 'kader'den bahsetmediler, bilsem gelmezdim, ama kısfmet..

"Kaç koyun uyku eder?" bugünlerde en büyük problemim bu..

Çitten atlayan koyundan kurbanlık olur mu ya da?

Dursun bu yazı da böyle..

11 Kasım 2008 Salı

balık hafızası

Evet, var böyle bişi bence. Ders çalışmamak için balik Mahmut üzerinde çeşitli deneyler yapıyorum. Bu sabahkini sizlerle paylaşmak isterim..

Efenim, malum baliklar da biz omurgalılar gibi yaşamak için beslenmek zorundalar, haa, bu omurgasızların yaşamak için beslenmek zorunda olmadığı anlamına gelmemeli.. (Ben olsam okurken düşünürdüm de, o açıdan, empati yani.) Ehem, neyse, Mahmut'a yemi verir gibi yapıp (burada da araya girmem lazım; Mahmut balıkların günün büyük bir kısmını yüzerek geçirdiğinin farkında değil, birkaç dakika dolanıp dibe çöküyor tüm gün, sürekli bir uyuklama hali gözlemlediğim için çok daha öncesinde balikin depresif olduğuna kanaat getirmiştim) yani fanusa tırnaklarımla birkaç 'tık tık tık' yapıp balikin yüzeye çıkmasını sağladım. Balik yüzeye çıktı, ama o da ne, Pavlov'un köpeğinin kandırıldığı gibi kandırıldı o da, yem yok..

Üç saniye sonra..

Araştırmacı tekrar fanusa 'tık tık tık' yapar..

Balik tekrar yüzeye çıkar..

Buradan da anlaşılıyor ki; balıklar harbiden de balık hafızalı efenim.

Sonuç: Allah herkeşlere böyle hafıza nasip etsin, amin.

Demem o ki Hande Yener dinliyorum, Yola Devam diyor. Yok, diyeceğim bu değildi aslında da itiraf edip rahatlamak istedim.. 'Hande Yener mi dinliyorsunuz?? Sığ insansınız, bu ülke sizin gibiler yüzünden bu halde..' içerikli yorumları yayınlamama hakkım bu açıdan güzel bişi, teşekkürler Blogger.

Neyse, birkaç saat sonraki sınavım için çalışmam lazım şimdi, izninizle, byeess şekerler.. Yüreğineee güneş koy, yüreğineeee bulut koy, yüreğineeee yıldız koy, durmak yok yola devam..

1 Kasım 2008 Cumartesi

ich gehe in das kino*

Bak aklıma ne geldi, benim Haaacettepe Yüniversitesi (Direk Hacettepe deyince kızıyorlar 'Buna ne hacet?' derken ki hacet gibi okunmalı bu) yani Angara geçmişim var bir seneliğine. Kurtuluş, Beytepe, Baraka dışında aklımda Alamanca hatıralarım var bir de..

Ders çalışmamak için n'apsam diye düşünürken bu şarkı geldi aklıma, ezberlemeye çalışıyordum hazırlığı okurken, bildiğim ilk Almanca şarkı olacaktı. Allah'tan sonra Rammstein ile tanıştım da Almanca arabeske teğet geçtim:p Gerçi Rammstein da arabesk orası ayrı. Olsun ya, hem seviyorum arabeski ben. Bir Orhan Baba olsun, Ferdi Abi olsun, hep büyük insanlar.

Mesela bana sorsalar 'Sence bir Türk'ün Almanlara en büyük katkılarından biri nedir?' diye, bu şarkıyı söylerim hemen, kırk yıl kalsa bir Alman böyle bir müziğe böyle sözler yazıp 'çok geç artık..' demez bence, duygularını aldırmış gibi duruyorlar uzaktan bakınca, hımm, Rammstein hariç:p

Ben de kendi çapımda bir deneme yapıyorum, müzik alt yapısını yapabilecek olan varsa gramer hatalarını düzeltip sözleri kullanabilir, aslında hohşıtendouç öğretmişlerdi ama unuttum maalesef, ya da hiç öğrenemedim:p

du und ich**

er ist in meinem herzen
ich sagt ich liebe dich liebst du mich?
nein, nein er sagt,
dann was für machen?
dienen herzen sağolsun..(n'apayım hatırlayamadım..)

*Bu Almancayı henüz kıvıramamış zavallı öğrenciye hoca 'boş zamanlarında n'aparsın?' dediğinde öğrencinin verdiği default yanıttır: sinemaya giderim.

**sen ve ben
o benim kalbimde
seni seviyorum dedim sen de beni seviyor musun?
hayır, hayır dedi
öyleyse n'apalım,
senin canın sağolsun..

24 Temmuz 2008 Perşembe

dün yine seni andım gözlerim doldu

Sevgili fea,

Mektubunda bana sitem ediyorsun ama canım inan ki yüzde iki verimle çalışan bir beyin, nasıl bu kadar hızlı geçtiğini halen kavrayamadığım zaman ve şişkin ego kombinasyonuyla işler ancak bu kadar düzgün yürüyor. Seni unuttuğumu sakın düşünmeyesin e mi?

E ama sen de bütün etilleri bünyene toplamışsın da haber vermiyorsun:)) Ahah, şaka bir yana, bana haber vermediğin için çok kırıldım. Oralardan nasıl telafi edeceksin bilmiyorum, belki bikaç yıldız attırıverirsin gece penceremden fazladan dilek tutayım diye, buralarda tutulacak çok dilek oluyor. Nerde sende güneş toplayacak yürek, yan gelip keyif çatıyorsun yine değil mi? Hamak vardır umarım oralarda. Ben uzun bir süre evden çıkmamayı düşünüyorum, hem daha çok yazacak vaktim olacak bu sayede. Yine suratında o garip ifade oluşmuştur şimdi, ay canım, seni şeker şey.. Ulan ne şeker şeyi, elime bir geçsen seni eşşşek sudan gelinceye kadar döverdim, insan başka galaksiye taşındığını da mı söylemez? O geçenlerde tanıştırdığın üç kafalı yaratıktan öğrendim adresini felan. Çok kızdım çok! (sizin orada da internette sansür varsa şayet) girdiğin tüm sitelere erişimin engellenir işşallah, günlügümü bile okuyamazsın.. O kadar kızgınım ki sana bizim rehbere senin için 'molekül gibi molekül' yazdım, bakarsın bi ara.

Dur yav, sinirlenme hemen:)) Sevdik diye söylüyoruz. Yoksa bana ne, allaağın molekülü galaksiler arası seyahat yapmış felan.. Millet sana sadece pea diyip geçiyor zaten; aşk molekülüymüşsün, ahahahaha hiç güleceğim yoktu bea.. Len tanımasam seni dediklerine inanacam hani. Bu şaşkalozun aşkla uzaktan yakından alakası olamaz katı kalpli, duygusuz molekülün tekidir diyecem ama sana kıyamıyorum işte.. Müslüm Gürses'le belgesel seslendiresice:)

Neyyse, diğer kimyasallara dikkat et olur mu, bunca yıldır inatla koruduğun molekül yapının bozulmasını istemeyiz.

Kestane kebap acele galaksiler arası cevap, öptüm şeker, byes.

24 Mayıs 2008 Cumartesi

ella ella ella e e, eee?

Bir cumartesi öğleni(bak baaak, hem de final döneminde) solar yine uyanır, ekmek alır, kahvaltıda uzun uzun düşünür ve sonuca varır:
(aaa ne tuhaf, bazen ben de sonuca varabiliyorum demek)

- Ben tekvandoya başlıycam sınavlardan sonra.
+ :)

-Kendime kedi alıcam, beyaz, ama onu yanımdan ayırmıycam hiç.
+ :)

-Ders çalışayım en iyisi ben..
+ :)
-Aslında ben, sadece, neyse, tamam.

İnsanlar benimle yaşamayı çoktan öğrenmiş, adaptasyon dedikleri bu olsa gerek.

Halen lafla peynir gemisi yürütmeye çalışıyorum, ehik, ceviz getireyim yersin? Bulutsuzluk Özlemi dinler misin? Dinle bence, hiç bi kere hayat bayram olmadı ki, ya da delirdik, her nefes alışımız bayramdı..

Şimdiiiğğğ.

*Boşver boşver, bu yazıya yorum yazmak için klavyeni tüketme, kapadım zaten.

**Başlık umbrella'nın(vanilla sky yorumu tabii ki de) nakarat kısmı ya da bir kısmından uyarlandı işte, üf, hem onu boşver, Sözlerimi geri alamam daha iyi.

20:54 itibariyle düzeltme:

Zifiri'nin illa ki yorumu:
-diyalog arı filmindeki anne-baba barry diyaloğuna benzemiş. (:

Solar'ın illa ki cevabı:
-cevab veremedi.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

bir gün, tam anlatmaya..

otobüsteyim.
şikayet edebilmem için plakası yazılı tam karşımda.
adam sıkılmış gibi hayattan.

adamın geleceğinden endişe ettiği kaç çocuğu var kimbilir.

yine de nazar boncukları ve 'allah korusun' koruyacak bu otobüsü.

şoför iki adım ötede indirmedi diye amca isyanlarda.

halen konuşuyor.

şoför iki adım öteye gitti bir daha durdu.

saatte ortalama bilmem kaç km hızla geçiyorken arabalar.

yolun ortasında durdu.

kimse memnun değil halen.

birbirimize hiç tahammülümüz kalmamış artık.

neredeyse kavga edecekler.

plaka tam karşımda.

41 in tersinden gelir 14.

sago'da 14 demek yakın ve uzak demek.

burası misal ülkesi, masal misali bizler hayal kafilesi.

herkesin tek hakkı var solar.

anlayacaksın.

şikayet edebilmem için plakası tam karşımda.

şikayet etmem kimseyi, kimseye.

çünkü burası masal ülkesi.

ama ben otobüsteyim.

biraz daha bakarsam içeridekilere durağı kaçıracağım.

durağı gözlerimde saklayacağım.

gözlerimi kapayacağım.

anlayacaksın.
zaten önceki teoremlerde bu husus isbat edilmiş idi.


powered by özdemir asaf.
sponsored by sago.
by by analiz.

17 Mayıs 2008 Cumartesi

top 10

Bunlardan çok vardı eskiden televizyonlarda haftasonları, şimdi eskisi kadar yayınlamıyorlar sanırım, ama az evvel denk geldim birine..

Diyetisyenler ısrarla 'yapmayın, çok yersiniz haa, cıss' deseler de evde kimse olmadığında yemeğimi televizyonun karşısında yiyorum ben, ne yani, 'yalnızım be yazık bana, ühühühüh' diye düşüneyim de psikolojim bozulsun daha mı iyi..

Yalnız ne izleyeceğini seçme aşamasında dikkatli olmak lazım, sinir bozucu bişeyler olunca hırsla yemek yiyebiliyor insan, sağlığa zararlı olanı bu.

Neyse, ben çok fena Mor ve Ötesi hayranıydım, çok geçmiş değil, Gül kendine diye bir albümleri vardı, tanışmamız öyle oldu, -ki kendisi halen elimdeki albümler arasında baştan sona zevkle dinlediğim sayılı yerli albümlerdendir- kartonetinde yazılı şu cümleyle gençlik heyecanımı harmanlayıp 'olay budur be!' demiştim; "Bu albüm dünyanın gidişatından endişe duyanlara adanmıştır..."

Bana yani:p O zamanlar hissettiklerim; farklıyım, duyarlıyım, anarşi dolaşıyor damarlarımda, gücüm de var, değişime inanıyorum, sadece bir ivme gerekiyor, falan filan. Sonra Şehir, Bırak zaman aksın, Yaz albümlerini de almıştım, neyse ki Ankara'daydım da eski albümlerini bulmakta zorlanmamıştım (Kızılay'da kayboldum orası ayrı). Diğer güzel yanı da bu abiler ben oradayken konsere de geldiler, kaçırır mıyım, gittim tabii, yalnız kahretsin ki kapıda grubun solisti Harun'u gördüm, arkadaşın tabiriyle 'şişe dibi gözlükleriyle', 'E okumuş adam tabii, haliyle..' diyip geçtim, halen hayrandım. Biraz da erken gitmiştik, en öndeydik, tam Harun'un karşısında duracaktım. Durdum da, ancak hayranlık grafiğimde hızlanarak azalan bir düşüş gerçekleşiyordu; şarkıları söylerken ağlayacak gibi bir ifade oluşuyordu Harun'un yüzünde, böyle boyun damarları patlayacakmış gibi, arada sırada da yarabbi şükür, ayyy, iyvreençç, evet.

Konser bittiğinde sıkılmıştım bu gruptan. Tıpkı şimdilerde şarkıları winamp'ın inisiyatifine bırakamamaktan, replikleri hatırlamamak için beynimi oyalamaktan, neşeyle yürüdüğüm yollardan koşar adımlarla kaçarken arkama bakmamak için gözlerimi sımsıkı kapatmaktan, kulaklarımı tıkamaktan, kelimelere takılıp paldır küldür yuvarlanırken, yanımdakilerin beni bir yandan kollarımdan tutup kaldırmalarından, diğer yandan da çekiştirip durmalarından sıkıldığım gibi.

Şimdiii, bunlar aklına nasıl geldi dersen; aynı surat ifadesini az evvel klipte yine gördüm solistte, 'deli' yi söylüyor, (klip de linkin park- somewhere i belong'un klibini çağrıştırdı bana nedense), ses tellerindeki acıyı hissettim yine. Eskisi kadar hayran değilim ama bir zamanlar hücrelerimi peşinden sürükleyen bu gruptan, klip olarak uyan, şarkı olarak da the faithful lover, gül kendine, daha mutlu olamam, re, cambaz, 23, beyaz gibi şarkılar yapmış bu gruptan, daha iyisini beklemeye hakkım vardır diye düşünüyorum.

Aslında düşünüyordum, dört numarayı dinleyinceye kadar. Bizim üzerine hayal inşa etmeye kıyamadığımız 'mucize'yi başlık diye alıyor, şarkı yapıyorsun ama, mucize mucize olalı böyle zulüm görmemiştir heralde.. Opera da değil ya, neyse.

Affet Harun abi, hata ettim. Beşinci olmandan geçtim, bu listede olman bile büyük handikap. Öncesinde fd de var mıydı acaba, bak, içime dert oldu şimdi..

Neyse Nil dinleyeyim biraz, bunlar bana ekstıra larç, ekstıra larç. Bir de okul bitince integralin adını dahi duymak istemiyorum canım günlüg, yemem ben artık bunları.

1 Nisan 2008 Salı

saat de epey geç olmuş..

Okula gelen fotoğrafçılarca kırmızı perde(varsayılan) önünde çekilen fotoğraflarda öğrenciler garip çıkarlar genellikle. Sonra o fotoğraflar sınıf oturma planına, öğretmenlerin not defterlerine falan yapıştırılır; cidden öğretmenlik zor meslek, bizim makara yaptığımız fotoğraflara bakıp, bizi anımsayabilip, kanaat notu verebiliyordu hocalarımız.

Mesela ben lisedeki fotoğrafımı hatırlarım da, fotoğrafçı abi sanki en tuhaf baktığım anı özellikle beklemişti. O zamanlar Bayhan vardı popüler olanlardan Ajdar kıvamında (ben onu hep 'ooovv mayy laavv' derkenki bayık bakışlarıyla hatırlayacağım; ya ne olurdu şarkı en azından böyle kalsaydı aklımda:( ) işte onun gibi baygın bakışlarla çıkmıştım. Sonra bir şekilde yok ettim o fotoğrafları da, ruhum çoktan derin bir yara almıştı bir kere.. Bak şimdi yine hatırladım da, çok efkarlandım, bu kafayla Gauss yüzeyi falan da çizemem şimdi, uyusam iyi olacak. Bi maniyle veda edeyim:

"iyi gecelerr blogspot...
iyi gecelerr gmail...
iyi gecelerr winamp...
iyi gecelerr iş bankasıı...
iyi geceler iş bankası?
haaa, iyi çalışmalar iş bankasııı.."