29 Kasım 2007 Perşembe

nothing else matters

Bu şarkı tükendiğim yerde nefes alıp yeniden ayağa kalkma şarkısı benim için, Apocalyptica yorumunu daha çok seviyorum...


defterinizleri alabilirim

Efenim başlıkta yazan ilk kelime benim otobüste bir arkadaşa sarfettiğim kelimedir. Bir kişiyken iki kişi oldular, defterler de bir iken iki oldu tabii. Bir de ben cümle kurarken olunca bu benim de konuşmam bu hale geldi. Ablalar bakıp kıkırdadılar ama durumu daha da batırmamak için daha fazla cümle kurmadım, ben de onlara bakıp gülümsedim.

Yani demem odur ki canım insan, otobüsteyseniz bu gideceğiniz yere kadar rahat olduğunuz anlamına gelmiyor, hele de gittiğiniz yer umuttepe ise...

-Yaşlı amcalar teyzeler ayakta kalmasın diye otobüse her bineni takip etmeniz, gerekirse yer vermeniz gerekir.

-Eğer şanslı gününüzde iseniz (otobüste ayakta durabilecek kişiler ayakta duruyorsa) bu defa da elinde kitabı defteri olan yoldaşlarınıza yardımcı olmanız ayakta durmalarını kolaylaştırmanız gerekir. (bkz: ilk paragraf)

-'Duracak' düğmesine basma süresini iyi ayarlamanız gerekir. Çünkü bazı otobüslerde bu hem görsel hem de işitsel uyarı verir şoföre ve yolculara. Eğer erken basmış iseniz düğmeye uzun bir süre "dıııırıııım dıııırııım" sesiyle otobüs ahalisini rahatsız edebilirsiniz.

-Güneşin geleceği yönü iyi tayin etmeniz ve ona göre oturmanız gerekir, aksi halde güneşten nefret etmeniz söz konusudur.

Yolculuk öncesine de değinelim, evden çıkmadan evvel müzikçalarınızın pil durumunu kontrol edin aksi takdirde şoförün müzik zevkine katlanmak durumunda kalabilirsiniz.

Haa, bir de gideceğiniz yerin bu kadar sıkıntıya değmesi gerekir ama kendimden biliyorum bu çoğunlukla sizin elinizde değildir...

25 Kasım 2007 Pazar

leon:saksıda yaşamak

Leon bugüne dek izlediğim en duygusal filmdi, bunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Filmin konusunu üstünkörü anlatıpta lezzetini kaçırmak istemem ama şu kadarını söyleyeyim ki Leon 'merhametli bir tetikçi'nin öyküsü. Filmde günlük hayatla harmanlanmış işe yarar bir felsefe vardı. İlk izlediğimde en çok saksıda yaşamak ve köklerinin olmaması konusuna takıldım.

Kökleriniz bir saksıda ise istediğiniz yerde özgürce yaşayabilirsiniz ve Leon' a göre hayatına giren her insan onu saksı olmaktan alıkoyar, kök salmasına neden olur. Bu yüzden yalnızlığı seçmiştir Leon... Haklıdır, kaçımız bugün tam da şu anda her şeyi geride bırakıp gitmeyi göze alabiliriz ki?

Köklerimiz buna asla müsade etmez, konuşulması gereken insanlar, çalışılması gerekilen işler vs vs... Kendimce planını yaptığım okunması gereken kitaplar bile özgürlüğümü kısıtlıyor gibi.

Ve aşk...
Filmdeki aşk hayranlıktan ibaretti ve bence aşkın en yüzeysel tanımı bu. (en azından bugüne kadar ki tecrübem doğrultusunda peh pehhh:) ) Yani sizin yapamadıklarınızı yapmış, sizin olmak isteyipte olamadığınız kişi tam karşınızda ise başka bir şansınız yoktur sanırım... Burada keseyim:)

Son sahneler, gözyaşlarımın sel olupta aktığı sahnelerdi (şimdi trt2 stüdyomuza bağlanıyoruz gelecek gibi bu cümlenin ardından)... Evet öyleydi.

Ayrıca benim gibi sütten nefret eden birine bile sütü sempatik göstermeyi başardın ya Leon, diyecek söz bulamıyorum sana:)

Uzun lafın kısası solar der ki izleyin muhakkak...

22 Kasım 2007 Perşembe

nereden başlasak

TDK'dan başladık bu sabaha, bu adresi çelişkiye düştüğüm kelimeler için kullanıyorum. 'Nereden' diye yazılıp 'nerden' diye okunan kelime bana bunu yaptırdı(aklıma Donnie Darko geldi, hani bir sahnede yerde 'they made me do it' yazıyordu ya). Ahanda şu yazıdan bahsediyorum, -bu arada ahanda için TDK 'ahanda sözü bulunamadı' dedi ama idare edin artık yazmış bulundum. Hem de güzel durdu.- Neyse yazı şöyleydi:
Donnie Darko'nun müzikleri beni filmden daha çok etkilemişti, filmden öyle çok fazla etkilendiğimi söyleyemem. Yani mesela bir Leon gibi ilk izledikten hemen sonra birkaç kez daha izlemedim. Leon'u her izlediğimde Luc Besson'ın yönetmenliğine hayran kaldım. Muhakkak bir yazımda sadece Leon'dan bahsedeceğim.

Heh, gelelim 'nereden başlasak'a. Günün müziğini seçerken epey bir kararsız kaldım. Stairway to heaven, stupid girls, faraway'dan sonra 'Oya&Bora-Sevmek zamanı'na çift tıkladım. Eski günlere döndüm şimdi, bu şarkıyı bağıra çağıra söylediğim günlere (aman bu eylemi kampüs ortamınızda yapmayın dün okudum disiplin yönetmeliğini; kınarlar bak, demedi demeyin) döndüm. O günlerde kimse kimseyi şarkı söylüyor diye kınamıyordu. O günler güzeldi ama benim gibi okuldan nefret eden bir bünye için o günlerin geri gelmesini istemek büyük bir handikap olacaktır. Yani mümkün olsa şu önümdeki 3 seneyi de bir çırpıda geçirirdim(tabii okulu 4 senede bitirecek kadar yetenekli isem, eğer değilsem de mümkünse diplomayı aldığım güne gideyim)Click filminde bir kumandayla yapıyordu adam bunu, ah ah, o kumandadan bende de olacaktı... Click demişken Linger'ı es geçmek olmaz. Tamamdır Oya&Bora'dan sonra Linger'a geçiyoruz. Sonra da güne başlıyoruz ama 'öyle günler var ki baştan sonu gelmiş'miş...

(emeğe saygı linkleri)