4 Eylül 2019 Çarşamba

sene olmuş yolun yarısına az kala

sene olmuş 2019 halen bu şarkıları dinleyen var mı? her şey geçti aslında. bazen geç'ti, bazen geçti gitti. çocukluk, ergenlik (az hasarla), gençlik geçti.

şarkılar geçmedi. bazıları hep kaldı. iyi ki kaldı. bazı şeylerin değişmemesi ile huzurlu olmaya başlıyorsun bir yaştan sonra çünkü. anlık; bi şeylerin değişme ihtimali bile aklımı oynatmaya yetiyor yerinden. tüm dengelerim alt üst oluyor. hemen kovuyorum aklımdan şeytanları. sonra değişiklik olsun istiyorum hiçbir şey yerinden kıpırdamadan. yanımdaki hayatımın anlamı dediğim güzel kalpli dünya güzeli insan hep yanımda olsun. ne olacaksa onunla olsun. beni tüm karışıklığın ortasından tutup çıkarmıştı güzel elleriyle yıllar önce. yine o olsun yanımda, hep o olsun. onunla, dünya başka olsun.

bu şarkılar da kalsın işte yerli yerinde.

her şey değişecek, hiçbir şey olduğu gibi kalmayacak. eşyanın mantığına ters bir kere durağanlık. yine de içimde bir şeyler haykırıyor, bazı şarkıların güzelliği zamanla geçmeyecek. iyi ki. iyi ki. iyi ki...

(fonda bu vardı)

6 Nisan 2018 Cuma

ego

şu cümleyi buraya bir yerlere daha önce de yazmıştım günlüg: "hayat mario oyunu gibi çoğu zaman".

bugünlerde yaşananlarla bir hayli şişmiş egomu yok etmeye çalışıyorum ve bu öğreti için de Allah'a şükür halindeyim. bunu en net haliyle öğrenmem lazım. acı verici bir süreç de olsa. tıpkı 'v for vendetta' da 'tüm korkularımdan arınmak istiyorum' diyen evey'e v'nin verdiği ders gibi; zor, ama elzem.

"bu yolculuk insanı sonunda ölümü bile üç gün sonra duyulan bir kişinin ya da gökyüzündeki tek bir yıldızın yalnızlığı kadar büyük bir yalnızlığa iter. çünkü ego ancak, tam bir ümitsizlik noktasına gelince teslim olur. bu teslimiyet acı vericidir. çünkü kişi kendini yutacak dipsiz bir uçurum açılmış gibi hisseder. bu, ölüm gibi gelir. ancak bir taraftan ölümdür, diğer taraftan da o bir diriliştir. o doğmak icin ölmektir."

bunları gelip buraya yazmak, egoma hizmet etti yine ve en ufak bir lokmada, nasıl da büyüyor ego; ama biliyorum ki,

"bir kalple iki şey bir arada yaşamaz; ya O, ya da ego için yer vardır."

23 Aralık 2017 Cumartesi

toz pembe

olan bitene bakıp sen de sıkılmadın mı günlüg, sıkıldın. yani okuyasın, dinleyesin gelmiyor artık. huzur buralarda bir yerlerdeydi.

bi dakika...

çekmece. küçük çekmece...

öyleyse neden gitmiyoruz?

gökkuşağının üzerinde. zehirli mantarlar filan vardı. böyle eteği uçuşan alice. uçuşturan. oturup beyaz tavşanla karşılıklı bir kahve içtiğin o güzel ormanda. küçük prens birden karşına çıksa sulanmaktan sıkılmış gülüyle? bir koyun resmi çizsek mesela beraber. "hey! başına dikkat et" diye seslensem güliver'e.

bi soluklansam ellerim cebimde. masmavi gökyüzüne bakarken, ıslıkla çalıp bir şarkıyı. karşımda öylesine heybetli duran karlı dumanlı dağlar ya da koyunların otladığı çayırlar mesela. kimsecikler...

huzur.

buralarda bir yerlerde olacak.



5 Aralık 2017 Salı

odadan odaya sabırla

bazen şey diyorum günlüg, yani her ne kadar dibine kadar klişe de olsa; 'zaman ne çabuk geçiyor be'!

mesela chris cornell daha hayattaydı. ben kilometrelerce yol gidip okula varıyordum. ya böyle bi acayip hissediyordum. sanki dünyanın tüm yükü omuzlarımdaydı. garip. hasta değilsin, aç değilsin, açıkta değilsin ama içinde garip bi hüzün. işte, 'like a stone' dinleyip bulutları bişilere benzetecek kadar. adam daha hayatta, dikkatini çekerim. şarkı iç parçalayıcı. "ılooooooonnnn" diye böğürürken chris amca, yüzünde küçük emrah bakışları; "biri beni n'olur anlasın ama mümkünse fersah fersah uzağımdan anlasın" saçmalığı da cebimde, kampüsün kaldırımlarını köpeklerle paylaşıyordum:

"merhaba, siz de benim kadar yalnız mısınız?"

odadan odaya geçiyordum şarkıdaki gibi. bir kaya gibi durarak her kapı eşiğinde, sayfalarda kayboluyordum (o zamanlar da 'dahi anlamında de'yi bitişik yazanlara gıcığım tabii). bi farklılık hissediyordum.

yani insan sevmemek değil de, sevmek de değil.

ben daha çok oğuz atay seviyordum mesela. gelsin bana "oğlum hikmet bu oyun bizi üzmedi mi?" desin istiyordum arka planda feridun düzağaç çalarken. biri beni anlasın istiyordum ama oturup konuşmadan öyle.

tim burton vardı sonra. sevmiştim kara kalem çalışmalarını. mumya köpekler, garip yüzlü örümcekler, makas ellerle yarım kalmış tüm o masal kahramanları doldurdu dört bir yanımı.

bakalım kahramanımız hangi pencereden gizemli ormanın derinliklerini seyredecek?

tüm bu kafa karmaşıklığını ardımda bıraktım. galiba büyüdüm. chris cornell artık yaşamıyor. o kadar büyüdüm.

bence iyi de ettim. büyümek o kafa karışıklıklarının tümünden daha güzel bir şey.

halen insanlarla kurallı ayrışık mesafelerim var, olacak o kadar da.

13 Haziran 2017 Salı

gravity: hayaller & gerçekler

yani böyle günlüg, başını minibüs camına dayarsın. hani minibüs ani fren yaptığında hafif bir "tık" eder kafa. kafan olduğuna şükredersin.

hani böyle günlüg, gerilere gidersin...

coldplay'i ilk dinlemeye başladığın yıllara. tuhaf bir "nickname" ile dünya coldplay forumlarında "fink" atarken. keşfedersin. yeni yeni şarkılarını.

"yellow" değil tabii, ya da "clocks" veya "in my place"... tamam daha başlangıç seviyesinde dinleyici olabilirsin ama yani neticede bi "the scientist coldplaycisi" de değilsindir.

yahu günlüg, işte öyle o örneklemde gezerken denk gelip böyle de şarkı olur mu demiştim 'gravity'i dinleyince. 

sanki yer çekimi bir anlığına kayboluyordu bu şarkının ilerlerinde bir yerlerde. boşlukta salınıyordum ama öyle huzurlu...

işte o an'a gelmiştim. dolmuşta.

yani şehirden değil, ülkeden de değil, dünyadan kopmuştum. galaksiler arası seyahatte.

bir an.

dolmuşçu abi, "çevre garajıydı di mi hanfendi?" dedi sonra...

25 Şubat 2017 Cumartesi

veyki veyki

sevgili letonyalılar,

son zamanlarda gözlemlediğim çok yanlış bi dürüm var ki her fark ettiğimde ister istemez "radiohead ile coldplay kıyaslanır mı lan" demekten kendimi alamıyorum.

ben de az çok şunların farkındayım, radiohead karekökse coldplay onun karesi, radiohead ateşse coldplay su veya radiohead yağmurlu günse coldplay üzerine açan güneş filan. ama bence yine de çok öyle lay lay lom yellow ovv hayat ne güzel eller havayalık bir durum da yok. yani görüyorsun dünyayı az çok. ha bu sürekli ızdırap çek 7/24 kid a dinle demek değil. yine de şunu belirtmek benim vicdanımın borcu. yıllar sonra tekrar kullanmaya başladığım mp3 çalarda da fark ettim ki içine attığım coldplay sayısı x iken radiohead sayısı 8x. yani öyle bi oran. yaş ilerledikçe insan yemişim coldplay'i deyip radiohead'in kıymetini daha iyi anlıyor. kulaklarım ne kadarını hak  ediyor bilemem ama yeni albümünü de dinlerken içimdeki cadıyı yakıp ellerinden öpüyorum tom york amca.

bence daha iyisini sen bile yapamazsın.

elveda ve ay şekilli havuz için teşekkürler.

23 Ekim 2016 Pazar

orclar, hobbitler ve elfler

"esas trajedi buydu. bir adamın kötü olmaya cesaret etmesi değil, milyonlarca insanın iyi olmaya cesaret edememesiydi. "

-john fowles/ büyücü
 ........................................................spoiler.......................................................
onlarca yıldır kendimizi kandırıyoruz. artık hiçbirimiz iyi değiliz. aramızdaki husumetin sebebi siyasi fikir ayrılıkları günlük bıdıbıdılar ya da birbirimizi çekememezlik filan değil. esas gözden kaçırdığımız, çok net bir şey.

artık çok azımız iyi.

büyük bir kısmımız kötü.

savaş da, bu ikisi arasında: iyiler ve kötüler.

bu çok normal geliyor bana. esas garip olan şey, halen içimizdeki kötüleri aklama çabamız. biz misafirperveriz, biz duygusalız, biz şöyle vefalıyız, biz şöyle birbirimize bağlıyız, akraba severiz, komşu severiz, biz biz biz...

biz ancak ikiyüzlüyüz.

arkasından dünyanın lafını saydırdığımız insanın gider çayını içer, yüzüne gülümseriz. sırf yalnız kalmamak için. sırf işimiz düştüğünde kapısını çalabilelim diye. biz borç ister, sonra da ödememek için türlü taklalar atarız. biz daha az çalışmak için işi hep başkalarının üzerine yıkarız. sesini çıkarmayan iyi insanları "enayi" diye yaftalarız. arkasından güleriz. biz çok kurnazız. telefonda insanları dolandırmaktan zerre çekinmeyiz. buna şahit olanlar da kötülüğü yapanı değil, gözü açık davranamayan saf ve temiz insanları suçlar. biz iki üç yaşında kızlara, el kadar bebeklere bakıp şehvani duygular besleyebilecek kadar insanlıktan nasiplenememişleriz. hatta yaptığımız vahşiliği "ne yapayım kadınlara gidecek param yoktu" diye savunacak kadar utanmaz arlanmazız, ama haşaa, hepimiz müslümanız. parkta el ele dolaşan gençlere dünyayı dar ederiz. mini etek giyen kadına dünyanın arsızlığını yapmayı kendimize hak görürüz. kızlarla erkeklerin yan yana okuması, birbirinin sesini duyması, birbirine dokunması bizce dünyanın en kötü yanı. biz her gün gözümüzün önünde yitip giden gencecik canlara artık okuyacak iki üç saniyemizi bile ayıramayız. trafikte saniye sabretmez, insanlara saygısızlık yapar, her türlü kul hakkı yer ama hiçbir cumayı kaçırmayız. başkasının emeğini çalıp bir yerlere gelmeyi doğal karşılayacak kadar utanmaz, oruç tutmayana dayak atacak kadar dindarız çok şükür. tembelliği, sorumsuzluğu yüceltip, çalışmayı sorumluluk sahibi olmayı yerin dibine geçirenleriz. çocuklarımızı doğurup doğurup ellerine bir parça ekmek yanında da tablet telefon verip susturanlarız. sonra "çocuğum niye böyle oldu" diye gidip öğretmenlerine hesap soranlarız. biz çalışmadan geçirdiğimiz dakikaları yanımıza kar sayanlarız. kitap okuyan entel danteldir, resmi gazeteye inanmayanlar başımızın tacıdır. her türlü kötülüğü bilgelikten, her türlü iyiliği cehaletten bekleyenleriz.

biz az çok böyle olduk.

bu kadar kötülüğü cehennem bile kusar atar.
........................................................spoiler.......................................................

bu distopik film fragmanının ardından gündelik iyilik dolu yaşamlarımıza devam edebiliriz.

kelebekler, çiçekler falan filan feşmekan.

5 Ağustos 2016 Cuma

yaş 30 iken one more cup of coffee artık huzurlu imiş

kafa karşıklığı olmasın diye hep küçük harflerle yazıyorum günlüg'üme. yaş otuz olunca malum, sadeleşmeye ihtiyaç duyuyor insan.

saçmasapan başlığımda da belirttiğim gibi, yaş otuz iken ergenlikte "hüzünlü" olan şarkılar bu yaşta "huzurlu" kademesine terfi ediyor. yanında kahve opsiyonel.

bir oyun olsam, 30'umda "save" alır, allah'a iyi bir kul olmayı başarana kadar defalarca o yaştan tekrar başlardım. çünkü önceliklerini biliyor ve insanları artık tanımış oluyorsun, kendini tanımış oluyorsun. "ne kendine, ne de bir başkasına haddinden fazla anlam yükleme" öğüdü artık geçerliliğini kazanmış oluyor. kendine "doğadaki herhangi bir zerreden daha değerli olmadığının farkındayım" diyorsun, e diğer insanların daa... aaa, yooo, aile başka. aile farklı. sana her şeyini verenlere, her nazını kaprisini "ama beni anlamıyooosunuzz" deliliğini çekip, kızılcık şerbeti içip, halen üzümlü güllü ramazan şerbeti içmişçesine gülümseyenlere başka... onlar başka. bu yaştan sonra da onların kıymetini bilmezse, zaten gözüme gözükmesin bu kendini "alice" zannedip hayal dünyasından hayat dünyasına ışınlanan hatun.

ailenin kıymeti bil!

işte üç beş, ne biriktirdiysen atıyorsun değerlerini bilmek için kalbine. değerli. diğerleriyle ilişkiler daha resmi. öyle de olması gerekiyor. çünkü anlaşamadığın her insan, daha çok taviz demek hayatından. iyisini kötüsünü demiyorum. kötü de olsan, iyi de olsan, çok zorlamamak lazım. herkes kendi halkasında ne biriktirdiyse işte. etkiliyorsun. yaptığın iş, birçok insanı etkiliyor. ne yapıyorsan "aferin" için değil, etkilediklerin için yapıyorsun. vakti değerli harca. çalışırken gerçekten bir etki bırak. bir fark yarat bulunduğun yerde. temizlik yaptıysan, bırak görenler sen söylemeden anlasın aradaki farkı ve bunun övgüsünü insandan değil, allah'tan dile.

işini düzgün yap!

doğa çok güzel, sen de gelsene. elinden geldiği kadar daha çok doğayla, daha az insanla vakit geçir. doğaya çıkamıyorsan, birkaç saat yalnız kal. düşün. insan kalabalığı düşünmeyi engeller. kalabalıklardan, doğaya... yere yediğini içtiğini atanı şikayet ettin bu yaşında dek. bu yaştan sonra o çöpü oradan alıp çöp kutusuna at. madem insan değişmiyor, sen tavrını değiştir. soluduğun oksijen, içtiğin su o güzel ağaçlar, kuşlar, kurbağalar, sivrisinekler, orman, göl tabiat olmazsa olmaz.

doğayı sev, insandan koru! :)

mutluluğunu ve huzurunu bir başkasına değil, kendine bağla. gücün kendinden gelsin. aha bak o enerji, nlp, evrene gönder gelsin saçmalıklarından bahsetmiyorum da, ama bak, yani gerçekten sen kendine yetmiyorsan başkasından hayır bekleme. kendinle huzurlu ve mutlu olamıyorsan bir başkasıyla zaten olamazsın. konunun muhatabı %80 kendinse, %20 başkaları. sen kendini başka hiç kimseye ihtiyaç duymadan tedavi edebiliyorsan başkalarına yardımın olur hatta.

kendine yet!

coldplay bozmuş, radiohead hiç değişmemiş. pet shop boys love etc.'de kalmış, halen leonard cohen çok huzurluymuş, hotel california da neredeymiş deme. müzik dinle. net.

müzik dinle!

hiçbir açıklamaya ihtiyaç duymadan... yapamayacağını çok iyi bildiğin bir şeyi başkasının hatrına yapma. evet diyebildiğin kadar "hayır" demeyi de bil. bugün eziyet olmazsa, yarın eziyet olur. o gün, ne sen, ne de hatrına bi şeyler yaptıkların mutlu olabilir.

"hayır" diyebil!

ne olursa olsun, içini nefret değil, bırak af ve sevgi doldursun. bunu kendin için yap, başka türlü zaten sen de huzurlu olamazsın.

"affetmeyi esas al. iyiyi ve güzeli emret, cahillerden yüz çevir."
(a'raf 199)

oku!
düşün!
yaz!

oku!

21 Şubat 2016 Pazar

her şey güzel olacak

zaten öyle olması gerekiyordu şimdiye. yani öyle umut ediyor-du insan içten içe. ben bir güzellik göremiyorum halen. nereye baksam, aynı. bildiğin. ezberlediğin. aklında tuttuğun aynılık. üstüne bir de hesap vermeler eklendi sadece. kendime. ona. buna. şuna. bir de ötekine.

herkese.

sanki kötü olan ne varsa, sen de onun bir parçasıymışsın gibi. sanki her şeyi, ısrarla yanlış yapıyormuş gibi.

kusursuz çemberin üzerinde dolanıp, merkeze bir türlü gelemiyorum. her ne varsa orada, söylenince geri dönülemez gibime geliyor. zaten merkezden köprü yok bu çizgiye.

kelimeler bazen çok tehlikelidir albayım. bazıları söylenmeli. kurallı birleşik cümleler kurulmalı istenmese de. bazıları da kurallı da olsa kuralsız da olsa söylenmemeli. susmak da tehlikelidir ve yasaktır buralarda, konuşmak da.

susmadım da konuşmadım da. öylece kurallı birleşik durdum aslında. yalnızlığa dair ne varsa bir kenara koydum bir de. hatalıydım albayım biliyorum. hangimiz değildik ki? yine de en çok hatayı zamanda buldum. aradığım ne varsa, zannettim ki zamanla buldum. sonra bir baktım. aradığım da yokmuş, aradığımı zannediyormuşum meğer.

bütün meğerleri, oysakileri, sankileri, hepsini. bildiğim ne varsa diyorum, bilmediğim ne varsa. bir kutuya koymalı. üstüne kilit kilit vurmalı. denizin ortasına atmalı. batmalı. batmalı.

ancak o zaman, güzel olan her şeye yeniden başlanabilir belki.

15 Ocak 2016 Cuma

samimiyet

iki şeyi net öğrendim.

birincisi, dindar olduğu iddiasında olan birinin samimiyeti somut ibadetlerde değil mal, mülk ve para ile arasındaki ilişkide gizli.

ikincisi vatan sevgisi. o da sözlerde değil, işini -her ne yapıyorsan; bir çocuğu yetiştirmekten sokaktaki kurumuş yaprakları süpürmeye kadar- iyi ve özenli yapmaya gayret göstermende gizli.

geri kalanların çoğu (hepsiye yakını) lafügüzaf.

daha çocukken bir tribünde okumuştum: "sevgi eylem gerektirir" diye.

adamlar haklıymış beyler.