solar günlüg

and then i looked up at the sky and saw the sun...

vincent

yazan: solar

Vincent'ı seslendiren adamın sesi bana hiç yabancı gelmiyor. Tonlamalara dikkat ederseniz siz de Edward Scissorhands'teki mucit (Vincent Price) olabileceğini düşünürsünüz muhtemelen (benzemek istediği adamı anlatmak için film yapıp filmi yine ona seslendirtmek müthiş bir zevk olmalı).

Tim Burton benim için koca bir soru işareti olabiliyor bazen. Yani normalde insanlar "Bu filmdeki karakterle tamamen başka bir insanı anlattım ben o değilim yoksa..." diyerek işin içinden sıyrılıyorken bu adam öyle yapmıyor hiç. Ed Wood'daki yönetmende de onu görebiliyorsun, Vincent'taki çocukta da, ve bu kimseyi rahatsız etmiyor (Big Fish'te anlattığı baba da kendi babasıdır belki). Hatta ben "Dünyada böyle insanlar da varmış, bunlar gerçekmiş" diyerek mutlu oluyor, onu tanımadığım halde çok seviyorum.

Acaba tanışma şansımız olsa o da beni sever miydi ki, hımm, sanmam :)

Şans eseri henüz emoların çanta ve rozetlerine düşmemiş ve dilerim hiçbir zaman da düşmeyecek Vincent'ın günlüğümde olmasından mutluluk duyarak şuracığa bırakıyorum;

ne o, pek bi liberal gördüm seni

yazan: solar

24 Ocak kararları ile Sosyal devlet anlayışından neo liberal devlet anlayışına doğru yumuşak bir geçiş yapmışız. Neo, ne liberal, ne sosyal, ne 24 Ocak, kim, hooop n'oluyoruz, bir kaşık aslında yok diyenler için gelsin; rahmetli Uğur Mumcu 24 Ocak kararlarının ardından Cumhuriyet Gazetesi'nde yazdığı bir yazıda neo libaralizmi "alaturka kapitalizm" olarak nitelendiriyor.

Sosyal devlet de olamamıştık biz gerçi, sanırım o yüzden sosyal alaturka neo liberal kapitalizm diye çoban salatası kıvamında bir yerlere doğru gidiyoruz şimdilerde. Doktorlarımız pek bir sosyal mesela ama kapitalist de. Bizler de çok sosyaliz ama kapitalistiz de. Kapitalist insan olmaz devlet olurdu değil mi...

+Ben antimilitaristim...
-Efenim!
+Iıaaı, öyyeeyyimm:((

(ben demedim Cem Yılmaz dedi, laylon ne demek inci etc.)

Diyelim ki sosyal neo antimilitarist kapitalist liberal laik bir hastaneye gittik. Sosyal doktorların sosyal hastaları olarak "Kapitalist bir ağrım var doktor bey tam şuramda" diyoruz. Sosyal doktor da "Benim de neo liberal bir muayenehanem var, bu konuyu birer kahve içerek orada görüşelim. Buraya çok ciddi vakaları aldığımız için sizin kapitalist ağrınızla ilgilenecek liberal vakit bulamıyoruz. Bir gün bu kapitalist ağrı sosyal kalbinizin durmasına neden olacak bir duruma geldiğinde sosyal hastanemize yeniden başvurun. Neo liberal morgumuz sizin etrafa kapitalist kokular yaymamanız için özel olarak soğuk tasarlandı. Üstelik cenazenizde arkanızdan sosyal kitlelere "iyi bilirdik" dedirtecek neo liberal imamlarımız da var... Size sadece öldüğünüzü algılamak için kafanızı tabuta vurmak kalıyor yani." diyor.

Dişlerim çürür diye, dolgu yapabileceği halde kanal tedavisi yapar, kanal tedavisi yapabileceği halde dişimi çekip implant yapar diye diş dokturuna gitmeye de tırsıyorum mesela, kola içer içmez dişlerimi fırçalıyorum hemen kapitalist diş fırçam ve diş macunum ile.

Lisedeyken felsefe hocamız "Nüfus cüzdanınızdaki ay ve yıldız ne anlama geliyor sizce?" diye sormuştu bir ara. Ben de "Tabii ki Türkiye Cumhuriyeti'nin bir vatandaşı olduğum anlamına geliyor" diye düşünmüştüm içimden, düşüncelerin üç boyutlu olduğunu bilmiyordum o zamanlar. Hocamız da kendi boyutundan bakıp; "Bu hayatınız boyunca başınıza gelecek hiçbir şeye şaşırmamanız gerektiği anlamına geliyor" demişti.

"Ne demek ki acaba??" di mi, bütün bunlar demek işte sevimli şey. Abime de hastanenin bahçesinde dediğim gibi, etrafta bu kadar hasta insan olmasına şaşırmamak lazım. Erken teşhis denen zamazingo sadece özel sağlık kuruluşları ve üniversite hastanelerinde geçerli artık. Hipokrat yemini vardı bir de... Öyle de, adamlar dirisinden korkmuyor ki ölüsünden korksun...

Her şeyin başı sevgi bence (according to 'ada'), bu işi parayı pulu zerre düşünmeden yapan/yapacak olan vicdan sahibi doktorlar, güzel insanlar da gördüm çünkü. Onlar halen var diye, bizler halen ayaktayız.

bu böyle

yazan: solar



Matematiksel olarak tüm etkileşimlerde varlığımızı ihmal edebilecek kadar küçüğüz.

üzgünüm chriscim anlaşamadık

yazan: solar

"Bir daha büyük konuşmayacağım" demek de büyük konuşmaya giriyordu di mi? Coldplay'in Gravity'sini hayatımın Gravity'si sanıyordum. Bir daha da başka Gravity sevmem, onun kadar sevmem sanıyordum. Oysa APC'nin Gravity'si daha başında "lost again" derken bu düşüncelerimi çürütüyor. O nasıl "I am" demektir öyle hele... Adamın sesi müziğin içinde kaşar peynirin pizzaya karışması gibi karışıyor ressssmen, nereye çeksen oraya gidiyor.

Ah ya Chris, deplasmanda dersin soran olursa...

tembellik hakkı

yazan: solar

Olmalı böyle bir şey bak.

Ben uykuyu çok severim. ÖSS zamanlarında millet sabahlara kadar soru çözerken ben gece saat on bir civarlarında kahve içip üzerine "Bu saatten sonra çalışılmaz" diyerek uyuyabilen bir összedeydim. Üzgün olduğum zamanlar daha da çok uyurum. Ancak kafama bir şeyin çok fena takılması lazım uyuyamamam için. Nemrut'ta eksi bilmemkaç derecede bile bir battaniyeyi kendime siper edip Samanyolu'na baka baka uyuduğumu bilirim.

Bu yüzden zaten üniversiteyi nasıl kazandığımı halen çözebilmiş değilim; mucize ya da şans. "Hiçbir başarı tesadüf değildir" diye bir slogan var ya, yalan o. Şans faktörü hayatlarımıza epeyce etki ediyor. Ufak bir şanssızlık eseri 'Hey you' dinleyemezken 'High Hopes' dinliyorsun mesela.

Şans demişken, sevgili abim EAN ile müttefik olup Generals oynarken bütün süper silahları (Atom bombası, scud storm vs) kafasına yiyen general de benim. Her şey, "General, a nuclear missile launched" sesiyle başlıyor...

Generals'ı da GLA'yi de seviyorum yine de. Sadece sivil halkı silahlandırarak bi sürü tank patlatabiliyorsun.

Bak ne diyordum, ne demişim. Tembel olabilirmişim ve bence hepimiz çok rahat tembel olabilirmişiz bir şeyler bizi bir şeylere zorluyor olmasaydı. Hiçbir şey yapmak zorunda olmamak müthiş çünkü; kahveyi sırf çalışmak zorunda olduğun için değil, canın istiyor diye içmen çok keyifli.

Üstelik kapitalist düzende yaptıklarının dünyayı değiştirmeyeceğinin, sadece birilerinin can sıkıntısını hafifleteceğinin farkındasın. Bu yüzden de beyaz yakalı bir köle olmayı reddeden 'biri', benim gözümde ikinci Travis'tir, üstelik bir Tyler Durden'a ihtiyaç duymayacak kadar da aklı başındadır... Dünya böyle insanlar üzerinde halen nefes aldığı için benim de halen rahat yaşadığım bir yer.

Yaniiii, yaşasın tembellik hakkı ve şu sayfanın en sonuna bakarsanız da "Her hakkı erkektir" o zaman yaşasın tembel Hakkı. Böğk. Tamam ya, çok kötüydü... Sizi Aristo'ya havale edeyim en iyisi.

Bu sıcaklarda dikkat edin kendinize olur mu, yorulmayın çok, canınız sıkıldıkça da "love etc." dinleyin;)

(emeğe saygı)

ösym bize bir şey anlatmaya çalışıyor

yazan: solar

'2009 KPSS Eğitim Bilimleri'nden bir soru...


"Tıp fakültesini iyi bir dereceyle bitiren Ali, birkaç kez girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavında başarısız olmuştur. Ailesinin ısrarıyla bu yıl da sınava başvurmasına rağmen Ali bu sınav uygulaması devam ettikçe hayalini kurduğu dahiliye uzmanlığı eğitimini hiçbir zaman alamayacağını düşünmektedir.

Ali'nin bu düşüncesi aşağıdakilerden hangisinin göstergesi olabilir?

A) Öğrenilmiş çaresizlik
B) Dışsal denetim odağı
C) Kendini gerçekleştiren kehanet
D) Mantığa bürünme
E) Kolektif yeterlik inancının düşük olması"


Cevap A şıkkı. Bir de dalga geçiyor adamlar bizle iyi mi:)

yanılsama

yazan: solar

Bu aralar canım bir başka sıkılıyor. APC kesmedi Tool dinlemeye başladım. Artık benden kimseye hayır gelmez sanıyorum.

Yok yok, bu konuda emin gibiyim.