ağlamıyorum gözüme bi şey kaçtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ağlamıyorum gözüme bi şey kaçtı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Kasım 2013 Cumartesi

dönmek

"Uzun zaman oldu yazmayalı" gibi klasik bir başlangıcı hak etmiyor burası, ama öyle bi dünya ki işte, her zaman hak ettiğini bulamıyorsun günlüg. Gereğinden fazla hassas bir blog oldun her zaman. Sahibine çekmiş tabii.

Paldır küldür gireyim konuya:

Birmilyonbilmemkaçıncıkafakarışıklığıarefesi. Düğüm mü, çözüm mü bilemedim ki.

İnsan neden bazı bazı hayatı inatla kendine zehir eder bilmiyorum. Yazmalı mı her zaman? Yetenek varsa yazmalı. Yoksa da yazmalı. İlla yetenek mi lazım yazmaya? Yalnız kaldıkça yazmalı.

Sahi ya, yalnızlık. Şu sıralar bahsetmem gereken en son şey. Teoride. Pratikte öyle değil ama. O kadar yalnız ki insan, bu kadar olur ancak. En yakınım dediğin ne varsa, o kadar uzak ki aslında. Sago'nun şarkısındaki gibi yakın-uzak. O kadar kendine has, o kadar yanıltıcı ikinci bakışta. İlk bakış: o her şeyin mükemmele yakın göründüğü an. Sanki dünyalar kadar önemliymişsin gibi, sanki o an, orada, bir tek sen varmışsın gibi.

Ah o kadar yalnız ki insan. Bu kadar olur ancak. Gözler şişecek. Sonra tek gerçeği göreceksin. Yeterince inançlıysan o da.

O kadar önemli olamadım ki hiç. İnsan inatla yine de bir masala ait olmak istiyor. Tamam, pamuk prenses değil ama Külkedisi belki; biraz zorlarsan o sevimli cücelerden biri. Masalın en gereksiz kahramanı ya da. Mesela kırmızı elma.

Hayat o kadar karmaşık bir şey mi? Biz mi karıştırıyoruz ki? Ne kadar yanlış anlatıyoruz, anlıyoruz? Bazıları için her şey çok kolay; geri kalanlar için de her şey çok zor.

Tamamen güvenmek mesela; sevgin, özlemin kadar, yalnızlığını da emanet edebilmek.

Sustukça çoğalacak kelimelerim biliyorum. Onları kendimden başkasına emanet edemiyorum. O kadar kendime dönük ki harflerim. Beynimden çıktığı gibi kalbim yutuveriyor sanki, ya da herkesinkinden daha farklı bi mekanizma var içimde. Duyguları harflere, kelimeleri duygulara dönüştüren.

Sadece bir kişi anlasın istiyorum. İnatla. Onca yıllık görünmez insan ömrümde, bir kişi görebilsin ruhumu istiyorum sadece... Ne zaman risk alıp kendimi tamamen savunmasız bıraksam, kalkanlarımı indirmenin acısını çektim oysa. Delilik bu! Suçlu aramadan. Bir tek suçlu. Bilindik. Tanıdık. Kan akışını damarlarını tutarak hissettiğim...

Bu kadar kendine dönük olmak suç mu? Samimiyetin nerede?

Neyse ki her şey bazen toz pembe.



22 Kasım 2010 Pazartesi

bir paket kabartma tozu

Bulamadım valla. KPSS'den sonra tekrar ev hanımı moduna geçtiğim için denenmemiş tariflere sarıyorum yine. Düğmeli kurabiye yapacaktım ama maalesef evde 20 paket vanilyaya karşın 0 paket kabartma tozu var. Hiç yok yani.

Ev hanımı modunun yan etkilerinden biri de haliyle "şimdi kim kalkıp gidecek markete" oluyor. Üşeniyorum kalkıp markete kadar gitmeye. Pöffff.

Sabah kahvaltı yaparken "Deli kız" diye bir film izledim Kanaltürk'te. Başrollerinde Perihan Savaş'la Mesut Engin oynuyordu, bildiğin fakir kız zengin oğlan hikayesi ama çalan şarkılar çok güzeldi. 75'lerden hep. İnsanı gençliğine götürüyor ahahahaha, gel gel çiçekler hep soldu, gel gel okullara akıllı tahta gönderip öğretmen göndermiyorlar, gel gel bir paket kabartma tozum bile yok, gel gel birinin bu bardağı mutfağa götürüp yıkaması gerekiyor, gel gel çamaşırlar ayarlanacak ütü yemek filan var daha ohooovv....