Şimdi şey diyorlardır hep: "Atandı kurtuldu, oh ne güzel devlette kadrolu, 3 ay tatil, yarım gün çalışıyor" vs vs...
Nereden mi biliyorum?
Ehehe, kendimden tabii ki :))
Gerçekler öyle değilmiş yalnız. Doğrudur yarım gün çalışıyorum ama o yarım günkü yorgunluğum tüm güne yayılıyor. Öğrencilerim canavardan bozma olduğu için... Daha ilk ayda parmak liflerim koptu mesela kavga ayırırken. Biraz da tecrübesizlik var gerçi. Şimdi kavga ettiklerinde hiçbir şey yapmadan bekliyorum, yiyorlar birbirlerini bir güzel, yorulunca ayrılıyorlar. Sonra öpüşüp barışarak sınıfa gidiyorlar. Adamların stres atma yöntemiymiş meğer bu. Daha Fight Club'ı izlemeden olayı çözmüş keratalar.
Dersler daha eğlenceli geçiyor. On saniyede bir "Susuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuun!!!" diye bağırmadan mümkün değil ders işleyemiyorum. Bırak defter tutmayı, kitap getiren öğrenci görünce gözlerimin içi parlıyor. Derste bağıra çağıra şarkı söyleyeninden tut, gözlerimin içine bakarak dersten kaçanı bile var. Sonrası koridorda koşuşturmaca...
Sınav günleri bizim için haftalar öncesinden çalışıp, o gün hastalıktan gebersek dahi muhakkak okula gittiğimiz günlerdi. Şimdiki öğrenciler için diğer günlerden hiçbir farkı yok. Yazılıya girmese de kıyamet kopmaz nasılsa...
Köy okulu yazmadığıma pişman oldum. Gerçi köyleri gezdiğimde pişmanlığım bir nebze olsun azalıyor ama hayatımın yüzde doksanını okul oluşturduğu için bu konuda kafam karışık. Seneye herhangi bir köye görevlendirme isteyebilirim belki. Oradaki çocuklar şehir merkezindekiler gibi değil. Ağzından çıkan her kelimeye kıymet veriyorlar, bizim gözümüzde öğretmenimiz neydi ise, onların gözünde de şu an o. İnanılmaz saygılılar.
Köylerin de imkanları bir hayli zorlayıcı. Alışveriş yapabileceğin bir bakkalı dahi olmayan köyler var. Bakkalı bırak, sıcak suyu olmadığı için köyde banyo yapamayan bir öğretmenin varlığından haberdarım.
Yani hiçbir zaman bütün artıları bir arada bulamıyor insan. Hep araftasın. Bir adım sonrası güneşli gökyüzü, bir adım gerisi karanlık bir boşluk. Arada salınıp duruyorsun öyle; hayat diyorlar adına.
Eskiden öğretmen maaşları için "ne az ne çok, yaptığın işin tam karşılığı" derdim, ama bu tam olarak doğru değil. Sorunlu öğrencilerin çoğunlukta olduğu okullarda öğretmenler bu paranın iki katını da gönül rahatlığıyla alıp harcayabilirler :P
Hatta yıpranma payı falan diye bizler için daha erken emeklilik bile düşünülebilir :D
Şimdilik sağ işaret parmağımdan yoksunum mesela. Bakalım ilerleyen bölümlerde kahramanımızın başına daha neler gelecek...
büyüyünce öğretmen olucam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
büyüyünce öğretmen olucam etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
29 Nisan 2012 Pazar
31 Ekim 2010 Pazar
bak bir sınav daha geçti
Şaka gibi...Giydiğiniz montun üzerindeki metallere takılan dedektörler, salonda bas bas "o yasak bu yasak şu zaten yasak küpe yasak yüzük yasak tuvalet yasak kıpraşmak yasak" diye psikoloji bozan sınav görevlileri, mentollü olips şekerler, "al... terini silersin" der gibi ösym peçetesi...
ve bütün bunları "adamlar işi bu sefer sıkı tutuyor canığğm" diye takdir eden halk...
Affedersiniz ama, o sorular "yüzük"le değil, "yüzük kardeşliği" ile çalındı benim bildiğim.
Seneye bence kapılara bir de "safety car" bırakılsın, daha şık durur. Hatta bak soruları bunlar getirsin. Kopya çeken olursa sarı bayraklar kaldırılsın falan. On numara önlemler. İvet...
(Şayet bir senelik, tabiri caizse "eşek" gibi çalışma neticesinde yaptığım doksan üstü netlerle atanamazsam bu benim ayıbım değildir bir de)
ps: başlığın şeysi buydu.
29 Haziran 2010 Salı
kolay olacağını kimse söylemedi
"Hadi başa dönelim" derken samimi değildim aslına bakarsan. Bu yaşa gelip ÖSS psikolojisini yeniden yaşamak çok zor. Yine o zamanlardaki gibi testlerin içinde boğuluyorum. Denemelerde geçtiğim kişi sayısına bakıp formüller çıkararak atanma olasılığımı hesaplıyorum. "He heh aferin bugün iyi soru çözdün" diye kendimi gaza getirmeye çalışıyorum. Günlük çalışma planları hazırlayıp uygulayamadıklarıma hayıflanıyorum. Kaygı düzeyimi düşürmeye çalışıyorum."Meditasyona mı başlasam??" diye abuk düşünceler içinde okuduklarımı atıyorum hafızaya... Evde bakıyorum, gerekeni yapıyorum... On numara, evet...Sıyırıyorum yavaş yavaş.
Bu noktaya geldik işte. Okuyorsun, süper güdülenmişsin, "öğrendiğim bütün her şeyi uygulayacağım hiçbiri teoride kalmayacak" diyorsun, hooop, önüne koca bir engel daha çıkıyor, ve ben cidden sıkıldım. Yarın sınav olsa "tamam ya ne halim varsa göreyim bence" diyeceğim, o derece.
Sınava nerede gireceğim de belli oldu. Cuma günü, tıpkı ÖSS'ye girdiğim zaman yaptığım gibi sınav yerini göreceğim. İzin verirlerse biraz oturup soru çözerim. Kalemlerimi hazırladım. Suyum, şekerim, bir senedir okuduğum dualar, bana okunan dualar... Hepsini ardıma katıp elimden geleni yaptım artık gerisi nasip kısmet diyerek gireceğim KPSS'ye.
Sonrası mı?
Bilmiyorum.
Düşünmek de istemiyorum.
Cidden çooook sıkıldım, artık...
Haklısın Chrisciğim, ama kimse bu kadar zor olacağını da söylememişti:( Sen de söylüyorsun ya öyle!
(resim)
28 Mayıs 2010 Cuma
beyin bedava
Bugün (umarım) okul hayatımın son finaline girdim. Umarım diyorum çünkü dersin hocası çok iyi kalpli biri. Bizi iş hayatında bir sene daha az heba etmek için elinden geleni yapıyor. Sürekli "Gençler bugünleri çok arayacaksınız kıymetini bilin" diyor. Mezun olayım da arayayım bugünleri ya sorun değil. Üç yüz elli sayfalık kitabı defalarca okuduktan sonra şalterleri atan tek kişi ben değilmişim yalnız;
Prenses: Ezgi ben lavaboya gidiyorum.
Arkidiş: Aa baloya mı gidiyorsun?
Ben: Ne Bolu'su ya, gezi mi varmış Bolu'ya?
Diyaloğun aslının böyle olduğunu anlayınca epeyce bir güldük tabii.
Bu arada cübbemle kepimi de aldım. İçine benden iki tane sığar gibi ama yapacak bir şey yok. Zaten o karmaşada kimin kim olduğunu seçebilmek çok zor arada kaynarım ben de.
Böyle işte. Umarım şu son dersten de geçerim de artık "okul hayatı" denen illet yakamı bırakır. Kusura bakma tatlım, bu ilişki beni çok yıprattı artık, hem sen benden daha iyilerine layıksın:P
(resim)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
1-C & emreaydın - alıştım susmaya
Kolay mı zor mu olur bilmiyorum ama bunu izledikten sonra birkaç parça eşyamı valize tıkıp koştura koştura görevime başlamak geldi içimden. Umarım bu hevesimiz yok olmadan atanabiliriz.
youtube'dan izleyemeyenler için link.
"O zaman dersine çalışsana kızım!" diyerek:) sözü 1-C'ye bırakıyorum:
youtube'dan izleyemeyenler için link.
10 Mart 2010 Çarşamba
okumadan öğrenmek
Süper olurdu değil mi? Hani Matrix'deki gibi. Bana şu bilgiyi yükle diyeceksin birine, gözlerin kırpışıcak, sonra, aa!
Aslında artık çok da bilimkurgu değil bu. Yapılan bir deneyi anlatayım bakın:
Bir grup fareyi labirente buyur ediyorlar. Tabii bir yerine peynir bırakıp, illa ki:) Fareler uzun bir zamanın ardından peyniri buluyor. Birkaç denemenin ardından her defasında daha kısa sürede peyniri bulabildikleri için, bunların yolu "öğrenmiş" olduğunu kabul edebiliyoruz.
Birinci gruptaki farelerin beynini daha önce labirente hiç girmemiş ikinci grup farelerle karşılaştırınca, beyinlerinde daha önce var olmayan bir sıvının oluştuğu fark ediliyor.
Şimdi sıkı durun; bu sıvı, daha önce hiç labirente girmemiş ikinci gruptaki farelerin beyinlerine enjekte edildiğinde, tıpkı daha önce peynire giden yolu öğrenmiş fareler gibi, çok kısa sürede peyniri buluyorlar!
Şaşırdın...... Ben de şaşırdım valla :P
Hımm, öncelikle öğrenmek istediğim şey Anayasa tarihi, KPSS'yi kazanayım da bu öğrendiklerim bi işe yarasın diye :(
Sana zahmet yükleyiver Tank!
Aslında artık çok da bilimkurgu değil bu. Yapılan bir deneyi anlatayım bakın:
Bir grup fareyi labirente buyur ediyorlar. Tabii bir yerine peynir bırakıp, illa ki:) Fareler uzun bir zamanın ardından peyniri buluyor. Birkaç denemenin ardından her defasında daha kısa sürede peyniri bulabildikleri için, bunların yolu "öğrenmiş" olduğunu kabul edebiliyoruz.
Birinci gruptaki farelerin beynini daha önce labirente hiç girmemiş ikinci grup farelerle karşılaştırınca, beyinlerinde daha önce var olmayan bir sıvının oluştuğu fark ediliyor.
Şimdi sıkı durun; bu sıvı, daha önce hiç labirente girmemiş ikinci gruptaki farelerin beyinlerine enjekte edildiğinde, tıpkı daha önce peynire giden yolu öğrenmiş fareler gibi, çok kısa sürede peyniri buluyorlar!
Şaşırdın...... Ben de şaşırdım valla :P
Hımm, öncelikle öğrenmek istediğim şey Anayasa tarihi, KPSS'yi kazanayım da bu öğrendiklerim bi işe yarasın diye :(
Sana zahmet yükleyiver Tank!
4 Mart 2010 Perşembe
bandura
Model alarak da öğrendiğimizi söylemiş bir insan Bandura. 'Sosyal Öğrenme'nin kurucusu yani. Koca ömürlerinde birkaç sayfa bir şey okumayıp çocuğuna "Git odana, kitap oku!!" diyen anne babaların yaptıklarının saçmalığından bahsediyor yani...Bu kısımları pek bir işinize yarayacak değil de, devamı hoş, (hani şu Pavlov'un Köpeği deneyini yapan ve davranışların sadece koşullanma yoluyla öğrenildiğini iddia eden) davranışçı psikologlara çok sağlam bir ayar vermiş:
"Düşüncelerin davranışlar üzerinde etkili olmadığını iddia ederek, insanların düşüncelerini kendi düşünceleri doğrultusunda değiştirebilmek için tüm zamanlarını konuşmalara, makalelere ve kitaplara adayan radikalleri görmek oldukça eğlenceli."
Zeka dediğin böyle bir şey işte:))) Her zaman daha iyisi vardır. Bilişsel öğrenmecilerin vermiş olduğu ayarları da önümüzdeki derslerde işleyeceğiz gençler.
Hayatımdan bir süreliğine çıkardığım film izleme olayına geri döndüm bu arada. Pixar'la, animasyonlarla, yorumlarımla gelicem!!!!
Bir de "%100 düşünce gücü"nü okuyup durağa gittiği an bineceği otobüsü getirebilen var mı ya? Daha zeki insanlar bilirler... Boşuna "Bir gün bir kitap okuyacağım ve bütün hayatım değişecek;)" diye kafa patlatmayayım yani :(
Tamam ya, gittim işte. Kib. Çok öpt. Bye.
(emeye saygı)
(Şablonun içler acısı halini fark ettim, kısa zamanda ilgileneceğim inşallah, durup dururken niye bozulur ki bunlar anlamıyorum :S )
yine beeen: Uğraştım bayağı da, logodaki "yoghurt"u "solar" yapamamam dışında bi problem yok sanırım. Neyse ya olduğu kadar artık şekerler. İdare ediverin.
ki onu da düzelttim.
3 Şubat 2010 Çarşamba
hı hı, ha ha
Ataması yapılmayan öğretmenleri duydunuz mu?
http://www.ayop.biz/
Bulaşıkları aslında bir sonraki yıkama için bırakmıştım, makine dolduğu için... Sonra radyoda Nil çıktı; 'Seviyorum Sevmiyorum'. "Aslında Nil de tıpkı futbol gibi, toplumların afyonudur Solarcım;)" diye düşünüp kalan bulaşıkları elde yıkamaya karar verdim. Bir süreliğine KPSS için endişelenmemeyi...
Daha yazının başında kendi kendime "kime neyi niye anlatıyorsun" şeklinde sorular sormaya başlayınca yazdığından da bir keyif alamıyorsun, ama yazmam lazım: "Bugünlerde çok tatsız şeyler yaşıyoruz bence ve daha bu başlangıç".
Dersanede ücretli öğretmenlik yapanlarla konuşuyorum. Geleceğimi görüyorum belki. Yazması bile tatsız geliyor şu an. İnan, hiç hoş bir şey değil dört sene sinir stres içinde epeyce saç döktükten sonra bir o kadar daha çabalayıp eline geçenin koca bir "hiç" olması. "Hiçbir sosyal güvencemiz yok." diyorlar, "Sendikaya üye olma hakkımız yok." diyorlar. "Ne öğretmenler ne de öğrenciler bizi ciddiye almıyorlar." diyorlar. Sözleşmeliler var bir de, sezonluk futbolcu gibi ya... Birileri çıkıp "tüm öğretmenleri kademeli olarak sözleşmeli yapmayı düşünüyorlar" diyor. Bir forumdan 30 yaşında bir coğrafya öğretmeninin atanamadığı için intihar etmek istediğini okuyorum. Ajitasyon yapıyor olsa bile, bence bunu yapması bile bir hayli düşündürücü.
Şimdi siz de haklı yere şikayet edeceğine git KPSS'ye çalış diyeceksiniz de, ben de öyle yapıyordum aslında. Çay almak için odadan çıkınca bir milletvekilinin Meclis'teki konuşmasına denk geldim. Belki de benim söyleyeceğim şeyleri söylüyordu. Neyin peşinde olduğunu bilmiyorum, ama işte, öğretmenlerin bugünkü halini anlatırken benim söylemek istediklerimi onların da anlayacağı bir dille söylüyordu: "Kul hakkı yiyorsunuz."
-----------------alla alla?? flashback'i (Gaziantep 2002)------------------------
"Yahu, bir sürü bölüm öğretmenimiz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe, bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri, yazık değil mi? Öğretmen almıyorum de, bu evlatlarım okumasın boşuna. Ama biz iktidar olunca, inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak..."
-----------------alla alla?? flashback'i (Gaziantep 2002)------------------------
İnşallah;)
http://www.ayop.biz/
Bulaşıkları aslında bir sonraki yıkama için bırakmıştım, makine dolduğu için... Sonra radyoda Nil çıktı; 'Seviyorum Sevmiyorum'. "Aslında Nil de tıpkı futbol gibi, toplumların afyonudur Solarcım;)" diye düşünüp kalan bulaşıkları elde yıkamaya karar verdim. Bir süreliğine KPSS için endişelenmemeyi...
Daha yazının başında kendi kendime "kime neyi niye anlatıyorsun" şeklinde sorular sormaya başlayınca yazdığından da bir keyif alamıyorsun, ama yazmam lazım: "Bugünlerde çok tatsız şeyler yaşıyoruz bence ve daha bu başlangıç".
Dersanede ücretli öğretmenlik yapanlarla konuşuyorum. Geleceğimi görüyorum belki. Yazması bile tatsız geliyor şu an. İnan, hiç hoş bir şey değil dört sene sinir stres içinde epeyce saç döktükten sonra bir o kadar daha çabalayıp eline geçenin koca bir "hiç" olması. "Hiçbir sosyal güvencemiz yok." diyorlar, "Sendikaya üye olma hakkımız yok." diyorlar. "Ne öğretmenler ne de öğrenciler bizi ciddiye almıyorlar." diyorlar. Sözleşmeliler var bir de, sezonluk futbolcu gibi ya... Birileri çıkıp "tüm öğretmenleri kademeli olarak sözleşmeli yapmayı düşünüyorlar" diyor. Bir forumdan 30 yaşında bir coğrafya öğretmeninin atanamadığı için intihar etmek istediğini okuyorum. Ajitasyon yapıyor olsa bile, bence bunu yapması bile bir hayli düşündürücü.
Şimdi siz de haklı yere şikayet edeceğine git KPSS'ye çalış diyeceksiniz de, ben de öyle yapıyordum aslında. Çay almak için odadan çıkınca bir milletvekilinin Meclis'teki konuşmasına denk geldim. Belki de benim söyleyeceğim şeyleri söylüyordu. Neyin peşinde olduğunu bilmiyorum, ama işte, öğretmenlerin bugünkü halini anlatırken benim söylemek istediklerimi onların da anlayacağı bir dille söylüyordu: "Kul hakkı yiyorsunuz."
-----------------alla alla?? flashback'i (Gaziantep 2002)------------------------
"Yahu, bir sürü bölüm öğretmenimiz boşta geziyor. Resim öğretmeni matematiğe, müzik öğretmeni beden dersine giriyor. Niye? Öğretmen ihtiyacı var. Ama bakın ki işe, bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri, yazık değil mi? Öğretmen almıyorum de, bu evlatlarım okumasın boşuna. Ama biz iktidar olunca, inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak..."
-----------------alla alla?? flashback'i (Gaziantep 2002)------------------------
İnşallah;)
17 Aralık 2009 Perşembe
seçmeli VI: ileri topuklu ayakkabı ile yürüyüş teknikleri
Eğitim fakültelerindeki abuk subuk seçmeli derslerin yerine bunu bırakmaları lazım bence. Yürürken önce parmak uçlarıma değil de topuğa basmam gerektiğini anlayana kadar haşat oldu ayaklarım. Ha, giyme diyeceksin de, staja gidince mecbur kalıyorsun işte. Öğrenciler topuk sesine şartlanmışlar, koridorda duyunca bile "Hoca geliyoo" diyerek sessizleşebiliyorlar. Okula spor giyinip geldiğinde kimse sallamıyor. Sadece bu değil tabii, otobüse bindiğinde topuklularla "hanfendi", converselerle "abla" oluyorsun. Para üstünü alırken kendini düşes zannediyorsun, ayaktaysan da "Heralde teyze bu" mesajını algılayıp yer veriyorlar en basitinden:pBir de, hani usta şoför yokuşlarda belli olur ya, bence usta topuklu ayakkabı kullanıcısı da yokuş aşağı yolda belli olur. Topukları kaydırmadan inebilme seviyesine yükselene kadar az Baba Zula kavırlamadım:
"bulutların üst
ünden bıraktım ben kendimisonunu düşünmeden topuklar kaydırınca beni"
diye...
Şimdi patiklerimi ayağıma geçirip şööyle bi uzatıverince yine düşündüm de erkekler haklı, tüm getirilerine rağmen tüm gün bu gökdelenlerin tepesinde dolanmak akıl karı değil be...
Dünya varmış, Garfield olmak varmış!
29 Eylül 2009 Salı
hakiki tosun paşa
Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)
"Avet avet hıhıh"...
19 Ağustos 2009 Çarşamba
bir kpss kitabı ile yapılabilecekler
Bir KPSS kitabı, sınavda alacağı puana göre okullar arası seyahat edecek bir öğretmen adayının sahip olabileceği neredeyse en işe yarar şeydir.
Bir kere pratikte büyük değeri vardır.
1. Sıcaktan bunaldığınız günlerde "acık ceryan yapsın da rahatliyim" diye düşünürseniz, kapınızın çarpmaması için önüne bu kalın kitabı bırakabilirsiniz.

2. Sizi -gayet sakin ruh halinize rağmen- sinirlendirmeyi inat ve ısrarla başarabilmiş bireylerin kafasına darbetmek suretiyle ufak çaplı bir beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olabilirsiniz.
3. Kışa saklayıp, eğer halen soba yakan bir ev bulabilmiş şanslı bir insansanız "şunu da sobaya atıver de bi işe yarasın bari =)" diyerek mutlu olabilirsiniz.
4. Şayet 1.maddeye rağmen serinlemeyi başaramadıysanız kitabı sol elinize alarak sağ elinizle sayfaları çevirip hafif bir esinti elde edebilirsiniz (ayrıca bu kitabı günde 5
dakika, evet evet yanlış duymadınız sadece 5 dakika! elinizde tutarak inanılmaz çekici kol kaslarına sahip olabilirsiniz).
5."Neresinden başlasam bitmez bu kitap, en iyisi Battlefield oyniyim" diyerek mantıklı bir davranış geliştirebilir, olmadı, MMMMigros'ta kasiyer olup iki yakanızı zar zor bir araya getirerek de yine aynı hayat standardına ulaşabileceğinizi düşünüp rahatlayabilirsiniz.
6. Daha da önemlisi bir KPSS kitabı büyük psikolojik değere sahiptir. Onu yanınızda taşıdıkça tası tarağı toplayıp Avustralya'da mutlu bir hayat yaşama umutlarınızı yeniden gündeme getirebilirsiniz.
7. Bir KPSS kitabı doğması olası çocuğunuzu beklemeniz için çoğu zaman geçerli bir nedendir. "Anneee yine benim kitabımı almışsın!!" falan, sevimli olur neticede.
(emeğe saygı)
Bir kere pratikte büyük değeri vardır.
1. Sıcaktan bunaldığınız günlerde "acık ceryan yapsın da rahatliyim" diye düşünürseniz, kapınızın çarpmaması için önüne bu kalın kitabı bırakabilirsiniz.
2. Sizi -gayet sakin ruh halinize rağmen- sinirlendirmeyi inat ve ısrarla başarabilmiş bireylerin kafasına darbetmek suretiyle ufak çaplı bir beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olabilirsiniz.
3. Kışa saklayıp, eğer halen soba yakan bir ev bulabilmiş şanslı bir insansanız "şunu da sobaya atıver de bi işe yarasın bari =)" diyerek mutlu olabilirsiniz.
4. Şayet 1.maddeye rağmen serinlemeyi başaramadıysanız kitabı sol elinize alarak sağ elinizle sayfaları çevirip hafif bir esinti elde edebilirsiniz (ayrıca bu kitabı günde 5
dakika, evet evet yanlış duymadınız sadece 5 dakika! elinizde tutarak inanılmaz çekici kol kaslarına sahip olabilirsiniz).5."Neresinden başlasam bitmez bu kitap, en iyisi Battlefield oyniyim" diyerek mantıklı bir davranış geliştirebilir, olmadı, MMMMigros'ta kasiyer olup iki yakanızı zar zor bir araya getirerek de yine aynı hayat standardına ulaşabileceğinizi düşünüp rahatlayabilirsiniz.
6. Daha da önemlisi bir KPSS kitabı büyük psikolojik değere sahiptir. Onu yanınızda taşıdıkça tası tarağı toplayıp Avustralya'da mutlu bir hayat yaşama umutlarınızı yeniden gündeme getirebilirsiniz.
7. Bir KPSS kitabı doğması olası çocuğunuzu beklemeniz için çoğu zaman geçerli bir nedendir. "Anneee yine benim kitabımı almışsın!!" falan, sevimli olur neticede.
(emeğe saygı)
30 Temmuz 2009 Perşembe
but it's bad and it's mad
Canım Solar Günlüg okuyucusu, ben de isterdim ki "Ben çok ermiş bir insanım, daha önce hiç duymadığım yayınevi ismini rüyamda gördüm, ak sakallı bir dede bana yol gösterdi" falan diyeyim.
Yine de kısmen doğru bu. Rüyamda fakültedeki eğitim hocam (ki kendisi ak sakallı değil) "KPSS soruları bu kitaptakine çok benzer çıkıyor" diyerek bana bir kitap uzattı. Şimdi reklama girmesin, kocaman "KPSS" yazısının altında 'x yayınları'nın yazısını gördüm.
Sabah gugıldan böyle bir yayınevi olup olmadığını araştırıp olduğunu görünce "ahaaa ben erdim valla yihhhuuu" diye telefonu aradı gözlerim.
Sonra bir durdum.
Daha önceden araştırıp not aldığım alınacak KPSS kitapları listeme baktım.
'X yayınları' en başta yazıyordu.
Umut Sarıkaya bile bu kadar ufak bir şeyden mutsuz olamazdı ya, bilinçaltı ne pis bişey:(
Bir işaret daha beee, yani emin olmam için. Yoksa Ali Sami Yen'in orada trafik sıkışıkken gözüme takılmıştı yine aynı yazı, ama orada trafik hep sıkışık oluyormuş. Üzgünüm ama bu kadarını da sıradan tesadüfler olarak kabul edemem ben.
Ben galiba, yani s
anırım, belki de muhakkak, olabilir böyle şeyler tabii. İstanbul güzel şehir neticede.
Ama diğer karşıdayken.
Çarşı Beşiktaş'a karşı :p
Huuhh, her şeye rağmen yürümek güzel İstanbul'da.
(başlık şu şarkıdan)
Yine de kısmen doğru bu. Rüyamda fakültedeki eğitim hocam (ki kendisi ak sakallı değil) "KPSS soruları bu kitaptakine çok benzer çıkıyor" diyerek bana bir kitap uzattı. Şimdi reklama girmesin, kocaman "KPSS" yazısının altında 'x yayınları'nın yazısını gördüm.
Sabah gugıldan böyle bir yayınevi olup olmadığını araştırıp olduğunu görünce "ahaaa ben erdim valla yihhhuuu" diye telefonu aradı gözlerim.
Sonra bir durdum.
Daha önceden araştırıp not aldığım alınacak KPSS kitapları listeme baktım.
'X yayınları' en başta yazıyordu.
Umut Sarıkaya bile bu kadar ufak bir şeyden mutsuz olamazdı ya, bilinçaltı ne pis bişey:(
Bir işaret daha beee, yani emin olmam için. Yoksa Ali Sami Yen'in orada trafik sıkışıkken gözüme takılmıştı yine aynı yazı, ama orada trafik hep sıkışık oluyormuş. Üzgünüm ama bu kadarını da sıradan tesadüfler olarak kabul edemem ben.
Ben galiba, yani s
Ama diğer karşıdayken.
Çarşı Beşiktaş'a karşı :p
Huuhh, her şeye rağmen yürümek güzel İstanbul'da.
(başlık şu şarkıdan)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)