29 Nisan 2012 Pazar

araf

Şimdi şey diyorlardır hep: "Atandı kurtuldu, oh ne güzel devlette kadrolu, 3 ay tatil, yarım gün çalışıyor" vs vs...

Nereden mi biliyorum?

Ehehe, kendimden tabii ki :))

Gerçekler öyle değilmiş yalnız. Doğrudur yarım gün çalışıyorum ama o yarım günkü yorgunluğum tüm güne yayılıyor. Öğrencilerim canavardan bozma olduğu için... Daha ilk ayda parmak liflerim koptu mesela kavga ayırırken. Biraz da tecrübesizlik var gerçi. Şimdi kavga ettiklerinde hiçbir şey yapmadan bekliyorum, yiyorlar birbirlerini bir güzel, yorulunca ayrılıyorlar. Sonra öpüşüp barışarak sınıfa gidiyorlar. Adamların stres atma yöntemiymiş meğer bu. Daha Fight Club'ı izlemeden olayı çözmüş keratalar.

Dersler daha eğlenceli geçiyor. On saniyede bir "Susuuuuuuuuuuuuuuuuuuuuun!!!" diye bağırmadan mümkün değil ders işleyemiyorum. Bırak defter tutmayı, kitap getiren öğrenci görünce gözlerimin içi parlıyor. Derste bağıra çağıra şarkı söyleyeninden tut, gözlerimin içine bakarak dersten kaçanı bile var. Sonrası koridorda koşuşturmaca...

Sınav günleri bizim için haftalar öncesinden çalışıp, o gün hastalıktan gebersek dahi muhakkak okula gittiğimiz günlerdi. Şimdiki öğrenciler için diğer günlerden hiçbir farkı yok. Yazılıya girmese de kıyamet kopmaz nasılsa...

Köy okulu yazmadığıma pişman oldum. Gerçi köyleri gezdiğimde pişmanlığım bir nebze olsun azalıyor ama hayatımın yüzde doksanını okul oluşturduğu için bu konuda kafam karışık. Seneye herhangi bir köye görevlendirme isteyebilirim belki. Oradaki çocuklar şehir merkezindekiler gibi değil. Ağzından çıkan her kelimeye kıymet veriyorlar, bizim gözümüzde öğretmenimiz neydi ise, onların gözünde de şu an o. İnanılmaz saygılılar.

Köylerin de imkanları bir hayli zorlayıcı. Alışveriş yapabileceğin bir bakkalı dahi olmayan köyler var. Bakkalı bırak, sıcak suyu olmadığı için köyde banyo yapamayan bir öğretmenin varlığından haberdarım.

Yani hiçbir zaman bütün artıları bir arada bulamıyor insan. Hep araftasın. Bir adım sonrası güneşli gökyüzü, bir adım gerisi karanlık bir boşluk. Arada salınıp duruyorsun öyle; hayat diyorlar adına.

Eskiden öğretmen maaşları için "ne az ne çok, yaptığın işin tam karşılığı" derdim, ama bu tam olarak doğru değil. Sorunlu öğrencilerin çoğunlukta olduğu okullarda öğretmenler bu paranın iki katını da gönül rahatlığıyla alıp harcayabilirler :P

Hatta yıpranma payı falan diye bizler için daha erken emeklilik bile düşünülebilir :D

Şimdilik sağ işaret parmağımdan yoksunum mesela. Bakalım ilerleyen bölümlerde kahramanımızın başına daha neler gelecek...

4 yorum:

Büşra dedi ki...

sonunu düşünen kahraman olamaz, demek istiyorum, tutamıycam kendimi diycem :) dedim:)

solar dedi ki...

düşünmüyorum ben de, yaşıyoruz öyle gelişine :)

teyzesinin yalancısı dedi ki...

ilçede taşımalı bir köy okuluna atandım,hiç öyle değil solarcan,burada da 10 çocuk altı çocuklu ailelerın ilgiden yoksun kalmış dayakla terbıye edılmış çocuklarıyla uğrasıyorsun,çogu küçük yaşta senden daha fazla hayatı görmüş yaşamış büyümüş oluyor,dayakla terbiye edildiği için dövemsen dikkate almıyor,dövsen kadın dayagını cıddıye almıyor...vs vs...bu iş zor çok zor yonca:))

solar dedi ki...

valla ben de buradaki köy öğretmenlerinin yalancısıyım. bi tanesi kaşlarımı çattığımda bile oturup ağlıyorlar demişti. ben de bunu duyunca ağlayacak gibi oldum :D