Almanca'yı sevmedim, sonra halo etkisi oldu, Almanya dahil Almanca'yla ilgili hiçbir şeyi sevmedim...
Bu hariç."Yogurette";

Uğruna mit meinen miserabel deutsch, ich gehe nach Berlin be ya. Nasıl canım çekti şimdi.

Yapılan araştırmalara göre yaşayan her insan hayatının bir döneminde en az bir defa etrafındaki kalabalığa bakıp "İyi ama neden ben?" diye ne idüğü belirsiz bir soru sormuştur.| 1 . Kâğıt yaprakları, kitap sayfaları. |
| 2 . Resmî kurumlarda işlem gören belgeler: "Mektupçu evrak okur, cevap yazar, muhabere işlerini idare ederdi."- S. Ayverdi. |
| 3 . Yazılmış kitaplar, mektuplar veya yazılar. |
Bunun kadar sinir bozucu bir cümle daha biliyorsam o da "bişey diyecektim sana ama, neyse ya, boşver sonra söylerim" dir, fena halde 'öylesine söyledim'in ekürisidir..
Filmlerden öğrendiğim bir şey var ki; Çinliler çayı kulpsuz küçük fincanlarda acayip bi şekilde tutarak içiyorlar."...Sonuç: Gelenekler ne kadar saçma olursa olsun, sorgu kabul etmiyorlar.
- Bu İngiliz tipi çay seremonisi, ritüeliydi; başka neler var?
- İlginç olabilecek iki örnek daha var. Biri Çin'de çayın demlenmesi ve ritüeli. Diğeri de Japonya. Çin'de ağırlıklı olarak yeşil çay tüketiliyor, çay üstadı denilen, çay konusunda tecrübeli kişilerin rolü büyük. Genelde onun etrafında toplanıyorlar. Kuru çayın üzerine sıcak su dökülüyor, bir, iki dakika bekletildikten sonra bu çok küçük, kulpsuz fincanlara servis yapılıyor. Bu, 'iyi koku çayı' olarak anılıyor. Daha sonra, demlikteki ıslanmış yaprakların üzerine ikinci kez sıcak su dökülüyor. Suyun tabii ki taze, uzun süre kaymamış su olması önemli onlara göre..."
Gönül verdiğimiz matematik bari bir işe yarasın. Dur dur, kaçma bak anlaşabiliriz, beynini bir kenara bırak da gel, bu kez beni ruhunla hisset (hadi hep birlikte gözlerimizi kapatalım, şakayiiii kundaaağğ siiiyy, iiiy dee cüzdan orda.. guru, guru gürültü..).