23 Aralık 2017 Cumartesi

toz pembe

olan bitene bakıp sen de sıkılmadın mı günlüg, sıkıldın. yani okuyasın, dinleyesin gelmiyor artık. huzur buralarda bir yerlerdeydi.

bi dakika...

çekmece. küçük çekmece...

öyleyse neden gitmiyoruz?

gökkuşağının üzerinde. zehirli mantarlar filan vardı. böyle eteği uçuşan alice. uçuşturan. oturup beyaz tavşanla karşılıklı bir kahve içtiğin o güzel ormanda. küçük prens birden karşına çıksa sulanmaktan sıkılmış gülüyle? bir koyun resmi çizsek mesela beraber. "hey! başına dikkat et" diye seslensem güliver'e.

bi soluklansam ellerim cebimde. masmavi gökyüzüne bakarken, ıslıkla çalıp bir şarkıyı. karşımda öylesine heybetli duran karlı dumanlı dağlar ya da koyunların otladığı çayırlar mesela. kimsecikler...

huzur.

buralarda bir yerlerde olacak.



5 Aralık 2017 Salı

odadan odaya sabırla

bazen şey diyorum günlüg, yani her ne kadar dibine kadar klişe de olsa; 'zaman ne çabuk geçiyor be'!

mesela chris cornell daha hayattaydı. ben kilometrelerce yol gidip okula varıyordum. ya böyle bi acayip hissediyordum. sanki dünyanın tüm yükü omuzlarımdaydı. garip. hasta değilsin, aç değilsin, açıkta değilsin ama içinde garip bi hüzün. işte, 'like a stone' dinleyip bulutları bişilere benzetecek kadar. adam daha hayatta, dikkatini çekerim. şarkı iç parçalayıcı. "ılooooooonnnn" diye böğürürken chris amca, yüzünde küçük emrah bakışları; "biri beni n'olur anlasın ama mümkünse fersah fersah uzağımdan anlasın" saçmalığı da cebimde, kampüsün kaldırımlarını köpeklerle paylaşıyordum:

"merhaba, siz de benim kadar yalnız mısınız?"

odadan odaya geçiyordum şarkıdaki gibi. bir kaya gibi durarak her kapı eşiğinde, sayfalarda kayboluyordum (o zamanlar da 'dahi anlamında de'yi bitişik yazanlara gıcığım tabii). bi farklılık hissediyordum.

yani insan sevmemek değil de, sevmek de değil.

ben daha çok oğuz atay seviyordum mesela. gelsin bana "oğlum hikmet bu oyun bizi üzmedi mi?" desin istiyordum arka planda feridun düzağaç çalarken. biri beni anlasın istiyordum ama oturup konuşmadan öyle.

tim burton vardı sonra. sevmiştim kara kalem çalışmalarını. mumya köpekler, garip yüzlü örümcekler, makas ellerle yarım kalmış tüm o masal kahramanları doldurdu dört bir yanımı.

bakalım kahramanımız hangi pencereden gizemli ormanın derinliklerini seyredecek?

tüm bu kafa karmaşıklığını ardımda bıraktım. galiba büyüdüm. chris cornell artık yaşamıyor. o kadar büyüdüm.

bence iyi de ettim. büyümek o kafa karışıklıklarının tümünden daha güzel bir şey.

halen insanlarla kurallı ayrışık mesafelerim var, olacak o kadar da.

13 Haziran 2017 Salı

gravity: hayaller & gerçekler

yani böyle günlüg, başını minibüs camına dayarsın. hani minibüs ani fren yaptığında hafif bir "tık" eder kafa. kafan olduğuna şükredersin.

hani böyle günlüg, gerilere gidersin...

coldplay'i ilk dinlemeye başladığın yıllara. tuhaf bir "nickname" ile dünya coldplay forumlarında "fink" atarken. keşfedersin. yeni yeni şarkılarını.

"yellow" değil tabii, ya da "clocks" veya "in my place"... tamam daha başlangıç seviyesinde dinleyici olabilirsin ama yani neticede bi "the scientist coldplaycisi" de değilsindir.

yahu günlüg, işte öyle o örneklemde gezerken denk gelip böyle de şarkı olur mu demiştim 'gravity'i dinleyince. 

sanki yer çekimi bir anlığına kayboluyordu bu şarkının ilerlerinde bir yerlerde. boşlukta salınıyordum ama öyle huzurlu...

işte o an'a gelmiştim. dolmuşta.

yani şehirden değil, ülkeden de değil, dünyadan kopmuştum. galaksiler arası seyahatte.

bir an.

dolmuşçu abi, "çevre garajıydı di mi hanfendi?" dedi sonra...

25 Şubat 2017 Cumartesi

veyki veyki

sevgili letonyalılar,

son zamanlarda gözlemlediğim çok yanlış bi dürüm var ki her fark ettiğimde ister istemez "radiohead ile coldplay kıyaslanır mı lan" demekten kendimi alamıyorum.

ben de az çok şunların farkındayım, radiohead karekökse coldplay onun karesi, radiohead ateşse coldplay su veya radiohead yağmurlu günse coldplay üzerine açan güneş filan. ama bence yine de çok öyle lay lay lom yellow ovv hayat ne güzel eller havayalık bir durum da yok. yani görüyorsun dünyayı az çok. ha bu sürekli ızdırap çek 7/24 kid a dinle demek değil. yine de şunu belirtmek benim vicdanımın borcu. yıllar sonra tekrar kullanmaya başladığım mp3 çalarda da fark ettim ki içine attığım coldplay sayısı x iken radiohead sayısı 8x. yani öyle bi oran. yaş ilerledikçe insan yemişim coldplay'i deyip radiohead'in kıymetini daha iyi anlıyor. kulaklarım ne kadarını hak  ediyor bilemem ama yeni albümünü de dinlerken içimdeki cadıyı yakıp ellerinden öpüyorum tom york amca.

bence daha iyisini sen bile yapamazsın.

elveda ve ay şekilli havuz için teşekkürler.