how to disappear completely and never be found etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
how to disappear completely and never be found etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

15 Ocak 2009 Perşembe

ya mavlan ya mavlan..

Yazmayayım diyorum hiçbir şey, küçücük aklınla neyi değiştirebileceksin diyorum; hele konuşarak, hele yazarak, hele düşünerek, hele dua ederek, olmuyor..

Biliyorum; söylesem tesiri yok, ama sussam da gönül razı değil..

7 Aralık 2008 Pazar

sur le fil*

Evet bayram, kutlu olacaktır illa ki. Hatta olmuştur bile, olsun zaten.

"Ahh eski bayramlar.." derken bir insan, ben de hüzünlenirim onun için. Özlediği aslında eski bayramlar falan değildir, eski günleri, çocukluğudur. Mutluluğun ve mutsuzluğun uçlarda yaşandığı o günlerin basitliği, saflığı; 'yerden yüksek'tir.

Ben hiç özlemiyorum çocukluğumu. Halen büyüyemediğim için galiba. Hiç yaşamadığım yaşlılığımı hayal ediyor, onu özlüyorum; bir gün sallanan sandalyede kar yağarken sıkıca sarıldığım kırmızı-siyah ekose battaniyemi düşlüyorum..

Evet, geleneklerimiz zamanla yok oluyor ama bu beni tedirgin etmiyor, sizi de etmesin bence. Zaten yaptığımız en iyi şeylerden biri bu; değişen çevre koşullarına ayak uyduruyoruz. Atalarımız bu konuda bize anlayış gösterecektir muhakkak. Ben olsam anlayış gösterirdim, kızmazdım yahu, benim yaptığımı yapmadınız ne biçim insanlarsınız siz falan diye, benim doğru yaptığım ne malum, di mi..

Yine de, iyi haber geleneklerin devamı için, samimiyetin sorgulanmadığı iletişimlerin sağlığı açısından az yakıtla uzaya gönderilme fikrine halen olumlu bakıyorum (kim bilir kaç kişi daha aynı şekilde düşünüyordur, öyleyse dünya neden bu halde?).

Ben kendimi kurtardıysam, sen kendini kurtardıysan, dünyanın neden halen kurtarılmaya ihtiyacı olsun -ya da neden halen kurtarılmaya ihtiyacı var- ki..

Neyse, bu güzel bayramın tadını daha fazla kaçırmadan "büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperim; iyi bayramlar:)" diyerek kaçayım (piyano halen sıcak, fazla uzağa gitmiş olamam).

*Yazdıklarımla alakası yok, yaşadıklarımla var; Yann Tiersen eseri, fransızca; 'ip üzerinde'.

17 Kasım 2008 Pazartesi

yeni başlayanlar için kendinden nefret etmek

Son bir haftadır, hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum kendimi. 'Balikım bile var daha n'olsun:)' diyordum, çocuklar gibi şendim, ama işte, biliyordum, bir kırılma anının geleceğini ve düşüşe geçeceğimi..

İşin kötü yanı da, ben düşüşe geçince dibe vururum. Çünkü hiçbir şeyin ortası yok benim için; iyi olmanın ya da kötü olmanın. Evet, nereden baksan saçmasapan bir yaşam tarzının içindeyim ki kendime bile itiraf edemiyorum bunu çoğu zaman. 'İyidir böyle' diyorum iyinin ne olduğunu bilmeden. Asya gibi 'Sevgi neydi?' dediğimde 'Emekti' diyemiyorum; 'Sevdiğin için kendinden vazgeçmekti' diyorum. Bundan daha fazlası olmalı diyorum, vazgeçiyorum. Ruhumdan katıyorum sevdiklerime ve bir zaman sonra tıpkı Mahmut gibi onları da zehirliyorum. Evet, damarlarımda dolanan şey her ne ise, içinde sevdiklerimi de zehirleyen bir şey olmalı. Bu yüzden Mahmut bu kadar kısa sürede öldü, uyandığımdan beri aynı, baş aşağı duruyor, hareket etmiyor, fanusa tık tıklamam, çevirmem, 'şaka yapıyorsun, üzüleyim diye böyle yapıyorsun, arkamı döndüğümde yüzeceksin yine' demelerim sonrasındaki hayal kırıklığım aynı. Buralar gitmiyor, yine, o gitti, yine, çok ağlıyorum çürüyor gözlerim, ama bişey değişmiyor, yine.

Alt tarafı 'balık' işte değil mi, anlatamıyorum ki, arçeliğin robotu boynunu bükürken bile gözlerim doluyor, 'robot' işte di mi, değil işte.

Mahmut yazıp aratınca iki yazı çıkıyordu mutluluğumu anlatan; birincisi bu, ikincisi de bu. Benim için mucizevi bir canlıydı, bana 'Hande Yener bile dinleten balik'tı, o balık değildi işte; 'balik'tı.

Gitmek neyi çözecek balik? Beni de götür işte, bırakma buralarda, ben kendimden daha fazla nefret etmeden. 'Bana bak salak, bir daha hiçbir şeyi bu kadar sevmeyeceksin'i kendime daha fazla demeden.. Uyan işte, yine baloncuklar çıkar.. Özür dilerim, seni de sevgimle boğduğum için, en azından sınavlarım bitene kadar bana katlandığın için, seni hiç unutmayacağım, belki de unutmamı isterdin kim bilir, aklımda bile yer almamak, seni düşünerek manevi varlığını da zehirlemememi isterdin ama ben yine yapamayacağım bunu, umarım benden nefret etmiyorsundur..

Mutlu muydum, al işte; berbat bir sabah, berbat bir gün ve işin kötü yanı artık kendime hiç acımıyorum: Bir daha bu eve içimdeki zehre bağışıklık kazanamamış başka bir canlı girmeyecek. Ben de en kısa zamanda Mahmut'un gittiği ebediyete intikal ederim umarım; iyi ki varsın değil işte, keşke hiç olmasaydım.

31 Ekim 2008 Cuma

öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam..

Sınavlar başlıyor yine, depresyonu da beraberinde geldi tabii..

Geçen seneden kalan bir dersimle birlikte sekiz tane dersten geçmem gerekiyor bu dönem ve ben şu ana kadar sadece kaldığım dersin bir kısmına çalışabildim. Geçen hafta yaptıklarımı yazsam ders çalışmamak için yapılabilecek yüzlerce anlamsız davranış çıkar içinden. Bak yine çalışmıyorum, pis ben.

Üstelik dün akşam da sinemaya gittik, pizza yedik, neyi kutluyorsak.. Film süperdi yalnız, gidin, izleyin, izlettirin;)

Yaa ama, yani, insanın beyni bu kadar karışıkken herhangi bir şeye odaklanması çok zor oluyor.. Nasıl desem, çay içmeye otururken aynı anda dört beş kişi oturuyoruz, şöyle saçmasapan kavgalar çıkıyor içimde:

a: Hahaa, lan bu çayı içsen n'olur ki, neyi değiştirecek ki bunu içmen.. (bu aynı zamanda yaşamak manasızdır da der, nihilist olmakla övünür bi de, salak.)
b: Çay yerine kahve içseydin... (bu sürekli tedirgin ve kararsızdır hata yapmaktan deli gibi korkar)

c: Bırak bu saçmalıkları içtiğin çayın lezzetinin farkına var.(bu hedonist takılır, biraz da zen felsefesinden nasibini almıştır.)
d: Lanet olsun bu dünyaya tüm insanlardan ve tüm çaylardan ve kendimden nefret ediyorum. ( depresif-paranoyak-manyak olanı bu)

e: Sırıt lan sırıt, bozuntuya verme evde konuşuruz senle.. (bu yaşadığı her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünür, gerçek yaşam evde ben kendimle başbaşa kaldığımda başlar)


Hal böyle iken, neyi nasıl anlatacağım bilmiyorum, üstelik küstah bir tavırla 'beni anlamıyorsunuz' diye çevremdekilere kızıyorum.. Bişey anlattığım yok ki onlara, konuşsam da boş konuşuyorum.

Şu okulu bi bitirsem ruh sağlığım açısından çok iyi olacak be günlüg.. Benden öğretmen de olmazmış ya, neyse, dinle hayat; kalksam duraktan dolmuş gibi, arka koltukta unutulmuş gibi, terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...

Terliklerimle, evet, bu kadar yalın ve samimiyetle, her ne kadar hak etmesen de..

10 Ağustos 2008 Pazar

somewhere around nothing

Anlatmak istediğim; ne kimseyi engelledim, ne de başka bi hesap açtım (bir yahoo-ki kendisi sol tarafta-, bir gmail, bir(rakamla 1) de msn adresim dışında bana ait hesap yok). Evet, paranoya iğrenç bişey ama hepsi boşuna. Gördüğünüz üzere msn'i açtığım zamanlar muhabbetime doyum olmuyor, telefonda da daha farksız değil; 'iyiyim', 'her zamanki gibi işte'den daha yaratıcı sonuç cümleler kuramıyorum, hatta iç monologlarım bile hızlanarak azalan dramatik bir düşüş içerisinde.

Ne bileyim, konuşunca ne değişiyor ki, bari kelimeler ziyan olmasın diye düşünceler içerisindeyim bu aralar, ha-ha.

17 Temmuz 2008 Perşembe

4 8 15 16 23 42

Loastt!

Ben de izleyeyim dedim, "ya bi dizi var izle kesin, süperr" diyip durdular neticede insanlar o kadar.. Başlarda epey sardı hani, bir haftada bir sezonu bitirdim. İkinci sezonun ortalarındayım şimdilerde de, ama ne bileyim, sıkıldım sanki, ara verdim biraz hakkında bişeyler karalayayım dedim. Gerçi kendimi az çok tanıdım da(yuh), genellikle çabuk sıkılan biriyim, dizi buna da kurban gitmiş olabilir ya da gerçekten birinci sezonu ikinciye göre fena halde akıcı da olabilir..

Daha yolun başındayken bu ahkam kesmeler ne şimdi deme dur bi. Birincisi, popüler olana çamur atıp marjinal görünme çabam yok (en azından şimdilik:p), ikincisi de "Ben bu işi çözdüm feci zekiyim" diyerek Sims misali hanesine artı artı karizma isteyen 'liselim' modunda da değilim şans eseri(yine şimdilik:p). Asıl demek istediğim şu, abartmışız sanki biraz be:)

Yani Donnie Darko'yu izleyerek zaman yolculuğunun mantığını çözmeye çalışan biri olmayarak ıssız bir adada gerçekleşen esrarengiz olaylara bilimsel ve mantıklı kılıflar bulma çabasını da anlayabilmiş değilim. Cem Yılmaz son gösterisinde güzel ifade ediyordu aslında, adam sahnede uçunca "lan, bak bak kesin arkada ip var" diyerek o an eğlenmek yerine ince zekamızı devreye sokuyoruz biz. Bak ne güzel diyor işte;"Adam gerçekten uçabilse peygamberliğini ilan eder zaten, biletli gösteri yapmaz."

-yazar yazının geri kalan kısmında zaman zaman kendisiyle çelişecek-

Hurley hakkında bişeyler ararken(bundan ayrıca bahsedeceğim:) Lost dizisiyle alakalı sitelerdeki yorumları görünce işte, biraz acıklı geldi durum bana.. İçimizde ne senaristler varmış, yaratıcılık ve zekalarını gösterecekleri yer arıyorlar; öyle ki Lost'u yazanların bile aklına gelmemiştir böyle ihtimaller. Neden bir başkasının hayal dünyası üzerine bu kadar kafa patlatıyorsun ki arkidiş, kaptır kendini izle gitsin işte:)

Aslında itiraf etmeliyim ki, bu kadar enerjiyi beni anlamak için harcayan bir Allah'ın kulu yok, asıl gücüme giden bu:p

Şimdi Hurley'e gelelim. Ayy canım ne şeker çocuk o öyleee:p Kendisi adadaki en sevdiğim karakter; 'dude' demesi yok mu hele:) Bebeği "i feel good" ile susturmaya çalışması da enfesti.

Aman be, hepsini boşver, dharma, dı adırs, manyetik alan zart zurt, keşke hep Hurley çıksa bi de 'dude' dese sevgili günlüg:)) Biraz psikopatça olacak ama;

"Dude, you got some Arzt on you"

21 Mayıs 2008 Çarşamba

bir gün, tam anlatmaya..

otobüsteyim.
şikayet edebilmem için plakası yazılı tam karşımda.
adam sıkılmış gibi hayattan.

adamın geleceğinden endişe ettiği kaç çocuğu var kimbilir.

yine de nazar boncukları ve 'allah korusun' koruyacak bu otobüsü.

şoför iki adım ötede indirmedi diye amca isyanlarda.

halen konuşuyor.

şoför iki adım öteye gitti bir daha durdu.

saatte ortalama bilmem kaç km hızla geçiyorken arabalar.

yolun ortasında durdu.

kimse memnun değil halen.

birbirimize hiç tahammülümüz kalmamış artık.

neredeyse kavga edecekler.

plaka tam karşımda.

41 in tersinden gelir 14.

sago'da 14 demek yakın ve uzak demek.

burası misal ülkesi, masal misali bizler hayal kafilesi.

herkesin tek hakkı var solar.

anlayacaksın.

şikayet edebilmem için plakası tam karşımda.

şikayet etmem kimseyi, kimseye.

çünkü burası masal ülkesi.

ama ben otobüsteyim.

biraz daha bakarsam içeridekilere durağı kaçıracağım.

durağı gözlerimde saklayacağım.

gözlerimi kapayacağım.

anlayacaksın.
zaten önceki teoremlerde bu husus isbat edilmiş idi.


powered by özdemir asaf.
sponsored by sago.
by by analiz.