otobüsler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otobüsler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Nisan 2011 Pazartesi

geri zekalı

Şimdi durup dururken bu hikaye niye aklıma geldi bilmiyorum ama elbet bir nedeni vardır.

Geçen sene okula giderken otobüste bir kızla tartışmıştık. Eee, daha doğrusu o benle tartışmıştı, ben pek bir karşılık verememiştim. Nedeni de ayakta kalan teyzeydi.

Gayet saygılı bir genç olarak dört sene boyu, hiçbir zaman yer vermemezlik etmedim büyüklerime. O gün şeytan dürttü herhalde "bırak yanındaki kız kalksın bu defa da" diye... Şans bu ya, duyarlı bir abla arkamda ayakta duruyormuş ben bunları düşünürken. Hemen laf saymaya başladı. Yanımdaki kız cevap vermeyince, kabak benim başıma patladı haliyle. Neyse işte, olaylar bir süre geliştikten sonra kız hıncını alamadı ki belli belirsiz "geri zekalı" dedi tartışmanın sonunda.

Duydum. Şimdi zannediyorsun ki ben de küfrettim? Yok, onun yerine kıza okula gidene kadar mavi ekran verdirecek şu cümleyi kurdum:

"Bilim adamları bile zeka olgusuna kuşkuyla yaklaşıyorken, siz benim zeka seviyeme nasıl karar verebiliyorsunuz ki?"

Şimdi düşünüyorum da, öyle çok ciddi araştırma yapmaya gerek yokmuş aslında. Kız bakar bakmaz anlamış durumu ne güzel, daha ne tantanasını yapıyorsun?

4 Mart 2010 Perşembe

bandura

Model alarak da öğrendiğimizi söylemiş bir insan Bandura. 'Sosyal Öğrenme'nin kurucusu yani. Koca ömürlerinde birkaç sayfa bir şey okumayıp çocuğuna "Git odana, kitap oku!!" diyen anne babaların yaptıklarının saçmalığından bahsediyor yani...

Bu kısımları pek bir işinize yarayacak değil de, devamı hoş, (hani şu Pavlov'un Köpeği deneyini yapan ve davranışların sadece koşullanma yoluyla öğrenildiğini iddia eden) davranışçı psikologlara çok sağlam bir ayar vermiş:

"Düşüncelerin davranışlar üzerinde etkili olmadığını iddia ederek, insanların düşüncelerini kendi düşünceleri doğrultusunda değiştirebilmek için tüm zamanlarını konuşmalara, makalelere ve kitaplara adayan radikalleri görmek oldukça eğlenceli."


Zeka dediğin böyle bir şey işte:))) Her zaman daha iyisi vardır. Bilişsel öğrenmecilerin vermiş olduğu ayarları da önümüzdeki derslerde işleyeceğiz gençler.

Hayatımdan bir süreliğine çıkardığım film izleme olayına geri döndüm bu arada. Pixar'la, animasyonlarla, yorumlarımla gelicem!!!!

Bir de "%100 düşünce gücü"nü okuyup durağa gittiği an bineceği otobüsü getirebilen var mı ya? Daha zeki insanlar bilirler... Boşuna "Bir gün bir kitap okuyacağım ve bütün hayatım değişecek;)" diye kafa patlatmayayım yani :(

Tamam ya, gittim işte. Kib. Çok öpt. Bye.

(emeye saygı)

(Şablonun içler acısı halini fark ettim, kısa zamanda ilgileneceğim inşallah, durup dururken niye bozulur ki bunlar anlamıyorum :S )

yine beeen: Uğraştım bayağı da, logodaki "yoghurt"u "solar" yapamamam dışında bi problem yok sanırım. Neyse ya olduğu kadar artık şekerler. İdare ediverin.

ki onu da düzelttim.

22 Aralık 2008 Pazartesi

teyze değil ablayım ben

Sonunda bu da oldu günlügcüğüm:( Halen yıllar öncesinde takılı kalmışken, otobüsteki o sevimli çocuğun 'teyze'si oldum...

Entel bir yazar olsa bu duyguları şöyle anlatırdı;

İzmitburg'da güneşin batmakta olduğu saatler, yine kafamda binbir düşüncenin ağırlığı altında ezilerek ağır adımlarla belki de huzur bulduğum tek yere, evime doğru yürüyordum. Mahallenin neşeli yüzünün gerçekliğini yaşayan çocukları ise kırmızı plastik bir topla şampiyonlar liginde oynuyormuş ciddiyetiyle tozu dumana katıp futbol oynuyorlardı. Takımın beyni diye tabir edilen Hasan orta yuvarlağın gerilerinden var gücüyle bir şut çekti, top az farkla outt..

Ehem, radyo spikeri modundan çıkabildim, devam ediyorum..

Fakat top, gün batımını da ardına katıp kalenin yanından geçti, ayaklarıma çarptı. O sırada içlerinden en haylaz olanı Ahmet küçük gözlerini bana dikerek;

"Amca, topu atar mısın?"

diye bağırdı. İrkildim. Ne zaman bu kadar büyüdüm? Hayat bana ne zaman bu ciddi rolü verdi? Zaman bu kadar çabuk mu eriyip gidiyordu...

Güneş artık görünmüyordu ve aklımda tek kelime. Ben amca değil, halen oradaki çocuklardan biri, kaleye geçmek istemeyen oyunbozan çocuk olmalıydım, amca değil...

Ama işte, sıradan bir solar olduğum için olayı şöyle anlatabileceğim ancak idare edin;

Efenim, arkadaşın evinden çıkıp otobüse bindim. Hava çok soğuktu (Ne alaka?). Gözlüklü güzel bir bayan çocuğunu "Hadi gel teyzenin yanında oturalım" diyerek yanıma sürükledi. Ben de içimden "Teyze değil ablayım ben" dedim elimde teyze olmadığıma dair bir belge yokken. Sonra eve geldim, balık yedim, şıveps içtim.


'Hanfendi'ye yeni yeni alışmışken bir de 'teyze' çıktı şimdi iyi mi.. Yarın öbür gün "Bugün toniklerin yanındaki anti-aging kremlerine de baktım, uzun süreli kullanım gerektirdikleri için almakta tereddüt ettim ama mor olanı çok güzeldi, dayanamadım aldım, kullandıktan sonra işe yarayıp yaramadığını anlatırım artık.." falan da yazarım ben:(

Hava soğuktu. Güneş çoktan batmıştı. Hava hem puslu hem de soğuktu. Hava çok soğuktu..

Hakkaten de ya, bugün hava acayip soğuktu, Beytepe soğuğu kadar hem de.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

bir gün, tam anlatmaya..

otobüsteyim.
şikayet edebilmem için plakası yazılı tam karşımda.
adam sıkılmış gibi hayattan.

adamın geleceğinden endişe ettiği kaç çocuğu var kimbilir.

yine de nazar boncukları ve 'allah korusun' koruyacak bu otobüsü.

şoför iki adım ötede indirmedi diye amca isyanlarda.

halen konuşuyor.

şoför iki adım öteye gitti bir daha durdu.

saatte ortalama bilmem kaç km hızla geçiyorken arabalar.

yolun ortasında durdu.

kimse memnun değil halen.

birbirimize hiç tahammülümüz kalmamış artık.

neredeyse kavga edecekler.

plaka tam karşımda.

41 in tersinden gelir 14.

sago'da 14 demek yakın ve uzak demek.

burası misal ülkesi, masal misali bizler hayal kafilesi.

herkesin tek hakkı var solar.

anlayacaksın.

şikayet edebilmem için plakası tam karşımda.

şikayet etmem kimseyi, kimseye.

çünkü burası masal ülkesi.

ama ben otobüsteyim.

biraz daha bakarsam içeridekilere durağı kaçıracağım.

durağı gözlerimde saklayacağım.

gözlerimi kapayacağım.

anlayacaksın.
zaten önceki teoremlerde bu husus isbat edilmiş idi.


powered by özdemir asaf.
sponsored by sago.
by by analiz.

16 Ocak 2008 Çarşamba

chop suey!

Trajikomik okul hikayemizden bikaç parça da ben anlatayım canım okuyucu, biz artık gülüyoruz bunlara, buyur sen de gül;

otobüste:

Canım arkadaşlarla yine bir sınav sonrası muhabbetinin sonlarına doğru;

-Ya o hesap makinesinin sınavı ne zamandı?

Bahsi geçen ders (yarın finali olan:S) nümerik analizdir, ancak sınavı esnasında hesap makinesiyle cebelleşerek 'sağ işaret parmağı ucu kası' yapan pek çok arkadaş tanıyorum, ben iki parmakla kullanmak gibi bi yöntem geliştirdim, on parmak olmadan dersi vereceğiz inşallah bakalım..

nümerik vizesi hatırlanır:

-Sıfırla bir arasında 550 diye kök (0 ile 1 arasında bildiğin 550 sayısı) çıktı yav, halen anlamadım nasıl olduğunu...

Canım benim üzülme, oluyor öyle, ben kendimden biliyorum:)


Fizik finali sonrasında:

solar: Ya ben d uzaklığını negatif sayı buldum, bir de her iki tarafın kökünü almam gerekti, kök içinde negatif sayı oluyordu; karmaşık sayı olarak mı yazsaydım acaba bilemedim, sildim sonra...

(gülüşmeler ve canım arkadaşın desteği)

arkidiş: Olsun ben de zamanı negatif buldum, bıraktım öyle...

Bütün bunları bir yana itiverince otobüs şoförüne "bi öğrenci alır mısınız?" demek ne kadar da anlaşılabilir bir ifade oluyor. Keşke hayat -mesela ekmeği sofraya götürmek gibi- hep bu kadar basit ve karmaşasız olsa, yemek yerine kafayı yemek zorunda kalmasak, saçmalamasak, kendimizi anlatamamaktan canımız çıkmasa..

Tercih şansım olsaydı eğer; anlatarak anlaşılacağım bir dünya istemezdim, cidden bak.

Neyse yine "sığınmak; şarkılara sığınmak bir ömür boyu" diyerek kendime ve yoldaşlarıma Pink Floyd'dan "Brain damage" adlı şarkıyı armağan ediyorum:P

"and if the cloud bursts, thunder in your ear, you shout and no one seems to hear, and if the band you're in starts playing different tunes, i'll see you on the dark side of the moon.."

Bir şafaktan bir şafağaaa, ehem, pardon, yanlış oldu sanırım:))

12 Aralık 2007 Çarşamba

düşseydim...

Bugün otobüs yine acayip kalabalıktı, ben zar zor ayakta dururken teyzenin biri de -galiba denize düştük yılana sarılalım bari diye düşündü- bana tutunuyordu. Aynı zamanda da bişeyler söylüyordu; galiba "Kusura bakma kızım, ihihh" gibi. Gerçi o an küfretse de anlamazdım, müzikçalar yüksek seste "ohne dich" çalıyordu. Ben gülümseyince teyze sustu (en azından dudak hareketleri durdu), buna bayılıyorum; cevap olarak gülümsemek, her daim en süper kurtarıcı.

Eğer ben düşseydim domino taşları misali şoför amcanın üzerine yığılacaktık. Otobüs kontrolden çıkacak, en iyimser tahminle uçurumdan aşağı falan yuvarlanacaktık. O kadar insanın hayatı benim düşmememe bağlıydı. Hayata bu kadar sıkı sıkıya tutunduğum başka bir gün hatırlamıyorum.

Daldan dala:

-Oysa öyle umurumda değil ki. Akşama maç varmış, hiç izleyesim yok.

-Bugün blogger sayesinde zodyak yılımı da öğrendim (o ne oluyorsa artık) kaplanmış, iyi bişey heralde.

-Feridun Düzağaç'tan da ses yok, son mutluluk umudumu da ona bağlamıştım. Ohne dich kann ich nicht sein, ohne dich... Siyah beyaz... Yürüdüm...


29 Kasım 2007 Perşembe

defterinizleri alabilirim

Efenim başlıkta yazan ilk kelime benim otobüste bir arkadaşa sarfettiğim kelimedir. Bir kişiyken iki kişi oldular, defterler de bir iken iki oldu tabii. Bir de ben cümle kurarken olunca bu benim de konuşmam bu hale geldi. Ablalar bakıp kıkırdadılar ama durumu daha da batırmamak için daha fazla cümle kurmadım, ben de onlara bakıp gülümsedim.

Yani demem odur ki canım insan, otobüsteyseniz bu gideceğiniz yere kadar rahat olduğunuz anlamına gelmiyor, hele de gittiğiniz yer umuttepe ise...

-Yaşlı amcalar teyzeler ayakta kalmasın diye otobüse her bineni takip etmeniz, gerekirse yer vermeniz gerekir.

-Eğer şanslı gününüzde iseniz (otobüste ayakta durabilecek kişiler ayakta duruyorsa) bu defa da elinde kitabı defteri olan yoldaşlarınıza yardımcı olmanız ayakta durmalarını kolaylaştırmanız gerekir. (bkz: ilk paragraf)

-'Duracak' düğmesine basma süresini iyi ayarlamanız gerekir. Çünkü bazı otobüslerde bu hem görsel hem de işitsel uyarı verir şoföre ve yolculara. Eğer erken basmış iseniz düğmeye uzun bir süre "dıııırıııım dıııırııım" sesiyle otobüs ahalisini rahatsız edebilirsiniz.

-Güneşin geleceği yönü iyi tayin etmeniz ve ona göre oturmanız gerekir, aksi halde güneşten nefret etmeniz söz konusudur.

Yolculuk öncesine de değinelim, evden çıkmadan evvel müzikçalarınızın pil durumunu kontrol edin aksi takdirde şoförün müzik zevkine katlanmak durumunda kalabilirsiniz.

Haa, bir de gideceğiniz yerin bu kadar sıkıntıya değmesi gerekir ama kendimden biliyorum bu çoğunlukla sizin elinizde değildir...