bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bilgisayar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Temmuz 2009 Cuma

tembellik hakkı

Olmalı böyle bir şey bak.

Ben uykuyu çok severim. ÖSS zamanlarında millet sabahlara kadar soru çözerken ben gece saat on bir civarlarında kahve içip üzerine "Bu saatten sonra çalışılmaz" diyerek uyuyabilen bir összedeydim. Üzgün olduğum zamanlar daha da çok uyurum. Ancak kafama bir şeyin çok fena takılması lazım uyuyamamam için. Nemrut'ta eksi bilmemkaç derecede bile bir battaniyeyi kendime siper edip Samanyolu'na baka baka uyuduğumu bilirim.

Bu yüzden zaten üniversiteyi nasıl kazandığımı halen çözebilmiş değilim; mucize ya da şans. "Hiçbir başarı tesadüf değildir" diye bir slogan var ya, yalan o. Şans faktörü hayatlarımıza epeyce etki ediyor. Ufak bir şanssızlık eseri 'Hey you' dinleyemezken 'High Hopes' dinliyorsun mesela.

Şans demişken, sevgili abim EAN ile müttefik olup Generals oynarken bütün süper silahları (Atom bombası, scud storm vs) kafasına yiyen general de benim. Her şey, "General, a nuclear missile launched" sesiyle başlıyor...

Generals'ı da GLA'yi de seviyorum yine de. Sadece sivil halkı silahlandırarak bi sürü tank patlatabiliyorsun.

Bak ne diyordum, ne demişim. Tembel olabilirmişim ve bence hepimiz çok rahat tembel olabilirmişiz bir şeyler bizi bir şeylere zorluyor olmasaydı. Hiçbir şey yapmak zorunda olmamak müthiş çünkü; kahveyi sırf çalışmak zorunda olduğun için değil, canın istiyor diye içmen çok keyifli.

Üstelik kapitalist düzende yaptıklarının dünyayı değiştirmeyeceğinin, sadece birilerinin can sıkıntısını hafifleteceğinin farkındasın. Bu yüzden de beyaz yakalı bir köle olmayı reddeden 'biri', benim gözümde ikinci Travis'tir, üstelik bir Tyler Durden'a ihtiyaç duymayacak kadar da aklı başındadır... Dünya böyle insanlar üzerinde halen nefes aldığı için benim de halen rahat yaşadığım bir yer.

Yaniiii, yaşasın tembellik hakkı ve şu sayfanın en sonuna bakarsanız da "Her hakkı erkektir" o zaman yaşasın tembel Hakkı. Böğk. Tamam ya, çok kötüydü... Sizi Aristo'ya havale edeyim en iyisi.

Bu sıcaklarda dikkat edin kendinize olur mu, yorulmayın çok, canınız sıkıldıkça da "love etc." dinleyin;)

(emeğe saygı)

27 Temmuz 2008 Pazar

gta, mercan dede ve siyah balık kraker

Grand Theft Auto, hiç oynamadıysanız şayet, ısrarla tavsiye ediyorum. Direksiyon hocam görebilseydi benimle gurur duyardı yauu, en dik yokuşlarda bile arabayı milim kaydırmadan harekete geçirebiliyorum:)) Yaşasın Zaibatsular!

Emrin?

Yaparım.

Şaka şaka, bu başka oyundu:)

Şimdilik birkaç ufak hikaye yeter bana. Siyah Süt, bugüne kadar okuduğum en sıkıcı kitap ne de olsa.. Kitap ile ilgili okuyucu görüşlerinden biri çok garip, adam o içseslerin herbirinin yazara ait olduğunu kitabın sonunda anlamış, 'kitabı yarıda bırakanlar için üzülürüm' diyor..

Şu sıradan hayatımda tuhaf bir şey yapayım diyorsanız GTA oynarken arabaların radyosu yerine Mercan Dede dinleyip tropikal meyve aromalı jelibon yiyin. Üçünü aynı anda yapabilirseniz tabi, hahayt:p

Kimse dharma balık krakeri de atmıyor ya kafesime, neyse, elveda ve tüm o balıklar için teşekkürler.

Oeh, yazının her parçası ayrı bi dünya ya, nerde bütünlük, nerde solar?

17 Nisan 2008 Perşembe

yazılacak notlar dururken..

Chaos Engine oynuyordum ki, az evvel tekrar yanıp kafamı duvara vurunca dışarıdaki hayatın halen devam ettiğini fark ettim (eppur si mouve hesaaabı). Yok yaa, canım acıdı diye bıraktım değil; gözümü kapatınca bataklık canavarları falan geliyor gözümün önüne, artık bir dur demek lazımdı.

Sıkıldım işte bundan da, napayım ben haa, napayım?? Toplamda iki hakkım var zaten, sonra o bataklık canavarlarının attığı güllelerin menzili aşama ilerledikçe artıyor, kurbağaların nereden çıkacağı belli olmuyor, bir yere kadar gelip haklarımı tüketiyorum, yeni hak bulduğumda da oyun otomatik olarak yanımdaki ölen adama veriyor canı. İnsan bir sorar değil mi istiyor musun o adamı diye ki o da zaten birazdan ölecek (gözlüklü ve şişman olan ilk önce gider kuralından), sen bana versene o hakkı arkadaşım..

Üstelik oyunda ilerlerken verdiği parolaları sonradan 'invalid password' diyip reddediyor.. Haydaaa, döndük mü en başa, işin yoksa şimdi kaplumbağa hızında yeniden başla, ben bu adama silahıyla beraber hız katmıştım, yakışıklılık iksiri falan içirmiştim, n'oldu şimdi; elde var sıfır. Oynamıyorum kardeşim, hani sırf ileride şöyle bir diyalog olmasın diye;

-Daha evvel nerelerdeydin sen?
+Bang bang dinleyip bataklık canavarlarıyla savaşıyordum.
-?!
+Navvie'yi seç, yavaş biraz ama elindeki silah süper, sonradan hız da katabiliyorsun zaten..

Sileyim oyunu en iyisi be..

11 Nisan 2008 Cuma

eski dostlar

Gün sıkıcı başlamıştı benim için aslında, gelen postaya bakana kadar; canım abim beraber oynadığımız Amiga oyununun video bağlantısını yollamış bana:)

Ben Amiga'da oyun oynamaktan çok, oyun oynayan abiyi izlemekten zevk alan bir kardeştim. Annemle babamın işten dönmesini beklerken mutfaktan atıştırmalık, içecek bişeyler getirirdim, canım abimle onları tüketip oyun oynardık. Bir defasında limonatayı o zamanlar da çok fazla kıymet verdiği amiganın klavyesine dökmüştüm de, fazla kızmamıştı:) (özür dilerim yine, mümkün olsa zamanı geriye alırdım ama uzay-zaman bütünlüğü bozulur biliyorsun, sırf ondan yani:) )

Neyse neyse, bu Lethal Weapon, Prince of Percia, Chaos Engine, Soccer Kid gibi Amiga oyunları içinde en severek izlediğim oyunlardan biriydi. En çok da mavi 'ocean' yazısı aklımda kalmış nedense:)
(kahramanın yürüyüşüne bayılıyorum bu arada:))



Bunun da gönlü kalmasın değil mi, en çok ses efektlerini severdim Cattivik'in:)