penguen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
penguen etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Mayıs 2010 Pazartesi

bence de hayvanları unutmayalım ama...

http://www.penguen.com/Default.asp?gun=20100522

Hayvanlar su bulamıyorlar diye yoğurt kovasına su bıraktım sabah, bi parça da ekmek. Sonra da bu karikatürü gördüm, aklıma bir şey geldi; birileri yıllardır insanları hayvan yerine koyuyor. O gün karnını doyursun da, yarınına Allah kerim...

1 Ocak 2009 Perşembe

yeni yıl yazısı

Günaydın:)

Güzel bir yeni yıl sabahına uyandım; dışarısı halen bembeyaz.. E içerisi de öyle:)

2009'a ait ilk hediyem, canım penguenim Hurley'imle grafikler ve integraller arasında, Nikos Vertis dinleyerek mutlu ve huzurlu girdik yeni yıla, nasıl başlarsa öyle devam edermiş ya, bütün yıl böyle geçer umarım, ay yok, grafikler ve integraller olmasın:) Hayatımı biraz daha basitleştirmek istiyorum, ben de basit şeylerle mutlu olmak, basit şeylere üzülmek, basit şeylerle eğlenmek, basit şeyler izleyip basit şeyler okumak; basit yaşamak istiyorum, en azından 'artık':)

"Poz ver" dedim ona, eliyle(?) atkısını tuttu; "kapitalizmin esiri olmuşsun" diyip bi makas aldım yanağından "hey dude!"u da ekleyip; ironiye gel:p

Oysa...

"Basit yaşayacaksın.

Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;

tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.


Basit bir öpücük yetecek sana;

basit sıcak bir öpücük

ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana

rakamların veremediği mutluluğu.
:)

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;

hep yanında taşıdığın,

atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,

iki harekette soyunuvereceksin.

Kısacık olacak uyanman

ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak

sıcacık kollara dolanman

ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;

bakışların bile anlatabilecek kendini.


Beklentilerin de basit olacak.

Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.

Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;

ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.


Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.

Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.


Bir kaşarlı tost olacak aradığın

nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.

Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.

İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.


Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir

“fa diyez”in mutluluğunu.

Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün


“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde

ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.


Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi

basit..."

Bu güzel şiir Diş Hekimi Yalçın Ergir'inmiş, ama Can Yücel ya da Nazım Hikmet adıyla dolaşıyor, gelen forward maillere dikkat derim..

Hadi hadi, siz de silgilerinizi alın, 2008'e ait kötü olan ne varsa silin gitsin; bir şey kaybetmezsiniz ya, önümüzde yepyeni, güzel şeyler yazmamız gereken bir 365 gün var belli mi olur:)

Hepinize sağlıklı, barış ve huzur dolu bir 2009 dilerim, sevgiler.

31 Ekim 2008 Cuma

öyle bir şey ki bu, kolay anlatamam..

Sınavlar başlıyor yine, depresyonu da beraberinde geldi tabii..

Geçen seneden kalan bir dersimle birlikte sekiz tane dersten geçmem gerekiyor bu dönem ve ben şu ana kadar sadece kaldığım dersin bir kısmına çalışabildim. Geçen hafta yaptıklarımı yazsam ders çalışmamak için yapılabilecek yüzlerce anlamsız davranış çıkar içinden. Bak yine çalışmıyorum, pis ben.

Üstelik dün akşam da sinemaya gittik, pizza yedik, neyi kutluyorsak.. Film süperdi yalnız, gidin, izleyin, izlettirin;)

Yaa ama, yani, insanın beyni bu kadar karışıkken herhangi bir şeye odaklanması çok zor oluyor.. Nasıl desem, çay içmeye otururken aynı anda dört beş kişi oturuyoruz, şöyle saçmasapan kavgalar çıkıyor içimde:

a: Hahaa, lan bu çayı içsen n'olur ki, neyi değiştirecek ki bunu içmen.. (bu aynı zamanda yaşamak manasızdır da der, nihilist olmakla övünür bi de, salak.)
b: Çay yerine kahve içseydin... (bu sürekli tedirgin ve kararsızdır hata yapmaktan deli gibi korkar)

c: Bırak bu saçmalıkları içtiğin çayın lezzetinin farkına var.(bu hedonist takılır, biraz da zen felsefesinden nasibini almıştır.)
d: Lanet olsun bu dünyaya tüm insanlardan ve tüm çaylardan ve kendimden nefret ediyorum. ( depresif-paranoyak-manyak olanı bu)

e: Sırıt lan sırıt, bozuntuya verme evde konuşuruz senle.. (bu yaşadığı her şeyin bir oyundan ibaret olduğunu düşünür, gerçek yaşam evde ben kendimle başbaşa kaldığımda başlar)


Hal böyle iken, neyi nasıl anlatacağım bilmiyorum, üstelik küstah bir tavırla 'beni anlamıyorsunuz' diye çevremdekilere kızıyorum.. Bişey anlattığım yok ki onlara, konuşsam da boş konuşuyorum.

Şu okulu bi bitirsem ruh sağlığım açısından çok iyi olacak be günlüg.. Benden öğretmen de olmazmış ya, neyse, dinle hayat; kalksam duraktan dolmuş gibi, arka koltukta unutulmuş gibi, terliklerimle gelsem sana, sonunda aşkı bulmuş gibi...

Terliklerimle, evet, bu kadar yalın ve samimiyetle, her ne kadar hak etmesen de..

28 Ekim 2008 Salı

öyleyse böyle

Blogger'a engelleme delil yetersizliği nedeniyle (evet deliller toplanınca yine kapanabilir bloglarımız) kaldırılmış. Bu engellemelerdeki mantıksızlığı satır satır okutup moralinizi çökertmek yerine Penguen'in bu haftaki kapağını ve içinden bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum:

"T.C.
Google Arama Motoru Genel Müdürlüğü
Arama Formu

1. Aramak istediğiniz sözcüğü yukarıdaki kutuya okunaklı olarak yazınız.
2. Bu sözcüğü bulmanız halinde ne amaçla kullanacağınızı ayrıntılı bir şekilde anlatınız.
3. Daha önce bu sözcüğü aradınız mı ya da ailenizde arayan var mı, belirtiniz.


Ad-Soyad :
T.C Kimlik No :
Adres : "

Burada.

31 Temmuz 2008 Perşembe

durağan neşeli

Yazıya ilginç bir zamanda başladım; 13:13. 13 benim değer verdiğim bir sayıdır. Böyle şeyleri kaç kişi umursar bilmiyorum. Bir yazıya başlarken kaç kişi saate bakar, sayılara anlam yükler, bu anlamla üzülür ya da bu anlamla sevinir? Beyhude çaba, biliyorum, hiç geçmeyecek ki bu yalnızlık, imalat hatasıyım ben.

"Durağan neşeli". Bu tanımı Erdil Yaşaroğlu kendi blogunda yapmıştı o anki ruh hali için. Çok hoşuma gitmişti ama ben buna daha çok 'Beirut-Nantes' hali diyorum, 'yüzünü görmedim epeydir ama müzik eşliğinde geçti günlerim, şehrin ışıkları yanarken ben deniz kenarında yine bu şehirde yaşanmış o güzel günleri düşünüyordum' gibi.

Okuyucu tasvir de ister; depresif zamanların sonrasında dar alanda kısa paslaşmalar gibi durağan neşeli ruh hali. Koşmazsın ama maç durduğun yerden devam eder. Neşeli zamanlara göz kırpar uzaktan, koşmaya başlayacaksın bir süre sonra.

Başucumdaki 'Tehlikeli Oyunlar'a ihanet edeceğim bugün ve bir süre önce tutunduğum pek çok şeye, gökyüzüne bakacağım uzun uzun deniz kenarında, elbette, dönüşte Penguen almayı ihmal etmeyeceğim. Arkadaşlar olmadan tek başıma güleceğim denizin maviliğine bakıp, garip hallerimi alaya alacağım bugün. Denize atacağım pek çok olumsuz düşünceyi, denizanaları çabuk yok ediyor, yüzde iki farkıyla tamamen su olmaktan yırtan mucizevi bir canlı sonuçta, yumurtaya can veren Rabbim.

Bugünlerde burçlara inanasım geliyor mesela. Gelen 'fw: su grubu'ndan sonra denizanası zannediyorum kendimi. Pozitif, kontrast, negatif, nazar, bilim, olmayana ergi, yıldız haritası, din, endoplazmik retikulum, kahve falları, voltmetre, meditasyon, zen, ben. Yengeç, balık, akrep; su grubundan baban çıksa yiyeceksin de bir tek akrebi yiyemiyor insanlar yemek mahiyetinde, çünkü zararlı; suyuna gitmedin mi kindar, kıskanç, yalancı, yıllar önce yaptığını yıllar sonra yüzüne vurabilen, gözler yalan söylemez derlerse de bakışlarıyla bile insanları kandıran yegane canlı akrep insanı. Diğerleriyse kuyruğuna bassan bile naif, vur kafasına al ekmeğini, o derece. Hazır burçları dikkate alacak gibiyken bir ara nazara da inanayım diyorum, bildiği duaları okurken teyzem, işe yarayacaklarını tüm kalbimle tasdik edeyim ben de.

Öyle işte:) Tatil hiç yaramıyor bana, bitti kurtuldum. Şimdi aklımda yapacak bir şey telaşı olmadan 2008 senesi denize son kez bakmaya gidiyorum, giderken de son günlerdeki gündeme dair fikirlerimi "demokrasi adına güzel ama ülkemin geleceği için karanlık bir adım" paradoksuyla özetleyerek hissettiğim 'korku'yu ön plana çıkarmak istiyorum daha çok, yazıya Erdil Yaşaroğlu ile başladım, bir karikatürüyle de bitireyim:korku
Not: Buraya bir göz atmakta fayda görüyorum, efsane erke dönergeci geri dönmüş:)