ne yaptın sen solar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne yaptın sen solar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2010 Pazar

hafıza

Öğrencisini hatırlamayan öğretmen olur, çok normal, ama öğretmenini hatırlamayan öğrenci olur mu ya! Ben kısaca buyum işte.

Bugün dersanede deneme sınavı vardı. Önümdeki adam dönüp "sınav kaç dakika sürüyor" diye sordu, cevap verdim. Sonra yine dönüp "Siz uğur dersanesindeydiniz değil mi?" dedi...

Çok şaşırdım ama ya, adam altı sene önce gittiğim dersaneden bahsederek anlatıyor "senin döneminde şu şu hocalar vardı" falan, ben de boş boş bakıyorum halen, "ne öğretmeniydi lan:S" diye... Bölümümü sordu, söyledim, konuştu(k) bayağa ama ben ne öğretmeni olduğunu hatırlamaya çalışmakla meşguldüm. Sonra imza kağıdında ismini gördüm. Hatırladım mı? Hayır:) Sonra yazısını görünce soruların üzerine yazdığı 2P, 3P ve pascal canlandı gözümde. Su cendereleri, eğik düzlem, makaralar, palangalar, mc delta t...

Fizik!

İnsan bir dersten nefret etmeye görsün, hakkında ne varsa işe yaramaz, unutuveriyor demek, ya da kabul edeyim ki berbat bir hafızam var :( Yok bi de beni cool falan sanmıştır kesin, öyle kafa sallayıp konuşmayınca. Bir şey söyleyip de pot kırmaktan korktum halbuki:)

Adamdaki de ne hafızaymış arkadaş ya, bir an "biraz kilo vermişsin sen" diyecek diye korktum:S O zamanlar nereden baksan 55 kilo falandım yani...

12 Kasım 2009 Perşembe

niye gittim

Şimdi pek çaktırmadım ama epeydir yoktum. Ha, bunun yazma yeteneğim üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde ayrıca durucam zaten. Döncem ben sana. Ehe, neyse. Asıl konumuza gelelim.

Biz böyle acayip huzurlu yemyeşil ve mutlu bi sitede oturuyorduk. Etrafta şen kahkahalar atan şen çocuklar vardı. Böhühüh... Kendi evimize taşındık şimdi. Acayip dağbaşında bi yer. İnternet buraya nasıl ulaşabiliyor hayret ediyorum hatta. Türk Telekom'u tebrik etmem lazım, bunca yıl "link ışığı yanıyor!!!" diye böğürüp bildiğim tüm sabır cümlelerini içimden geçirken cidden haksızlık etmişim. Ne diyor belediye, çalışınca oluyore.

Arkamızdaki mezarlık sayesinde yaşamın ne kadar fani olduğunu, etrafımdaki sessizlik nedeniyle de televizyondan gelen çatur çutur seslerin aslında ne kadar korkunç olduğunu anladım. Köpekleri saymıyorum, bugün sayelerinde derse geç kaldım. Sibirya kurdundan tut, Alman kurduna kadar, köpek diye nitelendiremeyeceğim hayvanlarla dolu etrafım. Pek sevimli değil. Canım çok fazla sıkılıyor aslında ve bu büyük oranda KPSS'ye istediğim gibi hazırlanamamamla alakalı. Bu sınavı ciddiye alan tek yaratık benim şu anda, bizimkiler neye güveniyor bilmiyorum. Galiba bana. Ben kendime güveniyor muyum, hayır. Yeterince delilim yok şu an için. Çok umutsuzum. Hayat berbat.

Şimdi bu odayı boşaltmam lazım, oda değişikliği yapıyoruz malum... Dua et günlüg, bişeyler daha iyi gitsin. Bişeyler işte, ben bu çatı katına ısınayım, insanlar yağmurun pıt pıtına "aa negzel..." derken ben de "bence deee" diye atlayayım hemen.

Okula hiç gitmek istemememi saymıyorum bile. Nefret ne demekmiş bu sene öğrendim. Yazmayacaktım işte ya. Benim için işler iyi gitmiyor, umarım düzelir. İnternet bağlantım kopmazsa ya da bir sabah bir Alman kurdu tarafından hurharca katledilmezsem buralardayım yine.

Öptüm canlar.

düzeltme: Ayrıca domuz gribiyim sanırım ya. İyileşemedim bi türlü...

31 Ağustos 2009 Pazartesi

my december

Sonunda Uraganım'la güzel bir Ankara akşam üzeri buluştuk. Daha konuşacağımız çok şey vardı belki, belki günün geri kalan kısmında birlikte susarak anlaşırdık bilmiyorum ama kendimi çok şanslı hissediyorum; bu koskocaman sanal alemde bile karşıma hep güzel insanlar çıktı:) İlk karşılaşma anından tut, birbirimize verdiğimiz hediyelere kadar ufak çaplı sevindirici mucizeler yaşadık:) Araya ikimizin de endişe ile sıkıştırdığı "Ben normalde bu kadar konuşmam aslında" cümleleri bile halimizi anlatmaya yeterli sanıyorum. Nazar değmesin:)

Eryaman'a geri döndüğümüzde bizimkilere söylediğim ilk cümle şu oldu:

-Ben Uragan'ı özledim ya...

Abiciğim de acemilik dönemini yemin töreni ile bitirdi. O askere gittiğinden beri günler hiç geçmiyor sanki. Bir ara ağzımdan "okul açılsa zaman çabuk geçer belki" diye bir laf bile çıktı. O derece özlüyorum, işte:(

Başlık mı? Şu şarkı. Uraganım'ın da dediği gibi, bir "iz", beş sene öncesine ait... Linkin Park da birçok şey gibi o zamanlarda kaldığı için eve gelirgelmez ilk işim bu şarkıyı arayıp dinlemek oldu.

Ankara'da yürüdükçe anılarım tazelendi sanırım, bir tuhaf oldum, amfiye bağlı olmayan elektrogitarla soğuk bir Ankara Aralık'ında dinleyebileceğim en güzel şarkıydı sanırım o "my december". Öyle, daha önce hiç görmediğim bir yeşil tonuna büyülenerek bakıp da... Ama bence, yine de, sevgi aşktan çok daha kuvvetli, yaşaması çok daha zor bir duygu. İkisini de ardında bırakıp gidebilmiş bir insan olarak naçizane görüşüm. Sevdiğinden ayrılırken beynini ve kalbini ayrı ayrı ikna etmen gerekiyor çünkü, diğerindeyse sadece birini. Severken daha mantıklı davranmak, daha sağlam adımlar atmak zorunda kalıyorsun, epeyce sorumlulukların oluyor. Aşk biraz dengesizlik, deli işi. Kendine hesap vermen gerekmiyor çok.

Bütün bu anıların tazeliğini sadece bir şehirde bu denli canlı tutabilmesine, insanı aradan geçen onca zamana rağmen etkileyebilmesine çok şaşıyorum doğrusu, ama benim bir suçumun olmaması "keşke..." dememe engel oluyor çok şükür ki. Böyle şeyler yazmayacaktım ya:) (Belki) işinize yarayacak bişey de söyleyeyim bari bu kadarını okutmuşken; burçlara inanmıyorum ama biri "ikizler" dedi mi ortamdan uzaklaşın bence, hele de bir akrepseniz:p

Heyecanlı, mutlu, hüzünlü, gülmekli, ağlamaklı, karışık, tuhaf hisler içinde geçti bu Ankara ziyaretimiz. Sanırım ben bu üç günü hep Uraganım, canım abimin asker hali ve yeşil gözlü Aralık'ım ile hatırlayacağım;

"this is all so clear"

15 Temmuz 2009 Çarşamba

kabak ve patlıcanlı makarna

Ben bir makarna hastasıyım. Bugüne kadar ton balıklı, peynirli, sebzeli makarnaları hep dışarıda yemiştim. Evde yaptığım zaman bizim bildiğin domates soslu türkiş makarna yapıyordum hep (bir ara yaptığım yemekten çok salata kıvamındaki havuçlu makarnayı saymazsak). Bugün bir değişiklik yapayım dedim ve tarifleri araştırdım netten. Kabak ve patlıcanlar bozulmaya yüz tuttuğu için onları kullandıracak bir tarif aradım mamafih istediğim gibi bir tarif bulamadım. Ben de bu tarifi uydurdum, epeyce lezzetli oldu. Bunca yıllık bloggırız, insanlara bir faydamız olsun bari.

Zorluk derecesi: Tüm malzemeleri göz kararı kullandığım için 'göz kararı tuz atabilme' aşamasına (level 3) yükselmiş olman lazım.

Süre: Benim mutfakta oyalanmayı sevdiğimi göz önüne alırsak bir saatte hazır olur diyebiliriz.

Müzik: Sally's song dinledim canım inflack sayesinde ama başka bişi daha iyi olur tabii. Daha soğanları doğramadan ağlamaya başlıyor insan:(

Malzemeler: bir paket makarna (tercihen çubuk), patlıcan, kabak, soğan, yeşil biber, sarımsak, domates, tuz, kekik, karabiber, pul biber, kızartmak için ayçiçek yağı pişirmek için de mısırözü yağı.

Kullandığımız ölçü: Tavla zarı büyüklüğü (kısalt. tzb)

Yapılışı: Makarnayı bildiğin makarna gibi pişiriyorsun. O pişerken patlıcanları rastgele soyup, kabakları da hiç soymadan tzb doğra. Ayrı kaplarda tuzlu suya atıver, suyu karartana kadar bekliycek. Takribi 10-15 dakika. Bu arada boş durma, domatesleri soyup tzb doğra. Sonra soğan, biber ve sarımsağı tzb doğrayıp hepsini bir kenara ayır. Kabak ve patlıcanları sularını süzmeleri için havlu peçete üzerine bırak ama daha öncesinde yağı kızdırmaya koy. Önce kabakları sonra patlıcanları kızart. Soğan, biber ve sarımsağı her zamanki sıra ve sürede mısırözü yağıyla kavurduktan sonra kabak ve patlıcanları en son da domatesleri ekle. Baharatlarını da katıp şöyle bi çevir. Suyunu çekene kadar kısık ateşte pişirdikten sonra makarnaya kat ve afiyetle ye.

Sık Sorulması Muhtemel Sorular:

1. Patlıcan ve kabakları birlikte kızartamaz mıyım?

-Hayır tatlım. Sebzelerin pişme süreleri farklı. O kadar uğraştıktan sonra kömür gibi patlıcan yemek istemezsin di mi:)

2. Ölçü olarak tavla zarı yerine okey zarı kullansak olur mu?

-Kafamız kadar patlıcan ve kabağı makarnadan bağımsız bir şekilde yemek zorunda kalmamız sorun teşkil etmeyecekse neden olmasın:)

3. Kekik niye ya?

-Ratatouille tarifini hatırlarsak kekik, kabak ve patlıcana çok yakışan bi baharat. Kokusunda davet var.

4. Hangi ülkenin mutfağından bu?

-İtalya Fransız karışık yöresel bi lezzet, deeermişim :P

5. Ya ben yaptım ama hiç de lezzetli olmadı:( Niye ki?

-Becerememişsindir. Önce ratatouille yapmasını öğren.

4 Şubat 2009 Çarşamba

pizza

İnsan rüyasında deli gibi pizza tarifi arar mı ya? Aradığım şey pizza olsa anlıycam da, yok işte 'pizza tarifi'; Snoopy menülerinde indirime gitmişken üstelik.. ("sponsored by snoopy" yazıcam yakında blogun bir yerlerine merak etmeyin:p )

Bilinçaltımda olan bitenler hakkında en ufak bir fikrim yok. Prensesim rüyasında ne görse çıkıyor ama. 'Olacak' dedikleri ben içimden 'yok artık yaa' derken oldu.

Neyse. Sırf bir rüyam da çıksın diye uyanır uyanmaz pizza tarifi aradım. Bunu deniycem bugün, güzel olursa Uragan'ıma da yollarım tarifi, Kikirikcik'e yapsın da afiyetle yesinler:)

Ben buradan da sıkıldım galiba. Günlüg benim için artık bitmiştir:p

Huuhh, no change, i can change, i can change.. The Verve bizler için söylesin; Bittersweet Symphony:



17:45 itibariyle Uraganım'ın fotoğraf isteğini yerine getiriyorum:

İlk defa hamur mayaladığım için bu kimyasal reaksiyonu hayretler içinde izledim. Yaşasın pakmaya!

Sağ tarafta pizzanın fırınlanmamış hali mevcut. En alttaki de mutlu sonnn..

Kaşar peynirini biraz fazla kaçırmam dışında lezzet olarak Snoopy'e rakip olabileceğimi düşünüyorum:p

Bu gece rüyamda portakallı pekin ördeği görmem inşallah :S

2 Şubat 2009 Pazartesi

çöp adam

"Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün..."


Diğerlerine de buradan bakabilirsiniz.. Bana böyle gomig şeylerin linklerini gönderen güzel insanlar, eyy hayatın sevimli yüzleri, sağolun var olun:)

19 Ocak 2009 Pazartesi

yok yeaa!

inflack bırakmıştı bloguna vakti zamanında, ben de bir bakayım dedim bu testlere..

Hangi şehirmişim diye bakayım dedim ilkin, sonuç benim açımdan çok şaşırtıcı yalnız, 'İstanbul'muşum.. Her şeyi daha basit hale getirmeye çalışırken halen fotoğraftaki kadar karışık yani..

"Siz tam anlamıyla bir “İstanbul”sunuz. Eğer İstanbul’da doğduysanız bu sizin için adeta bir şans demek, çünkü zaten başka bir şehirde mutlu olmazmışsınız gibi bir duruşunuz var. İstanbul hiç bir zaman öngörülemeyen karakterdedir, gizemli, cazibeli, büyüleyicidir, tıpkı sizin (benden bahsediyor:p) gibi. Hem geçmişinin izlerini taşır hem bugünü tüm realitesiyle yaşatır. Kim neyi görmek istiyorsa İstanbul’da onu görür. Tanımak, tanımlamak zaman alır. Tüm bunlar da size has özellikler değil mi?(kesinlikle!) Siz nereye giderseniz gidin denizinin kokusuyla, sokaklarının sesiyle, mavi rengiyle İstanbul sizi geri çağırır ve siz bu çağrıyı kulak ardı edemezsiniz.(ha bak o doğru..) Çünkü siz zaten "İstanbul"sunuz.(İzmit olmayayım?)"

Böyle daha tenha, ıssız bir şehir falan beklerken karşında yanıt olarak İstanbul'u görmek şaşırtıcı oluyor. Bikere ben o kadar karışık değilim ki.. Daha böyle, bi kenarda, sessiz sakin, ne bileyim Los Angeles, Paris falan mesela!

İstanbul'dan sevgilerle:)

(Bi de siz yapın ya, her testin sonunda İstanbul çıkıyor olmasın:p)

9 Ocak 2009 Cuma

per aspera ad astra

Bilmiyorum ki nasıl olacak bir daha analiz kitabının kapağını açmamak...

Sanırım solar krallığım henüz buna hazır değil, alıştıra alıştıra bırakmalıyım, eheh yaa, geçtim analizden canım günlüg! :))

Per aspera ad astra!

Öte yandan bugün prensesimin doğum gününü kutladık arkidişlerle. Yani bazı insanları öyle böyle değil, manyak gibi seviyorum ya..

Bir de belli ediyorum bunu herkesin içinde..

Ben hiç büyümiycem bence:)

Şimdi dinliyorum: Guns n' Roses'ın bi şarkısı var paradise city diye, dehşet bişey. 26. saniyeden sonra arka plandaki ses var ya "oh, won't you please take me home??" diye sayıklayan; işte bunu saatlerce dinleyebilirim.

Ben de hep bunu bilir bunu söylerim zaten, ev gibisi yok ya..

Böyle her telden, paramparça bi yazıymış gibi oldu ama idare et:)

Bi de, "kosünüs mü o??" :p

11 Kasım 2008 Salı

balık hafızası

Evet, var böyle bişi bence. Ders çalışmamak için balik Mahmut üzerinde çeşitli deneyler yapıyorum. Bu sabahkini sizlerle paylaşmak isterim..

Efenim, malum baliklar da biz omurgalılar gibi yaşamak için beslenmek zorundalar, haa, bu omurgasızların yaşamak için beslenmek zorunda olmadığı anlamına gelmemeli.. (Ben olsam okurken düşünürdüm de, o açıdan, empati yani.) Ehem, neyse, Mahmut'a yemi verir gibi yapıp (burada da araya girmem lazım; Mahmut balıkların günün büyük bir kısmını yüzerek geçirdiğinin farkında değil, birkaç dakika dolanıp dibe çöküyor tüm gün, sürekli bir uyuklama hali gözlemlediğim için çok daha öncesinde balikin depresif olduğuna kanaat getirmiştim) yani fanusa tırnaklarımla birkaç 'tık tık tık' yapıp balikin yüzeye çıkmasını sağladım. Balik yüzeye çıktı, ama o da ne, Pavlov'un köpeğinin kandırıldığı gibi kandırıldı o da, yem yok..

Üç saniye sonra..

Araştırmacı tekrar fanusa 'tık tık tık' yapar..

Balik tekrar yüzeye çıkar..

Buradan da anlaşılıyor ki; balıklar harbiden de balık hafızalı efenim.

Sonuç: Allah herkeşlere böyle hafıza nasip etsin, amin.

Demem o ki Hande Yener dinliyorum, Yola Devam diyor. Yok, diyeceğim bu değildi aslında da itiraf edip rahatlamak istedim.. 'Hande Yener mi dinliyorsunuz?? Sığ insansınız, bu ülke sizin gibiler yüzünden bu halde..' içerikli yorumları yayınlamama hakkım bu açıdan güzel bişi, teşekkürler Blogger.

Neyse, birkaç saat sonraki sınavım için çalışmam lazım şimdi, izninizle, byeess şekerler.. Yüreğineee güneş koy, yüreğineeee bulut koy, yüreğineeee yıldız koy, durmak yok yola devam..

8 Eylül 2008 Pazartesi

anahtar kelimeler 1.2

Bilinçli bir blogger olarak (bu ne demek ya) anahtar kelimeleri daha önce de olduğu gibi mercek altına almaya devam edeyim. İlginç olan, arama yapınca hakkında bakmaya üşeneceğiniz kadar çok sayfa çıkan kelimelerin (solar, aşk, snow patrol gibi) neticesinde de buraya yönlenme olabilmesi, tesadüf dedim ben.

Neyse, bakalım güzel yurdum insanı ne yazıp da talihsiz bir şekilde solar günlüg'e uğrama şanssızlığına erişmiş:

"neyaptinsolar"
n'olsun valla uğraşıp duruyoz öyle, sen naaptın ya?

"formula g 2008"
herkes formula 1'i takip edince marjinal gözükeyim dedim. zaten hakkinen'i severdim ben, o zaman cnn türk'teki adam da yoktu, hem raikkonen de üç-beş kuruşa(?) mclaren'ı satınca iyice tadı kaçtı.. neyse, nascar var, bizim için yeni çıktı, bi şans daha ama maymun olarak.

"www.neyaptinsolarblogspot.com"
nedense gözümün önüne klavyedeki tuşları görmek için eğilen, tek parmağıyla harfleri arayan süper bir babaanne geldi (benimki erken veda etti diye bana heralde). canım babaannem, google'a yazasıya "sık kullanılanlar"a ya da "yer imleri"ne ekle torununu okumak istersen, tek tık! süper kolaylık:)

"chris martinin elindeki yazı"
dejavu, mevzu başkaları olunca ne meraklı milletiz ya, en son eşittir işaretiydi elindeki, millet çok merak edince chrisciğim altına açıklama falan mı yazdı acaba:p

"somewhere around nothing"
tam olarak burası değil ama bir yaklaşığı; burada everything in its right place!

"aşk"
hayat, 'bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim..'

"ya beni öldürecek bir şarkı istiyorum yaa"
bildiğim kadarıyla şarkıların böyle bir fonksiyonu yok, ama seni öldürmeyen şarkı güçlü kılar: "a dying wish". selayı duyunca(6:20) ürperip heidi moduna gireceksin zaten, 'aslında o kadar da ölmemi gerektirecek bişi yok ya' diye. al, bu da panzehir, hadiiiyyyyyyyy, koş koş koş!!! :)

"snow patrol"
endamı yeter, gözleri yeter. dinle, kesin dinle, vakit kaybetme dinle, beni dinle; bu grubu kesin dinle, chasing cars'ı dinle, run'ı dinle muhakkak dinle, dinle bak, dinle, hemen dinle, light up! light up!, dinle, dinle ya işte, dinle..

"güzel solar"
evet ya, güzel soluyor bence de.

"is lie bi dish sarkısı"
:)) 'wo bist du' harikası olmasın; ich liebe dich, ich liebe dich nicht, ich liebe dich nicht mehr oder weniger als du, als du mich geliebt hast, als du mich noch geliebt hast.. diye devam eder:)

"akrep istiyorum"
yerinde olsam istemezdim.

"dokuz eylül öğrencileri gülümse videosu"
şurada olacaktı.

"coldplay viva la vida anlamı"
yaşasın hayat!

"cola kcal hesapla"
ohoo çok kalori, bence içmeyin bu mereti mideye zarar.

"time is so short i'm sure there must something more"
ben de onu diyordum işte, 42: 'they're just living in my head'

"senetteki imza kağıdın sol alt köşesinde ise"
ayvayı yedin demektir:p

"solar film"
gerçi güneş enerjisi sistemleri üzerine çalışmayı düşünüyordum ama olsun, zamanla bu da olur, kısfmet:)

"sia breathe me türkçe sözleri"
'..yine kendimi acıttım bugün ve en kötü yanı da suçlayacak kimse yok' bu şarkıyı dinlemek için gerek ve yeter koşul.

"www.neyaptinsolarogspot.com"
blogspotu yakın zamanda satın aldım:p tiz zamanda bütün blogların sonuna solarogspot getirile!

"coldplay solistinin elındekı yazının fotoğrafı"
yurdum gençliğinin en büyük dertlerinden biri de bu olmalı.

Keyifliydi, ama tam da şu an her şey ne kadar zor bana sor, "neyaptinkirac", çekirdeklerimi çıkardın reçel yaptın yaa..

27 Temmuz 2008 Pazar

gta, mercan dede ve siyah balık kraker

Grand Theft Auto, hiç oynamadıysanız şayet, ısrarla tavsiye ediyorum. Direksiyon hocam görebilseydi benimle gurur duyardı yauu, en dik yokuşlarda bile arabayı milim kaydırmadan harekete geçirebiliyorum:)) Yaşasın Zaibatsular!

Emrin?

Yaparım.

Şaka şaka, bu başka oyundu:)

Şimdilik birkaç ufak hikaye yeter bana. Siyah Süt, bugüne kadar okuduğum en sıkıcı kitap ne de olsa.. Kitap ile ilgili okuyucu görüşlerinden biri çok garip, adam o içseslerin herbirinin yazara ait olduğunu kitabın sonunda anlamış, 'kitabı yarıda bırakanlar için üzülürüm' diyor..

Şu sıradan hayatımda tuhaf bir şey yapayım diyorsanız GTA oynarken arabaların radyosu yerine Mercan Dede dinleyip tropikal meyve aromalı jelibon yiyin. Üçünü aynı anda yapabilirseniz tabi, hahayt:p

Kimse dharma balık krakeri de atmıyor ya kafesime, neyse, elveda ve tüm o balıklar için teşekkürler.

Oeh, yazının her parçası ayrı bi dünya ya, nerde bütünlük, nerde solar?

13 Haziran 2008 Cuma

ne oldum dememeli

Sınavı olduğu saatlerde kokulu mum arayışı içinde olan arkadaşıma sol kaşımı kaldırıp 'kokulu mum?' diyerek hayret etmiştim zamanında, bugün benim yaptığım da pek farksız sayılmazdı hani..

Her şey ders çalışmak için telefonu erken saate kurup öğlene kadar ertelediğim günlerde başladı pek muhterem insan(bu haftaya tekabül ediyor kendileri). Kendimi kapana kısılmış gibi hissetmeye başladım. Yahu, demek uyumak istiyorum ben, yani zorunluluklarım olmasa ben öğlene kadar tembellik yapmak istiyorum aslında, sonrasında şöyle bir sıra; saçını topla- yüzünü yıka- spor yap değil de, spor yap-yüzünü yıka-saçını topla sırasını takip etmek istiyorum, kahvaltıdan sonra değil de, kahvaltıdan önce haberlere ve e-postalarıma bakmak istiyorum ya da.

Ben ne zaman hayatımın kontrolünü bu kadar kendime devrettim ki? Bu çok fena, çünkü ben kendi hayatıma bana hiç kimsenin getirmeyeceği kadar katı kurallar getiriyorum. Beynimden hızlı hızlı tüm günlük rutinler/kurallar geçmeye başladı ve ben bu kadar yoğun düşünme arifelerinin ertesinde muhakkak gözle görülür herhangi bir salaklık yaparım boş yere baş ağrısı çekmiş olmamak için. Kabak neyin başına patladı dersin? Yok bilemedin, bütünleme sınavına girmedim. Bir haftadır boşu boşuna alarmı erteleyip gerildim. Nedir yani, benim kendime 'aslında biraz özgürüm' dememim yolu bu mu, sınava girmemek? Hadi canım oradan, külliyen bahane. Aslında dersin hocasını bir türlü sevemedim diye oldu tüm bunlar, kağıtları dağıttırken yarattığı gereksiz gerilim, 'hadi çözün de göreyim' bakışları, derse on saniye geç kalsan sorduğu ahiret soruları.. Benim nazarımda sevimsiz biri, o sevimsiz olunca dersi de, sınavları da sevimsiz oluyor haliyle..

Neyse, bunlar iyi günlerin solar, tadını çıkar bakalım, tatil bitince görürüm ben seni, paranın yedi bölü sekiziyle fındık alırken çok eğleneceğiz seninle, çoooook. Anlamadın mı canım, dur tekrar anlatayım, şimdi bak, düşün manyaksın, psikopatsın ve kuruyemişçiye girdin..

Dinlemedim ki zamanında ünlü düşünür Cem Yılmaz'ı;

"Biri okuyacaksın bırakacaksın, sonra işler sarpa sarıyo be abi."

Bunu da yazmasam olmaz: Yerli "bookcrossing"(?kitap değişimi diyelim) olayı var ya, az evvel, yani ben üye olduktan sonra sitelerine bişey oldu onların:) Oysa ne güzel heyecanla kitabımın üzerine kod bile yapıştırmıştım da bırakmaya gidecektim.. Neyse, her işte bir hayır varmışmış, kitabı çizmeye, yırtmaya kalkışırlardı falan, yapanı arar bulur sadece konuşarak doğduğuna bile pişman ederdim.

21 Nisan 2008 Pazartesi

sürrealist pasta akımı ve horton

"Buna sanat demeyenin alnını karışlarım."
-Recep İvedik

Büyük düşünür Recep İvedik'in sözünden yüz bulup, haddimi bilemeyip bundan mütevellit affınıza da sığınarak, şöyle bişeyler demek istiyorum; "Pratik sanat mutfaktadır."

Pasta yaparken dünyayı gözüm görmüyor benim, içe dönüyorum (sanat) , ruh halim de süslemeye yansıyor mesela (dışavurum) , kendimi iyi hissediyorum (huzur/rahatlama).

Yalnız kremanın kıvamını tutturamayınca inşaata harç dökmek gibi bir şey oluyor pasta yapma sanatı:p

Eh bu da deneyimle doğru orantılı gelişecek bişey sanırım:)

Bugün Horton'u izledim, Pixar'ınkiler kadar mükemmel bir animasyon olamasa da ellerinden geleni yapmışlar:p Ehehe, izleyin muhakkak(Uragan'ım Kikirik'i de al gidin), acayip eğlenceli bişey olmuş..

Bir süre her şeyi animasyonlardaki gibi görmeye başladım yine, hava güzel olunca da epey dolandık, eve geldiğimde ayaklarım şişip iniyordu çizgi filmlerdeki gibi.. Sözün özü; bir daha topuklu ayakkabıyla çarşıya inmek mi, aman aman..

1 Nisan 2008 Salı

saat de epey geç olmuş..

Okula gelen fotoğrafçılarca kırmızı perde(varsayılan) önünde çekilen fotoğraflarda öğrenciler garip çıkarlar genellikle. Sonra o fotoğraflar sınıf oturma planına, öğretmenlerin not defterlerine falan yapıştırılır; cidden öğretmenlik zor meslek, bizim makara yaptığımız fotoğraflara bakıp, bizi anımsayabilip, kanaat notu verebiliyordu hocalarımız.

Mesela ben lisedeki fotoğrafımı hatırlarım da, fotoğrafçı abi sanki en tuhaf baktığım anı özellikle beklemişti. O zamanlar Bayhan vardı popüler olanlardan Ajdar kıvamında (ben onu hep 'ooovv mayy laavv' derkenki bayık bakışlarıyla hatırlayacağım; ya ne olurdu şarkı en azından böyle kalsaydı aklımda:( ) işte onun gibi baygın bakışlarla çıkmıştım. Sonra bir şekilde yok ettim o fotoğrafları da, ruhum çoktan derin bir yara almıştı bir kere.. Bak şimdi yine hatırladım da, çok efkarlandım, bu kafayla Gauss yüzeyi falan da çizemem şimdi, uyusam iyi olacak. Bi maniyle veda edeyim:

"iyi gecelerr blogspot...
iyi gecelerr gmail...
iyi gecelerr winamp...
iyi gecelerr iş bankasıı...
iyi geceler iş bankası?
haaa, iyi çalışmalar iş bankasııı.."