günlügde deli var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
günlügde deli var etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Kasım 2010 Çarşamba

dahalarım bitmemişken

naber deme öyle,

habire.

bildiğin,

aynı işte;

gördüklerim/bildiklerim/sustuklarım/söylediklerim.

değişir mi hiç insan,

döne döne?

(tüm hakları yanlışlığıma aittir)

8 Haziran 2010 Salı

dengesizlik işte

Dün tamı tamına 400!!! soru çözdüm, ama bugün 40 tane:( "Çalışamıyorum Allah'ım :((" diye stres yaptım diye de böbreklerimin ağrısı sırtımın üst kısımlarına da attı (Böyle de şikayet eden teyzeler gibi oldum ama). Sonra bir de baktım açmışım Ice Age 3'ü izliyorum, e başlamışken sonunu getirmemek olmaz di mi:)

Lal-ı Reyhanım şikayet ediyor ya hani, "ben gelicem dertler bitecek" diyorum ona buradan:p

O kadar reklamını yaptık, halen izlemeyen varsa:))



Bir de maydonoz suyu dışında soğuk almış böbreklere iyi gelecek bir şeyler biliyor musunuz ya, valla çok duacı olurum. Doktor hanım?? :) Ateşim de çıkıyor sanki, şuramı şöyle yapamıyorum bir de.

Ders çalışamıyorum demiştim di mi? Bir daha söyleyeyim.

Heh buldum sonunda! Şu vardı bir de:)

14 Mayıs 2010 Cuma

nereden bileceksiniz

Bugün KPSS'ye başvurdum sonunda. Öncelikle dün para yatırmak için altı banka dolaştığımı belirtmek isterim. Neticede parayı yatıramadan eve dönmem de cabası. Sistem çökmüş...

İşlerim yolunda gitmez genelde. Bu yüzden zaten, hiçbir işimi son güne ve olabildiğince de şansa bırakmam. Garantici ve endişeli bir insan olmamın altında yatan neden de budur. Gökten Meg Ryan yağsa bana Er Ryan düşer hesabı, görünürdeki tek şansım mükemmel bir ailem olması. O da yetiyor zaten, diğerlerini bir şekilde idare ediyorsun.

Sadede geleyim, bugün sabah deneme sınavına girmeden önce koştur koştur sınav harcını yatırdım. Deneme sınavına girdim, sonra da tekrar başvuru merkezine koştum. İşlemin bitmesi 5 dakika dahi almadığı için otobüse bindiğimde içime bir kurt düşmüştü. Ne bileyim, sistem çöker, sıra olur, ulan hiç olmadı elektrik gider üç saat gelmez falan diye beklentiye girmiştim. Hiçbiri olmadı, fotoğrafın iğrençliğini saymazsak normal insanlardan bir farkım kalmamıştı. Taaa kiiii, eve gelene kadar...

Salak ben! Aday bilgi formunun üzerinde kabak gibi "Bu form adayda kalacaktır" yazıyordu ve benim elimde form morm yoktu:)) Üstelik kılavuzda bu form ÖSYM'ye ulaşırsa adayın başvurusu geçersiz sayılır yazıyordu.

Saat 16:15, başvuru merkezi 17:00'da kapanıyor. Bizim evden çarşıya 20-30 dakikada gidiliyor. Üzerimde pijamalarım var.

Kıyafetimi değiştirmek 5 dakika,
Çantamı hazırlamak 30 saniye,
Ayakkabılarımı giymek 30 saniye,
Durakta beklemek en kötü ihtimalle 15 dakika,
Sınava girememenin bedeli paha biçilemez...

Tüm riskleri alıp fırladım evden ama saçım başım nasıl görmen lazım, tam deli gibiyim. Bir de elime geçen pantolon geçen sene aldığım, üzerimde en kibar tabirle "dökümlü" duran ama bence üzerimden düşecek gibi duran pantolon. Gömlek de çıkardığım gömlek. Telaştan annemin ayakkabılarını giymişim; 2 numara büyük.

Neyse, meleklerin yardımıyla gittiğim gibi otobüs geldi, çarşıya vardığımda saat 16:35ti. Normal zamanda sallana sallana 15 dakikada yürüdüğüm yolun yarısını koşup yarısını yürüyerek 3.5 dakikada tekrar o kapının önündeydim. Gözlerim fal taşı gibi açılmış, şu diyalog yaşandı:

-Başvuru merkezi, ÖSYM, ben, aday bilgi formu...
-Sakin olun, tamam, açık, telaşlanmayın...

Kendimi odaya atıp aynı yüklem fakiri cümleleri orada da yeniledikten sonra, biraz soluklanıp, derdimi anlatmayı başarabildim. Netice; "ben bir ruh hastasıyım."

Tüm başvurularda aday bilgi formlarını almışlar. Bir yığın, duruyordu öylece, benimki de içlerinde. Başvurumu yapan çocuk;

"Bu o kadar koşturmanıza neden olacak kadar önemli bişi değil ki, orada fotokopi makinesinin yanında dolu var, doldurun götürün eve. Kılavuzda her yazılana da inanmayın. Bizde kalıyor bunlar. Zaten siz kaydınızı oldunuz gerisi mühim değil." dedi.

Sonra arkamdan koro halinde güldüler:(

Ben halen ikna olmamış vaziyette eve döndüm. Arkadaşlarıma telefon açtım, kimse daha başvuru bile yapmamış. Bu olaydan çıkarılacak iki netice var:

-Benimle yaşamak benim bu dünyadaki imtihanım olsa gerek.
-Başka birinin derdiyle dalga geçmek bizim en büyük zaafımız.

Şuradan seslendirmek istediğim son şey de, siz benim evden nasıl fırladığımı, siz benim günde 8 saat nasıl ders çalıştığımı, siz benim için bu sınavın ne denli önemli olduğunu nereden bileceksiniz? "Siz benim nasıl yandığımı nereden bileceksiniz yaa":(((

7 Aralık 2009 Pazartesi

ki ben

Hakikaten de tenhalaştı kahvaltılarımız ve hakikaten de bir bildiğim var da susuyor gibiyim. Şu sevimli insan canımı bundan daha çok acıtamaz sanıyordum, yanılmışım. Aslında derdimi anlatacak kadar işaret sıfatı biliyorum ama benim gözüm hep bağlaçlarda. Buranın tam bi günlük gibi olması da canımı sıkıyor. Kendimi daha fazla Serra'laştırmadan, iyi geceler canım günlüg.

22 Ocak 2009 Perşembe

rezene-anason: karışık bir hayal

00: 42.

Dersaneye gittiğim zamanlarda rehber hocamızın ağzından düşmeyen bişey vardı, koridorda karşılaştığımızda, fırsat bulduğunda da sınıfa gelip bol bol hatırlatırdı (unutmak zaten mümkün değildi de o farkında değildi işte): "Önce bir hedefiniz olsun arkadaşlar, kendinizi bir konumda hayal edin ve ona ulaşmak için çabalayın"..

Gereksiz bir dolu hayale kapılıp peşinden sürüklenme yetisine doğduğum günden beri sahip olan su katılmamış 'hayalperest' ben, bu konuda hiçbir hayal kuramıyordum; küçüklüğümdeki "Büyüyünce astronot olucam ben" romantizmini saymazsak..

Yok, gerçekten, hayata dair, "Kendimi ileride şurada görmek isterim" diye hiçbir hırs yok içimde, öyle uysal ki içim bu konuda, sesi soluğu çıkmıyor valla, 'bir lokma bir hırka' derler ya benimkisi de o hesap.

Yine de sırf rehber hocamın tavsiyesidir diye yabana atmadım, dedim ki benim de bi hedefim olsun, ÖSS neticede, koskocaman üç harfli bi sınav.. Bir günümü ciddi ciddi bunun için ayırdım, çalışma lambamdaki ışık sayesinde fark edebildiğim bir toz zerreciğinin süzülüşünü izleyerek bulunduğum düzlemi hayallerimle terk edecek potansiyelim varken, kendimi nerede görmek isterim diye saatlerce düşündüm.. O anlarımda da elimde Doğadan'ın üretimi poşet çaylardan biriyle dolu bir bardak vardı..

Eureka!

Dedim ki, "Eczacılık okuycam sonra da Doğadan'da çalışıcam, ilk icraatim de Rezene-Anason karışımı bi çay yapmak olucak" (bilhassa çocukları daha ilk yudumda mayıştıran legal bi rakı sentezi; o an aklıma kuzenim gelmişti yalan değil)..

Bugün markette rafta duran Rezene çayına baktım boynumu büküp, içindekiler kısmında şunlar yazılıydı: Rezene-Anason.

Gülümseyerek aldım, tıpkı bilinçli bir tüketici gibi üzerindeki yazıları okudum, eğer daha önceden rezenede anason olduğunu fark etseydim bu bölümde de okuyamazdım, playlistimin favorisi "tamirci çırağı" olurdu..

Ha, bence daha iyi olurdu o ayrı, çalışırken -taş devrindeki fırankeyştayn gibi- kulaklarımdan duman çıkaran kafamı zorla çalıştırmak zorunda olmazdım. Ne zor bir bilsen, bu kafayla serilerin yakınsaklık yarıçaplarını hesaplamak zorunda olmak..

Son iki saattir kendimi nedensiz bir şekilde berbat hissediyorum mesela, biraz da bu ruh halimi dağıtayım diye yazdım bunları. Zeki bir insan olsam, ruhumun şu an suyunu sıktığın çamaşır gibi sıkılmasının nedenini bulup rahatlardım ama bulamıyorum işte.. Onun yerine defalardır "Trouble" diyoruz, Chrisciğim ve ben.

-Hamdi Bey'e teklifi için teşekkür ediyorum ama yokum.. 42, Acun Bey siz açar mısınız?

9 Ocak 2009 Cuma

per aspera ad astra

Bilmiyorum ki nasıl olacak bir daha analiz kitabının kapağını açmamak...

Sanırım solar krallığım henüz buna hazır değil, alıştıra alıştıra bırakmalıyım, eheh yaa, geçtim analizden canım günlüg! :))

Per aspera ad astra!

Öte yandan bugün prensesimin doğum gününü kutladık arkidişlerle. Yani bazı insanları öyle böyle değil, manyak gibi seviyorum ya..

Bir de belli ediyorum bunu herkesin içinde..

Ben hiç büyümiycem bence:)

Şimdi dinliyorum: Guns n' Roses'ın bi şarkısı var paradise city diye, dehşet bişey. 26. saniyeden sonra arka plandaki ses var ya "oh, won't you please take me home??" diye sayıklayan; işte bunu saatlerce dinleyebilirim.

Ben de hep bunu bilir bunu söylerim zaten, ev gibisi yok ya..

Böyle her telden, paramparça bi yazıymış gibi oldu ama idare et:)

Bi de, "kosünüs mü o??" :p

1 Kasım 2008 Cumartesi

ich gehe in das kino*

Bak aklıma ne geldi, benim Haaacettepe Yüniversitesi (Direk Hacettepe deyince kızıyorlar 'Buna ne hacet?' derken ki hacet gibi okunmalı bu) yani Angara geçmişim var bir seneliğine. Kurtuluş, Beytepe, Baraka dışında aklımda Alamanca hatıralarım var bir de..

Ders çalışmamak için n'apsam diye düşünürken bu şarkı geldi aklıma, ezberlemeye çalışıyordum hazırlığı okurken, bildiğim ilk Almanca şarkı olacaktı. Allah'tan sonra Rammstein ile tanıştım da Almanca arabeske teğet geçtim:p Gerçi Rammstein da arabesk orası ayrı. Olsun ya, hem seviyorum arabeski ben. Bir Orhan Baba olsun, Ferdi Abi olsun, hep büyük insanlar.

Mesela bana sorsalar 'Sence bir Türk'ün Almanlara en büyük katkılarından biri nedir?' diye, bu şarkıyı söylerim hemen, kırk yıl kalsa bir Alman böyle bir müziğe böyle sözler yazıp 'çok geç artık..' demez bence, duygularını aldırmış gibi duruyorlar uzaktan bakınca, hımm, Rammstein hariç:p

Ben de kendi çapımda bir deneme yapıyorum, müzik alt yapısını yapabilecek olan varsa gramer hatalarını düzeltip sözleri kullanabilir, aslında hohşıtendouç öğretmişlerdi ama unuttum maalesef, ya da hiç öğrenemedim:p

du und ich**

er ist in meinem herzen
ich sagt ich liebe dich liebst du mich?
nein, nein er sagt,
dann was für machen?
dienen herzen sağolsun..(n'apayım hatırlayamadım..)

*Bu Almancayı henüz kıvıramamış zavallı öğrenciye hoca 'boş zamanlarında n'aparsın?' dediğinde öğrencinin verdiği default yanıttır: sinemaya giderim.

**sen ve ben
o benim kalbimde
seni seviyorum dedim sen de beni seviyor musun?
hayır, hayır dedi
öyleyse n'apalım,
senin canın sağolsun..

20 Ağustos 2008 Çarşamba

zorluk derecesi 8.7

Çalışıyorum, izliyorum, okuyorum, dinliyorum, garip garip sütlü içecekler hazırlıyorum, arada sırada bunalıma girip yine kendim bunalımdan çıkıyorum, iyice dengesiz manyak bişey olup çıktım bu yaz kısaca. Daha iyi anladım ki etrafım ne kadar durağan olursa olsun benim monoton bir hayat yaşamam teoride imkansız.

Çizim yapıp Penguen'e gönderebilmeliydim şu alttaki diyaloğu (di derken? mono, di, tri, tetra, penta hangisi uyarsa) ama ilkokul üçte çöp adamla başlayıp ortaokulda 'uçan daire gökyüzüne yükselirken ardından bakan eciş bücüş uzaylılar' adlı eserimle biten çizim kariyerimi(üstelik gereksiz taramalara da giriyordum) ve iplenmeyeceğimi de göz önünde bulundurup bana gereken anlayışı her şartta gösterebilen pek saygıdeğer, merhametli, canımın içi gözümün nuru blogum solar günlüg'ü tercih ettim:p

Lisede öğretmen zoruyla (ki bu 'silah zoruyla'dan daha da zorlayıcı bir durumdur öğrenci kardeşlerim daha iyi bilir) şarkı söylediğim güne değinmek bile istemiyorum ama anlatmadan duramam da; hangi akla hizmet 'bir gün bir rüya gördüm, o kavuniçi balık benmişim, büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim' der ki bir insan müzik dersinde? Gülerler, gülerler tabii... Ondan şimdi Moby'nin klibindeki beyaz olmayan kedi gibi ürkek bakıyorum insanlara günlügcüğüm, yazık:p

Akıl dağıtılırken evde singing in the rain dinliyor olmanın yan etkileri bunlar hep, ya da, the matrix serisinin..

solar: telefon çıkıcak içinden, bu arada arkadaki kola da dikkat et, bariz çekim hatası.
içses: ya bi dur...
solar: he, şimdi de vazo kırılacak. dert etme. neyi? vazoyu. ayem di orikıl:))

içses: bütün heyecanı...

...

solar: niye, niye kalkacaksın mr anderson niye haa! insanlık için mi? aşk yüzünden mi? sadece insan beyni böyle saçmasapan..
içses: kaçtı...

solar: çünkü ben bunu seçtim.
içses: bi defolup gider misin ya?
solar: şimdi böyle olduk di mi, nankör, nankör üssü nankör... aç üçüncüsünün sonunu bidaha izleyelim, 'i still love candy' i nerde diyodu kahin yaa?

içses: biraz huzur ver insana, çok değil, biraz sus.
solar: böhühü, sen beni artık sevmiyosuğnn.. sorun bende değil sendeğğ...

içses: 'artık' fazla cümlende.

solar: püüüü yazıklar olsun...
içses:...

solar: kalbime gömerim o zaman:((
içses: die loser die.

solar: yeni bi ilkokul fişi mi?

içses: ..a two watt light bulb is brighter than you, im sick and tired of people like you...
solar: dolores bu:( yani loser dedin bana:(

içses: nihahahah, ayriyetten de poor misguided fool..


illegal yollarla legal sonuç: Yüksek dozda Goran Bregovic'in zıp zıp zıplatan şarkıları (caje sukarije (bildiğin sevdiiim sevilmedim seveni sevemedim amaaan) kalasnikov, wedding cocek, babino bonbonche (negzel yaa, sarı bonbon gibi şarkı) başta olmak üzere) bünyeye alınınca böyle olunuyor, tadında bırakın derim ben.

Reha Muhtar yüzünden Dreams'den nefret ediyorum ama, sanki çıkıp: "evvet sevgili seyirciler bu yapılanlar, bu insanlara, bunlara insan diyenin, demek, çok insanlık dışı, maalesef, rtük olmasa ben diyeceğimi bilirdim bunlara, bana bakın, ben yetmiş milyonun sevgisini kazanmış insanım.." diyerek yetmiş milyonun duygularına tercüman olmaya çalışacakmış gibime geliyor şarkıyı duyduğum an.

Ederlezi
ise boğazıma bir düğüm atıp bitiyor her dinleyişimde.

Ben de bir şey anlamadım yazdıklarımdan ama yazınca iyi oldu, huhh.

(emeğe saygı linkleri; 1, 2)