20 Ağustos 2008 Çarşamba

zorluk derecesi 8.7

Çalışıyorum, izliyorum, okuyorum, dinliyorum, garip garip sütlü içecekler hazırlıyorum, arada sırada bunalıma girip yine kendim bunalımdan çıkıyorum, iyice dengesiz manyak bişey olup çıktım bu yaz kısaca. Daha iyi anladım ki etrafım ne kadar durağan olursa olsun benim monoton bir hayat yaşamam teoride imkansız.

Çizim yapıp Penguen'e gönderebilmeliydim şu alttaki diyaloğu (di derken? mono, di, tri, tetra, penta hangisi uyarsa) ama ilkokul üçte çöp adamla başlayıp ortaokulda 'uçan daire gökyüzüne yükselirken ardından bakan eciş bücüş uzaylılar' adlı eserimle biten çizim kariyerimi(üstelik gereksiz taramalara da giriyordum) ve iplenmeyeceğimi de göz önünde bulundurup bana gereken anlayışı her şartta gösterebilen pek saygıdeğer, merhametli, canımın içi gözümün nuru blogum solar günlüg'ü tercih ettim:p

Lisede öğretmen zoruyla (ki bu 'silah zoruyla'dan daha da zorlayıcı bir durumdur öğrenci kardeşlerim daha iyi bilir) şarkı söylediğim güne değinmek bile istemiyorum ama anlatmadan duramam da; hangi akla hizmet 'bir gün bir rüya gördüm, o kavuniçi balık benmişim, büyümem beklenmeden afiyetle yenmişim' der ki bir insan müzik dersinde? Gülerler, gülerler tabii... Ondan şimdi Moby'nin klibindeki beyaz olmayan kedi gibi ürkek bakıyorum insanlara günlügcüğüm, yazık:p

Akıl dağıtılırken evde singing in the rain dinliyor olmanın yan etkileri bunlar hep, ya da, the matrix serisinin..

solar: telefon çıkıcak içinden, bu arada arkadaki kola da dikkat et, bariz çekim hatası.
içses: ya bi dur...
solar: he, şimdi de vazo kırılacak. dert etme. neyi? vazoyu. ayem di orikıl:))

içses: bütün heyecanı...

...

solar: niye, niye kalkacaksın mr anderson niye haa! insanlık için mi? aşk yüzünden mi? sadece insan beyni böyle saçmasapan..
içses: kaçtı...

solar: çünkü ben bunu seçtim.
içses: bi defolup gider misin ya?
solar: şimdi böyle olduk di mi, nankör, nankör üssü nankör... aç üçüncüsünün sonunu bidaha izleyelim, 'i still love candy' i nerde diyodu kahin yaa?

içses: biraz huzur ver insana, çok değil, biraz sus.
solar: böhühü, sen beni artık sevmiyosuğnn.. sorun bende değil sendeğğ...

içses: 'artık' fazla cümlende.

solar: püüüü yazıklar olsun...
içses:...

solar: kalbime gömerim o zaman:((
içses: die loser die.

solar: yeni bi ilkokul fişi mi?

içses: ..a two watt light bulb is brighter than you, im sick and tired of people like you...
solar: dolores bu:( yani loser dedin bana:(

içses: nihahahah, ayriyetten de poor misguided fool..


illegal yollarla legal sonuç: Yüksek dozda Goran Bregovic'in zıp zıp zıplatan şarkıları (caje sukarije (bildiğin sevdiiim sevilmedim seveni sevemedim amaaan) kalasnikov, wedding cocek, babino bonbonche (negzel yaa, sarı bonbon gibi şarkı) başta olmak üzere) bünyeye alınınca böyle olunuyor, tadında bırakın derim ben.

Reha Muhtar yüzünden Dreams'den nefret ediyorum ama, sanki çıkıp: "evvet sevgili seyirciler bu yapılanlar, bu insanlara, bunlara insan diyenin, demek, çok insanlık dışı, maalesef, rtük olmasa ben diyeceğimi bilirdim bunlara, bana bakın, ben yetmiş milyonun sevgisini kazanmış insanım.." diyerek yetmiş milyonun duygularına tercüman olmaya çalışacakmış gibime geliyor şarkıyı duyduğum an.

Ederlezi
ise boğazıma bir düğüm atıp bitiyor her dinleyişimde.

Ben de bir şey anlamadım yazdıklarımdan ama yazınca iyi oldu, huhh.

(emeğe saygı linkleri; 1, 2)