solar aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
solar aile etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Ocak 2010 Perşembe

mavi ekran

Bugünlerde çoğu zaman olduğum yerde durup ahanda tam Amelie'nin bu ifadesiyle bakıyorum etrafıma. "Sistem ciddi bir hatadan kurtarıldı" uyarısı alıyorum sonra da.

En kısa zamanda Linux'a geçmem, ya da beynime ciddi bir format lazım. Bu sene kesinlikle tatil için bir yerlere gideceğim. Neresi olduğu önemli değil, sadece bu monotondan uzaklaşmam lazım bir şekilde.

Taşındıktan sonra iki otobüs değiştiriyor olmam bayağı bir riskli olmaya başladı mesela. "Çarşıya mı gidiyordum, okula mı, yoksa staja mı" diye saniyelerce düşünüyorum otobüste. Halkevi durağını geçince "Aha!! burada inecektim" diye panikle ayağa kalkıp "Ah yoo, okula gidiyordum..." diye düşünüp tekrar oturuyorum yerime.

Biri özellikle de bu aralar hayatımı kameraya alıyor olsaydı eminim izlerken çok eğlenirdi. Evet komşunun ayakkabısına yapıştırıcı döken de bendim, ama işte, hiç komşumuz yok bizim:(

Bir de bir de, köpek aldık bir tane, ilerleyen günlerde fotoğrafını bırakırım. Çok çok şeker bir rotvaydır; "Balım":) Korkmadığım ve hatta kafasını okşadığım ilk ve tek köpek. Böyle, çizgi filmlerden çıkmış gibi ablası... Okuldan eve dönerken onu görücem diye acayip sevindirik oluyorum.

Ha bu arada, teskereye son on üç gün, mutluluktan içim kıpraşıyor düşündükçe, "Ei valla nar da var":)

1 Aralık 2009 Salı

aslında

Bazen özlemin olmadığı bir dünya daha iyi olurdu diye düşünüyorum. Bu çok sık olmuyor, genelde sevdiklerim uzaklara gidince, normal olarak. Bu aralar çok mantıklıyım kusura bakma günlüg, ama ben abimi özlüyorum. Mantıklı bir şekilde, kendime zarar vermeyerek özlüyorum. Öylesi de olur mu deme, sessizce özleyince, mutluymuş gibi yapınca çok süper oluyor.

Askerlik denen şeyi ben sevemedim. Bana içinde özlemin olmadığı şeylerle gelin.

Eee, şey, yani en azından, bundan sonra (mutlu bir gülümseme buradaydı).

1 Ocak 2009 Perşembe

yeni yıl yazısı

Günaydın:)

Güzel bir yeni yıl sabahına uyandım; dışarısı halen bembeyaz.. E içerisi de öyle:)

2009'a ait ilk hediyem, canım penguenim Hurley'imle grafikler ve integraller arasında, Nikos Vertis dinleyerek mutlu ve huzurlu girdik yeni yıla, nasıl başlarsa öyle devam edermiş ya, bütün yıl böyle geçer umarım, ay yok, grafikler ve integraller olmasın:) Hayatımı biraz daha basitleştirmek istiyorum, ben de basit şeylerle mutlu olmak, basit şeylere üzülmek, basit şeylerle eğlenmek, basit şeyler izleyip basit şeyler okumak; basit yaşamak istiyorum, en azından 'artık':)

"Poz ver" dedim ona, eliyle(?) atkısını tuttu; "kapitalizmin esiri olmuşsun" diyip bi makas aldım yanağından "hey dude!"u da ekleyip; ironiye gel:p

Oysa...

"Basit yaşayacaksın.

Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;

tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.


Basit bir öpücük yetecek sana;

basit sıcak bir öpücük

ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana

rakamların veremediği mutluluğu.
:)

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;

hep yanında taşıdığın,

atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,

iki harekette soyunuvereceksin.

Kısacık olacak uyanman

ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak

sıcacık kollara dolanman

ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;

bakışların bile anlatabilecek kendini.


Beklentilerin de basit olacak.

Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.

Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;

ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.


Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.

Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.


Bir kaşarlı tost olacak aradığın

nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.

Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.

İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.


Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir

“fa diyez”in mutluluğunu.

Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün


“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde

ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.

Ne durduğu farketmeyecek abanın altında.


Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi

basit..."

Bu güzel şiir Diş Hekimi Yalçın Ergir'inmiş, ama Can Yücel ya da Nazım Hikmet adıyla dolaşıyor, gelen forward maillere dikkat derim..

Hadi hadi, siz de silgilerinizi alın, 2008'e ait kötü olan ne varsa silin gitsin; bir şey kaybetmezsiniz ya, önümüzde yepyeni, güzel şeyler yazmamız gereken bir 365 gün var belli mi olur:)

Hepinize sağlıklı, barış ve huzur dolu bir 2009 dilerim, sevgiler.

8 Kasım 2008 Cumartesi

mahmut de

Ortalama değer teoreminin solar versiyonu der ki; bir gün ölecek korkusuyla evine hayvan alamayanların (bkz. solar) epsilon komşuluğunda (f marmara kümesinde tanımlı) en az bir adet onu düşünüp, ona balık alacak cesur biri (c) olmalı.

(İspat alıştırma olarak okuyucuya bırakılmıştır.)

Teoremi ispatlayamadıysanız boşverin, ben sizi tanıştırayım canım okuyucum; bu balik Mahmut de Souza. Yüzünün asık olduğuna bakmayın, tüm Solar Günlüg okurlarına selam ve sevgilerini iletiyor aslında:)

..............spoiler...................

-Ne diyeceksin balığa, ismi ne olsun?

+(Şakkirrrr) Ne diyem, Mahmut mu diyem..

...


-Alex de Souza bırak..
+Tamam, o zaman Mahmut de Souza olsun..

..............spoiler...................


"Çok tatlıaaağğğğ" di mi:) Yüzerken renk değiştiriyor; renksiz, sıkıcı çalışma masama gökkuşağı manzarası bırakıyor..

Elinde ölümsüzlük iksiri olan varsa artık, bi zahmet..

Bir de, şu fularlı saatler bir benim bileğimde mi bileğim incinmiş de sarılmış gibi, bandaj gibi duruyor acaba..

9 Temmuz 2008 Çarşamba

niye düştün sen?

Balkonda otururken apartmanın duvarına hızla bişey çarptı. Birilerinin yukarıdan bişeyler atma devri çoktan kapandığından ne ola ki diye aşağıya baktık:

A)Yarasa B)Başka bi kuş C)Süpermen D)Bize öyle geldi

Ben bildim, ben bildim! Doğru cevap Bursa. Nasıl korkuyordu yavrucuğum ya, kalbini ellerimde hissettim eve getirene kadar. Sonra su içirmeye çalıştım biraz, pek içmedi. Uzun bir süre iç kanama geçiriyor olabilme ihtimalini ve veterinerin bişeyler yapıp yapamayacağını tartıştıktan sonra uçabildiğini gördük, galiba iyi şimdi canımcığım:) Geçenlerde mutfakta gördüğüm karıncaya Muzaffer adını vermiştim, babamın aldığı haşere ilacından sonra vefat etti kendisi. Ben de bu kuşa Muzaffer adını verdim; fotoğraftaki şirin kuş.

Neden mi Muzaffer? Ne bileyim, o an aklıma ilk bu isim gelmişti, karıncadan sonra hayatımda tanıdığım ikinci Muzaffer olması da cabası.

11 Nisan 2008 Cuma

eski dostlar

Gün sıkıcı başlamıştı benim için aslında, gelen postaya bakana kadar; canım abim beraber oynadığımız Amiga oyununun video bağlantısını yollamış bana:)

Ben Amiga'da oyun oynamaktan çok, oyun oynayan abiyi izlemekten zevk alan bir kardeştim. Annemle babamın işten dönmesini beklerken mutfaktan atıştırmalık, içecek bişeyler getirirdim, canım abimle onları tüketip oyun oynardık. Bir defasında limonatayı o zamanlar da çok fazla kıymet verdiği amiganın klavyesine dökmüştüm de, fazla kızmamıştı:) (özür dilerim yine, mümkün olsa zamanı geriye alırdım ama uzay-zaman bütünlüğü bozulur biliyorsun, sırf ondan yani:) )

Neyse neyse, bu Lethal Weapon, Prince of Percia, Chaos Engine, Soccer Kid gibi Amiga oyunları içinde en severek izlediğim oyunlardan biriydi. En çok da mavi 'ocean' yazısı aklımda kalmış nedense:)
(kahramanın yürüyüşüne bayılıyorum bu arada:))



Bunun da gönlü kalmasın değil mi, en çok ses efektlerini severdim Cattivik'in:)

7 Şubat 2008 Perşembe

"the grass was greener"

solar: Bu adam* kadar iyi gitar çalabilsem daha başka bir şey istemezdim hayattan..
kuzen: Eheh, isteme bi zahmet..

*David Gilmour (Bu kadar acıklı sololar atabildiğine göre halen bir memnuniyetsizlik var gerçi.)

Dur dur, bi de; 'Back to the future' (Geleceğe dönüş) serisini yayınlayacak cnbc-e, ilki bu akşam 22.00'da, "orjinal alt yazılı";) Marty Mcfly'ın gitar çaldığı sahneyi özlemle bekliyorum;"Sanırım bunun için henüz hazır değilsiniz".

Zaten ben de bu yüzden gitar olayını bir süreliğine askıya aldım deeermişim:p

(Başlık high hopes'dan bu arada)

19 Aralık 2007 Çarşamba

dayım var benim,yaa...

Her hediye özeldir elbette ama bazılarına bakınca gözleriniz yaşarır çünkü alan kişiyi çok iyi tanırsınız; angarya 'hediye alma zamanlarını' sevmeyen sadece içinden geldiği için hediye alan biridir benim canım dayım..

Bana bu evi getirdiğinde küçülüp evin içinde dolaşmayı düşlemiştim, halen baktıkça da bunu düşlüyorum (aslında benim için büyük bir ev, temizliğine yetişemem bikere:P).

Bir de ayıcıklı bir bardak aldı bana. Görür görmez 'Ders çalışma bardağııı!!' dedim. Kahve için idealdi, hem büyük hem de ince. Üzerinde 'mach mal pause' yazıyordu. Dayım 'Aldık ama kötü bişey yazmıyordur heralde?' diyerek ingilizce bilen yeğnine olan güvenini belirtti. Ben de 'ya ingilizcede 'mal' diye bi kelime duymadım hiç... Mach hız birimi, pause durmak...' diye saçmalamaya başladım. Be hey solar, bir de yeryüzünde ben bi sene almanca hazırlık okudum diye dolanıyorsun, o sözcükler ingilizce mi, almanca yahu...'Bir kere daha mola ver' gibi bi anlama geliyor hem de...

Şimdi bardağa her baktığımda çalışmayı bırakmak geliyor içimden, sadece anlamını ilk okuduğumda çözememekten değil, tembellik yapmak istediğimden de aynı zamanda; keşke hep ingilizce olduğu zannedip ne anlama geldiğini çıkaramasaydım diyorum yani canım okuyucu.

Yaaa yaaa, böyle şeyler bile etkiliyor beni işte...