26 Nisan 2008 Cumartesi

ben bunları ezberleyeyim leonardo da vinci

"-Öğrendiklerimizi niçin hafızamızda iyi tutamıyoruz?"

sorusunu,

"-Ortalama bir insan görmeden bakmakta, duymadan dinlemekte, hissetmeden dokunmakta, tat almadan yemekte, fiziki bilince ulaşmadan hareket etmekte, koku alma bilincine varmadan nefes almakta ve düşünmeden konuşmaktadır. Böyle bir duyusal körlükte hafızanın evrenle ilişkisi kesilir."

diye yanıtlamış Leonardo Da Vinci.

İnsan böyle bir dünyada neden iyi bir hafızaya ihtiyaç duyar; saygınlık, akademik başarı vs.. Tamam, komşunun adını soyadını bilmek hayata sevimlilik katan güzel bir detay olabilir ama kötü olanları da unutmayacaksın. İnsan beyniyle bilgisayarlar arasında kurulan benzerlik kısmen yanıltıcı.

Halen deli gibi hafızamı geliştirmeye çalışmam da pek bir ironik gerçekten. Bir dakika boyu baktığım 16 alakasız rakamın yarısını hatırlayabildim ama azimliyim.

21 Nisan 2008 Pazartesi

sürrealist pasta akımı ve horton

"Buna sanat demeyenin alnını karışlarım."
-Recep İvedik

Büyük düşünür Recep İvedik'in sözünden yüz bulup, haddimi bilemeyip bundan mütevellit affınıza da sığınarak, şöyle bişeyler demek istiyorum; "Pratik sanat mutfaktadır."

Pasta yaparken dünyayı gözüm görmüyor benim, içe dönüyorum (sanat) , ruh halim de süslemeye yansıyor mesela (dışavurum) , kendimi iyi hissediyorum (huzur/rahatlama).

Yalnız kremanın kıvamını tutturamayınca inşaata harç dökmek gibi bir şey oluyor pasta yapma sanatı:p

Eh bu da deneyimle doğru orantılı gelişecek bişey sanırım:)

Bugün Horton'u izledim, Pixar'ınkiler kadar mükemmel bir animasyon olamasa da ellerinden geleni yapmışlar:p Ehehe, izleyin muhakkak(Uragan'ım Kikirik'i de al gidin), acayip eğlenceli bişey olmuş..

Bir süre her şeyi animasyonlardaki gibi görmeye başladım yine, hava güzel olunca da epey dolandık, eve geldiğimde ayaklarım şişip iniyordu çizgi filmlerdeki gibi.. Sözün özü; bir daha topuklu ayakkabıyla çarşıya inmek mi, aman aman..

17 Nisan 2008 Perşembe

yazılacak notlar dururken..

Chaos Engine oynuyordum ki, az evvel tekrar yanıp kafamı duvara vurunca dışarıdaki hayatın halen devam ettiğini fark ettim (eppur si mouve hesaaabı). Yok yaa, canım acıdı diye bıraktım değil; gözümü kapatınca bataklık canavarları falan geliyor gözümün önüne, artık bir dur demek lazımdı.

Sıkıldım işte bundan da, napayım ben haa, napayım?? Toplamda iki hakkım var zaten, sonra o bataklık canavarlarının attığı güllelerin menzili aşama ilerledikçe artıyor, kurbağaların nereden çıkacağı belli olmuyor, bir yere kadar gelip haklarımı tüketiyorum, yeni hak bulduğumda da oyun otomatik olarak yanımdaki ölen adama veriyor canı. İnsan bir sorar değil mi istiyor musun o adamı diye ki o da zaten birazdan ölecek (gözlüklü ve şişman olan ilk önce gider kuralından), sen bana versene o hakkı arkadaşım..

Üstelik oyunda ilerlerken verdiği parolaları sonradan 'invalid password' diyip reddediyor.. Haydaaa, döndük mü en başa, işin yoksa şimdi kaplumbağa hızında yeniden başla, ben bu adama silahıyla beraber hız katmıştım, yakışıklılık iksiri falan içirmiştim, n'oldu şimdi; elde var sıfır. Oynamıyorum kardeşim, hani sırf ileride şöyle bir diyalog olmasın diye;

-Daha evvel nerelerdeydin sen?
+Bang bang dinleyip bataklık canavarlarıyla savaşıyordum.
-?!
+Navvie'yi seç, yavaş biraz ama elindeki silah süper, sonradan hız da katabiliyorsun zaten..

Sileyim oyunu en iyisi be..

11 Nisan 2008 Cuma

eski dostlar

Gün sıkıcı başlamıştı benim için aslında, gelen postaya bakana kadar; canım abim beraber oynadığımız Amiga oyununun video bağlantısını yollamış bana:)

Ben Amiga'da oyun oynamaktan çok, oyun oynayan abiyi izlemekten zevk alan bir kardeştim. Annemle babamın işten dönmesini beklerken mutfaktan atıştırmalık, içecek bişeyler getirirdim, canım abimle onları tüketip oyun oynardık. Bir defasında limonatayı o zamanlar da çok fazla kıymet verdiği amiganın klavyesine dökmüştüm de, fazla kızmamıştı:) (özür dilerim yine, mümkün olsa zamanı geriye alırdım ama uzay-zaman bütünlüğü bozulur biliyorsun, sırf ondan yani:) )

Neyse neyse, bu Lethal Weapon, Prince of Percia, Chaos Engine, Soccer Kid gibi Amiga oyunları içinde en severek izlediğim oyunlardan biriydi. En çok da mavi 'ocean' yazısı aklımda kalmış nedense:)
(kahramanın yürüyüşüne bayılıyorum bu arada:))



Bunun da gönlü kalmasın değil mi, en çok ses efektlerini severdim Cattivik'in:)

8 Nisan 2008 Salı

kısa bir film

Krzysztof Kieslowski'nin (itiraf ediyorum ki ben bu yönetmenin adını yazamıyorum, kopyala yapıştır sağolsun) kısa filmlerini ararken buraya nasıl geldim bilmiyorum ama, iyi ki gelmişim, siz de izleyince bana hak verirsiniz belki..

Dokuz Eylül Üniversitesi öğrencileri tarafından çekilmiş kısa bir film. Kabul ediyorum, sinemayla pek içli dışlı biri olmamamdan dolayı kolay etkilenebiliyorum; 'vav süper helal olsun adam yapmış' vs. gibi.. Daha güçlü bir etken ise, bu kısa filmin anlatmak istediği şeye ben de inanıyorum..

"Gülümse"
;

2 Nisan 2008 Çarşamba

yeter sayıda örnek çözüldü

Bir sınav döneminin daha sonuna gelmiş bulunuyorum sayılır; yapımda ve yayında emeği geçen tüm nestle ve eti çalışanlarına teşekkürlerimle, ve de, içimdeki sıkıntıyı biraz olsun dindirdiği için canım günlüg'üme de öyle:) Yine fark ettim, sınav dönemlerinde buraya daha çok yazı yazıyorum:p
Normalde tam tersi olması gerekir di mi, öğrenci psikolojisi işte; 'yaşasın psikolojisiz öğrenci'*!

Ali Nesin'in bir yazısında okumuştum da, ütopik gibi:)

*daha ayrıntılısı şurada: Matematik Dünyası-Sayı 70 sf:1

1 Nisan 2008 Salı

saat de epey geç olmuş..

Okula gelen fotoğrafçılarca kırmızı perde(varsayılan) önünde çekilen fotoğraflarda öğrenciler garip çıkarlar genellikle. Sonra o fotoğraflar sınıf oturma planına, öğretmenlerin not defterlerine falan yapıştırılır; cidden öğretmenlik zor meslek, bizim makara yaptığımız fotoğraflara bakıp, bizi anımsayabilip, kanaat notu verebiliyordu hocalarımız.

Mesela ben lisedeki fotoğrafımı hatırlarım da, fotoğrafçı abi sanki en tuhaf baktığım anı özellikle beklemişti. O zamanlar Bayhan vardı popüler olanlardan Ajdar kıvamında (ben onu hep 'ooovv mayy laavv' derkenki bayık bakışlarıyla hatırlayacağım; ya ne olurdu şarkı en azından böyle kalsaydı aklımda:( ) işte onun gibi baygın bakışlarla çıkmıştım. Sonra bir şekilde yok ettim o fotoğrafları da, ruhum çoktan derin bir yara almıştı bir kere.. Bak şimdi yine hatırladım da, çok efkarlandım, bu kafayla Gauss yüzeyi falan da çizemem şimdi, uyusam iyi olacak. Bi maniyle veda edeyim:

"iyi gecelerr blogspot...
iyi gecelerr gmail...
iyi gecelerr winamp...
iyi gecelerr iş bankasıı...
iyi geceler iş bankası?
haaa, iyi çalışmalar iş bankasııı.."