ben bugün bişey keşfettim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ben bugün bişey keşfettim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2012 Cuma

koton'da indirim varmış vuhuuu

Canı sıkıldıkça kendini alışveriş merkezine atan bağğyanlar kervanına katılmış bulunuyorum ben de. Vatana millete hayırlı uğurlu olsun :)))))))))))

2 Temmuz 2012 Pazartesi

anladım ki!

Hayat Mario oyunu gibi geliyor gözüme çoğu zaman. Aslında öyle değil ama çevrenin bıraktığı izlenim bu, ve her 'level'da sorular daha da zorlaştı.

Daha ilk adımlarımı yeni atmıştım, söylenenleri yeni anlıyor kendimi yeni yeni ifade edebiliyordum ki, o malum soru geldi; "Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?"

Haydiiiiiiiiii. Nasıl ayrım yapayım ki? "İkisini de eşit" dedim. Hakikaten de öyle. Belki farklı farklı seviyorsun insanları, ama söz konusu anne baba olunca, kesinlikle birini diğerinden fazla ya da az sevmek diye bir şey yok ki.

Kendimi bilmeye başladığım zamanlar da dersleri sordular:

-Dersler nasıl?
+İyi.

Sonra okul bitti mi diye...

Okul da bitti. Öğretmen oldum, ama yarı öğretmen. Atanamamış öğretmen. Bunalımda öğretmen. Halen anne baba parasıyla yaşayan öğretmen. Dört yaşındaki kuzeninin bile "ama sen öğretmen değilsin ki, öğrencilerin yok ki" dediği öğretemeyen öğretmenlerden. Her gördüklerinde "Eeee ne zaman atanacaksın?" "Yok mu atama?" "30 bin kişi aldılar gidemedin mi?" diye sormaya başladılar işte. Galiba hayatımın en zor zamanları, bu sorunun sorulduğu evreydi.

Çok şükür bu aşamayı da ruhumda biraz(?) yara bereyle atlattım. Yani diyor ya ünlü feylezof Şebo: "Bedenim sağlam bulunmuş, yüreğim paramparça" Cidden, çok kırıldım. İnsanların bu kadar "sonuç" odaklı olması, niye kibarlaştırıyorum ki? İnsanların bu kadar "maddiyat=para" odaklı olması kırdı beni. Maaş alıyorsan adamsın, başarılısın, yoksa duvarına astığın diplomanın hiçbir kıymeti yok.

Geldik işte bugünlere bir şekilde. Şimdi de "Eee evlilik ne zaman, bak armudun sapı üzümün çöpü diye diye evde kalacaksın haberin olsun eehhehee" diyorlar.

Haydaaaaaaaaaaaa...

Şimdi bu aşamada kızabilirim de aslında, ama kızmıyorum. Anlıyorum. Anlıyorum ki, insanlar başkalarını gördükçe onların hayatları hakkında konuşmaya programlamışlar kendilerini, ve benim bunları duymazdan gelip hayatıma kendi kararlarımla devam etmem gerekiyor.

Mutsuz bir evlilik yapmaktansa normların dışında yaşamak daha tercih edilesi. Zira o mutsuz yuvaya ayakları geri geri giderek sürüklenen bana bu soruyu soran kişiler olmayacak.

Haksızsam "haksızsın" de, ama işte, bu aşamaya gelecek kadar kendini geliştirmiş bir oyun kahramanı olarak umursayacağımı zannetmiyorum. Eheheheh. Canım benim =) İnsan :) Garipsin vesselam.

9 Haziran 2011 Perşembe

14 Aralık 2010 Salı

aşk olsun ales

İlk defa bir ÖSYM sınavına iştirak için can atıyorum. Çok eğleneceğiz gibi duruyor. Nihahaha.

(ALES, sözel testi, sonbahar 2009)

10 Mart 2010 Çarşamba

okumadan öğrenmek

Süper olurdu değil mi? Hani Matrix'deki gibi. Bana şu bilgiyi yükle diyeceksin birine, gözlerin kırpışıcak, sonra, aa!

Aslında artık çok da bilimkurgu değil bu. Yapılan bir deneyi anlatayım bakın:

Bir grup fareyi labirente buyur ediyorlar. Tabii bir yerine peynir bırakıp, illa ki:) Fareler uzun bir zamanın ardından peyniri buluyor. Birkaç denemenin ardından her defasında daha kısa sürede peyniri bulabildikleri için, bunların yolu "öğrenmiş" olduğunu kabul edebiliyoruz.

Birinci gruptaki farelerin beynini daha önce labirente hiç girmemiş ikinci grup farelerle karşılaştırınca, beyinlerinde daha önce var olmayan bir sıvının oluştuğu fark ediliyor.

Şimdi sıkı durun; bu sıvı, daha önce hiç labirente girmemiş ikinci gruptaki farelerin beyinlerine enjekte edildiğinde, tıpkı daha önce peynire giden yolu öğrenmiş fareler gibi, çok kısa sürede peyniri buluyorlar!

Şaşırdın...... Ben de şaşırdım valla :P

Hımm, öncelikle öğrenmek istediğim şey Anayasa tarihi, KPSS'yi kazanayım da bu öğrendiklerim bi işe yarasın diye :(

Sana zahmet yükleyiver Tank!

22 Şubat 2010 Pazartesi

audi a3 vs sevgili

-Bir audi a3 sizi asla yarı yolda bırakmaz; sevgili dediğiniz ise bugün var, yarın yoktur.

-Bir audi a3 trip atmaz, çalışmıyorsa benzini yoktur ya da arızalıdır, sevgili ise hiçbir sorun yokken saatlerce kafa ütüleyebilir, "n'oldu ki ya şimdi:S" diye bir hafta düşünürsünüz.

-Bir audi a3'ün doğum gününü hatırlamak zorunda değilsinizdir; üretildiği günü bir yılın en mühim günü sanmak gibi bir gaflete düşmez o, gayet sıradan bir gün olduğunu bilir.

-Bir audi a3 KPSS'yi kazanmanız için güzel bir nedendir, ancak sevgili bu zorlu süreçte vakit kaybından başka da bir şey değildir.

-Bir audi a3 sıkıntılarınızın tümünü sadece yarım saatte giderebilir, sevgilininse kendisi başlı başına bir sıkıntıdır.

-Audi dendiğinde akla gelenler "trance energy", "hız" ve "boğaziçi köprüsü" iken, sevgili denince akla "the drugs don't work" gelir, ülkenin en güzel köşesi bile bir anlam ifade etmez.

-Audi'nin evrensel ve herkes için geçerli bir estetiği vardır, baktığınızda içinizi açar, sevgili ise çoğu zaman kendine has bir estetiğe bile sahip değildir.

-Audi yakışıklı olmasına rağmen yanına pijamayla geldiğinizde bile başka araba sahiplerini gözü görmez, sevgili siz başınızı kaşıyacak vakit bulamazken bile güzel ve bakımlı olabilmenizi ister, aksi takdirde ilgisi anında başkalarına kayar.

-Audiniz varsa yoldan geçerken "aaa audi'ye bak lan!!!" derler, oysa sevgilinizle yolda yürürken kimse "aa sevgilisine bak lan!!!" demez.

Bu da benim 'audi a3 manifestom'dur; İnsanları tanıdıkça Audi'leri daha çok seviyorum:))))))))))))))

İşte bu gerçek hayatta çok işine yarayacak, insanlarda mutluluğu bulamayanların.

16 Şubat 2010 Salı

fairytale

Hatırladınız bu şarkıyı değil mi? Eurovision'da böyle benim boylarımda -Allah sahibine bağışlasın- gayet bebek yüzlü bir delikanlı elinde kemanıyla söylüyordu. Birinci oldu hatta...



Heh, işte. Bu şarkıya Pavlov'un köpeği gibi koşullandım ben. Ne zaman duysam derse giresim geliyor. Çünkü staja gittiğim okulda teneffüs zili olarak kullanıyorlardı...

Bakalım bu dönemki okulda ne çalacak, viva la vida çalsın, aha buraya da yazıyorum; bırak üç saati, ben öyle güzel bi okuldan hiç çıkmam!

Sonra da haliyle evden çıkmam!

12 Eylül 2009 Cumartesi

acil önlem planı

Sevgili Frigyalı hemşehrilerim;

Sele karşı bi acil önlem planı hazırladım, üstelik de paint'te. Buna göre hepimiz evlerimizin çevresine çukur kazarsak bişeycik olmayacak:) Bunlar da taşarsa ne olur bilmiyorum ama... Allah korusun, üst katlara, olmazsa çatıya çıkın ya bence:(

Yakında da evde kendi imkanlarımızla bot yapımını anlatıcam zaten. Öptüm şekerler...


(Bana ne, şakayı onlar başlattı.)

8 Temmuz 2009 Çarşamba

vincent

Vincent'ı seslendiren adamın sesi bana hiç yabancı gelmiyor. Tonlamalara dikkat ederseniz siz de Edward Scissorhands'teki mucit (Vincent Price) olabileceğini düşünürsünüz muhtemelen (benzemek istediği adamı anlatmak için film yapıp filmi yine ona seslendirtmek müthiş bir zevk olmalı).

Tim Burton benim için koca bir soru işareti olabiliyor bazen. Yani normalde insanlar "Bu filmdeki karakterle tamamen başka bir insanı anlattım ben o değilim yoksa..." diyerek işin içinden sıyrılıyorken bu adam öyle yapmıyor hiç. Ed Wood'daki yönetmende de onu görebiliyorsun, Vincent'taki çocukta da, ve bu kimseyi rahatsız etmiyor (Big Fish'te anlattığı baba da kendi babasıdır belki). Hatta ben "Dünyada böyle insanlar da varmış, bunlar gerçekmiş" diyerek mutlu oluyor, onu tanımadığım halde çok seviyorum.

Acaba tanışma şansımız olsa o da beni sever miydi ki, hımm, sanmam :)

Şans eseri henüz emoların çanta ve rozetlerine düşmemiş ve dilerim hiçbir zaman da düşmeyecek Vincent'ın günlüğümde olmasından mutluluk duyarak şuracığa bırakıyorum;

13 Mayıs 2009 Çarşamba

fazla söze ne hacet: mükemmelim :p


Bir sonraki hafta kursun biteceğini söyleyince okulun beni kovduğunu sanan öğrencimin yazıp bana verdiği dilekçe.

Boşuna demiyorum ben mükemmel bir insanım diye işte:p Kıymetimi bilemeyenler utansın, hımpf...

31 Mart 2009 Salı

anlıyorsun değil mi

Okuldan neden bu kadar nefret ettiğimi bugün anladım.

Başka koşullarda tanışsak değil muhatap almak, görünce yolumu değiştireceğim insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorundayım da ondan, yaaa...

29 Aralık 2008 Pazartesi

ya pink floyd olmasaydı..

"can you show me where it hurts?"*
(Pink Floyd-comfortably numb)

"bakmalısın, görmelisin acıyan yerler neresi?"
(Yasemin Mori-mutsuz punk)


Profesyonel anlamda müzikle ilgili olsam Pink Floyd'u özellikle dinlemezdim, yaptıkları müzikten, yazdıklarından etkilenmemek mümkün değil ki; David Gilmour (benim için 'High Hopes' demek) başta olmak üzere özenle başka gezegenlerden tek tek seçilmiş olmalılar, grup halinde bile değil bak, tek tek..

Allah korumuş da Pink Floyd olmuş:) Bir yüzyıl sonra da hiçbir şey değişmeyecek, çoğu grup/şarkıcı silinecek (hatta belki fd'ciğim bile), ben de portakalda vitamin falan olucam ama Pink Floyd halen var olacak; halen yeryüzünde "hey, teacher, leave those kids alone!!" diye bağırılacak ama, bunu düşünmek cidden içimi acıtıyor..

Bişeyler değişsin bence. Tyler? Travis? Gelin evladım bi siz şu yana..

not: Komşu blog Kültür Mantarı'ndan gelen soğuk hava dalgasından Solar Günlüg de nasibini aldı:)

*
"acıyan yerleri gösterebilir misin?" olarak çevirdim..

15 Aralık 2008 Pazartesi

monochrome



"mochrome floors, monochrome walls
only absence near me
nothing but silence around me
monochrome flat, monochrome life
only absence near me
nothing but silence around me"

Yann Tiersen.. İsmini bu kadar hak eden bi şarkı daha dinlemedim.

10 Aralık 2008 Çarşamba

manifesto

"Artık beni kimse yalnız bırakamaz."
(Mythe - Özdemir Asaf)

Not: İşbu cümle 'yanımda biri var ki ben artık hiç yalnız kalmam' anlamı taşımamaktadır; bu anlama gelseydi orada zaten " Özdemir Asaf " yazmazdı di mi..