"Aslında kazanmak nedir ki? En büyük zaferi kazandığında bir Antonyus olduğunu düşün. Paris'e geldiğini ve o tak'ın altında olduğunu ve bütün insanların senin altında olduğunu düşün ve gücün en üstünde olduğunu... Yalnız kaldığın o anda 'ne oldu be, şimdi ne olacak' diyorsan, kaybedersin sen. Kaybetmişsin, yani o anda en büyük zaferin içinde kaybetmişsin."
Uykum kaçtı, bir kez daha izleyeyim dedim. "Gerçek" olduğu için çoğu insana sert ve saçma gelebilecek bir film, ama ben sevmiştim Kaybedenler Kulübü'nü.
Uraganım en çok şu kısmını sevmiş filmin, ben de en çok bu kısmını sevdim. Artık bir gün oturup birlikte izler, ayrıntılı kritiğini yaparız ve ortak bi karara varırız inşallah :)
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
film etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
23 Temmuz 2012 Pazartesi
5 Ocak 2011 Çarşamba
turşu suyu
Ne zaman televizyonda görsem takılıyorum Neşeli Günler'e. Her defasında da sanki ilk defa izliyor gibi izliyorum. Halbuki repliklerini bile ezberledim artık:)
-En iyi cilet budur!
-A aa üstüme iyilik sağlık...
-Baba acaba midemde kurt mu var? Kurt bu kadar yemez oğlum, senin midende olsa olsa fil olur.
:)
En güzelini en sona saklamışlar ama;
"Sahi, biz niye ayrıldık?"
"Hatırlamıyor musun, turşu suyu yüzünden..."
Çok uykum geldi, filmin linkini aramaya üşendim şimdi, özlemişseniz siz de, bakarsınız nasılsa:/ İyi geceler günlüg, en iyi turşu suyu limondan olur unutma bu arada...
22 Kasım 2010 Pazartesi
bir paket kabartma tozu
Bulamadım valla. KPSS'den sonra tekrar ev hanımı moduna geçtiğim için denenmemiş tariflere sarıyorum yine. Düğmeli kurabiye yapacaktım ama maalesef evde 20 paket vanilyaya karşın 0 paket kabartma tozu var. Hiç yok yani.
Ev hanımı modunun yan etkilerinden biri de haliyle "şimdi kim kalkıp gidecek markete" oluyor. Üşeniyorum kalkıp markete kadar gitmeye. Pöffff.
Sabah kahvaltı yaparken "Deli kız" diye bir film izledim Kanaltürk'te. Başrollerinde Perihan Savaş'la Mesut Engin oynuyordu, bildiğin fakir kız zengin oğlan hikayesi ama çalan şarkılar çok güzeldi. 75'lerden hep. İnsanı gençliğine götürüyor ahahahaha, gel gel çiçekler hep soldu, gel gel okullara akıllı tahta gönderip öğretmen göndermiyorlar, gel gel bir paket kabartma tozum bile yok, gel gel birinin bu bardağı mutfağa götürüp yıkaması gerekiyor, gel gel çamaşırlar ayarlanacak ütü yemek filan var daha ohooovv....
11 Kasım 2010 Perşembe
30 Mart 2010 Salı
the black hole
Dahice bir şey ya;
Linkini de ekleyelim unutmadan;)
http://www.youtube.com/watch?v=P5_Msrdg3Hk
Linkini de ekleyelim unutmadan;)
http://www.youtube.com/watch?v=P5_Msrdg3Hk
18 Mart 2010 Perşembe
alice in wonderland
Ya şimdi ben ne desem boş. Elbette, tabii ki, yani, izleyin. Her ne kadar dublajla izlemek zorunda kalsam da film müthiş olduğu için bir şey demiyorum, yoksa tek derdi daha çok para kazanmak olan bu salak zihniyete çok şey derdim. Çocuk filmi değil bu arkadaşlar. Hayır, arkamdaki veletler film boyu konuştular da ondan söylüyorum. Ben de onların yaşında olsam ben de izleyemezdim, ama bu her kırk dakikada bir dönüp "Şiiişt, sessiz olun" demeyeceğim anlamına gelmemeli. Kıytırıktan da olsa eğitimciyiz neticede.Bittiğinde bir daha izlemek istedim, hatta Alice olmak istedim ve sonsuza dek Harikalar Diyarı'nda mutlu yaşamak...
Yok ben kitabı okuduğumda aynı şeyleri hissetmemiştim.
Tim Burton'ı bu yüzden sımsıkı kucaklamak istiyorum işte. İyi ki var.
Ne demek istediğimi anlatamadığım berbat bir yazı oldu ama bir ara toparlarım artık zaman bulursam. Kendinize iyi bakın, Alice'ler ve kendini Alice hissedenler. Ben başka Alice'im.
4 Mart 2010 Perşembe
up! & g force
Bir tam günüm gitti bu filmleri izleyeceğim diye ama buna değdi doğrusu. Bir süreliğine tüm her şeyden uzaklaştım.UP!
Pixar yine yapmış arkadaşlar.
Ölü Gelin, Wall E ve daha nice animasyonda ağlamayı başarmış bir bünye olarak t
abii ki bunda da, daha başında ağladım. Sanırım ilk on dakikası epeyce ortalıkta dolanmış bu filmin, ama bence kesinlikle devamını da izlemek lazım. Bazen hani şuraya gitsek, şöyle yapsak diye hayaller kuruyoruz ya uzun uzun, aslında bu hayallerin özünde bir tek şeyi bulmak oluyor ki o da sevgi.G Force ise "keyifli bir film".
Çocuklara yönelik denilebilir daha çok, ben de izlerken acayip eğlendim o ayrı :P Böyle, bildiğin ajan filmi, ama ajanlar hamster işte:) Filmin başından sonuna kadar heyecan içinde izliyorsun haliyle.

Bu filmlerin en güzel yanı mutlu sonla bitmeleri aslında. Up için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama G Force kesinlikle mutlu bitiyor, dünya kurtuluyor, dostluk ve sevgi kazanıyor falan.
Ne güzel olurdu ya, dünya da keyifli bir animasyon olsaydı ve sonunda insanlık, sevgi ve huzur kazansaydı hep:(
Olur mu be günlüg? Bir gün cidden de iyiler kazanır mı dersin?
(emeğe saygı: 1, 2, 3)
29 Ocak 2010 Cuma
23 Aralık 2009 Çarşamba
bitki
Hep söylerim, Back to the Future serisi dışında filmleri dublajlı izlememek gerek diye. Elimdeki en büyük kanıt da Leon, "Bitkim burada durabilir mi?" diye bir çeviri mi olur ya... Olay zaten tamamen o bitki üzerine dönüyor, sevgi, kökler...
En şahane replik de en sonda hem; "Sanırım burada rahat edeceğiz Leon" oldu mu? Olmadı bak. Bu oluyor ama;
"I think we'll be OK here Leon"
En şahane replik de en sonda hem; "Sanırım burada rahat edeceğiz Leon" oldu mu? Olmadı bak. Bu oluyor ama;
"I think we'll be OK here Leon"
29 Eylül 2009 Salı
hakiki tosun paşa
Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)
"Avet avet hıhıh"...
15 Eylül 2009 Salı
floaters
Yani göz önünde uçuşan eciş bücüş iplik, nokta benzeri aslında var olmayan şeyler. Benimkiler henüz sağ gözümde iki taneler. Özellikle de bir şeyler okumaya çalışırken gözümün önünden kayarak sinirlerimi bozuyorlar.Araştırdığıma göre aslen saydam olan bu tuhaf şekiller, açık renge bakınca matlaşıyorlarmış. Ne sebeple olduğu hakkında çeşitli rivayetler olup, yine bu rivayetlerden anladığım kadarıyla eğer kendisine ani ışık çakması tarzı bir durum eşlik etmiyorsa tıbbın çok da ciddiye aldığı bir problem değil muşvolan (bu rahatsızlığın tıptaki ismi). Öyle de işte, insan istemeden de olsa ciddiye alıyor; ya inat edip kendisini umursamadan her ne yapıyorsam ona odaklanmaya çalışıyorum ya da yüzdüğü her anı takip etmeye çalışıyorum. Yalnız gözlerinizi çevirdiğiniz yöne gelerek işinizi zorlaştırdıklarını da unutmamak lazım.
Yakın zamanda da Bugs Bunny'nin onu ciddiye almayan çocuklara bir çeşit laneti olduğunu düşünmeye başladım. Aaa, tavşan humması hastalığını unutmuş olamazsınız:
Evet, gözlerinizin önünde uçuşan renkli noktalar görmeye başlayacaksınız. Şimdi de yüzüyor olmalılar...
Doktor Sağbırakmayan!! Doktor Sağbırakmayan!! :))
Bu da konu üzerine çekilmiş hoş bir kısa film:
Lütfen unutmayın; internette okuduğunuz her bilgi doğru olmayabilir. Bu bilgiler de şahsi görüşlerim olup doğru olmayabilir. Yarın öbür gün "ama Solar öyle dediydi:((" demeyin, sorumluluk kabul etmem. Burası giderek kalabalıklaşıyor galiba ya... Aynısı kaynımda var, çekme yapıyo, eveettt...
(buraya bakarlar)
24 Ağustos 2009 Pazartesi
bana bir masal anlat tim
Düşününce bile kanımın damarlarımdaki hareketi hızlanıyor.9 Eylül'de(düzeltme: 11 Aralık, aşağıdaki açıklamayı da okuyun lütfen) Tim Burton'ın yeni animasyonu "9" vizyona girecek. Hem bir animasyon hem de bir Tim Burton hastası olarak fazlasıyla heyecanlıyım. 9 Eylül Çarşamba gününe denk geliyormuş, izlemek için haftasonunu beklemeye sabredemeyeceğim için tek başıma izleyeceğim muhtemelen. Ben şimdiden çok beğendim, süper olmuş, hayatımın filmi vs :))
Ahanda fragmanı;
"Alice Harikala
r Diyarı'nda" için ise biraz daha sabrımızı zorlamamız gerekecek. Zira gösterim tarihi şayet ertelenmezse 5 Mart 2010. Müthiş üçlü yine bir arada; Tim Burton, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter. Karakterlere bakarken şöyle bir Beetle Juice esintisi hissettim hafiften. Helena Abla başta olmak üzere makyajlarıyla her zamanki gibi fazlasıyla dikkat çekiciler:Tim Burton'ın berberi Sweeney Todd yüzünden ete bakış açım değişti ama yine de seviyorum çok fazla böyle ismi geçince heyecanlanıp abuk subuk devrik cümleler kuracak kadar.
Düzeltme (13.09.09) : Öncelikle 9, 9 Eylül'de vizyona girmediği için bu yazıyı okuyup da heveslenenlerden özür diliyorum. Vizyon tarihi için özellikle şu sayfaya bakmıştım ama yanıltıcı oldu, imdb "11 Aralık" diyor. Bir de, fragmanda Tim Burton'ın ismi geçiyor evet, ama imdb bağlantısında okuduğum bu yorum hiç hoşuma gitmedi. Siz gerekirse diğer yorumları da okuyup öyle karar verin artık;) Sevgiler.
8 Temmuz 2009 Çarşamba
vincent
Vincent'ı seslendiren adamın sesi bana hiç yabancı gelmiyor. Tonlamalara dikkat ederseniz siz de Edward Scissorhands'teki mucit (Vincent Price) olabileceğini düşünürsünüz muhtemelen (benzemek istediği adamı anlatmak için film yapıp filmi yine ona seslendirtmek müthiş bir zevk olmalı).
Tim Burton benim için koca bir soru işareti olabiliyor bazen. Yani normalde insanlar "Bu filmdeki karakterle tamamen başka bir insanı anlattım ben o değilim yoksa..." diyerek işin içinden sıyrılıyorken bu adam öyle yapmıyor hiç. Ed Wood'daki yönetmende de onu görebiliyorsun, Vincent'taki çocukta da, ve bu kimseyi rahatsız etmiyor (Big Fish'te anlattığı baba da kendi babasıdır belki). Hatta ben "Dünyada böyle insanlar da varmış, bunlar gerçekmiş" diyerek mutlu oluyor, onu tanımadığım halde çok seviyorum.
Acaba tanışma şansımız olsa o da beni sever miydi ki, hımm, sanmam :)
Şans eseri henüz emoların çanta ve rozetlerine düşmemiş ve dilerim hiçbir zaman da düşmeyecek Vincent'ın günlüğümde olmasından mutluluk duyarak şuracığa bırakıyorum;
Tim Burton benim için koca bir soru işareti olabiliyor bazen. Yani normalde insanlar "Bu filmdeki karakterle tamamen başka bir insanı anlattım ben o değilim yoksa..." diyerek işin içinden sıyrılıyorken bu adam öyle yapmıyor hiç. Ed Wood'daki yönetmende de onu görebiliyorsun, Vincent'taki çocukta da, ve bu kimseyi rahatsız etmiyor (Big Fish'te anlattığı baba da kendi babasıdır belki). Hatta ben "Dünyada böyle insanlar da varmış, bunlar gerçekmiş" diyerek mutlu oluyor, onu tanımadığım halde çok seviyorum.
Acaba tanışma şansımız olsa o da beni sever miydi ki, hımm, sanmam :)
Şans eseri henüz emoların çanta ve rozetlerine düşmemiş ve dilerim hiçbir zaman da düşmeyecek Vincent'ın günlüğümde olmasından mutluluk duyarak şuracığa bırakıyorum;
25 Mayıs 2009 Pazartesi
beter böcek'ten beterim
İki ihtimal var; ya TNT durmadan Beetlejuice'u yayınlıyor, ya da ben çok büyük bir şans eseri hangi hafta yayınlanacaksa o haftasonu Milliyet'in Televizyon ekini karıştırmış oluyorum.Evet, canım okuyucum; yarın akşam 21.15'te TNT'de çıkıyor bu aslında sevimsiz ama bir o kadar da dünyalar tatlısı karakter (bana birini hatırlattı da neyse:) ), kaçırmayın sakın.
Bu filmi izleyip de beğenmeyenlerle arama aşılmaz mesafeler bırakmak istiyorum ya, o derece... Ağustos'ta izlemişiz en son. Türkçe seslendirmeler çok başarılı bence, İngilizce izlerken çok yadırgamıştım sesleri.
Solar mı, ah canım ya O bugün; ölü, ölü, öpölü. Dört sorudan birini anca çözebilmiş, diğerlerinde saçmalamış efendim durduramamışız. Şu okul bir bitsin, Rammstein'la In Flames'i azad edicem. Şimdilik bu adamlar böğürmeden rahatlayamıyorum...
22 Mayıs 2009 Cuma
22 Mart 2009 Pazar
estağfurullah abi
İyi ki fizik okumamışım:)
Etiketler:
aferin iyi düşünmüşüm,
film,
gomig,
hi hi
2 Şubat 2009 Pazartesi
çöp adam
"Sen dizime yattın, ben bir hikaye anlattım ve sen büyüdün..."
Diğerlerine de buradan bakabilirsiniz.. Bana böyle gomig şeylerin linklerini gönderen güzel insanlar, eyy hayatın sevimli yüzleri, sağolun var olun:)
Etiketler:
film,
gomig,
hi hi,
ne yaptın sen solar,
sinema
22 Ocak 2009 Perşembe
and the oscar goes to..
Üç Maymun'un yabancı film dalında Oscar'a aday olamamasına üzüldüm.
Halbuki bu film de en az "No Country for Old Men" kadar sıkıcıydı..
Üstelik bunu içinde müzik var diye sonuna kadar izleyebilmiştim de.
Hayret bişi yaa..
ÜHÜH...
Tamam, benim si
nema kültürüm 'sıkıcı/güzeeell'den ibaret ama, açıklamayı canlı canlı Yekta Kopan sunumuyla dinledim, yanında da tüm filmlerin adını bi kerede söyleyebilen entel bi sinema eleştirmeni vardı.. Gerçi ben YK'ya odaklanmıştım daha çok, şans eseri "Doktor doktor!!" diyip Michael J Fox'a dönüşebilir diye:)
Hee bi de, "Wall-e" ye en iyi uzun metrajlı animasyon ödülü verecekler
bence, hı hı, voooolliiivaaa??:) )
Beni ciddiyete davet ediyorum; tıpkı Penguen'de de yazdığı gibi, bir insan 'hem Nuri hem Bilge hem de Ceylan' olunca başarılı oluyor demek ki. Yekta Kopan'ın dediğine göre Oscar'a giden yoldaki taşları temizlemiş, sağolsun, bi dahaki sefere Oscar heykelciği onun olsun inşallah..
p.s: Hande Yener(romyo romyo) dinlerken yazdığım kültür-sanat içerikli yazı ancak bu kadar oldu kusura bakmayın, bir dahaki sefere Carl Orff dinleyip de yazarım ama şu an "Carmina Buradaaa mııı=)" diye espri yapabilecek kadar ilginç bi psikolojideyim.. Şimdi de Yemekteyiz'i izlemeye gidiyom, öpt, byes..
(resim)
Halbuki bu film de en az "No Country for Old Men" kadar sıkıcıydı..
Üstelik bunu içinde müzik var diye sonuna kadar izleyebilmiştim de.
Hayret bişi yaa..
ÜHÜH...
Tamam, benim si
nema kültürüm 'sıkıcı/güzeeell'den ibaret ama, açıklamayı canlı canlı Yekta Kopan sunumuyla dinledim, yanında da tüm filmlerin adını bi kerede söyleyebilen entel bi sinema eleştirmeni vardı.. Gerçi ben YK'ya odaklanmıştım daha çok, şans eseri "Doktor doktor!!" diyip Michael J Fox'a dönüşebilir diye:)Hee bi de, "Wall-e" ye en iyi uzun metrajlı animasyon ödülü verecekler
bence, hı hı, voooolliiivaaa??:) )Beni ciddiyete davet ediyorum; tıpkı Penguen'de de yazdığı gibi, bir insan 'hem Nuri hem Bilge hem de Ceylan' olunca başarılı oluyor demek ki. Yekta Kopan'ın dediğine göre Oscar'a giden yoldaki taşları temizlemiş, sağolsun, bi dahaki sefere Oscar heykelciği onun olsun inşallah..
p.s: Hande Yener(romyo romyo) dinlerken yazdığım kültür-sanat içerikli yazı ancak bu kadar oldu kusura bakmayın, bir dahaki sefere Carl Orff dinleyip de yazarım ama şu an "Carmina Buradaaa mııı=)" diye espri yapabilecek kadar ilginç bi psikolojideyim.. Şimdi de Yemekteyiz'i izlemeye gidiyom, öpt, byes..
(resim)
16 Ocak 2009 Cuma
bin jip
Ararken yaşadığım anlamsız diyalogları bir yana itip, bulduğum o güzel anın sevincini hatırlayıp izledim yine, filmi..İzlemeyenler için şu kadarını söyleyeyim, yazının devamını okumayı sonraya ertelesinler; 'bu filmi izlemeden ölmeyin.'
----------------spoiler-----------------------------------
Sözcüklerin ne kadar gereksiz olduğunu, hiç konuşmadan o kadar güzel anlatıyor ki Boş Ev (bin jip- 3 iron), insana kendini kelimelerle sarmalanmış ama bomboş hissettiriyor..
Filmin başından sonuna kadar kız ya da çocuk konuşacak diye tedirgin izledim ilk izlediğimde. O kadar sessiz ama çok şey anlatan bir film ki, en sonunda kız konuştuğunda, 'seni seviyorum' dediğinde, 'aslında bunu söylemene de hiç gerek yoktu ki' diye düşünüyor insan ister istemez.. Sen de kandır kendini be adam, 'bu mutluluk nedir?' di mi.. Git kahvaltıya işte.
Evet çocuklarrr, bu filmden ne anladık; yeryüzünde aşk diye bir şey var olduğundan beri çoğu insan hayal dünyasında birilerini aldatıyor. Acı ama gerçek.
Zaten filmin "lt's hard to tell that the world we live in is either a reality or a dream*" diye bitmesi koskocaman bi tesadüf değil bence.
Anlamak zorken, sen bir de anlatmayı denemişsin, sen sessizce anlat, ben yine sessizce dinlerim Kim ki duk. Gözlerim nemlenirse de bil ki anladığım içindir.
----------------spoiler-----------------------------------
Halas.
(resim)
*Yaşadığımız dünyanın gerçek mi hayal mi olduğunu söylemek zor.
28 Eylül 2008 Pazar
kurumuş ölen saçlar için
Bir yağmur yağmalı ki dökülenleri geri çıkartacak.. Öyle böyle değil, acayip dökülüyor saçlarım. Daha önce başıma böyle bişi gelmediği için fena panikledim.
Teyzem 'mevsim değişikliğindendir yaa' dedi ama içim rahat etmedi, 'ben önlemimi alayım da' diye düşünüp garip bi rengi olan şampuan ve bakım kremine(şampuanı dalin gibi kokuyor) bir aylık asgari ücretin dörtte biri kadar para verdim. İlk kullandığımda azalır gibi oldu, 'mevsim de değişcek, tam durcak:)' dedim içimden ama mevsim değişti, ortalığı sel götürüyor, benim saçlar farkında değil. Her elimi attığımda on-onbeş tel saç kalıyor elimde. Hani kurutmak için saçları öne düşürürsün ya, öyle yapınca saçlarımdan etrafı göremiyordum ben, şimdi görebiliyorum, o kadar azaldılar.
Aynaya baktığımda 'en azından saçlarıma şekil verdiğimde bişeye benziyorum yauu' rahatlığını kaybedeceğimi düşününce tedirgin oldum, netten araştırayım dedim. 'Sarımsak sürün' diyen bile olmuş. O koku çıkar mı saçlardan ya, hem saçıma sürmeye kalksam bir kiloya yakın sarımsak temizlemem lazım.. Gerçi o dökülmeden önceydi:( Yumurta, zeytinyağı, bal yazmışlar ama bunları da sürmek hiç gelmiyor içimden.
Arkadaşımla telefonda konuşurken kendisi tecrübelidir bu konularda diye çıtlattım hafiften. 'Ya napsam sence, duracak gibi değil??' dedim, öyle yap, böyle yap diye lafladıktan sonra, 'kafana bişeyi çok takarsan da olabilir, halamda da olmuştu, bi bölge döküldü bidaha da çıkmadı' dedi..
İçim rahatlayacağına daha beter oldum. Şimdi de bakıyorum bi bölge tek mi dökülüyor yoksa tamamı mı diye, aslında ikisi de fena ama birinin geri dönüşü yokmuş. Bence genelde bi dökülme var, altı beyaz saç telimden ikisi duruyor diğerleri gitmiş:) yani, gitmiş:(
Hem kafama her zaman bişeyleri takarım ben, bu zamana kadar kafamda saç kalmaması lazımdı bu mantıkla.. Ne bileyim ya, mümkün değilmiş gibi gözüküyor, bi dermatologa gitsem daha iyi.
Aslında 'alternatif tıp' da olur, etkili bişeyler bilen varsa; portakal çiçeği, kekik suyu, oğul otu, lavanta yağı falan, yoksa her şeyden biraz biraz, kokteyl mi yapsam..
Ha, bir de, Feride vardı Kanal D'de, izledim yakaladığım kadarıyla, içimden İstanbul'da boğaza karşı şarkı söylemek geldi yaa, geçse de gençlik çağımm, boş kalsa da kuucağım, sözümü tutacağımm, adını anmayacağımm, nınınınıııınını nınınınıııınını..
Teyzem 'mevsim değişikliğindendir yaa' dedi ama içim rahat etmedi, 'ben önlemimi alayım da' diye düşünüp garip bi rengi olan şampuan ve bakım kremine(şampuanı dalin gibi kokuyor) bir aylık asgari ücretin dörtte biri kadar para verdim. İlk kullandığımda azalır gibi oldu, 'mevsim de değişcek, tam durcak:)' dedim içimden ama mevsim değişti, ortalığı sel götürüyor, benim saçlar farkında değil. Her elimi attığımda on-onbeş tel saç kalıyor elimde. Hani kurutmak için saçları öne düşürürsün ya, öyle yapınca saçlarımdan etrafı göremiyordum ben, şimdi görebiliyorum, o kadar azaldılar.
Aynaya baktığımda 'en azından saçlarıma şekil verdiğimde bişeye benziyorum yauu' rahatlığını kaybedeceğimi düşününce tedirgin oldum, netten araştırayım dedim. 'Sarımsak sürün' diyen bile olmuş. O koku çıkar mı saçlardan ya, hem saçıma sürmeye kalksam bir kiloya yakın sarımsak temizlemem lazım.. Gerçi o dökülmeden önceydi:( Yumurta, zeytinyağı, bal yazmışlar ama bunları da sürmek hiç gelmiyor içimden.
Arkadaşımla telefonda konuşurken kendisi tecrübelidir bu konularda diye çıtlattım hafiften. 'Ya napsam sence, duracak gibi değil??' dedim, öyle yap, böyle yap diye lafladıktan sonra, 'kafana bişeyi çok takarsan da olabilir, halamda da olmuştu, bi bölge döküldü bidaha da çıkmadı' dedi..
İçim rahatlayacağına daha beter oldum. Şimdi de bakıyorum bi bölge tek mi dökülüyor yoksa tamamı mı diye, aslında ikisi de fena ama birinin geri dönüşü yokmuş. Bence genelde bi dökülme var, altı beyaz saç telimden ikisi duruyor diğerleri gitmiş:) yani, gitmiş:(
Hem kafama her zaman bişeyleri takarım ben, bu zamana kadar kafamda saç kalmaması lazımdı bu mantıkla.. Ne bileyim ya, mümkün değilmiş gibi gözüküyor, bi dermatologa gitsem daha iyi.
Aslında 'alternatif tıp' da olur, etkili bişeyler bilen varsa; portakal çiçeği, kekik suyu, oğul otu, lavanta yağı falan, yoksa her şeyden biraz biraz, kokteyl mi yapsam..
Ha, bir de, Feride vardı Kanal D'de, izledim yakaladığım kadarıyla, içimden İstanbul'da boğaza karşı şarkı söylemek geldi yaa, geçse de gençlik çağımm, boş kalsa da kuucağım, sözümü tutacağımm, adını anmayacağımm, nınınınıııınını nınınınıııınını..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)