favorilerimden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
favorilerimden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Kasım 2010 Perşembe

uyandırır seni gecenin ortasında

Bazen diyorum ki bi şey olsa, Hotel California'nın notalarını birleştiren huzur, benim de damarlarıma sirayet etse. Bir şeylerin aklımda asılı kalmasından, belirsizlikten nefret ediyorum; belirsizlikten kurtulamıyorum. Çünkü bu defa aklımda asılı kalan şeyler kontrolümde değil, yok edemiyorum. Ne olacağını bilmiyorum, insanlar soruyorlar? 'İnan ne olacağını ben de bilmiyorum' diyorum. Karşılıklı 'hayırlısı'lar 'önce sağlık olsun da'lar diyoruz sonra. Aklımın bir ucunda memleketin bir ucu, diğer ucunda yanıbaşım. Bundan on sene sonra nerede nasıl olacağımı bilsem söylemez miydim sanki?

Her nerdeysem, umarım huzurludur. Öyle çok fazla da değil, biraz Hotel California notalarındaki huzurdan.

Yanımda dursa huzur, beni gecenin bir vakti uykumdan uyandırmasa yeter.



29 Eylül 2009 Salı

hakiki tosun paşa



Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)

"Avet avet hıhıh"...

25 Mayıs 2009 Pazartesi

beter böcek'ten beterim

İki ihtimal var; ya TNT durmadan Beetlejuice'u yayınlıyor, ya da ben çok büyük bir şans eseri hangi hafta yayınlanacaksa o haftasonu Milliyet'in Televizyon ekini karıştırmış oluyorum.

Evet, canım okuyucum; yarın akşam 21.15'te TNT'de çıkıyor bu aslında sevimsiz ama bir o kadar da dünyalar tatlısı karakter (bana birini hatırlattı da neyse:) ), kaçırmayın sakın.

Bu filmi izleyip de beğenmeyenlerle arama aşılmaz mesafeler bırakmak istiyorum ya, o derece... Ağustos'ta izlemişiz en son. Türkçe seslendirmeler çok başarılı bence, İngilizce izlerken çok yadırgamıştım sesleri.

Solar mı, ah canım ya O bugün; ölü, ölü, öpölü. Dört sorudan birini anca çözebilmiş, diğerlerinde saçmalamış efendim durduramamışız. Şu okul bir bitsin, Rammstein'la In Flames'i azad edicem. Şimdilik bu adamlar böğürmeden rahatlayamıyorum...

22 Mayıs 2009 Cuma

peki öyle olsun...

"Eğer aklındaysa o kareler..." diye bir sloganı vardı Yeşilçam TV'nin...

"Veciğğğhiiii" desem, "Kara vicdanlı!" desem, "Ben kosskoca boeing'i Ankara asfaltına indirdim" desem, hatırlar mısın bu güzel filmi :)


14 Mayıs 2009 Perşembe

son ders: Randy Pausch

Bu videoyu abim izletti bana bu akşam. Şöyle ifade edeyim; 16 senelik öğrenim hayatım boyunca böyle öğretici bir dersim olmadı. Bundan sonra da olacağını sanmıyorum. Hayallerimden vazgeçer gibi olduğum her an bir daha bu videoyu izleyeceğim.

Evet, hayattaysak bunun bir bedeli var. İçinde bulunduğumuz durumdan şikayet etmek yerine işe yarar bir şeyler yapmak lazım diyor şimdiye kadar dinlediğim en iyi öğretmenlerden biri ve sonuna kadar da haklı; "Tiger" olmak lazım şu hayatta.

"Öleceğinizi bildiğinizi ve son bir dersiniz kaldığını varsayalım. Öğrencilerinize ne söylerdiniz?"

Bir babanın sadece çocuklarına anlatacak kadar kıymet verdiği öğütleri, yani tam olarak bunları:

4 Şubat 2009 Çarşamba

pizza

İnsan rüyasında deli gibi pizza tarifi arar mı ya? Aradığım şey pizza olsa anlıycam da, yok işte 'pizza tarifi'; Snoopy menülerinde indirime gitmişken üstelik.. ("sponsored by snoopy" yazıcam yakında blogun bir yerlerine merak etmeyin:p )

Bilinçaltımda olan bitenler hakkında en ufak bir fikrim yok. Prensesim rüyasında ne görse çıkıyor ama. 'Olacak' dedikleri ben içimden 'yok artık yaa' derken oldu.

Neyse. Sırf bir rüyam da çıksın diye uyanır uyanmaz pizza tarifi aradım. Bunu deniycem bugün, güzel olursa Uragan'ıma da yollarım tarifi, Kikirikcik'e yapsın da afiyetle yesinler:)

Ben buradan da sıkıldım galiba. Günlüg benim için artık bitmiştir:p

Huuhh, no change, i can change, i can change.. The Verve bizler için söylesin; Bittersweet Symphony:



17:45 itibariyle Uraganım'ın fotoğraf isteğini yerine getiriyorum:

İlk defa hamur mayaladığım için bu kimyasal reaksiyonu hayretler içinde izledim. Yaşasın pakmaya!

Sağ tarafta pizzanın fırınlanmamış hali mevcut. En alttaki de mutlu sonnn..

Kaşar peynirini biraz fazla kaçırmam dışında lezzet olarak Snoopy'e rakip olabileceğimi düşünüyorum:p

Bu gece rüyamda portakallı pekin ördeği görmem inşallah :S

20 Ekim 2008 Pazartesi

öyle bir şarkı yazmak isterdim ki



Akut kelime yetmezliğinden ölmüyormuş insan, zamanla özlem kronikleşiyor yalnızca ve anlamlı bir varlığın daha eksik olduğu bir hayata alışılıyor, hatırlanacak her şey sırasıyla hatırlanıp: "you've been the only thing that's right, in all i've done" diyebilmenin gönül rahatlığıyla hem de..

28 Ağustos 2008 Perşembe

ölü gelin (corpse bride)

(İzlemeyenler için filmin tadını kaçırabilecek bir yazı olabilir. Solar günlüg sorumluluk kabul etmez.)
Naysır Daysır arka sesli girişimi yapayım hemen: "Yine Tim Burton&Johnny Depp ikilisi yine harika bir film. Üstelik memnun kalmazsanız paranızı yirmi sekiz gün içinde iade ediyoruz!"

Daha önce bahsettiğim bir diğer Tim Burton güzelliği de Beetlejuice idi.

Ölü Gelin'in animasyon
olduğunu en başta belirteyim ki birileri nefis üçlüyü, hatta müziklerini Danny Elfman'ın yaptığını da söylersem nefis dörtlüyü hayal ederek yazıyı yarıda bırakıp bir koşu alabilsin:) Konu da şöyle efenim, henüz yüzünü görmediği evleneceği güzeller güzeli Victoria'sının ailesiyle görüşmeye giden Victor evlilik provasında yemini etmeyi bir türlü beceremez. Çoğumuzun üzgün olduğu zamanlarda yaptığı gibi kendi kendine konuşmaya başlar ormanda, fakat o da ne, yemini aslında ezberleyebilmiştir. Güzelce ezberini tamamladıktan sonra elindeki yüzüğü bir dal parçası sandığı Emily'nin parmağına takar. Emily de "Kabul ediyorum" diyerek yattığı yerden hortlar ve olaylar gelişir.

Benim izlerken ağlamadığım duygusallık içeren film yoktur pek, işte bu da hiç ağlamadıklarımdan biri olacaktı ama filmin sonunda Emily gerçek aşkın gerektirdiği fedakarlığı yaptı, sevdiğini mutluluğu için azat etti. İşte bu sonla aklımda uzun yıllar yer etmeyi hak etti bu film. Ayrıca sevgi pıtırcıkları için bıraktıkları aşk testi salladığım her isimde yüzde otuzun üzerinde sonuç vermedi, galiba gelen o "forward kısmet mail"i zincirini kırmam cidden lanetledi beni:p İsmimi değiştirmem gerekecek:( Olsun çalan müzik güzel, ismim de güzel, yani seviyorum ben:)

Ehem neyse, gece uyumadan önce izlemiştim filmi, uyudum uyandım bir daha izledim; şu sahnesindeki piyano melodileri durmadan beynimde dönüp duruyordu, dinlerken Danny yine yapmış diyeceksin:

Corpse Bride: The Piano Duet - Funny videos are here

Filmin imdb bağlantısı da şöyle. Sormuşlar Emily'e filmin sonunda ne oluyor diye, bence cevap çok optimist birinden gelmiş, gerçekçi olsaydı şöyle derdi: Ölüyor.

(emeğe saygı)

21 Ağustos 2008 Perşembe

snow patrol

Yok böyle bir ses, sanki yanıbaşımda söylüyor tüm şarkılarını Snow Patrol solisti Gary Lightbody:

İnsanlar yeni bir şeyi öğrenirken onu ilkin önceki öğrenmelerine benzeterek akıllarında tutarlar. Snow Patrol'un (henüz icat edilememiş huzur veren bir güzellik anlatan sıfat) sesli solistinin kafamdaki evrimi şu şekilde oldu:

İlk dinlediğim zaman(chasing cars):

-Bu kim ya bi daha dinleyeyim, güzel ses, Richard Ashcroft' a(The Verve solisti) benziyor sanki, sanki "like a cat in a bag" diyecek bu şarkı bitince, ımm, sanki, sanki..

Birkaç şarkı daha dinledikten sonra:

-Thom Yorke(Radiohead solisti) gibi, umursamaz öyle, "ulan uyandırdınız bu saatte, yataktan da zor kalktım, neyse hadi kalkmışken okuyim bi iki kuple" der gibi..

Biraz daha hayatımda yer ettikten sonra:

-Chris Martin(Coldplay solisti) gibi ya, yumuşak yumuşak böyle, sakin bir göl kıyısında kitap okumak gibi, sisli dağları izlemek gibi, çiseleyen yağmurda yürümek gibi, martılara simit atmak gibi, çilekli yumiyum gibi, kakaolu eti pufun marşmelovu gibi...

Böyle anlarda, yani birini çok sevdiğimi hissettiğimde cebimde taşıyabileceğim kadar küçülmesini istiyorum, öyle ki her zaman yanımda olsun. Düşünsene mesela, kampüse gitmişsin, yine birbirini kandıran sahte yüzler, yanlış düşüncelerle dolu beyinler, teneke kafalar sarmış yine dört yanını, en sessiz yere gidip çıkaracaksın bu adamı cebinden 'beni kurtar buradan lütfen' diyeceksin, başlayacak söylemeye, bulutlara çıkacaksın.. Tamam bencilce pis bir düşünce kabul ediyorum ama zaten gerçekleşme olasılığının olmadığını bildiğim için bu kadar rahat düşünebiliyorum, o kadar da kötü biri sayılmam heralde.

Kısaca 'sevdiklerim' listesine itinayla girdi kendisi. Cennetim olursa ve ona ben şekil verebilirsem eğer, "müzik" kısmında ikamet edenlerden biri de Gary Lightbody olacak, hepimize güzel sesiyle şarkılar söyleyecek, aşk gibi yaşayacağız her nefes alışverişimizi. Biliyorum böyle şeyleri sahiplenmemeli insan, korkuyorum birini severken. Onun yerine bir şarkıyı, kitabı, sokak kedisini, başka bir insanı değil de zaten kendisinin olan şeyleri sahiplenmeli; gerisi potansiyel acıdır, günü geldiğinde kinetiğe dönüşür. Bu ne be, yirmibir yaşında hayatı anladığını sanan gerizekalılardan oldum ben de.

O değil de, ben bu adamı feci derecede birine benzetiyorum ama kim olduğunu çıkartamadım bir türlü, kim acaba, kim acaba.. Yalnız gruptaki diğer adamları gözüm tutmadı fotoğraflarda bi acayip bakıyorlar, üç numaralı 'ni var lan depresifim işte!' bakışı.

Yine de bir süredir masaüstünde ağırlıyorum onları Gary başını kaldırıp bakıyo hangi şarkımı dinliyor acep bu diye, şeker şey: "louder louder and we will run for our lives"..

Ne içten söylüyor, "louder louder"... Aklıma yıllar önce televizyonda duyduğum şu akıllara zarar diyalog geldi:

Sunucu sokakta, elinde mikrofon: Amca bağıra bağıra reklamlar der misin?
Amca: Bağıra bağıra reklamlar!!

(snow patrol'un resmi web sitesi)

1 Ağustos 2008 Cuma

beetlejuice beetlejuice beetlejuice

Bu akşam TNT saatler 21:15'i gösterirken hastası olduğum bir filmi(aslında karakteri mi deseydim) yayınlayacak: Beter Böcek (Beetlejuice).

İzlemeyenler varsa bence kaçırmasınlar, izleyenler de umarım bu yazıyı çok geç olmadan görürler, iyi seyirler:)

Yazıyı düzenleme ihtiyacı hissettim film bittikten sonra, bu repliği nasıl unutmuşum ki, yazıklar olsun benim gibi blogger'a:))

-Nasılsın?
+Ölü, ölü, öpölü..

19 Temmuz 2008 Cumartesi

yollar

"this could be the end of everything,
so why don't we go
somewhere only we know?"

Bütün gün dinleyebileceğim bir şarkı daha var artık; teşekkürler Keane ve yeni halini de beğendiğim canım Last fm.

Bence hafife almayın, çok büyülü bir şarkı bu.

Bir de, günümüz kutlu olsun sevgili Fenerbahçeliler; "1907'de doğdu aşkımız". Eee devamını da Kadıköy'de bağırarak söyleriz artık;)

10 Mayıs 2008 Cumartesi

'haftanın sonu nakarat gibi'

"cuma günleri valiz hazırlamak gibi.."

Şimdi nasıl bulaştı Pinhani hayatıma bilmiyorum, ama dalgalandığım günlerde durulmam için yetişti sanki.
Dedim ya, şarkılardan hayat felsefesi bulacak kadar basit.

"..pazar günleri elimdeki balık gibi.."

Arkada bu melodiler çalarken aynı cümleleri bilmem kaçıncı kez okuyup, kitabı tekrar kitaplıktan alıp yastığımın altına bıraktım. 'Acil durumda camı kırınız' gibi bir şey bazı kitaplar benim için. Yine okunup sevinmek için bekliyor ama sözcükleri dikkatle seçemiyorum bu defa, savurgan bir oda arkadaşı gibiyim Dostoyevski'ye zihnimin karışıklığında; cüret edip tutunabildiğim sayfaları var bana yine de, nakarat günlerin sonunu ne kadar güzel tasvir edebilmiş kelimeleri de;

"..kalabalığın arasında, herkes gibi evine doğru yürümektedir ama her nedense, buruşmuş gibi gözüken solgun yüzünde hayatından hoşnut, tuhaf bir ifade vardır. Bakır kırmızı güneşin, soğuk Petersburg ufuklarında yavaş yavaş batışını tatlı bir keyifle seyreder. Aslında seyreder demek yalan olur. Çünkü etrafında olup bitenlerden yarı haberdar, sağına soluna bakamayacak kadar yorgun veya kafasında bin türlü düşünce içinde dalgın bir adam gibi önündeki manzaraya anlamını çözemediği bir şaşkınlık içerisinde bakakalır. Hoşnuttur, çünkü ertesi güne kadar, istemeye istemeye yaptığı can sıkıcı işinden uzaklaşmıştır. Adeta akşam okuldan fırlayıp, evde oynayacağı oyunları, yapacağı muziplikleri düşünen ve bu sevinçle kabına sığmayan afacan bir çocuk gibidir. Ona şöyle bir baktığınızda, bu akşam saatinde sevincin, bu coşkunluğun onun hassas hayal yeteneğini harekete geçirip uyandırdığını göreceksiniz. Şimdi o derin düşüncelerinin içine dalmıştır.. "

(Dostoyevski/Beyaz Geceler/sf:26-27)

Bu kitabı da lüzumsuz kullananlar cezalandırılır; hayalperestlik büyüsüyle:)
Dedim ya; düşüncelerini anlatamayacak kadar karışık.

Bir cumartesidir başladı ama,

"..hiçbir cumartesi günüm bi türlü yetmedi.."

*başlık ve o diğer tırnak içindekiler Pinhani'nin "Haftanın sonu" adlı şarkısından çalıntı.

30 Mart 2008 Pazar

bu şarkıyı herkes söylemek isterdi

Nedendir bilinmez -okuyucu için en az sayı bölü sıfır kadar garip bi durum yani- bitter çikolatanın sütlü haline göre daha az yağlı ve kalorili olduğunu sanıyor, yerken de bunun verdiği gönül rahatlığıyla adeta iskenderin yanına diet kola söyleyenlerin vardığı huzura varıyordum; şimdiye kadar.

Sağolsun babam ders çalışmaya çalışan solar bünyesine motivasyon olsun diye iki çeşit çikolata almış; bitter ve sütlü. Ama bu solar, bünyede durduğu gibi durmuyor ki, böyle şeylerden 'hadee, ders çalış' anlamını çıkarsın. Şaka yapıyorum yav, aaaa, inandın mı:)

Bak şimdi, ben çikolataların arka yüzlerinde yazan yazılardan büyük bir yanılgımı düzelttim, daha hayata dair, daha yaşanılası bir gerçek olan bu.

"Here are the results":p

Bitter
100 g için (ki 80 g'lik paket halinde);551 kcal, 6,9 g protein, 32,1 g yağ, 58,6 g karbonhidrat.

Sütlü
100 g için (ki bu da 80 g'lik paket halinde); 532 kcal, 6,5 g protein, 30,3 g yağ, 58 g karbonhidrat.

Şimdi kaba bir hesap yaparsak, bitter için 80 g'lik pakette 440,8 kcal var, bu miktar sütlü de ise 425,6 kcal oluyor. Yani ortalama bir solar, bitter çikolata yiyerek haftada fazladan 15,2 kcal katıyor bünyesine. Bu da 52 haftada (yaklaşık bir insan yılı), 790,4 kcal yapar. Yani solar, bitter yerine sütlü çikolatayı tercih etse idi, yılda yaklaşık 148,571 g çikolata daha yiyebilecek idi.

Şimdi yanımda duran hesap makinesiyle neden elektrik alan hesabı değil de bitter-sütlü çikolata analizi yaptığıma gelirsek; yiyeceklerin üzerindeki bilgilendirme notlarını arasıra* okuyarak, yine arasıra* 'bilinçli tüketici' haline geliyorum, bunları yazanlara;'boşuna yazmıyorsunuz onları, bakın tüketici arasıra* okuyor' mesajı veriyorum, aferim iyi düşünmüşüm.

Yine keyfim kaçtı yanımdaki birim vektörü görünce, hanimiş benim bitterim, kahvem ve müziğim, aç bi 'wonderwall'** da ortam şenlensin. Bak mesela, ben bu üçlü bitene kadar dünyanın en şanslı insanıyım.

*arasıra: vize-final haftası; ders çalışmak zorunda olduğum saatler.

**Tavsiye için tekrar teşekkür ederim Zifirî , bu süre zarfında bayağı bir şarkısını dinledim Oasis'in ama "wonderwall" hepsinden ayrı bir köşede durmalı, bence de:)

bilgilendirici not: Evet, para Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geliyor.

ilgisiz not: Ekşi'de 'ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketler' başlığına entry olarak giderdi bu, nirde benim şokellalarım ha? işte bak haklılarmış, bünyemi çoktan ele geçirmiş(idi?) sözlük, oeehh.. a a a aaa, stayin' alive, stayin alive.

bunu da yazmasam olmaz: Fincanın tersinde gülücük varmış, çevirseymişim bari.

6 Ocak 2008 Pazar

bu geçenlerde gördüğüm kuyrukluyıldız değil mi?

'Uzayda dolanıyormuş hissi veren şarkılar'ı çok severim, bilemedim şimdi ne dediklerini bu tarza, alternatif rock mı... Biraz elektronik, biraz new age(yuh), biraz progresif rock. Hem zaten müziği bu kadar kategorize etmek çok içimi acıtıyor be canım okuyucu, 'tam olarak öyle sayılmaz aslında' diyip üstüme gelme, yazının başında bi tanım yaptım zaten, idare et:)

Radiohead ve A perfect circle dinlememin sebeplerinden biridir gezegenler arası yolculuk yapabilme hissi... Arthur Dent gibi bir gün elimde gazetemle beni her şeyin bu kadar karışık olmadığı ilk çağların dünyasına götürebilecek gemi Altın Kalp'i düşlemediğimi söyleyemem, hatta gittim gördüm yazdım; geldim yıkıldım kaldım.

Neden mi? Çünkü doğa daha acımasız, ya hep ya hiç; doğal seçilim var bi kere, uyum sağlayamayınca direk gidiyorsun, süper.

Buraya matematik çalışırken nasıl geldiğimi ben de bilmiyorum, ama şimdi matematikteki kusursuz daireleri bir kenara bırakıyor, şu kusursuz şarkının (the noose) güzelliğini yaşayalım diyorum. Dünyadan sıkıldığım anların ilacı, hayallerimin kurgu sponsoru, şu karşımda duran gezegenlikten ihraç edilmiş Pluton'a yolladığım selam; "so glad to see you well"...


10 Aralık 2007 Pazartesi

help...

(Ben, solar; bu kadar güzel 'yardım et' diyemiyorum, ama başındaki iç çekiş aynı...)

Garip bir huyum vardır, kitap ayraçlarının arkasına (çoğunlukla evde kullandıklarımın, evet evet, insanlar garip garip bakar diye) şarkı sözleri yazıyorum. Ne mutluluk vericidir ki buraya yazınca hiç tepki almıyorum.

Şu ayraçların arkasına şarkı sözü yazma işini neden yaptığımı bilmiyorum. Belki de sevdiğim iki şeyi kavuşturmak hoşuma gidiyor; şarkı sözü ve kitap sözü. Oysa kitapların önsözleri hep daha güzel gelmiştir bana (hatta Tutunamayanlar'da Selimciğim Işık kitabın bir kısmında hep önsözler yazmıştı, çok hoşuma gitmişti), öykü ilerledikçe başlıktan kapuklaşır sanki, üzülürüm...

Eskiden, daha çok Türkçe Rock dinlediğim günlerde Nev'in şarkısı Sen gibi'nin bir kısmını yazmışım.

Bir pazar akşamı, Sia dinlerken yapılabilecek en mantıklı şeyi yaptım, o sözleri silip yerine şunları yazdım:

"help,
i have done it again
i, have been here many times before..."

Bu defa tükenmez kalemle yazdım. Kalem de beni yarı yolda bırakıp o an'larımda tükenmedi sağolsun.

Yalnız cihazın uzun süre olarak, yüksek ses ayarında kulaklıkla kullanılması ileride işitme kaybına neden olabilir'inden dolayı korkarak dinledim, ileride müzik dinleyemezsem ne yaparım bilmiyorum...

Şarkıyı da bu kadar bahsettikten sonra buraya bırakmazsam ayıp olur artık. Buyrun canım dinleyici, Sia söylüyor; Breathe me:

29 Kasım 2007 Perşembe

nothing else matters

Bu şarkı tükendiğim yerde nefes alıp yeniden ayağa kalkma şarkısı benim için, Apocalyptica yorumunu daha çok seviyorum...