pazar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
pazar günü etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2008 Pazar

orda durma

Evet, nihayet sevgili Lal-ı Reyhan'ın 'sobeee:))'sine cevab veriyorum..

Bulunmaktan zevk aldığım yerler şöyle efenim;

Listemin en başına canım İzmit'imi bırakıyorum. Aramızda özel bir iletişim var kesinlikle. Bazen ben dinlerim onu, bazen o beni dinler, sırtımı sıvazlar, mavi mavi umutlar, sarı mutluluklar verir, keyifsizse yine beraber yaşarız gri bulutların kasvetini ve bence kar en çok İzmit'e yakışır.. Yerimde başka biri olsa şair olurdu kesin ya, neyse, bu beceriksizliğime rağmen seviyor beni:)

Yandaki fotoğraf bir üst geçit üzerinden, marinaya giderken içimden 'bu anı kaçıramam' diyerek durmuş, yorgun bir iş gününü daha bitiren güzel İzmit'e bakmıştım hayranlıkla.. Yorgun ve güzel şehrim:)

Şehirlerden başlamışken, ilk görüşte sevdiğim diğer iki yere geçmek istiyorum; Marmaris ve İzmir.

Marmaris, yüzeysel bir bakışla Türkiye'den çok farklı. Kendi memleketimde kendimi yabancı hissetmiştim ilk gittiğimde. Yollarda Türkten çok Rus var yahu:p Davay davay.. Ehem, ciddiyeti muhafaza edelim pliz. Bir süre şaşkınlıkla etrafa bakındıktan sonra Marmaris'in arka sokaklarını keşfe çıktık babamla, emekli dedelerle, gözlerinin içi pırıl pırıl gülen teyzelerle tanıştık. Ahanda bizim insanımız işte dedim, kanım kaynadı Marmaris'e. Beş yıldır ilk kez bu yaz gitmedik:( Çok fena özledim mehtaba bakıp canlı canlı 'deniz ve mehtap'ı dinlemeyi:)

İzmir.. Bence fazla söze gerenk yok. Hani "GATA!" gibi, ismini duyduğun an iyileşmiş olman lazım (burada Cem Yılmaz'ın son gösterisini izlediğinizi varsaydım, aferin iyi varsaydım). Zaten yazmıştım da, bünyesindeki pozitifliği, canlılığı, insanlarının sıcaklığını adım attığınız andan itibaren hissedebileceğiniz ender şehirlerden..

Tekrar bu taraflara dönelim. Hereke denizin verdiği huzuru anında damarlarınıza nüfuz ettireceğiniz bir yer. Biz genelde mangal yapmak için gideriz:) Hereke deyince aklıma gelen ikinci şey de hamak sefasıdır bu yüzden. Hakkatten ya, 'kurtulur muyum bunalımdan hamakta sallansam'? Bekle beni Hereke:p

Nerede (hangi şehir anlamında bea, biliyoruz, karada gitmez vapurlar), ne zaman, kiminle (bazen yalnız olmak tercih nedeni) olduğum önemli değil, vapurda olayım, elimde martılara atacak kadar simitim olsun, 'ben dünyanın en mutlu insanıyım lan şu an!!' diye aşka gelirim.. Hayat ne tuhaf di mi, vapurlar falan..

Hımm, başkaaa, evimi, evimin mutfağını ve odamı çok seviyorum, eğer ki iyi günümdeysem eve gelir gelmez mutfağa selam eder, kahvemi yapıp odama geçer, arka plana da güzel bir müzik bırakıp kendimi huzurun kollarına atarım..

İçinde sevdiklerim olduktan sonra dünya bile huzur bulabileceğim bir yer olabiliyor demek ki. Onlar da olmasa zaten;

***
Altın Kalp...

Marvin: Artık gıcırdayan kapılardan daha büyük bir sorunumuz var.. Solar geliyor..
Ford: Keşke annemi dinleseydim
Arthur: Nelerden bahsederdi ki?
Ford: Bilmem, hiç dinlemedim..
***

p.s.:merak etme lan ömrüm yetmez gelmeye yolda ölürüm ben, yok ki öyle son model uzay aracımız bizim, hımppff, yazık bizeğğğ..

Başlık 'Mor ve Ötesi'nin 'Gül Kendine' albümünde yer alan 'orda durma' adlı eserden itinayla araklanmıştır. Yazarın yazılı veya sözlü izni olmadan benzer biçimde araklama yapılamaz.

26 Ekim 2008 Pazar

yirmi üç

Güzel sayı be, tek üstelik, 13 gibi. Çayımı da yaptım, kendime: "Bir seneyi daha devireceksin yakında, bravo!" demek üzere yazmaya başladım yine sıkıcı bir pazar gününde..

Nedense ilk Gönülçelen'i açtım, Teoman'a çok uzaklaşmıştım halbuki, en son ne zaman dinlediğimi hatırlamıyorum bile.. O zamanlar, yani çok Teoman dinlediğim lise yıllarımda şimdilerde gülüp geçtiğim her şeye üzülürdüm; şimdi üzülmeye değer şeylere üzülüyorum; ileride gülüp geçeceğim.

Aslında epey bir gelişme kaydetmişim bence 22 yılda.. Halen, tek noktada bitiremediğim cümlelerim var ama, eksiltili.. Niye yarıda kesiyorum ki, yahu, üzüldüğüm şeyleri anlatınca 'insanlar neler yaşıyor sen bunlara mı üzülüyorsun' dediler hep, üzerime çok geldiler, ben de içime kapattım onları; süper bir gülümseme bıraktım yüzüme. 'Acayip mutlu bu!' dediler bu defa, haydaaa, garip olan ben oldum kendimce.. Kendince.. Üzülürüm yine, resmini görünce, maziye bakarak...

Neyse.

Sonra insanları (ki dört kişi hariç) umursamamak gerektiğini anladım; 'sen ne kadar çırpınsan da o kendi anlamak istediği gibi anlayacak': nasıl anlarsa öyle anlasın öyleyse bana ne.. Bu umursamazlığı sevmeye başladım, her ne kadar 'yalnızlık' demek olsa da kafa rahatlığı açısından süper bişey.

Hem, bu yılları özetlerken aklımda dahası da var;

-Şiir yazamadığım için, düz yazılarımı da köşe bucak sakladığım için kendime çok kızdım, bu duyguları bir şekilde ifade edebilmem gerekiyordu insaniyet namına; 'hayat'a iki kelimede aşık olan tek canlı ben iken, bak; 'ilk görüş' bile değil..

-Ülkemin geleceği açısından içimde taşıdığım endişeleri sadece içimde taşımamaya başladım, daha önceleri boş teneke misali sadece öterken, içimdeki enerjiyi yönlendirmek konusunda daha kontrollüyüm artık, aferin bana; dünyayı kurtarıcam, 'Solarcık Aslan Parçası' diye filmimi çekecek Erler Film..

-İnsanlara 'Faust'u okumuş mudur acaba..' diye bakmaktan alıkoydum kendimi; herkesten öğrenilecek bir şey elbette var da, yaa ama ne bileyim, zamanında üç-beş bişey okumuş, gezmiş, görmüş, dinlemiş, izlemiş insanların sohbetleri bir başka oluyor be abi.. Yani Penguen okuyan birine 'böyleyken böyle ehik=)' deyince 'öööyleee' bakmıyor demek isterdim de, reelde Penguen okuyan birini de tanımadım ki hiç, oooof offf... Gidip köşedeki büfede elimde Penguen nöbet tutucam bir gün artık n'apayım..

Evet, bir de geleneksel dileklerim olacak önümüzdeki maçlar için; hayatım daha fazla karışmasın, hiç olmazsa mevcut durum sürekliliğini korusun, bir kış olup geçmesin bir yaz; bi daha kimseyi bu kadar çok sevmeyeyim n'olur..

Bu ne biçim iş bee; kaptan, güç kalkanları devrede!

not: Sonunu böyle yazayım da komik olsun dedim, olmuş mu, ehik=)

not reloaded: Yahu insan sırf bu kardeşinin gönlü olsun diye güler bee:( ooof offf, ana baashaq el bahr..

27 Temmuz 2008 Pazar

gta, mercan dede ve siyah balık kraker

Grand Theft Auto, hiç oynamadıysanız şayet, ısrarla tavsiye ediyorum. Direksiyon hocam görebilseydi benimle gurur duyardı yauu, en dik yokuşlarda bile arabayı milim kaydırmadan harekete geçirebiliyorum:)) Yaşasın Zaibatsular!

Emrin?

Yaparım.

Şaka şaka, bu başka oyundu:)

Şimdilik birkaç ufak hikaye yeter bana. Siyah Süt, bugüne kadar okuduğum en sıkıcı kitap ne de olsa.. Kitap ile ilgili okuyucu görüşlerinden biri çok garip, adam o içseslerin herbirinin yazara ait olduğunu kitabın sonunda anlamış, 'kitabı yarıda bırakanlar için üzülürüm' diyor..

Şu sıradan hayatımda tuhaf bir şey yapayım diyorsanız GTA oynarken arabaların radyosu yerine Mercan Dede dinleyip tropikal meyve aromalı jelibon yiyin. Üçünü aynı anda yapabilirseniz tabi, hahayt:p

Kimse dharma balık krakeri de atmıyor ya kafesime, neyse, elveda ve tüm o balıklar için teşekkürler.

Oeh, yazının her parçası ayrı bi dünya ya, nerde bütünlük, nerde solar?

6 Ocak 2008 Pazar

bu geçenlerde gördüğüm kuyrukluyıldız değil mi?

'Uzayda dolanıyormuş hissi veren şarkılar'ı çok severim, bilemedim şimdi ne dediklerini bu tarza, alternatif rock mı... Biraz elektronik, biraz new age(yuh), biraz progresif rock. Hem zaten müziği bu kadar kategorize etmek çok içimi acıtıyor be canım okuyucu, 'tam olarak öyle sayılmaz aslında' diyip üstüme gelme, yazının başında bi tanım yaptım zaten, idare et:)

Radiohead ve A perfect circle dinlememin sebeplerinden biridir gezegenler arası yolculuk yapabilme hissi... Arthur Dent gibi bir gün elimde gazetemle beni her şeyin bu kadar karışık olmadığı ilk çağların dünyasına götürebilecek gemi Altın Kalp'i düşlemediğimi söyleyemem, hatta gittim gördüm yazdım; geldim yıkıldım kaldım.

Neden mi? Çünkü doğa daha acımasız, ya hep ya hiç; doğal seçilim var bi kere, uyum sağlayamayınca direk gidiyorsun, süper.

Buraya matematik çalışırken nasıl geldiğimi ben de bilmiyorum, ama şimdi matematikteki kusursuz daireleri bir kenara bırakıyor, şu kusursuz şarkının (the noose) güzelliğini yaşayalım diyorum. Dünyadan sıkıldığım anların ilacı, hayallerimin kurgu sponsoru, şu karşımda duran gezegenlikten ihraç edilmiş Pluton'a yolladığım selam; "so glad to see you well"...


30 Aralık 2007 Pazar

'come armageddon come'

Bir pazar günü ne yaparsanız yapın sıkıcı bir gündür.

Sevdiğiniz bir filmi bilmem kaçıncı defa izlersiniz ama gün daha bitmemiştir. Sevdiğiniz bir albümü baştan başa dinlersiniz fakat pazar günü hala size bakıp sırıtıyordur; kitap okumaksa hiç içinizden gelmez.

Bir pazar günü hava güneşli de olsa kasvetlidir. Ne siyahtır ne de beyaz, tıpkı Morrissey'in dediği gibi gridir; kararsızdır...

Sanırım bu pazar günü benim yapabileceğim en anlamlı şey Morrissey abi eşliğinde yeni yıla dair istekleri sıralamaktır: Birinci isteğim şişman ve tembel bir kedi (Garfield), ikinci isteğim bana alakasız zamanlarda alakasız cümleler kuracak sevimli bir robot (Marvin), üçüncü isteğim yemeklere en uygun baharatları seçecek bir fağğe (Remy) ve son isteğim bunların bir arada yaşamasına olanak verecek kadar barış ve huzur.

Noel baba??? Offff, daha seninle suya yazı yazacaktık ama, erken pes ettin:(

(ve Noel baba geyikleriyle kaçarken "Senin bu yılki hediyen; no hope no harm" diye bağırır
)