Ha tabii bir de, merhaba bu arada :)
yok boyle bi$ii??? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yok boyle bi$ii??? etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12 Ekim 2011 Çarşamba
chopin
Bu zamana kadar neden hiç dinlemedim bilmiyorum ama, Chopin'in Noktürnleri (böyle mi yazılıyor bu :s noc-tur-ne evet öyle) dinlemeye değermiş epeyce. Favorim op 27;
Ha tabii bir de, merhaba bu arada :)
Ha tabii bir de, merhaba bu arada :)
24 Mayıs 2010 Pazartesi
1-C & emreaydın - alıştım susmaya
Kolay mı zor mu olur bilmiyorum ama bunu izledikten sonra birkaç parça eşyamı valize tıkıp koştura koştura görevime başlamak geldi içimden. Umarım bu hevesimiz yok olmadan atanabiliriz.
youtube'dan izleyemeyenler için link.
"O zaman dersine çalışsana kızım!" diyerek:) sözü 1-C'ye bırakıyorum:
youtube'dan izleyemeyenler için link.
30 Mart 2010 Salı
the black hole
Dahice bir şey ya;
Linkini de ekleyelim unutmadan;)
http://www.youtube.com/watch?v=P5_Msrdg3Hk
Linkini de ekleyelim unutmadan;)
http://www.youtube.com/watch?v=P5_Msrdg3Hk
18 Mart 2010 Perşembe
alice in wonderland
Ya şimdi ben ne desem boş. Elbette, tabii ki, yani, izleyin. Her ne kadar dublajla izlemek zorunda kalsam da film müthiş olduğu için bir şey demiyorum, yoksa tek derdi daha çok para kazanmak olan bu salak zihniyete çok şey derdim. Çocuk filmi değil bu arkadaşlar. Hayır, arkamdaki veletler film boyu konuştular da ondan söylüyorum. Ben de onların yaşında olsam ben de izleyemezdim, ama bu her kırk dakikada bir dönüp "Şiiişt, sessiz olun" demeyeceğim anlamına gelmemeli. Kıytırıktan da olsa eğitimciyiz neticede.Bittiğinde bir daha izlemek istedim, hatta Alice olmak istedim ve sonsuza dek Harikalar Diyarı'nda mutlu yaşamak...
Yok ben kitabı okuduğumda aynı şeyleri hissetmemiştim.
Tim Burton'ı bu yüzden sımsıkı kucaklamak istiyorum işte. İyi ki var.
Ne demek istediğimi anlatamadığım berbat bir yazı oldu ama bir ara toparlarım artık zaman bulursam. Kendinize iyi bakın, Alice'ler ve kendini Alice hissedenler. Ben başka Alice'im.
7 Mart 2010 Pazar
hafıza
Öğrencisini hatırlamayan öğretmen olur, çok normal, ama öğretmenini hatırlamayan öğrenci olur mu ya! Ben kısaca buyum işte.
Bugün dersanede deneme sınavı vardı. Önümdeki adam dönüp "sınav kaç dakika sürüyor" diye sordu, cevap verdim. Sonra yine dönüp "Siz uğur dersanesindeydiniz değil mi?" dedi...
Çok şaşırdım ama ya, adam altı sene önce gittiğim dersaneden bahsederek anlatıyor "senin döneminde şu şu hocalar vardı" falan, ben de boş boş bakıyorum halen, "ne öğretmeniydi lan:S" diye... Bölümümü sordu, söyledim, konuştu(k) bayağa ama ben ne öğretmeni olduğunu hatırlamaya çalışmakla meşguldüm. Sonra imza kağıdında ismini gördüm. Hatırladım mı? Hayır:) Sonra yazısını görünce soruların üzerine yazdığı 2P, 3P ve pascal canlandı gözümde. Su cendereleri, eğik düzlem, makaralar, palangalar, mc delta t...
Fizik!
İnsan bir dersten nefret etmeye görsün, hakkında ne varsa işe yaramaz, unutuveriyor demek, ya da kabul edeyim ki berbat bir hafızam var :( Yok bi de beni cool falan sanmıştır kesin, öyle kafa sallayıp konuşmayınca. Bir şey söyleyip de pot kırmaktan korktum halbuki:)
Adamdaki de ne hafızaymış arkadaş ya, bir an "biraz kilo vermişsin sen" diyecek diye korktum:S O zamanlar nereden baksan 55 kilo falandım yani...
Bugün dersanede deneme sınavı vardı. Önümdeki adam dönüp "sınav kaç dakika sürüyor" diye sordu, cevap verdim. Sonra yine dönüp "Siz uğur dersanesindeydiniz değil mi?" dedi...
Çok şaşırdım ama ya, adam altı sene önce gittiğim dersaneden bahsederek anlatıyor "senin döneminde şu şu hocalar vardı" falan, ben de boş boş bakıyorum halen, "ne öğretmeniydi lan:S" diye... Bölümümü sordu, söyledim, konuştu(k) bayağa ama ben ne öğretmeni olduğunu hatırlamaya çalışmakla meşguldüm. Sonra imza kağıdında ismini gördüm. Hatırladım mı? Hayır:) Sonra yazısını görünce soruların üzerine yazdığı 2P, 3P ve pascal canlandı gözümde. Su cendereleri, eğik düzlem, makaralar, palangalar, mc delta t...
Fizik!
İnsan bir dersten nefret etmeye görsün, hakkında ne varsa işe yaramaz, unutuveriyor demek, ya da kabul edeyim ki berbat bir hafızam var :( Yok bi de beni cool falan sanmıştır kesin, öyle kafa sallayıp konuşmayınca. Bir şey söyleyip de pot kırmaktan korktum halbuki:)
Adamdaki de ne hafızaymış arkadaş ya, bir an "biraz kilo vermişsin sen" diyecek diye korktum:S O zamanlar nereden baksan 55 kilo falandım yani...
29 Eylül 2009 Salı
hakiki tosun paşa
Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)
"Avet avet hıhıh"...
15 Eylül 2009 Salı
floaters
Yani göz önünde uçuşan eciş bücüş iplik, nokta benzeri aslında var olmayan şeyler. Benimkiler henüz sağ gözümde iki taneler. Özellikle de bir şeyler okumaya çalışırken gözümün önünden kayarak sinirlerimi bozuyorlar.Araştırdığıma göre aslen saydam olan bu tuhaf şekiller, açık renge bakınca matlaşıyorlarmış. Ne sebeple olduğu hakkında çeşitli rivayetler olup, yine bu rivayetlerden anladığım kadarıyla eğer kendisine ani ışık çakması tarzı bir durum eşlik etmiyorsa tıbbın çok da ciddiye aldığı bir problem değil muşvolan (bu rahatsızlığın tıptaki ismi). Öyle de işte, insan istemeden de olsa ciddiye alıyor; ya inat edip kendisini umursamadan her ne yapıyorsam ona odaklanmaya çalışıyorum ya da yüzdüğü her anı takip etmeye çalışıyorum. Yalnız gözlerinizi çevirdiğiniz yöne gelerek işinizi zorlaştırdıklarını da unutmamak lazım.
Yakın zamanda da Bugs Bunny'nin onu ciddiye almayan çocuklara bir çeşit laneti olduğunu düşünmeye başladım. Aaa, tavşan humması hastalığını unutmuş olamazsınız:
Evet, gözlerinizin önünde uçuşan renkli noktalar görmeye başlayacaksınız. Şimdi de yüzüyor olmalılar...
Doktor Sağbırakmayan!! Doktor Sağbırakmayan!! :))
Bu da konu üzerine çekilmiş hoş bir kısa film:
Lütfen unutmayın; internette okuduğunuz her bilgi doğru olmayabilir. Bu bilgiler de şahsi görüşlerim olup doğru olmayabilir. Yarın öbür gün "ama Solar öyle dediydi:((" demeyin, sorumluluk kabul etmem. Burası giderek kalabalıklaşıyor galiba ya... Aynısı kaynımda var, çekme yapıyo, eveettt...
(buraya bakarlar)
12 Eylül 2009 Cumartesi
acil önlem planı
Sele karşı bi acil önlem planı hazırladım, üstelik de paint'te. Buna göre hepimiz evlerimizin çevresine çukur kazarsak bişeycik olmayacak:) Bunlar da taşarsa ne olur bilmiyorum ama... Allah korusun, üst katlara, olmazsa çatıya çıkın ya bence:(
Yakında da evde kendi imkanlarımızla bot yapımını anlatıcam zaten. Öptüm şekerler...
(Bana ne, şakayı onlar başlattı.)
24 Ağustos 2009 Pazartesi
bana bir masal anlat tim
Düşününce bile kanımın damarlarımdaki hareketi hızlanıyor.9 Eylül'de(düzeltme: 11 Aralık, aşağıdaki açıklamayı da okuyun lütfen) Tim Burton'ın yeni animasyonu "9" vizyona girecek. Hem bir animasyon hem de bir Tim Burton hastası olarak fazlasıyla heyecanlıyım. 9 Eylül Çarşamba gününe denk geliyormuş, izlemek için haftasonunu beklemeye sabredemeyeceğim için tek başıma izleyeceğim muhtemelen. Ben şimdiden çok beğendim, süper olmuş, hayatımın filmi vs :))
Ahanda fragmanı;
"Alice Harikala
r Diyarı'nda" için ise biraz daha sabrımızı zorlamamız gerekecek. Zira gösterim tarihi şayet ertelenmezse 5 Mart 2010. Müthiş üçlü yine bir arada; Tim Burton, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter. Karakterlere bakarken şöyle bir Beetle Juice esintisi hissettim hafiften. Helena Abla başta olmak üzere makyajlarıyla her zamanki gibi fazlasıyla dikkat çekiciler:Tim Burton'ın berberi Sweeney Todd yüzünden ete bakış açım değişti ama yine de seviyorum çok fazla böyle ismi geçince heyecanlanıp abuk subuk devrik cümleler kuracak kadar.
Düzeltme (13.09.09) : Öncelikle 9, 9 Eylül'de vizyona girmediği için bu yazıyı okuyup da heveslenenlerden özür diliyorum. Vizyon tarihi için özellikle şu sayfaya bakmıştım ama yanıltıcı oldu, imdb "11 Aralık" diyor. Bir de, fragmanda Tim Burton'ın ismi geçiyor evet, ama imdb bağlantısında okuduğum bu yorum hiç hoşuma gitmedi. Siz gerekirse diğer yorumları da okuyup öyle karar verin artık;) Sevgiler.
5 Haziran 2009 Cuma
31 Mart 2009 Salı
anlıyorsun değil mi
Okuldan neden bu kadar nefret ettiğimi bugün anladım.
Başka koşullarda tanışsak değil muhatap almak, görünce yolumu değiştireceğim insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorundayım da ondan, yaaa...
Başka koşullarda tanışsak değil muhatap almak, görünce yolumu değiştireceğim insanlarla aynı ortamı paylaşmak zorundayım da ondan, yaaa...
12 Şubat 2009 Perşembe
ben aptal bir kovboyum
Berşan buraya her uğradığında canı Tadım pizza istiyormuş, gönlüm el vermedi gönüllerimizin on numaralı mizahçısına bu kötülüğü yapmaya, ve de, yuuutubun açılmasının şerefine şuralara Uraganım'ın çok sevdiği şu şarkıyı bırakayım dedim:)
"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"
şığım..
"Hey bebek! Sen evinde çatalı kaşığı olmamak ne demek biliyor musun ha? Fakir bi hayatım var:))"
şığım..
22 Ocak 2009 Perşembe
rezene-anason: karışık bir hayal
Dersaneye gittiğim zamanlarda rehber hocamızın ağzından düşmeyen bişey vardı, koridorda karşılaştığımızda, fırsat bulduğunda da sınıfa gelip bol bol hatırlatırdı (unutmak zaten mümkün değildi de o farkında değildi işte): "Önce bir hedefiniz olsun arkadaşlar, kendinizi bir konumda hayal edin ve ona ulaşmak için çabalayın"..
Gereksiz bir dolu hayale kapılıp peşinden sürüklenme yetisine doğduğum günden beri sahip olan su katılmamış 'hayalperest' ben, bu konuda hiçbir hayal kuramıyordum; küçüklüğümdeki "Büyüyünce astronot olucam ben" romantizmini saymazsak..
Yok, gerçekten, hayata dair, "Kendimi ileride şurada görmek isterim" diye hiçbir hırs yok içimde, öyle uysal ki içim bu konuda, sesi soluğu çıkmıyor valla, 'bir lokma bir hırka' derler ya benimkisi de o hesap.
Yine de sırf rehber hocamın tavsiyesidir diye yabana atmadım, dedim ki benim de bi hedefim olsun, ÖSS neticede, koskocaman üç harfli bi sınav.. Bir günümü ciddi ciddi bunun için ayırdım, çalışma lambamdaki ışık sayesinde fark edebildiğim bir toz zerreciğinin süzülüşünü izleyerek bulunduğum düzlemi hayallerimle terk edecek potansiyelim varken, kendimi nerede görmek isterim diye saatlerce düşündüm.. O anlarımda da elimde Doğadan'ın üretimi poşet çaylardan biriyle dolu bir bardak vardı..
Eureka!
Dedim ki, "Eczacılık okuycam sonra da Doğadan'da çalışıcam, ilk icraatim de Rezene-Anason karışımı bi çay yapmak olucak" (bilhassa çocukları daha ilk yudumda mayıştıran legal bi rakı sentezi; o an aklıma kuzenim gelmişti yalan değil)..
Bugün markette rafta duran Rezene çayına baktım boynumu büküp, içindekiler kısmında şunlar yazılıydı: Rezene-Anason.
Gülümseyerek aldım, tıpkı bilinçli bir tüketici gibi üzerindeki yazıları okudum, eğer daha önceden rezenede anason olduğunu fark etseydim bu bölümde de okuyamazdım, playlistimin favorisi "tamirci çırağı" olurdu..
Ha, bence daha iyi olurdu o ayrı, çalışırken -taş devrindeki fırankeyştayn gibi- kulaklarımdan duman çıkaran kafamı zorla çalıştırmak zorunda olmazdım. Ne zor bir bilsen, bu kafayla serilerin yakınsaklık yarıçaplarını hesaplamak zorunda olmak..
Son iki saattir kendimi nedensiz bir şekilde berbat hissediyorum mesela, biraz da bu ruh halimi dağıtayım diye yazdım bunları. Zeki bir insan olsam, ruhumun şu an suyunu sıktığın çamaşır gibi sıkılmasının nedenini bulup rahatlardım ama bulamıyorum işte.. Onun yerine defalardır "Trouble" diyoruz, Chrisciğim ve ben.
-Hamdi Bey'e teklifi için teşekkür ediyorum ama yokum.. 42, Acun Bey siz açar mısınız?
25 Ekim 2008 Cumartesi
ben buna gülüyorum ya
Aferin iyi düşünmüşsünüz, Blogger'ı engellediniz ya, şimdi birçok problemimiz kendiliğinden çözülecek..
Yalnız iki noktaya dikkat çekmek istiyorum;
-Halen bloglarımıza türlü taklalar atarak erişebiliyoruz; bence tek tek peşimize düşüp sorguya almalısınız hepimizi, 'amacınız ne sizin lan?' diye..
-iGoogle(ve tahminimce diğer rss takip aparatları da dahil buna)'dan benim gibi şansını zorlayıp yazı yazan blogger'ları halen okuyabiliyorum; bence bütün rss'leri de engelleyin karşımıza şu güzide uyarı cümleciği çıksın: "Bu rss'e de erişimi engelledik:p"
Zaten tansiyonum bir inip bir çıkıyor, bir de siz üzerine tuz biber oldunuz..
Yalnız iki noktaya dikkat çekmek istiyorum;
-Halen bloglarımıza türlü taklalar atarak erişebiliyoruz; bence tek tek peşimize düşüp sorguya almalısınız hepimizi, 'amacınız ne sizin lan?' diye..
-iGoogle(ve tahminimce diğer rss takip aparatları da dahil buna)'dan benim gibi şansını zorlayıp yazı yazan blogger'ları halen okuyabiliyorum; bence bütün rss'leri de engelleyin karşımıza şu güzide uyarı cümleciği çıksın: "Bu rss'e de erişimi engelledik:p"
Zaten tansiyonum bir inip bir çıkıyor, bir de siz üzerine tuz biber oldunuz..
11 Eylül 2008 Perşembe
makas eller (edward scissorhands)
Fena halde Tim Burton'a sarmış durumdayım bu aralar ve dolayısıyla Johnny Depp ve dolayısıyla Danny Elfman.. (geçmişe bakınız, bakınız..)Özetini falan bir yana bırak şimdi de, ben bu filmi izleyip de 'Edward Scissorhands gerçek olsa hayatımın aşkı olurdu' demeyecek bağğyanlara güler geçerim.. Ee, iddialı oldu biraz ama zaten gerçek değil ki bu mikemmel ötesi karakterler, ha diyeceksin ki sen önce kendine bak, sen filmlerdeki aşık olunası karakterler gibi misin, yok, değilim, zaten ben gerçek olsaydı 'biz ererdik muradımıza siz de çıkardınız kerevete' falan demedim, 'aşık olmak' dedim sadece, aşk zaten bildiğim kadarıyla tek kişilikti (yoksa.. yok ya, olamaz film karakteri lan bu, kendine gel!).
Öyle masum, öyle iyi, öyle, sanki, bakışları, duruşu, bu iyiliğiyle insan olmaya o kadar uzak ki zaten ancak bir film karakteri ya da makas elli kurabiye kalpli bir hayal olabilir bu haliyle..
Tim Burton yine bize bir mesaj veriyor; iyilerin ve farklıların bu dünyada
mutlu olamayacağına dair. Kim bu yüzden Edward ile birlikte yaşlan(a)madı. Yine de, bari diyorum ki, filmlerde mutlu olsalar, bununla teselli bulsak. Şimdi ise düşünmeden duramıyorum, Edward Kim olmadan nasıl yaşadı onca yıl, nasıl yaşamaya devam edecek, onsuzluğu nasıl öğrenecek?Bu öğrenilecek bir şey de değil ki, sadece alışılacak bir durum. Edward Kim'sizliğe alışacak. Buraya yazınca kolay da, O olmak, zor olan bu.. Böhüh, hep böyle olur, üzüldüğüm zamanlarda anlatacaklarımı kopuk kopuk anlatırım, soğan gözlerinizden yaş getirecek kadar acıysa onu ince ince, düzgün kesemezsiniz ki:(
Hadi beni geç, sen neyaptintim, Edward kar yağdırırken ben nasıl gülebileceğim; 'cennet böyle bir yer olmalı' diyebileceğim, beyaz? Boğazım düğümlenmez mi?
...........dikkat! spoiler.......................
Kim'in psikopat sevgilisi Jim hıyarı Edward'ın kilitli kapıları açmak konusundaki hünerini görünce babasının paralarını sak
ladığı odayı açtırmak için onu kullanmayı akıl eder ve Kim de ilk başlarda itiraz etse de sonradan 'sevgilimle minibüsümüz olsuuağğn' düşüncesiyle Edward'dan bunu isteme gafletinde bulunur. Fakat işler istedikleri gibi gitmez, Edward yakalanır, bu salaklar da onu olduğu gibi bırakıp kaçarlar. Kim de sevgilisi onu zorla götürdüğü için yardım edemez. Polis merkezinde Edward'ın akıl sağlığının yerinde olmadığına kanaat getirilir ve Edward Kim ile sevgilisine dair tek kelime etmemiş halde serbest bırakılır.Edward ile Kim'in bu olaydan sonraki ilk karşılaşmaları:
..
Kim: Kimin evi olduğunu söylediklerinde kendini çok kötü hissetmiş olmalısın..
Edward: Jim(Kim'in psikopat sevgilisi)'in evi olduğunu biliyordum.
Kim: Biliyor muydun?
Edward: Evet.
Kim: Öyleyse niye yaptın?
Edward: Çünkü sen yapmamı istedin.
İşte burası da sözün bittiği yerdi..
...........dikkat! spoiler.......................
Bu filmden haberim olmadan kar yağışını izlediğim günlere yazık olmuş. Kim bilir daha kaç kere 'neden daha önce değil?' diyeceğim; ya çok geç ya da çok erken kalıyorum zamanda; ben varken kimse olamıyor haliyle. Zamanlama farkıyla hayatı ıskalamak bu olsa gerek.
19 Temmuz 2008 Cumartesi
yollar
"this could be the end of everything,
so why don't we go somewhere only we know?"
Bütün gün dinleyebileceğim bir şarkı daha var artık; teşekkürler Keane ve yeni halini de beğendiğim canım Last fm.
Bence hafife almayın, çok büyülü bir şarkı bu.
Bir de, günümüz kutlu olsun sevgili Fenerbahçeliler; "1907'de doğdu aşkımız". Eee devamını da Kadıköy'de bağırarak söyleriz artık;)
so why don't we go somewhere only we know?"
Bütün gün dinleyebileceğim bir şarkı daha var artık; teşekkürler Keane ve yeni halini de beğendiğim canım Last fm.
Bence hafife almayın, çok büyülü bir şarkı bu.
Bir de, günümüz kutlu olsun sevgili Fenerbahçeliler; "1907'de doğdu aşkımız". Eee devamını da Kadıköy'de bağırarak söyleriz artık;)
21 Haziran 2008 Cumartesi
bu işte bir mucize var
Rüştü Reçber…Şöyle ki, benim Fenerbahçe aşkımın bilinçaltında lise yıllarımdan kalma Rüştü hayranlığı yatar. Kendisine bir çiçek verebilmek (hadi len ordan, öpebilmek demiyor da:p) için kaldıkları otelin kapısında buz gibi havada iki saat dikilmiştim. Karşısına geçince de ağzımı bıçak açamadı. “Ee, ben, imza, başarılar, ehihi…” diye çiçeği ve kağıdı uzatmıştım, boş kağıda düşünmeden imza attı cancağazım, ardından öptü beni, en son arkasından bitik bir vaziyette ‘İyi akşamlar…’ dediğimi hatırlıyorum, yeryüzüyle irtibatı kopardım, uçtum sonrasında.
Eve gidince de imzaladığı kağıdın etrafını çift yumruğa çıkmış, degaj yapmak üzereyken, ellerini havaya kaldırmış ‘Hocam bariz ofsayt!’ isyanı halindeyken ki Rüştü fotoğraflarıyla süsledim. Sırf ‘Rüştü fotoğrafı’ (o zamanlar böyle adlandırmıştım) kesmek için -bitmesin diye de okul servisine binmeden önce- Fanatik, Fotomaç aldığımı hatırlıyorum ya, sınıf arkadaşlarım da bunu bilmedikleri için futbol terimlerini bilmemi garipsiyorlardı. Sonradan bir şekilde öğrendiler gerçi, Işıl(Rüştü'nün prensesi) muhabbetleri yapmaya başladılar yanımda, şöyle iyiymiş, böyle tatlıymış, mankenmiş aslında evlenince bırakmış mankenliği falan... İki satır hayal bile kuramamıştım bu sevgi pıtırcıklarının yüzünden:)
Yaa yaa, sevgi nelere kadir işte canım okuyucu; insan sevince ofsaytı da öğreniyor, endirekt serbest vuruşunu da, degajı da, topsuz alanda faulünü de, garipsememek lazım:)
Neyse işte, Hırvatistan maçı gecesi, benim emekli olmuş hayallerimin adamı kaledeydi eskisi gibi. Hani bir topu doksana giderken çıkardı ya, o pozisyonda evdeki kimse benim kadar rahat değildi. Adım gibi biliyordum Rüştü’nün o pozisyondan gol yemeyeceğini.
Penaltılara geldiğinde de, ‘çift yumruğunla bir tanesini benim için çıkar’ dedim içimden. Birincide olmadı, ikincide de olmadı, tam ‘yıllarca sevdim o kadar yaa’ demek üzereydim ki, rüya gibi, elleri topa uzandı, en son penaltıyı kurtardı. Maç bitti, biz yarı finaldeydik. Bir insan hayalleri gerçek olduğunda neler hissederse, onları hissediyordum o an.
Demek ki yıllarca beklediğim şey buymuş. Teşekkür ederim hayallerimin Rüştü'sü. Benim için bu maçın kahramanı sensin; hangi takımda olursan ol, hep 'en gerçek Fenerbahçeli' sin ve futbolu bıraktığın gün, Fenerbahçe formamı ne yapacağımı bilmiyorum. Keşke tüm Rüştüler sonsuza dek yeşil sahalarda kalabilip, başka çocukların da hayallerini süslese…
(Ha, bir de, ATV’ye Almanya maçı öncesi bir önerim olacak; Fatih Terim’i küçük bir çerçevede, ekranın sol alt köşesine bıraksınlar ki, her kaçan pozisyondan sonra bir de onun saç baş yolmalarına ayrıca odaklanmak zorunda kalmayalım.)
7 Mart 2008 Cuma
sobee:)
Canım Uragan'ım sobelemiş beni, bekletmeden cevap veriyorum:
Nefesimi kesecek anlar...
-Coldplay konserinde 'Yellow'u çalarken sahnenin sarardığı an.
-Masallarla büyümüş bir bünye olarak beyaz atlı prensimle göz göze geldiğim ve bunu anladığım ilk an:)
-'Öğretmen' sıfatıyla ilk sınıfıma adım attığım an.
Hemen yapabileceğim halde yapmadığım nefesimi kesecek anlar...
-Gitmek için adım attığım ilk an.
-Kahvenin kokusunu ilk algıladığım an.
-Haggard'ın 'the final victory'sinde 'mortius, domine, lux perpetua luceat' sözcüklerini duyduğum anlar(bir de ne demek olduğunu anlasam bari:p).
Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı,
-Herkesten çok kendime değer verirdim.
-Hep başkalarını değil, kendimi affederdim.
-En çok başkalarını değil, kendimi düşünürdüm.
-Cin Ali haricinde hiçbir şey okumazdım.
-Çarkın en uyumlu parçası olurdum.
-Sanmazdım, ummazdım, hiç hayal kurmazdım..
Bana bu fırsatı veren Uragan'a, arkadaşlarına ve yine de hayata sonsuz teşekkürlerimle...
Bu sobe döngüsü bende son bulsun, ya da ben de Erdil Yaşaroğlu'nu sobeleyeyim:p
Nefesimi kesecek anlar...
-Coldplay konserinde 'Yellow'u çalarken sahnenin sarardığı an.
-Masallarla büyümüş bir bünye olarak beyaz atlı prensimle göz göze geldiğim ve bunu anladığım ilk an:)
-'Öğretmen' sıfatıyla ilk sınıfıma adım attığım an.
Hemen yapabileceğim halde yapmadığım nefesimi kesecek anlar...
-Gitmek için adım attığım ilk an.
-Kahvenin kokusunu ilk algıladığım an.
-Haggard'ın 'the final victory'sinde 'mortius, domine, lux perpetua luceat' sözcüklerini duyduğum anlar(bir de ne demek olduğunu anlasam bari:p).
Bir daha dünyaya gelme şansım olsaydı,
-Herkesten çok kendime değer verirdim.
-Hep başkalarını değil, kendimi affederdim.
-En çok başkalarını değil, kendimi düşünürdüm.
-Cin Ali haricinde hiçbir şey okumazdım.
-Çarkın en uyumlu parçası olurdum.
-Sanmazdım, ummazdım, hiç hayal kurmazdım..
Bana bu fırsatı veren Uragan'a, arkadaşlarına ve yine de hayata sonsuz teşekkürlerimle...
Bu sobe döngüsü bende son bulsun, ya da ben de Erdil Yaşaroğlu'nu sobeleyeyim:p
28 Şubat 2008 Perşembe
bir kağıt çiçek..
Arkadaş; yani insanı hayatında gerçekten tanıyabilen nadir insanlardan..
Hani sokak lambalarının üzerinde iş ilanları olur ya, otobüs beklerken ondan parçalar koparır arkadaş, konuşmaya devam eder şanslı kişi.. Sonra bir an etraftaki her şey durur; arabalar, insanlar, dudaklar, saniyeler.. Kağıttan bir çiçek uzanır soğuk ellerime:
-Sen şimdi bunu ömür boyu saklarsın, vermesem mi acaba..
+Saklarım tabii..
Daha güzel bir cevap verilmeliydi o anın kıymetini anlatabilmek için, 'sen beni nasıl bu kadar iyi tanıyabildin' diyebilmek gerekirdi, ama insana mavi ekran verdiriyor bazen arkadaş..
Hani sokak lambalarının üzerinde iş ilanları olur ya, otobüs beklerken ondan parçalar koparır arkadaş, konuşmaya devam eder şanslı kişi.. Sonra bir an etraftaki her şey durur; arabalar, insanlar, dudaklar, saniyeler.. Kağıttan bir çiçek uzanır soğuk ellerime:
-Sen şimdi bunu ömür boyu saklarsın, vermesem mi acaba..
+Saklarım tabii..
Daha güzel bir cevap verilmeliydi o anın kıymetini anlatabilmek için, 'sen beni nasıl bu kadar iyi tanıyabildin' diyebilmek gerekirdi, ama insana mavi ekran verdiriyor bazen arkadaş..
11 Şubat 2008 Pazartesi
fotovoltaik etkinin kaynağı
Abi o değil de o sakal ne öyle, seyirci karşısına çıkıyorsun:p Evden uzak olunca kendini bırakmış iyice, normalde yakışıklının tanımıdır kendileri:)
Müzik seçimi de şukela!
Aslında bu adamlar ciddi şeyler yapıyor:)Sonundaki fotoğraf dahil birkaç fotoğraf da benim eserim:p
Müzik seçimi de şukela!
Aslında bu adamlar ciddi şeyler yapıyor:)Sonundaki fotoğraf dahil birkaç fotoğraf da benim eserim:p
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)