everyday is like sunday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
everyday is like sunday etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Ekim 2008 Perşembe

şeker tadında bir bayram

Geçmiş bayramınız kutlu ve mutlu olmuştur umarım diyerek kendi bayramımı birtakım diyaloglarla anlatmak istiyorum canım okuyucu:

5 yaşındaki kuzen: a solar: b

b: çinliler böyle selam veriyo bak..
a: kim?
b: çinli.
a: soyadı ne?
b: ahahahah..
a:.. (muhtemelen: niye güldü acaba)
b: yok bak, biz türküz ya onlar da çinli..
a: hııı..
b: gözleri de böyle oluyo onların..
a: (yapar)nasıl görüyolar ki böyle?
b: ahahah, çok tatlısın sen yeeaa, annesi bak kendini çinli yapıyo..


bayramlaşmaya gelen çocuk: a solar: b

a: iyi bayramlar abla..
b: sağolun canım size de, (burada şeker uzatırım) alın bakalım..
a: abla bu (arkasındaki çocuğu gösterip) demin de geldi buraya başka bi abladan şeker aldı zaten..
b: olsun bidaha alsın bişey olmaz, sen de hemen satıyosun arkadaşını he..
a: ?!(arkasındaki mevzubahis çocuk pis pis sırıtır)

En çok yapığım şey kahveli şekerin yanında kahve içmek oldu bu bayramda. Bi süre kahve yasak diyecem ama bu konuda kendime hiç güvenmiyorum:p

TRT1'de bir ney sesi (en çok 'ney the sufi instrumantal' versiyonuna benziyordu) dinledim, uzun zamandır başka bişey dinleyemez oldum..

Ayrıca üçüncü sınıfa geçtiğimi okulu bitirmem için epeyce fırın ekmek yemem gerektiğini kırk yaş üstü her x kişisine x+n defa tekrarladım kaptan kaptanım.. 'Sen kendini kurtardın artık' dediklerinde KPSS'den bahsettim, şayet ikna oldularsa önümüzdeki on sene rahat edeceğim inşallah (umarım o zamana kadar bir yerlere atanmış olurum ehik). Ben kaşınıyorum aslında, bi akrabaya laflarken bişey bulamayıp 'Hıı, ben de bikaç dersaneye başvurdum işte..' dedim herkes sorup duruyor şimdi: 'Dersane nasıl gidiyor, okulla zor olmuyor mu?' diye. Allah'tan vals fikrimi de sadece dayıma söylüyorum iki-üç ayda bir, o da her defasında 'Sen ayarla beraber gidelim' diyo, ben de 'Tamam bi ara ayarlıycam' diyorum, su döngüsü gibi tekrar ediyor bu:)

Şimdi gülümseyerek yazınca düşündüm de daha nice nice güzel bayramları sevdiklerimizle geçirebilmemiz umuduyla bu güzel günleri de 'anı' diye niteleyip noktalamışız efenim, en kötü günlerimiz böyle olsun, gelinin halasının börülcesini piste davet ediyoruz, pistten çocukları alalım lütfen:p

Yazacak daha çok şey vardı ama Patrick'in kahkahasını dinlerken kafamı toparlayamıyorum, tux'u da acayip sevimli olmuş bence :)

(emeğe saygı)

14 Mayıs 2008 Çarşamba

'ben koskoca boeing'i ankara asfaltına indirdim'

Cuma gününden beri şenlik vardı okulda, bugün bitiyor çok şükür, çok şükür diyorum, artık ben de bittim çünkü:) Son gün olan bugün Nilüfer Hanımefendi için beklemeye takatim kalmadığından dolayı erkenden eve geldim hatta, yaşlandı artık solar:p Arkadaşlara 'siz beni bırakın devam edin' tadında bir konuşma yaptıktan sonra bu seneki şenlik sezonunu kapattım:) Seneye de görebilirsek ne ala..

En eğlenceli gün Şebnem Ferah'ı dinlediğim gün olabilirdi, şayet şu yandaki fotoğrafta gördüğünüz tek kanadı kapanmış uçan nesneye binmemiş olsa idim:) Laf aramızda(vöh be lafın arası mı kaldı artık), o kanadın kapanmasının tek sorumlusu benim, ağırdı ne yapayım kontrol edemedim:p Muhtemelen göremeyeceksiniz ama, bir yandan manzarayı izliyor, bir yandan da kanadı kontrol etmeye çalışıyordum. İki işi aynı anda yapamıyorum demek ben:)

Şimdi aklıma geldi, iyi ki düşmemişiz yahu..

Uçmanın sonrasında Okan Karacan'ı gördüm, o kadar sevimli biri ki, insanın içinden yanağından bir makas almak geliyor valla:)

Bugün de darbuka çalmayı öğrendim biraz, dum dum teketek dum teketek kadar:) 'Arkadaşlar hazır mıyız?' dan sonra '6 8'lik mi hocam?' diyebilirim artık:p

Ama ama, bütün bunlar bir yana, Fizik Hocam'ın bana olips verdiği an yok mu, sanırım o esnada yüzbin fite çıktım:)

Finaller geliyor bea, endıfaynılkantdovnn, dırırırım dırırıtrırım...

*Başlık Gülen Gözler'den.

30 Aralık 2007 Pazar

'come armageddon come'

Bir pazar günü ne yaparsanız yapın sıkıcı bir gündür.

Sevdiğiniz bir filmi bilmem kaçıncı defa izlersiniz ama gün daha bitmemiştir. Sevdiğiniz bir albümü baştan başa dinlersiniz fakat pazar günü hala size bakıp sırıtıyordur; kitap okumaksa hiç içinizden gelmez.

Bir pazar günü hava güneşli de olsa kasvetlidir. Ne siyahtır ne de beyaz, tıpkı Morrissey'in dediği gibi gridir; kararsızdır...

Sanırım bu pazar günü benim yapabileceğim en anlamlı şey Morrissey abi eşliğinde yeni yıla dair istekleri sıralamaktır: Birinci isteğim şişman ve tembel bir kedi (Garfield), ikinci isteğim bana alakasız zamanlarda alakasız cümleler kuracak sevimli bir robot (Marvin), üçüncü isteğim yemeklere en uygun baharatları seçecek bir fağğe (Remy) ve son isteğim bunların bir arada yaşamasına olanak verecek kadar barış ve huzur.

Noel baba??? Offff, daha seninle suya yazı yazacaktık ama, erken pes ettin:(

(ve Noel baba geyikleriyle kaçarken "Senin bu yılki hediyen; no hope no harm" diye bağırır
)