Biz küresel ısınmayı insanlara sadece anlatırken, birileri konuşmaktan çok daha fazlasını yapıyor:
http://blog.saitem.org/
Çalışmalarının karşılığını en iyi şekilde alırlar inşallah, dualarımız hep onlarla.
"we are lost and found, but love is gonna save us!"
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
teknoloji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9 Mayıs 2009 Cumartesi
25 Ekim 2008 Cumartesi
ben buna gülüyorum ya
Aferin iyi düşünmüşsünüz, Blogger'ı engellediniz ya, şimdi birçok problemimiz kendiliğinden çözülecek..
Yalnız iki noktaya dikkat çekmek istiyorum;
-Halen bloglarımıza türlü taklalar atarak erişebiliyoruz; bence tek tek peşimize düşüp sorguya almalısınız hepimizi, 'amacınız ne sizin lan?' diye..
-iGoogle(ve tahminimce diğer rss takip aparatları da dahil buna)'dan benim gibi şansını zorlayıp yazı yazan blogger'ları halen okuyabiliyorum; bence bütün rss'leri de engelleyin karşımıza şu güzide uyarı cümleciği çıksın: "Bu rss'e de erişimi engelledik:p"
Zaten tansiyonum bir inip bir çıkıyor, bir de siz üzerine tuz biber oldunuz..
Yalnız iki noktaya dikkat çekmek istiyorum;
-Halen bloglarımıza türlü taklalar atarak erişebiliyoruz; bence tek tek peşimize düşüp sorguya almalısınız hepimizi, 'amacınız ne sizin lan?' diye..
-iGoogle(ve tahminimce diğer rss takip aparatları da dahil buna)'dan benim gibi şansını zorlayıp yazı yazan blogger'ları halen okuyabiliyorum; bence bütün rss'leri de engelleyin karşımıza şu güzide uyarı cümleciği çıksın: "Bu rss'e de erişimi engelledik:p"
Zaten tansiyonum bir inip bir çıkıyor, bir de siz üzerine tuz biber oldunuz..
14 Ekim 2008 Salı
2 Eylül 2008 Salı
formula g ve hidromobil 2008
Formula G de ne? Sene 2004, Tübitak başta güneş (solar:) olmak üzere temiz enerji kaynaklarını (güneş, rüzgar, hidrojen, dalga vs.) gündeme getirmek adına bir yarışma düzenlediğini duyurmuştu Bilim ve Teknik Dergisi'nde. Uzaktan bakıp "E güzel" demiştim ben ama abim bir ekip kurup katılmaya karar verdi. Proje henüz hayal aşamasındayken, ekibi kurarken, daha sonra da ekiptekilerle ne kadar emek harcadıklarını hiç kimse tahmin bile edemez. Üstelik bir firmaya gidip Sakarya Üniversitesi demekle ODTÜ demek arasındaki fark projenin bütçesini ciddi miktarda etkiliyordu. Abartmıyorum, Sagu
ar ekibi zar zor iki üç sponsor bulup bu yüzbin dolarlık arabayı onbin dolardan daha aza mal etmişlerdi. Şimdilerde başarıyı gören firmalar onlara sponsorluk için teklif götürüyor, nereden nereye:)
Yarış esnasında yanımda konuşan adamlara bakarsan da sanayi bölgesi ya üniversite çok para ayırıyor-muş, ondan başarılılar-muş.. Dışarıdan bakınca her şey ne kadar toz pembe değil mi:)(ironi)Pisttekiler çadırda falan da kalmıyorlar zaten, inanır mısın, geceleri Tübitak hepsini toparlayıp limuzinlerle Hilton'a götürüyor, maksat teknoloji gelişsin.(/ironi)
Neyse, güneş arabalarının çalışma mantığı kabaca şöyle; arabaların üst yüzeylerine konulan paneller güneş enerjisini topluyor, bundan üretilen elektrik pillerin içinde depolanıyor, araba da motoruna aktarılan elektrik enerjisiyle yol alıyor, yine bu enerji sayesinde durabiliyor. İşte bu çalışma prensibi sayesinde hem doğaya zarar vermeyen hem de tükenmeyen bir enerjiyle yürüyen, hiç gürültüsü olmayan bir trafiğin hayalini kurabiliyor insan.
Gelelim yarışa; bu sene 'Formula G 2008' olarak İzmir Pınarbaşı Pisti'ndeydi. Yarışta arabanın ağırlığı ne kadar az ve aerodinamik yapısı ne kadar iyi ise o kadar avantajlısın, bu da daha kaliteli güneş panelleri, daha fazla sponsor desteği/para gereksinimi demek, ya da pilotunuzu hafiflemesi için sıkı bir diyete sokabilirsiniz:) Mesela bir amca da başka bir ekibin pilotunun 38 kilo olduğunu duyunca oğluna "Sizin pilotunuz ağır oğlum, diğerleri ses çıkarmıyor ama sizin araba ııınnn hınnn diye geçiyor" dedi:)
Ben hep diyorum, eğer bir eki
p oraya yürür vaziyette bir araba getirebilmişse dünyayı değiştirmek için elinden geleni yapmış ve bu yarışı kazanmıştır, ama işin formalitesine bakarsak, gönül bağım olan üçüncü takım: İTÜ GAE ekibi İTÜRA ile birinci oldu. SAITEM ekibinin SAGUAR'ının tekerine yine çivi battı ama sanırım daha büyük mekanik problemler neticesinde altıncılıkla bitirdi yarışı, ayrıca tasarım ödülüne layık görüldü Saguar X7.
Gelelim benim pek sevgili okulum Kocaeli Üniversitesi'nin Türk Mekatronik Tak
ımı'na; geçen sene MPPT yandığı için yarışa erken veda etmek zorunda kalan Gayret 3'ün devamı Gayret 4, bu sene de gayretliydi ama yine olmadı, kısfmet artık n'apalım, bir dahaki sefere artık:) Galiba sunucu Gayret Gemisi'ni bilmediği için arabamızın ismine 'arabesk' yakıştırması yaptı, kınıyorum buradan kendisini, çıt çıt çıt.... Gerçi okulda Gayret'ten haberi olan ekip dışında çok az kişi var, bunu düşünürsek durum çok da garip değil. Ceryan Ekibi'nin Körfez Yıldızı ise önceki senelerde en fazla yerli katkı ödülünü almıştı.
Güneş arabalarının yarışından
sonra bakmaya kıyamayacağınız şekerlikte hidrojen arabalarının yarışı 'Hidromobil 2008' vardı. Bu araçlar da gereken enerjiyi hidrojenden elde edip atık olarak bildiğimiz 'su'yu bırakıyorlar doğaya. Espri mi gerçek mi bilmiyorum ama geçen senelerde birinden duymuştum yarış esnasında 'Egzoza bardağı daya çıkan suyu iç, o kadar temiz' demişti bu arabalar için.
Bu sene de geçen seneki gibi en şeker araba seçimimi Sakarya Üniversitesi'nden yana yaptım, ekip SAITEM değil ama SETT, ismi de Hidrosett2.
Bu güzellik de SAHIMO. Basın pek bahsetmemiş olsa da SAHIMO Fransa'da düzenlenen Shell Eco Marathon'da sessiz sedasız Avrupa üçüncülüğü elde ederek bizleri gururlandırdı. Bu yüzden ağır abilik yapıp yarışmaya katılmadı, oturduğu yerden çaylakları izledi:)
Sakarya Üniversitesi Saitem ile İTÜ Arıba ekibi burada kanıtladı kendilerini, bence artık yurtdışına açılmalılar ki sanırım Saitem 2009'da Avustralya'da düzenlenecek World Solar Challenge yarışmasına katılacak.
Ne güzel şeyler değil mi, ama insan bu alternatiflerin hayatımıza daha fazla girememesini düşününce kahroluyor ya.. Keşke birilerinin fosil yakıt kullanılmasından çıkarı olmasa da daha fazla kaynak, ilgi ve insan gücüyle gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakabilsek ama n'aparsın, 'ovv beybi beybi itiz e vayld vörld'..
ar ekibi zar zor iki üç sponsor bulup bu yüzbin dolarlık arabayı onbin dolardan daha aza mal etmişlerdi. Şimdilerde başarıyı gören firmalar onlara sponsorluk için teklif götürüyor, nereden nereye:)Yarış esnasında yanımda konuşan adamlara bakarsan da sanayi bölgesi ya üniversite çok para ayırıyor-muş, ondan başarılılar-muş.. Dışarıdan bakınca her şey ne kadar toz pembe değil mi:)(ironi)Pisttekiler çadırda falan da kalmıyorlar zaten, inanır mısın, geceleri Tübitak hepsini toparlayıp limuzinlerle Hilton'a götürüyor, maksat teknoloji gelişsin.(/ironi)
Neyse, güneş arabalarının çalışma mantığı kabaca şöyle; arabaların üst yüzeylerine konulan paneller güneş enerjisini topluyor, bundan üretilen elektrik pillerin içinde depolanıyor, araba da motoruna aktarılan elektrik enerjisiyle yol alıyor, yine bu enerji sayesinde durabiliyor. İşte bu çalışma prensibi sayesinde hem doğaya zarar vermeyen hem de tükenmeyen bir enerjiyle yürüyen, hiç gürültüsü olmayan bir trafiğin hayalini kurabiliyor insan.
Gelelim yarışa; bu sene 'Formula G 2008' olarak İzmir Pınarbaşı Pisti'ndeydi. Yarışta arabanın ağırlığı ne kadar az ve aerodinamik yapısı ne kadar iyi ise o kadar avantajlısın, bu da daha kaliteli güneş panelleri, daha fazla sponsor desteği/para gereksinimi demek, ya da pilotunuzu hafiflemesi için sıkı bir diyete sokabilirsiniz:) Mesela bir amca da başka bir ekibin pilotunun 38 kilo olduğunu duyunca oğluna "Sizin pilotunuz ağır oğlum, diğerleri ses çıkarmıyor ama sizin araba ııınnn hınnn diye geçiyor" dedi:)
Ben hep diyorum, eğer bir eki
p oraya yürür vaziyette bir araba getirebilmişse dünyayı değiştirmek için elinden geleni yapmış ve bu yarışı kazanmıştır, ama işin formalitesine bakarsak, gönül bağım olan üçüncü takım: İTÜ GAE ekibi İTÜRA ile birinci oldu. SAITEM ekibinin SAGUAR'ının tekerine yine çivi battı ama sanırım daha büyük mekanik problemler neticesinde altıncılıkla bitirdi yarışı, ayrıca tasarım ödülüne layık görüldü Saguar X7.Gelelim benim pek sevgili okulum Kocaeli Üniversitesi'nin Türk Mekatronik Tak
ımı'na; geçen sene MPPT yandığı için yarışa erken veda etmek zorunda kalan Gayret 3'ün devamı Gayret 4, bu sene de gayretliydi ama yine olmadı, kısfmet artık n'apalım, bir dahaki sefere artık:) Galiba sunucu Gayret Gemisi'ni bilmediği için arabamızın ismine 'arabesk' yakıştırması yaptı, kınıyorum buradan kendisini, çıt çıt çıt.... Gerçi okulda Gayret'ten haberi olan ekip dışında çok az kişi var, bunu düşünürsek durum çok da garip değil. Ceryan Ekibi'nin Körfez Yıldızı ise önceki senelerde en fazla yerli katkı ödülünü almıştı.Güneş arabalarının yarışından
sonra bakmaya kıyamayacağınız şekerlikte hidrojen arabalarının yarışı 'Hidromobil 2008' vardı. Bu araçlar da gereken enerjiyi hidrojenden elde edip atık olarak bildiğimiz 'su'yu bırakıyorlar doğaya. Espri mi gerçek mi bilmiyorum ama geçen senelerde birinden duymuştum yarış esnasında 'Egzoza bardağı daya çıkan suyu iç, o kadar temiz' demişti bu arabalar için.Bu sene de geçen seneki gibi en şeker araba seçimimi Sakarya Üniversitesi'nden yana yaptım, ekip SAITEM değil ama SETT, ismi de Hidrosett2.
Bu güzellik de SAHIMO. Basın pek bahsetmemiş olsa da SAHIMO Fransa'da düzenlenen Shell Eco Marathon'da sessiz sedasız Avrupa üçüncülüğü elde ederek bizleri gururlandırdı. Bu yüzden ağır abilik yapıp yarışmaya katılmadı, oturduğu yerden çaylakları izledi:)

Sakarya Üniversitesi Saitem ile İTÜ Arıba ekibi burada kanıtladı kendilerini, bence artık yurtdışına açılmalılar ki sanırım Saitem 2009'da Avustralya'da düzenlenecek World Solar Challenge yarışmasına katılacak.
Ne güzel şeyler değil mi, ama insan bu alternatiflerin hayatımıza daha fazla girememesini düşününce kahroluyor ya.. Keşke birilerinin fosil yakıt kullanılmasından çıkarı olmasa da daha fazla kaynak, ilgi ve insan gücüyle gelecek nesillere daha temiz bir dünya bırakabilsek ama n'aparsın, 'ovv beybi beybi itiz e vayld vörld'..
15 Haziran 2008 Pazar
last fm ve ben
Ne zamandır internette dolandığımı hatırlamıyorum, dört-beş sene olmuştur heralde, her kullanıcı gibi önce forumlarda gezmekle başladım, fazlaca okudum, çok az da yazdım. Daha sonra internet cafelerin de(?kafelerin de) yaygınlaşmasıyla 13-19 yaş arası forumları ele geçirdikten sonra, sık sık 'asl, ltf, plz' gibi sözcüklerle(?harflerle) karşılaşınca 'Benim burada ne işim var' diye sorgulamaya başladım.
İmdadıma Ekşi Sözlük yetişti, gel gör ki orada da yazamıyordum, sadece okumakla yetindim yaklaşık iki sene. O arada çeşitli bloglar oluşturup kendimi bu şekilde anlatmaya çalıştım insanlara. Kabul etmek gerekiyor, elinin altında internet gibi bir velinimet olan normal zeka seviyesine sahip herhangi bir insan, bilgiye daha kolay ulaşabiliyor. Bunları normal hayatınızdakilere pazarladığınız zaman ise, gerçekliklerden fazlaca uzaklaşıp 'anlaşılamıyorsunuz' işte. Yemişim internet kültürünü, sanki bana vahiy geliyor aç şu şarkıyı dinle, bak şu kitabı oku muhakkak diye.
Bu mevzu daha çok uzar da, neyse, aslında daha önceleri bir blogda rastlamıştım last fm denen müthiş radyoya. Adam dinlediği şarkıları listelemiş, baktım biliyorum birkaç şarkıyı, diğerlerini hiç duymamışım bile. Nedir diye bir bakayım dedim, şöyle bir göz gezdirip, birkaç şey dinleyip kapattım. Dün akşam radyo olsaydı da benim kontrolüm olmadan bişeyler çalsaydı, dinleseydim dedim içimden, aklıma geldi last fm, açtım, üye oldum. Şimdilerde de radyom ve ben mutlu mesut yaşıyoruz:) Ha, bu yazıyı mutluluğumu paylaşmak için mi yazıyorum, yok, hani biri şarkı yollayınca 'yavv bu şarkıyı nereden bulmuş bu, sabahtan akşama kadar şarkı mı araştırıyor internette nedir' diyorsanız bazen içinizden, ahanda burası tam size göre. Ben derim hep, bildiğim on şarkıdan ikisini abimden öğrenmişimdir, geri kalan sekizini de bir şekilde (bloglar, netteki arkadaşların tavsiyesi, sözlük) netten bulmuşumdur. Zaten internet olmasa nereden bileceğim Coldplay'in yeni albümünün çıkmış olduğunu (heheh, sen de öğrendin şimdi, özellikle 42 müthiş dinle muhakkak).
Günlügde şimdilik sevdiğim şarkılardan oluşan bir liste var(last fm henüz çaylak olduğumu düşünüyor:). Sonraları başka bir liste bırakabileceğimi umuyorum, o listede o an ne dinlediysem o gözükecek, o zaman daha çok işinize yarar heralde, siz de dinlersiniz, beğenirseniz etrafınızdakilere de tavsiye edersiniz, hoş bir paylaşım olur, belki emeğine sağlık dostum bile dersiniz. Sonra uslu birer çocuk olursak şirinleri bile görebiliriz, tamam.
Bugün daha iyi anladım ki last fm'i yapanlar, sırf para kazanmak amacıyla değil de özveriyle yapmışlar, yöneticileri aklı başında insanlar belli ki, internette bu kadar ısındığım başka bir ortam olmadı. Tüm müzikseverler sonuna kadar faydalanmalı böyle bir yerden; sen de müziksiz yaşayamam diyenlerden isen, bence last fm tam sana da göre:)
Fiiyuvv, reklamcı olmalıymışım.
İmdadıma Ekşi Sözlük yetişti, gel gör ki orada da yazamıyordum, sadece okumakla yetindim yaklaşık iki sene. O arada çeşitli bloglar oluşturup kendimi bu şekilde anlatmaya çalıştım insanlara. Kabul etmek gerekiyor, elinin altında internet gibi bir velinimet olan normal zeka seviyesine sahip herhangi bir insan, bilgiye daha kolay ulaşabiliyor. Bunları normal hayatınızdakilere pazarladığınız zaman ise, gerçekliklerden fazlaca uzaklaşıp 'anlaşılamıyorsunuz' işte. Yemişim internet kültürünü, sanki bana vahiy geliyor aç şu şarkıyı dinle, bak şu kitabı oku muhakkak diye.
Bu mevzu daha çok uzar da, neyse, aslında daha önceleri bir blogda rastlamıştım last fm denen müthiş radyoya. Adam dinlediği şarkıları listelemiş, baktım biliyorum birkaç şarkıyı, diğerlerini hiç duymamışım bile. Nedir diye bir bakayım dedim, şöyle bir göz gezdirip, birkaç şey dinleyip kapattım. Dün akşam radyo olsaydı da benim kontrolüm olmadan bişeyler çalsaydı, dinleseydim dedim içimden, aklıma geldi last fm, açtım, üye oldum. Şimdilerde de radyom ve ben mutlu mesut yaşıyoruz:) Ha, bu yazıyı mutluluğumu paylaşmak için mi yazıyorum, yok, hani biri şarkı yollayınca 'yavv bu şarkıyı nereden bulmuş bu, sabahtan akşama kadar şarkı mı araştırıyor internette nedir' diyorsanız bazen içinizden, ahanda burası tam size göre. Ben derim hep, bildiğim on şarkıdan ikisini abimden öğrenmişimdir, geri kalan sekizini de bir şekilde (bloglar, netteki arkadaşların tavsiyesi, sözlük) netten bulmuşumdur. Zaten internet olmasa nereden bileceğim Coldplay'in yeni albümünün çıkmış olduğunu (heheh, sen de öğrendin şimdi, özellikle 42 müthiş dinle muhakkak).
Günlügde şimdilik sevdiğim şarkılardan oluşan bir liste var(last fm henüz çaylak olduğumu düşünüyor:). Sonraları başka bir liste bırakabileceğimi umuyorum, o listede o an ne dinlediysem o gözükecek, o zaman daha çok işinize yarar heralde, siz de dinlersiniz, beğenirseniz etrafınızdakilere de tavsiye edersiniz, hoş bir paylaşım olur, belki emeğine sağlık dostum bile dersiniz. Sonra uslu birer çocuk olursak şirinleri bile görebiliriz, tamam.
Bugün daha iyi anladım ki last fm'i yapanlar, sırf para kazanmak amacıyla değil de özveriyle yapmışlar, yöneticileri aklı başında insanlar belli ki, internette bu kadar ısındığım başka bir ortam olmadı. Tüm müzikseverler sonuna kadar faydalanmalı böyle bir yerden; sen de müziksiz yaşayamam diyenlerden isen, bence last fm tam sana da göre:)
Fiiyuvv, reklamcı olmalıymışım.
11 Şubat 2008 Pazartesi
fotovoltaik etkinin kaynağı
Abi o değil de o sakal ne öyle, seyirci karşısına çıkıyorsun:p Evden uzak olunca kendini bırakmış iyice, normalde yakışıklının tanımıdır kendileri:)
Müzik seçimi de şukela!
Aslında bu adamlar ciddi şeyler yapıyor:)Sonundaki fotoğraf dahil birkaç fotoğraf da benim eserim:p
Müzik seçimi de şukela!
Aslında bu adamlar ciddi şeyler yapıyor:)Sonundaki fotoğraf dahil birkaç fotoğraf da benim eserim:p
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
