10 Şubat 2008 Pazar

o'nun müziği*

Sinema ile çok ilgili biri değilim, başlığı görüpte bir an "V for Vendetta" hakkında teknik bilgiler verebileceğimi, süper yorumlar, eleştiriler yapabileceğimi düşündüysen üzgünüm, ama bence yine de işe yarar bir şeyler var bu yazıda.

Filmi izlememişsen devamını okumayıp, filmi tadını kaçırmadan önce izlemeni tavsiye ederim.

..."V"...

Öncelikle belirtmeliyim ki, V'nin konuşmalarını çıkarırsak filmden iki günde üç kere izleyecek kadar etkilenmezdim. V, fikirleri ve sözcükleriyle felsefenin vücuda gelmiş hali adeta. Mesela; "Özür dilemem anlamsız mı olur?" diye soran birine "Asla." diye yanıt verebilmesi... Düz adam buna "Pöff, şimdi bunu söylemen neyi değiştirir ki" der.

Gerçek olanlar; düz adamlar, düz kadınlar ve bunlarla beraber her şeyi kafasına takan bir kademe daha evrilememiş tutunamayanlar. Sıradan olmadığını, olamayacağını, farklı olduğunu iddia edenler... Ama üzgünüm yalnızca kitaplarda, filmlerde var böyleleri; güzel ve savunmasız, sürekli öğrenen esas kız; karizmatik ve bilgi küpü, sürekli öğreten esas oğlan.. İnsan elinden çıkan bir öyküyse 'Tanrı zar atmaz' ve bir yerde ikisinin yolları mutlaka kesişir, teoride kalanlar pratiğe dönüşür ve artık insanlık iki kişiyle kurtarılmıştır.

Fakat acı gerçeği biliyorsun canım okuyucum; burası Hollywood değil. Senin öykünde böyle bir şey olmayacak, ne kendini ne de insanlığı kurtaramayacaksın.

Neyse, filmin ilk başlarında Evey ile V'nin ilk konuşmaları yok mu, onlar nasıl cevaplardır, hakikaten de maskeli birine 'Sen kimsin?' diye sormak nasıl bir çelişkidir:

"-Sen kimsin?
-Kim mi? 'Ne' sorusunun vücut bulmuş halinden başka bir şey değilim ve ne olduğumun cevabı da 'maske takan bir adamım'
-Bunu görebiliyorum..
-Tabii ki görüyorsun. Gözlem güçlerini sorgulamıyorum. Yalnızca maskeli birine kimsin sen diye sormanın çelişmesine dikkat çekiyorum."

Bir süre çoğu V ile başlayan sözcükten oluşmuş şiir gibi bir konuşmanın ardından;

"-Sözün özü şunu ifade etmek isterim ki sizinle tanışmak büyük bir onur ve beni çağırabileceğiniz isim V.
-Sen deli falan mısın?
-Eminim öyle diyeceklerdir.. Fakat ben kiminle konuştuğumu öğrenebilir miyim?
-Adım Evey.
-Evey. E-vey elbette.
-Ne demek bu?
-Demek oluyor ki; Tanrı gibi ben de zar atmam ve rastlantılara inanmam"

Ya da bir şeyleri değiştirebilecek bir fikir, yerinde saymaktan ötesi:

"Bu maskenin altında etten daha fazlası var, bu maskenin altında bir fikir var bay Creedy, ve fikirler kurşun geçirmez."

V'nin en sevdiği film ise uzun süre etkisinde kaldığım, sanırım bugüne kadar birine hediye ettiğim en güzel kitabın sinemaya uyarlaması: "Monte Kristo Kontu". Edmond Dantes'in intikam öyküsü.. Kendimi olayın akışına kaptırınca, belki de yapmamam gereken bir şeyi yaparak, bağışlamak dururken intikam alana hak verdiğim öykü... Çünkü her "etki" karşılığında bir "tepki" doğurur diyor benzer öyküler; birileri çıkacak yani, birileri çıkacak ve tüm bu olanların hesabını soracak. Sadece umabilirim, çünkü ben de korkularımı henüz kaybetmedim.

Ve son, esas kız artık öğrenmesi gerekenleri yaşayarak öğrenmiştir, O'nu anlar, O'na hak verir:

"Bu ülkenin şu anda bir binadan daha fazlasına ihtiyacı var, umuda.."

..."V"...

Umut; bu sözcük sadece komik geliyor artık bana, parçalamak istedikçe her yerimi saran zehirli bir sarmaşık gibi.

Yani bu kadar sözcüğün özü, en kibar tabirle, hayal dünyasında yaşıyor bazı hayalperestler.

*Çaykovski'nin 1812'inci uvertürü

Hiç yorum yok: