20 Ocak 2008 Pazar

kan beyninden vücuduna yayılırken...

"Ben bir silah alıp savaşmaya başlayacağım, eğer bana uğrunda savaşmaya değer bir şey gösterebilirsen."
(A rush of blood to the head-Coldplay)

Böyle buyurmuşken Coldplay'in solisti Chris Martin; sen bu dünyada devam etmelisin canım okuyucu, devam etmeliyiz, uğrunda savaşmaya değer bir şey olmasa da, varlığın varlığımı sorgulamasa da. Boşluklardan zıpladığın yer yine başka bir boşluksa, anlamsızlıkların arasında elinde değer yargılarınla sadece kaybı buluyorsan, değer yargılarının henüz körelmediğine şükrederek belki de.

Elbet bir anlam katılacaktır varlığına. Çünkü uğruna savaşmaya değer çok şey var, olmalı, belki gözlerin göremediği. Değer katılacak, anlam katılacak, zaman soruların cevabını verecek, bir gün bu gri haller bitecek. Beyaza ulaşamasan da renklerin gri tonlarının dışında da değerleri olacak. Umudun bittiği yeri defalarca görmedin mi? Daha kötü ne olabilir dediğin anlar olmadı mı? Sonra yeniden ayağa kalktığında hepsi geçmedi mi...

Görev adamı olmak, kendini bir şeylere adamak... Belki yanlış bir meslek seçtim, belki olmamam gerektiği gibi oluyorum ve olmamam gereken yerdeyim; sisteme en fazla uyum sağlamanın gerektiği yerde; kaldırımdan yürümeliyim, emniyet kemerimi takmalıyım; şehir içinde 50, şehir dışında 90, önüme geleni sonradan sorulduğunda papağan gibi tekrarlamak için ezberleyip beynimi kullanmamam gereken yerde, melodilerin alternatif olmamasının daha iyi olacağı, o etekle bu kazağın uyacağı ve altına da o ayakkabı, çocuklara fazla iyi davranmanın uygun kaçmayacağı ve iyi niyetimi suistimal etmeyin bile diyemeyeceğin bu yüzden...

Nasıl bir şeydir bilir misin o çocukların hepsine sarılmak isterken, içinden 'bu ders sizi bir şey yapmayacak, tıpkı beni bir şey yapmadığı gibi, ama dinlemeniz gerekiyor tıpkı benim diğerlerini dinlediğim gibi' derken, gözlerindeki bıkkınlığı, sıkıldıklarını görmezden gelerek, çoğunun evde sevilmediklerini önemsenmediklerini hissederek, onlara 'ders' anlatmak?

Hiç bir çocuk gelip size üvey annesinin onu öz çocuklarından nasıl ayırdığını, onu erken saatte uyumak istemediği halde nasıl uyumaya zorladığını anlattı mı? 'Şükürler olsun ben böyle yaşamadım' diyerek buna üzülmek yerine kendi hayatımın tadını mı çıkarmalıyım?
Ben bu çocukları nasıl bağırarak, kızarak disiplin altına alayım; sevginin ne olduğunu bilemeden, önemsenmeyi hissedemeden büyüyecek çocuklar ilerde nasıl bir dünya oluşturabilir, peki geleceğin bu dünyadan ne farkı olabilir...

Bu yazıya başladığımdan beri ben ne çok değiştim, nasıl bir devinim içerisindeyim... Unutmaya çalıştıklarımı nasıl da düşündüğümü fark ettim, belki de benim için uğrunda savaşılması gerekenler onlardır, benim hayatımı değiştiren bir öğretmenim olmadı, belki ben birkaç hayatı değiştirebilecek bir öğretmen olabilirim, umarım bunu yapabilirim, çünkü ancak o zaman ben de kendi savaşımı kazanabilirim...

Hiç yorum yok: