12 Eylül 2009 Cumartesi

acil önlem planı

Sevgili Frigyalı hemşehrilerim;

Sele karşı bi acil önlem planı hazırladım, üstelik de paint'te. Buna göre hepimiz evlerimizin çevresine çukur kazarsak bişeycik olmayacak:) Bunlar da taşarsa ne olur bilmiyorum ama... Allah korusun, üst katlara, olmazsa çatıya çıkın ya bence:(

Yakında da evde kendi imkanlarımızla bot yapımını anlatıcam zaten. Öptüm şekerler...


(Bana ne, şakayı onlar başlattı.)

31 Ağustos 2009 Pazartesi

my december

Sonunda Uraganım'la güzel bir Ankara akşam üzeri buluştuk. Daha konuşacağımız çok şey vardı belki, belki günün geri kalan kısmında birlikte susarak anlaşırdık bilmiyorum ama kendimi çok şanslı hissediyorum; bu koskocaman sanal alemde bile karşıma hep güzel insanlar çıktı:) İlk karşılaşma anından tut, birbirimize verdiğimiz hediyelere kadar ufak çaplı sevindirici mucizeler yaşadık:) Araya ikimizin de endişe ile sıkıştırdığı "Ben normalde bu kadar konuşmam aslında" cümleleri bile halimizi anlatmaya yeterli sanıyorum. Nazar değmesin:)

Eryaman'a geri döndüğümüzde bizimkilere söylediğim ilk cümle şu oldu:

-Ben Uragan'ı özledim ya...

Abiciğim de acemilik dönemini yemin töreni ile bitirdi. O askere gittiğinden beri günler hiç geçmiyor sanki. Bir ara ağzımdan "okul açılsa zaman çabuk geçer belki" diye bir laf bile çıktı. O derece özlüyorum, işte:(

Başlık mı? Şu şarkı. Uraganım'ın da dediği gibi, bir "iz", beş sene öncesine ait... Linkin Park da birçok şey gibi o zamanlarda kaldığı için eve gelirgelmez ilk işim bu şarkıyı arayıp dinlemek oldu.

Ankara'da yürüdükçe anılarım tazelendi sanırım, bir tuhaf oldum, amfiye bağlı olmayan elektrogitarla soğuk bir Ankara Aralık'ında dinleyebileceğim en güzel şarkıydı sanırım o "my december". Öyle, daha önce hiç görmediğim bir yeşil tonuna büyülenerek bakıp da... Ama bence, yine de, sevgi aşktan çok daha kuvvetli, yaşaması çok daha zor bir duygu. İkisini de ardında bırakıp gidebilmiş bir insan olarak naçizane görüşüm. Sevdiğinden ayrılırken beynini ve kalbini ayrı ayrı ikna etmen gerekiyor çünkü, diğerindeyse sadece birini. Severken daha mantıklı davranmak, daha sağlam adımlar atmak zorunda kalıyorsun, epeyce sorumlulukların oluyor. Aşk biraz dengesizlik, deli işi. Kendine hesap vermen gerekmiyor çok.

Bütün bu anıların tazeliğini sadece bir şehirde bu denli canlı tutabilmesine, insanı aradan geçen onca zamana rağmen etkileyebilmesine çok şaşıyorum doğrusu, ama benim bir suçumun olmaması "keşke..." dememe engel oluyor çok şükür ki. Böyle şeyler yazmayacaktım ya:) (Belki) işinize yarayacak bişey de söyleyeyim bari bu kadarını okutmuşken; burçlara inanmıyorum ama biri "ikizler" dedi mi ortamdan uzaklaşın bence, hele de bir akrepseniz:p

Heyecanlı, mutlu, hüzünlü, gülmekli, ağlamaklı, karışık, tuhaf hisler içinde geçti bu Ankara ziyaretimiz. Sanırım ben bu üç günü hep Uraganım, canım abimin asker hali ve yeşil gözlü Aralık'ım ile hatırlayacağım;

"this is all so clear"

24 Ağustos 2009 Pazartesi

bana bir masal anlat tim

Düşününce bile kanımın damarlarımdaki hareketi hızlanıyor.

9 Eylül'de(düzeltme: 11 Aralık, aşağıdaki açıklamayı da okuyun lütfen) Tim Burton'ın yeni animasyonu "9" vizyona girecek. Hem bir animasyon hem de bir Tim Burton hastası olarak fazlasıyla heyecanlıyım. 9 Eylül Çarşamba gününe denk geliyormuş, izlemek için haftasonunu beklemeye sabredemeyeceğim için tek başıma izleyeceğim muhtemelen. Ben şimdiden çok beğendim, süper olmuş, hayatımın filmi vs :))
Ahanda fragmanı;



"Alice Harikalar Diyarı'nda" için ise biraz daha sabrımızı zorlamamız gerekecek. Zira gösterim tarihi şayet ertelenmezse 5 Mart 2010. Müthiş üçlü yine bir arada; Tim Burton, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter. Karakterlere bakarken şöyle bir Beetle Juice esintisi hissettim hafiften. Helena Abla başta olmak üzere makyajlarıyla her zamanki gibi fazlasıyla dikkat çekiciler:



Tim Burton'ın berberi Sweeney Todd yüzünden ete bakış açım değişti ama yine de seviyorum çok fazla böyle ismi geçince heyecanlanıp abuk subuk devrik cümleler kuracak kadar.

Düzeltme (13.09.09) : Öncelikle 9, 9 Eylül'de vizyona girmediği için bu yazıyı okuyup da heveslenenlerden özür diliyorum. Vizyon tarihi için özellikle şu sayfaya bakmıştım ama yanıltıcı oldu, imdb "11 Aralık" diyor. Bir de, fragmanda Tim Burton'ın ismi geçiyor evet, ama imdb bağlantısında okuduğum bu yorum hiç hoşuma gitmedi. Siz gerekirse diğer yorumları da okuyup öyle karar verin artık;) Sevgiler.

20 Ağustos 2009 Perşembe

ben bazen

İstiyorum ki love etc.'yı ekmek arası yapıp yiyebileyim. Bünyeme tavuktan çok daha iyi geleceğine her boyutta bahse girerim.

Bir de, ya, yerinizde olsam fotoğraftakileri boşverir asıl bu Eti puf'a çok dikkat ederdim. Kendisi ultra sanatçı ruhlu bir insan ve çok değişik. Değişik insanları her zaman sevmişimdir:)

Düşündüm de, aslında eti pufun marşmelovu yerine love etc. bırakmak da fena fikir olmayabilir. Tabii ki Eti Puf'a da söz hakkı vermemiz lazım. Bakalım şarkıyı o da sevmiş mi...

Sevgiler.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

bir kpss kitabı ile yapılabilecekler

Bir KPSS kitabı, sınavda alacağı puana göre okullar arası seyahat edecek bir öğretmen adayının sahip olabileceği neredeyse en işe yarar şeydir.

Bir kere pratikte büyük değeri vardır.

1. Sıcaktan bunaldığınız günlerde "acık ceryan yapsın da rahatliyim" diye düşünürseniz, kapınızın çarpmaması için önüne bu kalın kitabı bırakabilirsiniz.

2. Sizi -gayet sakin ruh halinize rağmen- sinirlendirmeyi inat ve ısrarla başarabilmiş bireylerin kafasına darbetmek suretiyle ufak çaplı bir beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olabilirsiniz.

3. Kışa saklayıp, eğer halen soba yakan bir ev bulabilmiş şanslı bir insansanız "şunu da sobaya atıver de bi işe yarasın bari =)" diyerek mutlu olabilirsiniz.

4. Şayet 1.maddeye rağmen serinlemeyi başaramadıysanız kitabı sol elinize alarak sağ elinizle sayfaları çevirip hafif bir esinti elde edebilirsiniz (ayrıca bu kitabı günde 5 dakika, evet evet yanlış duymadınız sadece 5 dakika! elinizde tutarak inanılmaz çekici kol kaslarına sahip olabilirsiniz).

5."Neresinden başlasam bitmez bu kitap, en iyisi Battlefield oyniyim" diyerek mantıklı bir davranış geliştirebilir, olmadı, MMMMigros'ta kasiyer olup iki yakanızı zar zor bir araya getirerek de yine aynı hayat standardına ulaşabileceğinizi düşünüp rahatlayabilirsiniz.

6. Daha da önemlisi bir KPSS kitabı büyük psikolojik değere sahiptir. Onu yanınızda taşıdıkça tası tarağı toplayıp Avustralya'da mutlu bir hayat yaşama umutlarınızı yeniden gündeme getirebilirsiniz.

7. Bir KPSS kitabı doğması olası çocuğunuzu beklemeniz için çoğu zaman geçerli bir nedendir. "Anneee yine benim kitabımı almışsın!!" falan, sevimli olur neticede.

(emeğe saygı)

30 Temmuz 2009 Perşembe

but it's bad and it's mad

Canım Solar Günlüg okuyucusu, ben de isterdim ki "Ben çok ermiş bir insanım, daha önce hiç duymadığım yayınevi ismini rüyamda gördüm, ak sakallı bir dede bana yol gösterdi" falan diyeyim.

Yine de kısmen doğru bu. Rüyamda fakültedeki eğitim hocam (ki kendisi ak sakallı değil) "KPSS soruları bu kitaptakine çok benzer çıkıyor" diyerek bana bir kitap uzattı. Şimdi reklama girmesin, kocaman "KPSS" yazısının altında 'x yayınları'nın yazısını gördüm.

Sabah gugıldan böyle bir yayınevi olup olmadığını araştırıp olduğunu görünce "ahaaa ben erdim valla yihhhuuu" diye telefonu aradı gözlerim.

Sonra bir durdum.

Daha önceden araştırıp not aldığım alınacak KPSS kitapları listeme baktım.

'X yayınları' en başta yazıyordu.

Umut Sarıkaya bile bu kadar ufak bir şeyden mutsuz olamazdı ya, bilinçaltı ne pis bişey:(

Bir işaret daha beee, yani emin olmam için. Yoksa Ali Sami Yen'in orada trafik sıkışıkken gözüme takılmıştı yine aynı yazı, ama orada trafik hep sıkışık oluyormuş. Üzgünüm ama bu kadarını da sıradan tesadüfler olarak kabul edemem ben.

Ben galiba, yani sanırım, belki de muhakkak, olabilir böyle şeyler tabii. İstanbul güzel şehir neticede.

Ama diğer karşıdayken.

Çarşı Beşiktaş'a karşı :p

Huuhh, her şeye rağmen yürümek güzel İstanbul'da.

(başlık şu şarkıdan)

15 Temmuz 2009 Çarşamba

kabak ve patlıcanlı makarna

Ben bir makarna hastasıyım. Bugüne kadar ton balıklı, peynirli, sebzeli makarnaları hep dışarıda yemiştim. Evde yaptığım zaman bizim bildiğin domates soslu türkiş makarna yapıyordum hep (bir ara yaptığım yemekten çok salata kıvamındaki havuçlu makarnayı saymazsak). Bugün bir değişiklik yapayım dedim ve tarifleri araştırdım netten. Kabak ve patlıcanlar bozulmaya yüz tuttuğu için onları kullandıracak bir tarif aradım mamafih istediğim gibi bir tarif bulamadım. Ben de bu tarifi uydurdum, epeyce lezzetli oldu. Bunca yıllık bloggırız, insanlara bir faydamız olsun bari.

Zorluk derecesi: Tüm malzemeleri göz kararı kullandığım için 'göz kararı tuz atabilme' aşamasına (level 3) yükselmiş olman lazım.

Süre: Benim mutfakta oyalanmayı sevdiğimi göz önüne alırsak bir saatte hazır olur diyebiliriz.

Müzik: Sally's song dinledim canım inflack sayesinde ama başka bişi daha iyi olur tabii. Daha soğanları doğramadan ağlamaya başlıyor insan:(

Malzemeler: bir paket makarna (tercihen çubuk), patlıcan, kabak, soğan, yeşil biber, sarımsak, domates, tuz, kekik, karabiber, pul biber, kızartmak için ayçiçek yağı pişirmek için de mısırözü yağı.

Kullandığımız ölçü: Tavla zarı büyüklüğü (kısalt. tzb)

Yapılışı: Makarnayı bildiğin makarna gibi pişiriyorsun. O pişerken patlıcanları rastgele soyup, kabakları da hiç soymadan tzb doğra. Ayrı kaplarda tuzlu suya atıver, suyu karartana kadar bekliycek. Takribi 10-15 dakika. Bu arada boş durma, domatesleri soyup tzb doğra. Sonra soğan, biber ve sarımsağı tzb doğrayıp hepsini bir kenara ayır. Kabak ve patlıcanları sularını süzmeleri için havlu peçete üzerine bırak ama daha öncesinde yağı kızdırmaya koy. Önce kabakları sonra patlıcanları kızart. Soğan, biber ve sarımsağı her zamanki sıra ve sürede mısırözü yağıyla kavurduktan sonra kabak ve patlıcanları en son da domatesleri ekle. Baharatlarını da katıp şöyle bi çevir. Suyunu çekene kadar kısık ateşte pişirdikten sonra makarnaya kat ve afiyetle ye.

Sık Sorulması Muhtemel Sorular:

1. Patlıcan ve kabakları birlikte kızartamaz mıyım?

-Hayır tatlım. Sebzelerin pişme süreleri farklı. O kadar uğraştıktan sonra kömür gibi patlıcan yemek istemezsin di mi:)

2. Ölçü olarak tavla zarı yerine okey zarı kullansak olur mu?

-Kafamız kadar patlıcan ve kabağı makarnadan bağımsız bir şekilde yemek zorunda kalmamız sorun teşkil etmeyecekse neden olmasın:)

3. Kekik niye ya?

-Ratatouille tarifini hatırlarsak kekik, kabak ve patlıcana çok yakışan bi baharat. Kokusunda davet var.

4. Hangi ülkenin mutfağından bu?

-İtalya Fransız karışık yöresel bi lezzet, deeermişim :P

5. Ya ben yaptım ama hiç de lezzetli olmadı:( Niye ki?

-Becerememişsindir. Önce ratatouille yapmasını öğren.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

vincent

Vincent'ı seslendiren adamın sesi bana hiç yabancı gelmiyor. Tonlamalara dikkat ederseniz siz de Edward Scissorhands'teki mucit (Vincent Price) olabileceğini düşünürsünüz muhtemelen (benzemek istediği adamı anlatmak için film yapıp filmi yine ona seslendirtmek müthiş bir zevk olmalı).

Tim Burton benim için koca bir soru işareti olabiliyor bazen. Yani normalde insanlar "Bu filmdeki karakterle tamamen başka bir insanı anlattım ben o değilim yoksa..." diyerek işin içinden sıyrılıyorken bu adam öyle yapmıyor hiç. Ed Wood'daki yönetmende de onu görebiliyorsun, Vincent'taki çocukta da, ve bu kimseyi rahatsız etmiyor (Big Fish'te anlattığı baba da kendi babasıdır belki). Hatta ben "Dünyada böyle insanlar da varmış, bunlar gerçekmiş" diyerek mutlu oluyor, onu tanımadığım halde çok seviyorum.

Acaba tanışma şansımız olsa o da beni sever miydi ki, hımm, sanmam :)

Şans eseri henüz emoların çanta ve rozetlerine düşmemiş ve dilerim hiçbir zaman da düşmeyecek Vincent'ın günlüğümde olmasından mutluluk duyarak şuracığa bırakıyorum;

4 Temmuz 2009 Cumartesi

bu böyle



Matematiksel olarak tüm etkileşimlerde varlığımızı ihmal edebilecek kadar küçüğüz.

3 Temmuz 2009 Cuma

tembellik hakkı

Olmalı böyle bir şey bak.

Ben uykuyu çok severim. ÖSS zamanlarında millet sabahlara kadar soru çözerken ben gece saat on bir civarlarında kahve içip üzerine "Bu saatten sonra çalışılmaz" diyerek uyuyabilen bir összedeydim. Üzgün olduğum zamanlar daha da çok uyurum. Ancak kafama bir şeyin çok fena takılması lazım uyuyamamam için. Nemrut'ta eksi bilmemkaç derecede bile bir battaniyeyi kendime siper edip Samanyolu'na baka baka uyuduğumu bilirim.

Bu yüzden zaten üniversiteyi nasıl kazandığımı halen çözebilmiş değilim; mucize ya da şans. "Hiçbir başarı tesadüf değildir" diye bir slogan var ya, yalan o. Şans faktörü hayatlarımıza epeyce etki ediyor. Ufak bir şanssızlık eseri 'Hey you' dinleyemezken 'High Hopes' dinliyorsun mesela.

Şans demişken, sevgili abim EAN ile müttefik olup Generals oynarken bütün süper silahları (Atom bombası, scud storm vs) kafasına yiyen general de benim. Her şey, "General, a nuclear missile launched" sesiyle başlıyor...

Generals'ı da GLA'yi de seviyorum yine de. Sadece sivil halkı silahlandırarak bi sürü tank patlatabiliyorsun.

Bak ne diyordum, ne demişim. Tembel olabilirmişim ve bence hepimiz çok rahat tembel olabilirmişiz bir şeyler bizi bir şeylere zorluyor olmasaydı. Hiçbir şey yapmak zorunda olmamak müthiş çünkü; kahveyi sırf çalışmak zorunda olduğun için değil, canın istiyor diye içmen çok keyifli.

Üstelik kapitalist düzende yaptıklarının dünyayı değiştirmeyeceğinin, sadece birilerinin can sıkıntısını hafifleteceğinin farkındasın. Bu yüzden de beyaz yakalı bir köle olmayı reddeden 'biri', benim gözümde ikinci Travis'tir, üstelik bir Tyler Durden'a ihtiyaç duymayacak kadar da aklı başındadır... Dünya böyle insanlar üzerinde halen nefes aldığı için benim de halen rahat yaşadığım bir yer.

Yaniiii, yaşasın tembellik hakkı ve şu sayfanın en sonuna bakarsanız da "Her hakkı erkektir" o zaman yaşasın tembel Hakkı. Böğk. Tamam ya, çok kötüydü... Sizi Aristo'ya havale edeyim en iyisi.

Bu sıcaklarda dikkat edin kendinize olur mu, yorulmayın çok, canınız sıkıldıkça da "love etc." dinleyin;)

(emeğe saygı)