15 Kasım 2009 Pazar

evrak

"Evrak" zaten çoğul bir kelimeymiş. Yani biz "Evraklarınızı alabilir miyim?" diye sorduğumuzda "Kağıtlarlarınızı alabilir miyim?" demiş bulunuyormuşuz istemeden.

evrak:
1 . Kâğıt yaprakları, kitap sayfaları.
2 . Resmî kurumlarda işlem gören belgeler:
"Mektupçu evrak okur, cevap yazar, muhabere işlerini idare ederdi."- S. Ayverdi.
3 . Yazılmış kitaplar, mektuplar veya yazılar.
tdk

Evet, "ÖSS sınavı" demek gibi bu da ölümcül olmayan bir hata ama yine de düzeltmek istedim. Neticede "KPSS"yi bizim gibi değil de olması gerektiği gibi "kepesese" olarak telaffuz eden yedi yaşında mükemmel Türkçe konuşan bir kuzene sahibim.

Bir zamanlar ben de "pek de" yerine "pekte" yazardım işte, nereden nereye...

Bişi değil dünya.

"Bişi" mi? Çıt çıt çıt...

12 Kasım 2009 Perşembe

niye gittim

Şimdi pek çaktırmadım ama epeydir yoktum. Ha, bunun yazma yeteneğim üzerindeki olumsuz etkileri üzerinde ayrıca durucam zaten. Döncem ben sana. Ehe, neyse. Asıl konumuza gelelim.

Biz böyle acayip huzurlu yemyeşil ve mutlu bi sitede oturuyorduk. Etrafta şen kahkahalar atan şen çocuklar vardı. Böhühüh... Kendi evimize taşındık şimdi. Acayip dağbaşında bi yer. İnternet buraya nasıl ulaşabiliyor hayret ediyorum hatta. Türk Telekom'u tebrik etmem lazım, bunca yıl "link ışığı yanıyor!!!" diye böğürüp bildiğim tüm sabır cümlelerini içimden geçirken cidden haksızlık etmişim. Ne diyor belediye, çalışınca oluyore.

Arkamızdaki mezarlık sayesinde yaşamın ne kadar fani olduğunu, etrafımdaki sessizlik nedeniyle de televizyondan gelen çatur çutur seslerin aslında ne kadar korkunç olduğunu anladım. Köpekleri saymıyorum, bugün sayelerinde derse geç kaldım. Sibirya kurdundan tut, Alman kurduna kadar, köpek diye nitelendiremeyeceğim hayvanlarla dolu etrafım. Pek sevimli değil. Canım çok fazla sıkılıyor aslında ve bu büyük oranda KPSS'ye istediğim gibi hazırlanamamamla alakalı. Bu sınavı ciddiye alan tek yaratık benim şu anda, bizimkiler neye güveniyor bilmiyorum. Galiba bana. Ben kendime güveniyor muyum, hayır. Yeterince delilim yok şu an için. Çok umutsuzum. Hayat berbat.

Şimdi bu odayı boşaltmam lazım, oda değişikliği yapıyoruz malum... Dua et günlüg, bişeyler daha iyi gitsin. Bişeyler işte, ben bu çatı katına ısınayım, insanlar yağmurun pıt pıtına "aa negzel..." derken ben de "bence deee" diye atlayayım hemen.

Okula hiç gitmek istemememi saymıyorum bile. Nefret ne demekmiş bu sene öğrendim. Yazmayacaktım işte ya. Benim için işler iyi gitmiyor, umarım düzelir. İnternet bağlantım kopmazsa ya da bir sabah bir Alman kurdu tarafından hurharca katledilmezsem buralardayım yine.

Öptüm canlar.

düzeltme: Ayrıca domuz gribiyim sanırım ya. İyileşemedim bi türlü...

15 Ekim 2009 Perşembe

hımm...

monochrome floors,
monochrome walls,
only absence near me,
nothing but silence around me.
monochrome flat,
monochrome life,
only absence near me,
nothing but silence around me.

Hı hı...

29 Eylül 2009 Salı

hakiki tosun paşa



Siz de Tosun Paşa'nın bu kısmında eğitim sisteminin izlerini görüyor musunuz:) Uzun uzun yazmaya halim kalmadı. Öğretmen olabilmek için dersaneye kaydoldum, dersane çıkışlarında da öğrencilere özel ders vereceğim. Ne kadar saçma değil mi:)

"Avet avet hıhıh"...

15 Eylül 2009 Salı

floaters

Yani göz önünde uçuşan eciş bücüş iplik, nokta benzeri aslında var olmayan şeyler. Benimkiler henüz sağ gözümde iki taneler. Özellikle de bir şeyler okumaya çalışırken gözümün önünden kayarak sinirlerimi bozuyorlar.

Araştırdığıma göre aslen saydam olan bu tuhaf şekiller, açık renge bakınca matlaşıyorlarmış. Ne sebeple olduğu hakkında çeşitli rivayetler olup, yine bu rivayetlerden anladığım kadarıyla eğer kendisine ani ışık çakması tarzı bir durum eşlik etmiyorsa tıbbın çok da ciddiye aldığı bir problem değil muşvolan (bu rahatsızlığın tıptaki ismi). Öyle de işte, insan istemeden de olsa ciddiye alıyor; ya inat edip kendisini umursamadan her ne yapıyorsam ona odaklanmaya çalışıyorum ya da yüzdüğü her anı takip etmeye çalışıyorum. Yalnız gözlerinizi çevirdiğiniz yöne gelerek işinizi zorlaştırdıklarını da unutmamak lazım.

Yakın zamanda da Bugs Bunny'nin onu ciddiye almayan çocuklara bir çeşit laneti olduğunu düşünmeye başladım. Aaa, tavşan humması hastalığını unutmuş olamazsınız:

Evet, gözlerinizin önünde uçuşan renkli noktalar görmeye başlayacaksınız. Şimdi de yüzüyor olmalılar...

Doktor Sağbırakmayan!! Doktor Sağbırakmayan!! :))

Bu da konu üzerine çekilmiş hoş bir kısa film:



Lütfen unutmayın; internette okuduğunuz her bilgi doğru olmayabilir. Bu bilgiler de şahsi görüşlerim olup doğru olmayabilir. Yarın öbür gün "ama Solar öyle dediydi:((" demeyin, sorumluluk kabul etmem. Burası giderek kalabalıklaşıyor galiba ya... Aynısı kaynımda var, çekme yapıyo, eveettt...

(buraya bakarlar)

12 Eylül 2009 Cumartesi

acil önlem planı

Sevgili Frigyalı hemşehrilerim;

Sele karşı bi acil önlem planı hazırladım, üstelik de paint'te. Buna göre hepimiz evlerimizin çevresine çukur kazarsak bişeycik olmayacak:) Bunlar da taşarsa ne olur bilmiyorum ama... Allah korusun, üst katlara, olmazsa çatıya çıkın ya bence:(

Yakında da evde kendi imkanlarımızla bot yapımını anlatıcam zaten. Öptüm şekerler...


(Bana ne, şakayı onlar başlattı.)

31 Ağustos 2009 Pazartesi

my december

Sonunda Uraganım'la güzel bir Ankara akşam üzeri buluştuk. Daha konuşacağımız çok şey vardı belki, belki günün geri kalan kısmında birlikte susarak anlaşırdık bilmiyorum ama kendimi çok şanslı hissediyorum; bu koskocaman sanal alemde bile karşıma hep güzel insanlar çıktı:) İlk karşılaşma anından tut, birbirimize verdiğimiz hediyelere kadar ufak çaplı sevindirici mucizeler yaşadık:) Araya ikimizin de endişe ile sıkıştırdığı "Ben normalde bu kadar konuşmam aslında" cümleleri bile halimizi anlatmaya yeterli sanıyorum. Nazar değmesin:)

Eryaman'a geri döndüğümüzde bizimkilere söylediğim ilk cümle şu oldu:

-Ben Uragan'ı özledim ya...

Abiciğim de acemilik dönemini yemin töreni ile bitirdi. O askere gittiğinden beri günler hiç geçmiyor sanki. Bir ara ağzımdan "okul açılsa zaman çabuk geçer belki" diye bir laf bile çıktı. O derece özlüyorum, işte:(

Başlık mı? Şu şarkı. Uraganım'ın da dediği gibi, bir "iz", beş sene öncesine ait... Linkin Park da birçok şey gibi o zamanlarda kaldığı için eve gelirgelmez ilk işim bu şarkıyı arayıp dinlemek oldu.

Ankara'da yürüdükçe anılarım tazelendi sanırım, bir tuhaf oldum, amfiye bağlı olmayan elektrogitarla soğuk bir Ankara Aralık'ında dinleyebileceğim en güzel şarkıydı sanırım o "my december". Öyle, daha önce hiç görmediğim bir yeşil tonuna büyülenerek bakıp da... Ama bence, yine de, sevgi aşktan çok daha kuvvetli, yaşaması çok daha zor bir duygu. İkisini de ardında bırakıp gidebilmiş bir insan olarak naçizane görüşüm. Sevdiğinden ayrılırken beynini ve kalbini ayrı ayrı ikna etmen gerekiyor çünkü, diğerindeyse sadece birini. Severken daha mantıklı davranmak, daha sağlam adımlar atmak zorunda kalıyorsun, epeyce sorumlulukların oluyor. Aşk biraz dengesizlik, deli işi. Kendine hesap vermen gerekmiyor çok.

Bütün bu anıların tazeliğini sadece bir şehirde bu denli canlı tutabilmesine, insanı aradan geçen onca zamana rağmen etkileyebilmesine çok şaşıyorum doğrusu, ama benim bir suçumun olmaması "keşke..." dememe engel oluyor çok şükür ki. Böyle şeyler yazmayacaktım ya:) (Belki) işinize yarayacak bişey de söyleyeyim bari bu kadarını okutmuşken; burçlara inanmıyorum ama biri "ikizler" dedi mi ortamdan uzaklaşın bence, hele de bir akrepseniz:p

Heyecanlı, mutlu, hüzünlü, gülmekli, ağlamaklı, karışık, tuhaf hisler içinde geçti bu Ankara ziyaretimiz. Sanırım ben bu üç günü hep Uraganım, canım abimin asker hali ve yeşil gözlü Aralık'ım ile hatırlayacağım;

"this is all so clear"

24 Ağustos 2009 Pazartesi

bana bir masal anlat tim

Düşününce bile kanımın damarlarımdaki hareketi hızlanıyor.

9 Eylül'de(düzeltme: 11 Aralık, aşağıdaki açıklamayı da okuyun lütfen) Tim Burton'ın yeni animasyonu "9" vizyona girecek. Hem bir animasyon hem de bir Tim Burton hastası olarak fazlasıyla heyecanlıyım. 9 Eylül Çarşamba gününe denk geliyormuş, izlemek için haftasonunu beklemeye sabredemeyeceğim için tek başıma izleyeceğim muhtemelen. Ben şimdiden çok beğendim, süper olmuş, hayatımın filmi vs :))
Ahanda fragmanı;



"Alice Harikalar Diyarı'nda" için ise biraz daha sabrımızı zorlamamız gerekecek. Zira gösterim tarihi şayet ertelenmezse 5 Mart 2010. Müthiş üçlü yine bir arada; Tim Burton, Johnny Depp ve Helena Bonham Carter. Karakterlere bakarken şöyle bir Beetle Juice esintisi hissettim hafiften. Helena Abla başta olmak üzere makyajlarıyla her zamanki gibi fazlasıyla dikkat çekiciler:



Tim Burton'ın berberi Sweeney Todd yüzünden ete bakış açım değişti ama yine de seviyorum çok fazla böyle ismi geçince heyecanlanıp abuk subuk devrik cümleler kuracak kadar.

Düzeltme (13.09.09) : Öncelikle 9, 9 Eylül'de vizyona girmediği için bu yazıyı okuyup da heveslenenlerden özür diliyorum. Vizyon tarihi için özellikle şu sayfaya bakmıştım ama yanıltıcı oldu, imdb "11 Aralık" diyor. Bir de, fragmanda Tim Burton'ın ismi geçiyor evet, ama imdb bağlantısında okuduğum bu yorum hiç hoşuma gitmedi. Siz gerekirse diğer yorumları da okuyup öyle karar verin artık;) Sevgiler.

20 Ağustos 2009 Perşembe

ben bazen

İstiyorum ki love etc.'yı ekmek arası yapıp yiyebileyim. Bünyeme tavuktan çok daha iyi geleceğine her boyutta bahse girerim.

Bir de, ya, yerinizde olsam fotoğraftakileri boşverir asıl bu Eti puf'a çok dikkat ederdim. Kendisi ultra sanatçı ruhlu bir insan ve çok değişik. Değişik insanları her zaman sevmişimdir:)

Düşündüm de, aslında eti pufun marşmelovu yerine love etc. bırakmak da fena fikir olmayabilir. Tabii ki Eti Puf'a da söz hakkı vermemiz lazım. Bakalım şarkıyı o da sevmiş mi...

Sevgiler.

19 Ağustos 2009 Çarşamba

bir kpss kitabı ile yapılabilecekler

Bir KPSS kitabı, sınavda alacağı puana göre okullar arası seyahat edecek bir öğretmen adayının sahip olabileceği neredeyse en işe yarar şeydir.

Bir kere pratikte büyük değeri vardır.

1. Sıcaktan bunaldığınız günlerde "acık ceryan yapsın da rahatliyim" diye düşünürseniz, kapınızın çarpmaması için önüne bu kalın kitabı bırakabilirsiniz.

2. Sizi -gayet sakin ruh halinize rağmen- sinirlendirmeyi inat ve ısrarla başarabilmiş bireylerin kafasına darbetmek suretiyle ufak çaplı bir beyin sarsıntısı geçirmelerine sebep olabilirsiniz.

3. Kışa saklayıp, eğer halen soba yakan bir ev bulabilmiş şanslı bir insansanız "şunu da sobaya atıver de bi işe yarasın bari =)" diyerek mutlu olabilirsiniz.

4. Şayet 1.maddeye rağmen serinlemeyi başaramadıysanız kitabı sol elinize alarak sağ elinizle sayfaları çevirip hafif bir esinti elde edebilirsiniz (ayrıca bu kitabı günde 5 dakika, evet evet yanlış duymadınız sadece 5 dakika! elinizde tutarak inanılmaz çekici kol kaslarına sahip olabilirsiniz).

5."Neresinden başlasam bitmez bu kitap, en iyisi Battlefield oyniyim" diyerek mantıklı bir davranış geliştirebilir, olmadı, MMMMigros'ta kasiyer olup iki yakanızı zar zor bir araya getirerek de yine aynı hayat standardına ulaşabileceğinizi düşünüp rahatlayabilirsiniz.

6. Daha da önemlisi bir KPSS kitabı büyük psikolojik değere sahiptir. Onu yanınızda taşıdıkça tası tarağı toplayıp Avustralya'da mutlu bir hayat yaşama umutlarınızı yeniden gündeme getirebilirsiniz.

7. Bir KPSS kitabı doğması olası çocuğunuzu beklemeniz için çoğu zaman geçerli bir nedendir. "Anneee yine benim kitabımı almışsın!!" falan, sevimli olur neticede.

(emeğe saygı)