turuncu butona tıklayınca yazdıklarıma bir okuyucu aracılığıyla abone olup burayı takip edebilirsin. diğeri de bloxoo'nun günlüg'e biçmiş olduğu değerin sayısal karşılığıdır.
(bu günlüg'ün 1024 x 768 piksel çözünürlükte mozilla firefox ile internet explorer'dan daha iyi görüntülendiği bilimsel olarak kanıtlanmıştır. öte yandan farklı çözünürlüklerde netscape, opera, safari ve diğer tarayıcılar ile çalışmalar devam etmemektedir)
"Tıp fakültesini iyi bir dereceyle bitiren Ali, birkaç kez girdiği Tıpta Uzmanlık Sınavında başarısız olmuştur. Ailesinin ısrarıyla bu yıl da sınava başvurmasına rağmen Ali bu sınav uygulaması devam ettikçe hayalini kurduğu dahiliye uzmanlığı eğitimini hiçbir zaman alamayacağını düşünmektedir.
Ali'nin bu düşüncesi aşağıdakilerden hangisinin göstergesi olabilir?
A) Öğrenilmiş çaresizlik B) Dışsal denetim odağı C) Kendini gerçekleştiren kehanet D) Mantığa bürünme E) Kolektif yeterlik inancının düşük olması"
Cevap A şıkkı. Bir de dalga geçiyor adamlar bizle iyi mi:)
Hiç ders bırakmadan son seneye geçebildim günlügcüğüm. Eylülde Eti Puf'um gibi takvim yapıp her günün üzerini çizicem, yiiiiğğğğhuuu:)
Son senenin derslerine baktım da, birinci dönemki bir ders dışında gerisi rehberlik, seçmeli ders, staj falan. KPSS'ye çalışmak için bayağı bir vaktim olacak gibi. Yine de yazın da çalışıcam, Uranüs'teki okulların puanları bayağı bir yüksek neticede. Sözleşmeli zımbırtısıyla uğraşmak da istemiyorum iki sene.
Poşet çayın içindeki parçacıkların çayın içine yayıldığını gördüğünde senin açından da haklı bir tespit olabilir bu, bekle ve gör.
Tespit 3: Öğrenci kutuplarda da olsa öğrencidir.
Öğrenci psikolojisi evrensel bir kavram olup yaş, cinsiyet, ırk, dil, din gibi ayrılıkları tek bir potada eritir. Mesela bütünleme sınavına (son!!!:)) ) çalışmak dururken gelip burada abuk subuk tespitler yapabilir. Bu matematiksel beklenti değerimizin 1'e olabildiğince yakın olduğu bir haldir, şahitleri bile vardır.
Daha çok yazacaadım, olasılıktan kalma ihtimalim aklımdan geçiverdi. Öpt. Kib. Bye.
Meşhur "kahve + altı=> kahvaltı" kaynaşmasını bilmeyen yoktur heralde, gerek lisede gerek dersanelerde çokça çalındı kulaklarımıza. Yalnız çok sık kullandığımız kelimelerin anlamlarını görmezden gelebiliyoruz bazen, kahvaltıdan sonra kahve içmek bu yüzden pek yaygın bir eylem değil, ama işte atalarımızın bir bildiği varmış zamanında. Kahveden önce kahvaltı yapma fikrinin güzelliğini kahvaltının ardından içtiğin kahveyle algılayabiliyorsun ancak.
Pek bir keyifli.
Hele bir de seneye bu vakitlerde üniversite denen kabusun biteceğini düşündükçe daha keyifli oluyor. Üç senedir dördüncü sınıf olmanın bir insanı nasıl mutlu edeceğini hayal ediyordum. "Acayip mutlu oluyosundur ya kesin bana olmaz" diyordum da oldu bana, acayip mutlu oluyormuşsun cidden de. Biliyorum hayatımdaki tüm sıkıntılar elemine olmayacak ama 'üniversiteli heyecanlı gençler' kitlesinden kurtulacağım en azından.
Yüksek lisans mı dedin? " :))))))))) " Sözü Pet Shop Boys'a bırakıyorum; "Don't have to be A big bucks Hollywood star Don't have to drive A super car to get far Don't have to live A life of power and wealth Don't have to be Beautiful but it helps";)
E dolayısıyla yüksek lisans denen zıkkımı bin türlü çileyle yapmaya, bu süreçte etrafımdaki insanların yapmacık saygı/sevgi gösterilerine de ihtiyacım yok. Para dersen hayatın amacı değil, sadece hayatını başkasına muhtaç olmadan yaşamanı sağlayacak bir araç.
Yani diyom ki;
"You need more You need more You need more You need more You need love..."
(İngilizce kısımların hepsi Pet Shop Boys'a ait: love etc. Son bir haftadır başka şarkı dinleyemiyorum da:) Klibi ayrıca güzel.)
Çok sıkıldınız benden biliyorum ama final dönemleri bi acayip oluyorum ya... Böyle gerekli gereksiz bisürü şey üzerine felsefe yapasım geliyor, çünkü düşünmezsem çalışmam lazım.
Ispanak pişirmek, ütü yapmak hep gereksiz işler bence. Hem ıspanağı o kadar çok yıkayınca vitamini kalmıyor. Ütü yapıyorsun ya da, sonra bidaha yıkıyorsun, bidaha ütülüyorsun ohoooo... Yemek yiyorsun ama sonra yine acıkıyorsun. Hayat ne tuhaf be. Bundan birkaç sene önce fındıklı kahve diye bişey çıkıcak sen de çok seveceksin deseler 'böyle yuvarlak bişeyler olucak, onların üzerinde yürümeden bi yerlere gidicek insanlar'ı duymuş karanlık çağ adamı gibi gülerdim. Muhtemelen ne dediğini anlamadığım için.
Şeyi de anlamıyorum mesela, niye msndeki kişiler isimlerinin başına tırnak işaretiyle boşluk falan bırakıp listenin en başında görünme arzusu taşırlar ki? Hayır yani ben listenin en başında diye görünce konuşmak mı isteyeceğim sanki.
Yani canım günlüg, eğer hayatın anlamı varsa onu final döneminde ders çalışamayan bir öğrenci bulacak bence, buna tüm kalbimle inanıyorum.
Eğer hayatımda Chris Martin'den haberdar bir insan olsaydı (nerdeeee) ve bana 'Chris Martin senin için ne ifade ediyor?' diye sorsaydı vereceğim cevap aşağı yukarı şöyle bişey olurdu; "??......:)))))....!!!"
Çünkü o an gözlerimden çıkan ve gitgide büyüyen kırmızı kalp şeklindeki baloncukları patlatmakla uğraşmam gerekir.
Sesini duymak nasıl bir his anlatmaya çalışayım; insanı bir anda dünyadan alıp yağmurdan sonra güneşin pırıl pırıl parladığı masmavi gökyüzülü bir manzaranın orta yerinde bırakıyor, üstelik dans ederken elleriyle gökyüzüne gökkuşağı çiziyor... Chrisciğimin sesini duyduğum zaman kararsız bünyeden tutarsız bünyeye doğru yumuşak bir geçiş yapıyorum bu yüzden. Kendimi milyonlarca insandan ayırıyorum. Evet ya, bu adamı dinliyor olmak kesinlikle bir ayrıcalık; benim bir otobüs dolusu insandan farkım (bunları otobüste gelirken düşünüyordum da:) ).
Tanrı meleklerden birini aramıza katmış olmalı yaa, numunelik...
Ama sırf o insan kılığında diye deböyle yapmayın canım... Gelmez bi daha he, bakın Türkiye'ye gelmiyor hiç:(((
uyarı: Başlık öbür dünyada karşılaştığım ve bu dünyada hiç Coldplay dinlememiş birine vereceğim cevaptır. Daha az insana söylemek için Coldplay'e hasta olduğum başlangıcı bırakıyorum;
not: Coldplay'i keşfetmek alıştırma olarak okuyucuya bırakıldı.