solar günlüg

we live in a beautiful world... yeah we do... yeah we do!

orda durma

yazan: solar

Evet, nihayet sevgili Lal-ı Reyhan'ın 'sobeee:))'sine cevab veriyorum..

Bulunmaktan zevk aldığım yerler şöyle efenim;

Listemin en başına canım İzmit'imi bırakıyorum. Aramızda özel bir iletişim var kesinlikle. Bazen ben dinlerim onu, bazen o beni dinler, sırtımı sıvazlar, mavi mavi umutlar, sarı mutluluklar verir, keyifsizse yine beraber yaşarız gri bulutların kasvetini ve bence kar en çok İzmit'e yakışır.. Yerimde başka biri olsa şair olurdu kesin ya, neyse, bu beceriksizliğime rağmen seviyor beni:)

Yandaki fotoğraf bir üst geçit üzerinden, marinaya giderken içimden 'bu anı kaçıramam' diyerek durmuş, yorgun bir iş gününü daha bitiren güzel İzmit'e bakmıştım hayranlıkla.. Yorgun ve güzel şehrim:)

Şehirlerden başlamışken, ilk görüşte sevdiğim diğer iki yere geçmek istiyorum; Marmaris ve İzmir.

Marmaris, yüzeysel bir bakışla Türkiye'den çok farklı. Kendi memleketimde kendimi yabancı hissetmiştim ilk gittiğimde. Yollarda Türkten çok Rus var yahu:p Davay davay.. Ehem, ciddiyeti muhafaza edelim pliz. Bir süre şaşkınlıkla etrafa bakındıktan sonra Marmaris'in arka sokaklarını keşfe çıktık babamla, emekli dedelerle, gözlerinin içi pırıl pırıl gülen teyzelerle tanıştık. Ahanda bizim insanımız işte dedim, kanım kaynadı Marmaris'e. Beş yıldır ilk kez bu yaz gitmedik:( Çok fena özledim mehtaba bakıp canlı canlı 'deniz ve mehtap'ı dinlemeyi:)

İzmir.. Bence fazla söze gerenk yok. Hani "GATA!" gibi, ismini duyduğun an iyileşmiş olman lazım (burada Cem Yılmaz'ın son gösterisini izlediğinizi varsaydım, aferin iyi varsaydım). Zaten yazmıştım da, bünyesindeki pozitifliği, canlılığı, insanlarının sıcaklığını adım attığınız andan itibaren hissedebileceğiniz ender şehirlerden..

Tekrar bu taraflara dönelim. Hereke denizin verdiği huzuru anında damarlarınıza nüfuz ettireceğiniz bir yer. Biz genelde mangal yapmak için gideriz:) Hereke deyince aklıma gelen ikinci şey de hamak sefasıdır bu yüzden. Hakkatten ya, 'kurtulur muyum bunalımdan hamakta sallansam'? Bekle beni Hereke:p

Nerede (hangi şehir anlamında bea, biliyoruz, karada gitmez vapurlar), ne zaman, kiminle (bazen yalnız olmak tercih nedeni) olduğum önemli değil, vapurda olayım, elimde martılara atacak kadar simitim olsun, 'ben dünyanın en mutlu insanıyım lan şu an!!' diye aşka gelirim.. Hayat ne tuhaf di mi, vapurlar falan..

Hımm, başkaaa, evimi, evimin mutfağını ve odamı çok seviyorum, eğer ki iyi günümdeysem eve gelir gelmez mutfağa selam eder, kahvemi yapıp odama geçer, arka plana da güzel bir müzik bırakıp kendimi huzurun kollarına atarım..

İçinde sevdiklerim olduktan sonra dünya bile huzur bulabileceğim bir yer olabiliyor demek ki. Onlar da olmasa zaten;

***
Altın Kalp...

Marvin: Artık gıcırdayan kapılardan daha büyük bir sorunumuz var.. Solar geliyor..
Ford: Keşke annemi dinleseydim
Arthur: Nelerden bahsederdi ki?
Ford: Bilmem, hiç dinlemedim..
***

p.s.:merak etme lan ömrüm yetmez gelmeye yolda ölürüm ben, yok ki öyle son model uzay aracımız bizim, hımppff, yazık bizeğğğ..

Başlık 'Mor ve Ötesi'nin 'Gül Kendine' albümünde yer alan 'orda durma' adlı eserden itinayla araklanmıştır. Yazarın yazılı veya sözlü izni olmadan benzer biçimde araklama yapılamaz.

if you go, if you go...

yazan: solar

Haber bu.

Ünlü İngiliz grup Coldplay'in solisti Chris Martin 1 sene sonra müziği bırakacağını açıkladı.

Yaşının artık 30'u devirdiğini ve grup işinin belli bir yaştan sonra tat vermeyeceğini, hatta yaşlı bir rock star olmak istemediğini söyleyen Martin, "33 olunca bu işi tamamen bırakacağım. Bence müzikte ara olmaz. Ya bırakırsın ya devam edersin. Ben ara da vermeyi düşünmüyorum." dedi.

Radyodan geçen hafta sonu duydum aslında. Hayatım değil ama, Coldplay dediğimde ruhumu gülümseten her ne varsa gözlerimin önünden film şeridi gibi geçti, bittiğindeyse "the scientist" çalmaya başladı beynimde; take me back to the start.

Biliyorum, hiçbir şey sonsuza dek süremez, hele bu Chris Martin dinleyebilmek gibi harikulade bir şeyse, kısa sürer; kendimden beklemediğim bir olgunlukla kabulleniyorum bunu, hatta dahası, Chris Martin'i anlıyorum..

Bir de, böyle adamları tanıdıkça beklentileri yükseliyor insanın. Hani zaman reklamlarında diyor ya 'yaftalamadan düşünün' falan, hiç yapamıyorum bunu. İnsanların sesini Chris Martin'in sesiyle, espri yeteneğini Douglas Adams ile, ruhunu FD'ciğimin ince ruhuyla, zekasını Oğuz Atay ile kıyaslıyorum, kendimin nasıl bişi olduğuna bakmadan 'olmamış bu..' diyorum. Ömrümün sonuna kadar yalnız yaşarsam hep bu adamların varlığı yüzünden:p

O değil de, canlı canlı Yellow'u dinleyemeyecekmişim demek Coldplay'den.. Neyse bea, alıştık artık.

"Ya bırakırsın ya devam edersin"; bunu ben de söylemiştim. Belirsizlik, arada kalmak kadar yorucu bişey daha yok ve dilerim geri dönmezsin, ben eski şarkılarını döndürüp dururken, sen ömrümün sonuna kadar efsanem olursun Chris Martin..

Yine de, ya ne bileyim,"let's go back to the start" falan dersen, ilk günki heyecanla burada olacağım ben, çooook seviyorum bea, napiim, 'honey, honey..';)

Hımm... Yeni bir ses mi? Artık değil, anladım ki yaşanmışlık hissi taşısın diye hayatın altını çiziyoruz çoğu zaman ve ben kitap cümlelerinin bile altını çizemeyen bir 'okur'um.. Hayat da hep yeni kaldı, ama o yeni kalsın diye çırpınırken ben eskidim ve hayatıma kattığım her yeni şey, sadece şunu, beni biraz daha eskitmeyi, başarıyor. Bu yüzden, yeni değil, bana yeni lazım değil, eskiler benim olsun, daha tanıdık şeyler; eskisi kadar zamanım yok artık.

Daha çok uzatmadan Chrisciğimin konser kapanışıyla bitireyim bu yazımı;

"Please eat more chocolate and please listen to more Coldplay.."*

*Lütfen daha çok çikolata yiyin ve lütfen daha çok Coldplay dinleyin..

Not: Mim aklımda Lal-ı Reyhan, biraz daha düşündükten sonra yayınlayacağım, hiçbir yeri atlamak istemiyorum:)

çitten atlayan koyunlardan da bahsetmediler

yazan: solar

Merhaba, iyi geceler, tatlı.. Neyse..

Bir eşik var, esnediğim an gözlerimi kapatmam gerekiyor, bunu yapmadığım zaman da 'hadi bana eyvallah' diyerek beni 1'ler ve 0'lar dünyasına emanet ediyor ya da sade melodilere bırakıp kaçıyor, uykum.

Az önce laptopın kablosunu çekiştirirken üçlü prizi yere düşürdüm mesela, olaki birilerini uyandırdıysam ona yapabileceğim en büyük kötülüğü yapmış olurum bu saatte onun da uykusunu kaçırarak. Henüz ne oldu diye gelen olmadı. Belki de aslında yaşamıyorumdur, iyi.

Lal-ı Reyhan mimlemiş beni, kendimi iyi hissettiğim ya da mutlu olduğum birkaç yeri yazacağım; ama bir sonraki yazının konusu olsun o, şimdi aklımda bi tek kuğulu park var çünkü, arka planda da eski bi 45lik; bana yalan söylediler.

Evet, uykumun kaçacağını söylemediler. Bana hayatıma en çok etki edecek olan şeyden, 'kader'den bahsetmediler, bilsem gelmezdim, ama kısfmet..

"Kaç koyun uyku eder?" bugünlerde en büyük problemim bu..

Çitten atlayan koyundan kurbanlık olur mu ya da?

Dursun bu yazı da böyle..

nice yıllara solar günlüg

yazan: solar

Bir yıl oldu, ben buradayım halen. Hayatımı şöyle bi gözden geçirirken 'bu güzel bişi..' dedim içimden..

Solar günlüg, benim için bir briç tutkununun briç kulübü gibi, deniz kenarında, rüzgarı bol, manzarası süper, kendimi ifade edebildiğim bir yer ve bir yıldır buraya gelip gittiğim için çok memnunum.

Sen burada olduğun için de tabii, sağol..

yeni başlayanlar için kendinden nefret etmek

yazan: solar

Son bir haftadır, hiç olmadığım kadar iyi hissediyordum kendimi. 'Balikım bile var daha n'olsun:)' diyordum, çocuklar gibi şendim, ama işte, biliyordum, bir kırılma anının geleceğini ve düşüşe geçeceğimi..

İşin kötü yanı da, ben düşüşe geçince dibe vururum. Çünkü hiçbir şeyin ortası yok benim için; iyi olmanın ya da kötü olmanın. Evet, nereden baksan saçmasapan bir yaşam tarzının içindeyim ki kendime bile itiraf edemiyorum bunu çoğu zaman. 'İyidir böyle' diyorum iyinin ne olduğunu bilmeden. Asya gibi 'Sevgi neydi?' dediğimde 'Emekti' diyemiyorum; 'Sevdiğin için kendinden vazgeçmekti' diyorum. Bundan daha fazlası olmalı diyorum, vazgeçiyorum. Ruhumdan katıyorum sevdiklerime ve bir zaman sonra tıpkı Mahmut gibi onları da zehirliyorum. Evet, damarlarımda dolanan şey her ne ise, içinde sevdiklerimi de zehirleyen bir şey olmalı. Bu yüzden Mahmut bu kadar kısa sürede öldü, uyandığımdan beri aynı, baş aşağı duruyor, hareket etmiyor, fanusa tık tıklamam, çevirmem, 'şaka yapıyorsun, üzüleyim diye böyle yapıyorsun, arkamı döndüğümde yüzeceksin yine' demelerim sonrasındaki hayal kırıklığım aynı. Buralar gitmiyor, yine, o gitti, yine, çok ağlıyorum çürüyor gözlerim, ama bişey değişmiyor, yine.

Alt tarafı 'balık' işte değil mi, anlatamıyorum ki, arçeliğin robotu boynunu bükürken bile gözlerim doluyor, 'robot' işte di mi, değil işte.

Mahmut yazıp aratınca iki yazı çıkıyordu mutluluğumu anlatan; birincisi bu, ikincisi de bu. Benim için mucizevi bir canlıydı, bana 'Hande Yener bile dinleten balik'tı, o balık değildi işte; 'balik'tı.

Gitmek neyi çözecek balik? Beni de götür işte, bırakma buralarda, ben kendimden daha fazla nefret etmeden. 'Bana bak salak, bir daha hiçbir şeyi bu kadar sevmeyeceksin'i kendime daha fazla demeden.. Uyan işte, yine baloncuklar çıkar.. Özür dilerim, seni de sevgimle boğduğum için, en azından sınavlarım bitene kadar bana katlandığın için, seni hiç unutmayacağım, belki de unutmamı isterdin kim bilir, aklımda bile yer almamak, seni düşünerek manevi varlığını da zehirlemememi isterdin ama ben yine yapamayacağım bunu, umarım benden nefret etmiyorsundur..

Mutlu muydum, al işte; berbat bir sabah, berbat bir gün ve işin kötü yanı artık kendime hiç acımıyorum: Bir daha bu eve içimdeki zehre bağışıklık kazanamamış başka bir canlı girmeyecek. Ben de en kısa zamanda Mahmut'un gittiği ebediyete intikal ederim umarım; iyi ki varsın değil işte, keşke hiç olmasaydım.

tavsiyem sıcak çikolata ve chris martin

yazan: solar

Netice huzur.

Chris Martin
'in sesine aşığım..

Thom Yorke'un sesini seviyorum..

Richard Ashcroft'un sesine ihtiyaç duyuyorum..

Bir de, sıcak çikolatayı light sütle (üzerinde 'yüzde 0 yağ!' yazan) yapmayın, tadı hiç olamayacağı kadar kötü oluyor.. Üşenmeyin, evde yoksa da gidip doğru dürüst süt alın, alıyorum yani..

Birinin de sonunda tek nokta olsaydı bea.. Aha.

Huzuru google'da arayanlar için bıraktım yandaki resmi. Öyle alakasız şeyler aratıp gelen oluyor ki, bu çok daha mantıklı bence.

Günde bir doz ama, tamam hadi, iki de olabilir.

Neyse, ders çalışayım şimdi..

Deja vu. Neyi değiştiriyorsunuz yine matrixte bakiim?

(emeğe saygı)

ben de onu diyordum işte..

yazan: solar

Bazı günler, tıpkı ülke gündemi gibi insanların da bir gündemi olur ve her şey bu gündemde üst üste gelir; rastgele çıkan şarkılar olsun, insanların ağzından çıkan kelimeler olsun ('ya ben de tam onu düşünüyordum..' iç sesi eşliğinde), farkında olarak veya ol(a)mayarak sizin dile getirdikleriniz olsun, gazetelerden, dergilerden, e-posta kutularına düşen 'fw mail'lerden olsun..

Mesela bugün okulda sınavdan sonra kafamız dağılsın azcık diye hafif geyiğimsi diyaloglarla bu konuyu konuşuyorduk piyensesimle; "Bir insan bir insanı sevmiyorsa o insan değersizleşir mi acaba?" diye.. İfade karışık oldu biraz dur; sevdiğin tarafından sevilmemekten bahsediyorum aslında.. Bu konuda siz ne düşünürsünüz bilemem ama biz beyin fırtınasının sonunda bir netice elde ederek; 'yok öyle bişii' dedik..

İşin ilginç yanı, bu konuyu bugün piyensesimle konuştuğumuzdan haberi olmayan bir insandan geldi bana bu öğüt.. İşte, bütün bunları bir kenara yığdığınız zaman, verilen işaretleri algılamak çok da zor olmuyor; düşünürken, doğruyu bulmaya çabalarken doğa da insana yardım ediyor.. Kimi buna kulak tıkayıp bildiğini okuyor, kimi bu sesin peşinden gidip değişmeye çabalıyor..

Eğer "fw mail" olayına sıcak bakan biri olsaydım, bu cümleleri yollayabileceğim ikinci grubun tüm mensuplarına yollardım ama, buraya bırakıyorum, daha çok insana ulaşır hem:

"bak... bil ki domuzların önüne inciler serilmez,
mücevherden sarraflar anlar ancak, başkası bilmez,

ne fark eder ki kör insan için elmas da bir cam da,

sana bakan bir kör ise, sakın kendini camdan sanma..
"

Mevlana

Reklamlardaki salak geyiklere benzeyecek bu cümle ama; 'siz' hakikaten de değerlisiniz..

Bence.

Tamam. O zaman yazlığı benim üzerime yapalım:p

(powered by CMYLMZ , 2008)

balık hafızası

yazan: solar

Evet, var böyle bişi bence. Ders çalışmamak için balik Mahmut üzerinde çeşitli deneyler yapıyorum. Bu sabahkini sizlerle paylaşmak isterim..

Efenim, malum baliklar da biz omurgalılar gibi yaşamak için beslenmek zorundalar, haa, bu omurgasızların yaşamak için beslenmek zorunda olmadığı anlamına gelmemeli.. (Ben olsam okurken düşünürdüm de, o açıdan, empati yani.) Ehem, neyse, Mahmut'a yemi verir gibi yapıp (burada da araya girmem lazım; Mahmut balıkların günün büyük bir kısmını yüzerek geçirdiğinin farkında değil, birkaç dakika dolanıp dibe çöküyor tüm gün, sürekli bir uyuklama hali gözlemlediğim için çok daha öncesinde balikin depresif olduğuna kanaat getirmiştim) yani fanusa tırnaklarımla birkaç 'tık tık tık' yapıp balikin yüzeye çıkmasını sağladım. Balik yüzeye çıktı, ama o da ne, Pavlov'un köpeğinin kandırıldığı gibi kandırıldı o da, yem yok..

Üç saniye sonra..

Araştırmacı tekrar fanusa 'tık tık tık' yapar..

Balik tekrar yüzeye çıkar..

Buradan da anlaşılıyor ki; balıklar harbiden de balık hafızalı efenim.

Sonuç: Allah herkeşlere böyle hafıza nasip etsin, amin.

Demem o ki Hande Yener dinliyorum, Yola Devam diyor. Yok, diyeceğim bu değildi aslında da itiraf edip rahatlamak istedim.. 'Hande Yener mi dinliyorsunuz?? Sığ insansınız, bu ülke sizin gibiler yüzünden bu halde..' içerikli yorumları yayınlamama hakkım bu açıdan güzel bişi, teşekkürler Blogger.

Neyse, birkaç saat sonraki sınavım için çalışmam lazım şimdi, izninizle, byeess şekerler.. Yüreğineee güneş koy, yüreğineeee bulut koy, yüreğineeee yıldız koy, durmak yok yola devam..

mahmut de

yazan: solar

Ortalama değer teoreminin solar versiyonu der ki; bir gün ölecek korkusuyla evine hayvan alamayanların (bkz. solar) epsilon komşuluğunda (f marmara kümesinde tanımlı) en az bir adet onu düşünüp, ona balık alacak cesur biri (c) olmalı.

(İspat alıştırma olarak okuyucuya bırakılmıştır.)

Teoremi ispatlayamadıysanız boşverin, ben sizi tanıştırayım canım okuyucum; bu balik Mahmut de Souza. Yüzünün asık olduğuna bakmayın, tüm Solar Günlüg okurlarına selam ve sevgilerini iletiyor aslında:)

..............spoiler...................

-Ne diyeceksin balığa, ismi ne olsun?

+(Şakkirrrr) Ne diyem, Mahmut mu diyem..

...


-Alex de Souza bırak..
+Tamam, o zaman Mahmut de Souza olsun..

..............spoiler...................


"Çok tatlıaaağğğğ" di mi:) Yüzerken renk değiştiriyor; renksiz, sıkıcı çalışma masama gökkuşağı manzarası bırakıyor..

Elinde ölümsüzlük iksiri olan varsa artık, bi zahmet..

Bir de, şu fularlı saatler bir benim bileğimde mi bileğim incinmiş de sarılmış gibi, bandaj gibi duruyor acaba..

işte kreşendo geliyor!

yazan: solar

Bence sınavları hızla yaklaşırken ders çalışmaya çalışıp da çalışamayan bir öğrenci de sistem için bir V, bir Tyler Durden kadar tehlikeli olmaya yakınsar.

"Remember remember, the fifth of novemberr" diyip 'x elemanıdır R' alıyorum, sonra Sosyoloji'nin varlığını mantıksız bulan biri olarak Eğitim-Sosyoloji ilişkisini irdeliyorum, 'tümdengelim daha mantıklı benceee' diyerek özünde mantıksız olan şeye bir anlam katıyorum..

Çıldırıcam ya.. 'Fil'miş! Ha ha.

Bulunduğum düzlemden uzaklaşıp bakınca; sadece aptalca şeylerle zaman harcıyorum gibime geliyor, ama neyse ki, bu çok uzun sürmüyor.. Hayatın her anının bu farkındalıkla geçtiğini düşünsene bir de..

+Bence i've seen it all.
-Hiç Niagara Şelalesi'ne gitmedin ki?
+Su gördüm ama, o da su, bu kadar.

Doğru olmayabilir bu, kim derdi ki bu yazıyı bu şarkıyla bitireceğim diye? Björk ve Thom Yorke bence bidaha düet yapmasın, yazık bizeeeğğ... (Küçük Emrah bakışı buradaydı).

ich gehe in das kino*

yazan: solar

Bak aklıma ne geldi, benim Haaacettepe Yüniversitesi (Direk Hacettepe deyince kızıyorlar 'Buna ne hacet?' derken ki hacet gibi okunmalı bu) yani Angara geçmişim var bir seneliğine. Kurtuluş, Beytepe, Baraka dışında aklımda Alamanca hatıralarım var bir de..

Ders çalışmamak için n'apsam diye düşünürken bu şarkı geldi aklıma, ezberlemeye çalışıyordum hazırlığı okurken, bildiğim ilk Almanca şarkı olacaktı. Allah'tan sonra Rammstein ile tanıştım da Almanca arabeske teğet geçtim:p Gerçi Rammstein da arabesk orası ayrı. Olsun ya, hem seviyorum arabeski ben. Bir Orhan Baba olsun, Ferdi Abi olsun, hep büyük insanlar.

Mesela bana sorsalar 'Sence bir Türk'ün Almanlara en büyük katkılarından biri nedir?' diye, bu şarkıyı söylerim hemen, kırk yıl kalsa bir Alman böyle bir müziğe böyle sözler yazıp 'çok geç artık..' demez bence, duygularını aldırmış gibi duruyorlar uzaktan bakınca, hımm, Rammstein hariç:p

Ben de kendi çapımda bir deneme yapıyorum, müzik alt yapısını yapabilecek olan varsa gramer hatalarını düzeltip sözleri kullanabilir, aslında hohşıtendouç öğretmişlerdi ama unuttum maalesef, ya da hiç öğrenemedim:p

du und ich**

er ist in meinem herzen
ich sagt ich liebe dich liebst du mich?
nein, nein er sagt,
dann was für machen?
dienen herzen sağolsun..(n'apayım hatırlayamadım..)

*Bu Almancayı henüz kıvıramamış zavallı öğrenciye hoca 'boş zamanlarında n'aparsın?' dediğinde öğrencinin verdiği default yanıttır: sinemaya giderim.

**sen ve ben
o benim kalbimde
seni seviyorum dedim sen de beni seviyor musun?
hayır, hayır dedi
öyleyse n'apalım,
senin canın sağolsun..