yazan: solar
En iyi performansımızı yenildiğimiz bir maçta göstermiş olmanın haklı üzüntüsünü yaşıyoruz belki, ama yine de sakin olmamız, bu süper takımın hakkını vermemiz gerekir diye düşünüyorum.
Son saniyeye kadar umutlarımızı tüketmediysek, hakem bitiş düdüğünü çalana dek halen gözümüzü kırpmadan ekrana kilitlendiysek, bu sahada yüreklerini ortaya koyan futbolcularımızın sayesinde oldu. Gönül isterdi elbette finale çıkmayı, ama neredeyse doksan dakika boyu oynadığımız harika futbol bence bir maçı kazanmaktan daha değerli. Gerçek hayattan da biliyoruz bunu, bazen tüm iyi niyetli çabalarımız skora yansımıyor. Saha çamurluydu, hakem taraflıydı, ah biraz daha şans... Olsun, hayat işte:)
Bu yüzden, her birine ayrı ayrı gönülden teşekkür etmemiz gerektiğini düşünüyorum, hem yıllardır dillerine doladıkları, "fair play" dedikleri bir şey var ya, işte bizim takımımız bunun 'pratik'te nasıl olacağını tüm dünyaya gösterdi; belki de bunun için doğdunuz.
Bir de, Rüştü'yü halen seviyorum:)
yazan: solar
Rüştü Reçber…
Şöyle ki, benim Fenerbahçe aşkımın bilinçaltında lise yıllarımdan kalma Rüştü hayranlığı yatar. Kendisine bir çiçek verebilmek (hadi len ordan, öpebilmek demiyor da:p) için kaldıkları otelin kapısında buz gibi havada iki saat dikilmiştim. Karşısına geçince de ağzımı bıçak açamadı. “Ee, ben, imza, başarılar, ehihi…” diye çiçeği ve kağıdı uzatmıştım, boş kağıda düşünmeden imza attı cancağazım, ardından öptü beni, en son arkasından bitik bir vaziyette ‘İyi akşamlar…’ dediğimi hatırlıyorum, yeryüzüyle irtibatı kopardım, uçtum sonrasında.
Eve gidince de imzaladığı kağıdın etrafını çift yumruğa çıkmış, degaj yapmak üzereyken, ellerini havaya kaldırmış ‘Hocam bariz ofsayt!’ isyanı halindeyken ki Rüştü fotoğraflarıyla süsledim. Sırf ‘Rüştü fotoğrafı’ (o zamanlar böyle adlandırmıştım) kesmek için -bitmesin diye de okul servisine binmeden önce- Fanatik, Fotomaç aldığımı hatırlıyorum ya, sınıf arkadaşlarım da bunu bilmedikleri için futbol terimlerini bilmemi garipsiyorlardı. Sonradan bir şekilde öğrendiler gerçi, Işıl(Rüştü'nün prensesi) muhabbetleri yapmaya başladılar yanımda, şöyle iyiymiş, böyle tatlıymış, mankenmiş aslında evlenince bırakmış mankenliği falan... İki satır hayal bile kuramamıştım bu sevgi pıtırcıklarının yüzünden:)
Yaa yaa, sevgi nelere kadir işte canım okuyucu; insan sevince ofsaytı da öğreniyor, endirekt serbest vuruşunu da, degajı da, topsuz alanda faulünü de, garipsememek lazım:)
Neyse işte, Hırvatistan maçı gecesi, benim emekli olmuş hayallerimin adamı kaledeydi eskisi gibi. Hani bir topu doksana giderken çıkardı ya, o pozisyonda evdeki kimse benim kadar rahat değildi. Adım gibi biliyordum Rüştü’nün o pozisyondan gol yemeyeceğini.
Penaltılara geldiğinde de, ‘çift yumruğunla bir tanesini benim için çıkar’ dedim içimden. Birincide olmadı, ikincide de olmadı, tam ‘yıllarca sevdim o kadar yaa’ demek üzereydim ki, rüya gibi, elleri topa uzandı, en son penaltıyı kurtardı. Maç bitti, biz yarı finaldeydik. Bir insan hayalleri gerçek olduğunda neler hissederse, onları hissediyordum o an.
Demek ki yıllarca beklediğim şey buymuş. Teşekkür ederim hayallerimin Rüştü'sü. Benim için bu maçın kahramanı sensin; hangi takımda olursan ol, hep 'en gerçek Fenerbahçeli' sin ve futbolu bıraktığın gün, Fenerbahçe formamı ne yapacağımı bilmiyorum. Keşke tüm Rüştüler sonsuza dek yeşil sahalarda kalabilip, başka çocukların da hayallerini süslese…
(Ha, bir de, ATV’ye Almanya maçı öncesi bir önerim olacak; Fatih Terim’i küçük bir çerçevede, ekranın sol alt köşesine bıraksınlar ki, her kaçan pozisyondan sonra bir de onun saç baş yolmalarına ayrıca odaklanmak zorunda kalmayalım.)
yazan: solar
Yani Google amca diyor ki, bunları aratanlar senin günlügüne geldi, ona göre ayağını denk al:
"insan nedir?"
Daha akılda kalıcı olması bakımından görsel öğelerle açıklayalım; erkeği şöyle, dişisi de böyle olan organizma. E.T. phone. home.. İnsanlıkla uzaktan yakından alaka kuramıyorum, beni de uzaya götürseniz?
"80 gram çikolatanın kalorisi"
İşte, işte ders çalışmamak için yapılan anlamsız hareketlerin anlamlı hareketlere dönüştüğü an, inanın gözlerim doldu! Buradan ayrıntılı bilgi edinilebilir:P
(Tanrım, hep bunu yapmak istemiştim!)
"balı petegınden yemısım sarabı sısesınden ıcmısım"
Onun yerine 'where is my mind' verelim, aynısı benim üzerimde, gayet şık..
"bat dünya bat blogspot"
Eywallah, plz, ltf, tşk.
Kimsin canım sen?
"ben tin oyunu"
asdfkfjgştyr:S
Buldun mu işine yarar bişeyler bari..
"bunu da sildim tıpkı diğerleri gibi"
Aramıza hoş geldin, zamanla sayımızın daha da artacağını tahmin ediyorum.
"chris martin elindeki işaret"
Şurada görülebilecek, bildiğin eşittir işareti. Coldplay solisti Chris Martin bu şekilde insanlar arasında eşitlik talebini dile getiriyor ("make trade fair" sloganıyla). Eğer olaki yine bu sebepten gelen olursa, daha ayrıntılı bilgi burada.
"feridun düzağaç"
Gurur duydum kendimle. Ay lav yu fedee, ay lav yu fedeee!!
"günaydın prenses"
Muhtemelen italyancasını aradın; Hayat Güzeldir adlı filmde "buongiorno principessa" diyordu Guido biricik karısı Dora'ya.
"güzel önsözler"
'Tutunamayanlar'da Selimciğim Işık tarafından yazılanlar, onlar en güzelleri..
"herşeyi kafasına takan bir insanın hali"
Ah ah, sen internet aleminde gelebileceğin en doğru yerdesin, kafandaki tüm soru işaretlerine cevap bulmuşsundur zaten, yine de kısacası kendine hayatı zehir eder böyleleri, bunların kod adları da Panda.
"kafana takma hayatı"
Senin ne işin var burada, zaten sitede geçirilen süre sıfır saniye:P Neyse, yine her duyduğumda söylediğim gibi; 'Peki.'
"maskeli birine sen kimsin"
.."diye sormanın çelişmesine dikkati çekiyorum". V for vendetta adlı filmden şahane bir replik.
"seviyom"
Ben de! Zaten bir insanı sevmekle başlayacak her şey.
"solar"
Biraz kül biraz duman o benim işte. Hımm, o kadar enerjiyle alakalı siteden sonra bu blogu bulmuşsun, helal olsun.
"solar 2008"
Eh bu daha az uğraştırmıştır heralde, yine de ilk sayfada çıkmayacağına bahse girerim. (yanılmışım, türkçe sayfa aramasında ilkinde çıkıyormuş, çok garip.)
"uykum kaçti iflasin eşiği"
..ne batti, bu suçsuz gözlerime hesabim ağirdir, vardir şerrim de velakin kalanim hayirdir..
(Sago yine yapmış di mi, şarkının ismi: Ben hüsrana komşuyum)
"yapsolar"
Ich will dass ihr mir vertraut!
"yağlı tebeşir ne ile silinir"
Yağlı tebeşir? Onu da icat etmişler bea, neyse, solar günlüg olarak bu olayla uzaktan yakından alakamız yok.
"çok gomig şeyler"
Günlüg henüz sıcak, fazla uzağa gitmiş olamazlar, şuraya(şura) ya da buraya(bura) bakabilirsin.
Mühim not: Last.fm'de çaylaklıktan kurtuldum galiba; bana solda göreceğiniz listeyi kullanabilme hakkını verdiler sağolsunlar, dün bıraktığım favorilerim tarzındaki listeye dilediğiniz an ulaşabilirsiniz ve hatta profilimden de ulaşabilirsiniz.
yazan: solar
Ne zamandır internette dolandığımı hatırlamıyorum, dört-beş sene olmuştur heralde, her kullanıcı gibi önce forumlarda gezmekle başladım, fazlaca okudum, çok az da yazdım. Daha sonra internet cafelerin de(?kafelerin de) yaygınlaşmasıyla 13-19 yaş arası forumları ele geçirdikten sonra, sık sık 'asl, ltf, plz' gibi sözcüklerle(?harflerle) karşılaşınca 'Benim burada ne işim var' diye sorgulamaya başladım.
İmdadıma Ekşi Sözlük yetişti, gel gör ki orada da yazamıyordum, sadece okumakla yetindim yaklaşık iki sene. O arada çeşitli bloglar oluşturup kendimi bu şekilde anlatmaya çalıştım insanlara. Kabul etmek gerekiyor, elinin altında internet gibi bir velinimet olan normal zeka seviyesine sahip herhangi bir insan, bilgiye daha kolay ulaşabiliyor. Bunları normal hayatınızdakilere pazarladığınız zaman ise, gerçekliklerden fazlaca uzaklaşıp 'anlaşılamıyorsunuz' işte. Yemişim internet kültürünü, sanki bana vahiy geliyor aç şu şarkıyı dinle, bak şu kitabı oku muhakkak diye.
Bu mevzu daha çok uzar da, neyse, aslında daha önceleri bir blogda rastlamıştım last fm denen müthiş radyoya. Adam dinlediği şarkıları listelemiş, baktım biliyorum birkaç şarkıyı, diğerlerini hiç duymamışım bile. Nedir diye bir bakayım dedim, şöyle bir göz gezdirip, birkaç şey dinleyip kapattım. Dün akşam radyo olsaydı da benim kontrolüm olmadan bişeyler çalsaydı, dinleseydim dedim içimden, aklıma geldi last fm, açtım, üye oldum. Şimdilerde de radyom ve ben mutlu mesut yaşıyoruz:) Ha, bu yazıyı mutluluğumu paylaşmak için mi yazıyorum, yok, hani biri şarkı yollayınca 'yavv bu şarkıyı nereden bulmuş bu, sabahtan akşama kadar şarkı mı araştırıyor internette nedir' diyorsanız bazen içinizden, ahanda burası tam size göre. Ben derim hep, bildiğim on şarkıdan ikisini abimden öğrenmişimdir, geri kalan sekizini de bir şekilde (bloglar, netteki arkadaşların tavsiyesi, sözlük) netten bulmuşumdur. Zaten internet olmasa nereden bileceğim Coldplay'in yeni albümünün çıkmış olduğunu (heheh, sen de öğrendin şimdi, özellikle 42 müthiş dinle muhakkak).
Günlügde şimdilik sevdiğim şarkılardan oluşan bir liste var(last fm henüz çaylak olduğumu düşünüyor:). Sonraları başka bir liste bırakabileceğimi umuyorum, o listede o an ne dinlediysem o gözükecek, o zaman daha çok işinize yarar heralde, siz de dinlersiniz, beğenirseniz etrafınızdakilere de tavsiye edersiniz, hoş bir paylaşım olur, belki emeğine sağlık dostum bile dersiniz. Sonra uslu birer çocuk olursak şirinleri bile görebiliriz, tamam.
Bugün daha iyi anladım ki last fm'i yapanlar, sırf para kazanmak amacıyla değil de özveriyle yapmışlar, yöneticileri aklı başında insanlar belli ki, internette bu kadar ısındığım başka bir ortam olmadı. Tüm müzikseverler sonuna kadar faydalanmalı böyle bir yerden; sen de müziksiz yaşayamam diyenlerden isen, bence last fm tam sana da göre:)
Fiiyuvv, reklamcı olmalıymışım.
yazan: solar
Sınavı olduğu saatlerde kokulu mum arayışı içinde olan arkadaşıma sol kaşımı kaldırıp 'kokulu mum?' diyerek hayret etmiştim zamanında, bugün benim yaptığım da pek farksız sayılmazdı hani..
Her şey ders çalışmak için telefonu erken saate kurup öğlene kadar ertelediğim günlerde başladı pek muhterem insan(bu haftaya tekabül ediyor kendileri). Kendimi kapana kısılmış gibi hissetmeye başladım. Yahu, demek uyumak istiyorum ben, yani zorunluluklarım olmasa ben öğlene kadar tembellik yapmak istiyorum aslında, sonrasında şöyle bir sıra; saçını topla- yüzünü yıka- spor yap değil de, spor yap-yüzünü yıka-saçını topla sırasını takip etmek istiyorum, kahvaltıdan sonra değil de, kahvaltıdan önce haberlere ve e-postalarıma bakmak istiyorum ya da.
Ben ne zaman hayatımın kontrolünü bu kadar kendime devrettim ki? Bu çok fena, çünkü ben kendi hayatıma bana hiç kimsenin getirmeyeceği kadar katı kurallar getiriyorum. Beynimden hızlı hızlı tüm günlük rutinler/kurallar geçmeye başladı ve ben bu kadar yoğun düşünme arifelerinin ertesinde muhakkak gözle görülür herhangi bir salaklık yaparım boş yere baş ağrısı çekmiş olmamak için. Kabak neyin başına patladı dersin? Yok bilemedin, bütünleme sınavına girmedim. Bir haftadır boşu boşuna alarmı erteleyip gerildim. Nedir yani, benim kendime 'aslında biraz özgürüm' dememim yolu bu mu, sınava girmemek? Hadi canım oradan, külliyen bahane. Aslında dersin hocasını bir türlü sevemedim diye oldu tüm bunlar, kağıtları dağıttırken yarattığı gereksiz gerilim, 'hadi çözün de göreyim' bakışları, derse on saniye geç kalsan sorduğu ahiret soruları.. Benim nazarımda sevimsiz biri, o sevimsiz olunca dersi de, sınavları da sevimsiz oluyor haliyle..
Neyse, bunlar iyi günlerin solar, tadını çıkar bakalım, tatil bitince görürüm ben seni, paranın yedi bölü sekiziyle fındık alırken çok eğleneceğiz seninle, çoooook. Anlamadın mı canım, dur tekrar anlatayım, şimdi bak, düşün manyaksın, psikopatsın ve kuruyemişçiye girdin..
Dinlemedim ki zamanında ünlü düşünür Cem Yılmaz'ı;
"Biri okuyacaksın bırakacaksın, sonra işler sarpa sarıyo be abi."
Bunu da yazmasam olmaz: Yerli "bookcrossing"(?kitap değişimi diyelim) olayı var ya, az evvel, yani ben üye olduktan sonra sitelerine bişey oldu onların:) Oysa ne güzel heyecanla kitabımın üzerine kod bile yapıştırmıştım da bırakmaya gidecektim.. Neyse, her işte bir hayır varmışmış, kitabı çizmeye, yırtmaya kalkışırlardı falan, yapanı arar bulur sadece konuşarak doğduğuna bile pişman ederdim.
yazan: solar
İnsan hayatının her şeyden önce geldiğini ne zaman anlayacağız merak ediyorum.. Küçükken bir inşaatı dolaşıyorduk babamla, orada gözüme çarpmıştı "önce can güvenliği" tabelası, ama hakların kitaplarda yazılı kaldığı bir ülkede can güvenliği de ancak tabelada yazıldığı kadar işte.. Tuzla tersanelerindeki işçi ölümlerinden sonra, buyrun bu haberi de okuyun: öldüren iş kolu
“Kot kumlamaya gelirsin, sonra askere gidersin, çürüğe çıkarılınca öğrenirsin hastalığını, köyüne döner, ölürsün. Buna kumlama hastalığı derler.”
Kapitalizmi sevmiyorum.
yazan: solar
Yanımdan gittin ya, ben bunu sen giderken yazdım, gittiğinde daha iyi anladım: hayatımda iyi ki varsın.
Affet prenses, sana ders çalışacağıma dair söz vermiştim ama şimdi bunları yazıyorum. Hani sana ileride yazdıklarımı okutacağımı söyledim ya, korkuyorum şimdi o hikayenin sonuna gelmekten. Yazdıklarım gerçekten yaşadıklarım mı acaba? Yoksa yaşamaya cesaret edemediklerim mi düşüncelerim oldu? Halen çözemedim, yalnız, hüzünlerden bozma kelimelerimi hayata uzak tuttukça gerçeğe de uzak kaldım galiba, nereden bakarsan bak, ürkütücü sonuçta ve şimdi seninle inşa etmeye çabaladığım sevimli ve eğlenceli dünyaya o kadar garip kaçıyorum ki, gökkuşağının tam ortasında duran, onun güzelliğini bozan siyah kuşak gibiyim adeta. Hani lunaparktaki o garip tren gerçekten raydan çıksaydı ve ölebilseydim cuma gecesi (eheh, hem de mübarek gün, vuuu, yazarken de dejavu yaşabiliyormuş insan, n'oluyo yaa), inan gözlerim açık gitmezdim. Hani biz gençtik ya, deli cesareti vardı, valla bak, bidaha gel, o 'disko' denen manyak şeye de binerim, 360 derece dönen tokmağımsı 'loop'a da.
Beni ne güzel dinledin yine, heyecanla, sanki ilk kez anlatıyormuşum gibi yine O'nu anlatırken, rüyanda görmüşsün, unutacakmışım. Anlaştık mı? Bilmiyorum prenses, hem ne fark eder ki, tıpkı senin prensesliğin gibi onun prensliği var bu krallıkta. Ben galiba bal kabağıyım bu masalın. Balkabağı. Ayrı yazılınca 'bitki' bitişik yazılınca 'aptal, beyinsiz kimse' oluyormuş, her türlüsü uyar neticede, öylece duruyorum, artık kabak tadı veriyorum.
Nasıl bir iyilik yaptığını bilmiyorsun bana gülümserken, beni hayata nasıl bağladığını bilmiyorsun 'Hadi gel bi kahve içelim' derken. Sana anlattıklarım hep aynı şeyler diye o kadar utanıyorum ki, ama yine aynı şeyleri anlatıyorum, çünkü elimdeki en güzel hikayeye kelimeler eklenmiyor artık, hatırlayıp gülümsemek için, kulaklarıma arasıra duyurmak ve başa sarmakla yükümlüyüm. Senin olmadığın saatlerde de Thom Yorke'cuğum (yazılışı kötü durdu ama okurken süper olacak bak) eşlik ediyor bana. Çıldıracak gibiyken tam da, 'everything in its right place' diyor, sakinleşiyorum. Sana kafamın içindekilerden sadece beyaz olanları göstermek istiyorum (eheh, zaten bu yüzden bunları sana söylemek yerine buraya yazıyorum), tıpkı diğer sevdiklerim gibi, tamam, bunu yapmakta zorlanıyorum bazen, haklısın, ama asıl içimden geçen, asıl yapmak istediğim bu: tam da buradan başlayarak her yeri daha yaşanılır hale getirmek; insanların gözlerinin içini güldürmek, her tarafa neşeli çocuk sesleri bırakmak, melodilere en çok da neşeyi katmak ya da tüm pencereleri bembeyaz kar manzarasıyla boyamak; heidimtrak. Duyuyorum, duruyorum.
Tecrübe; kimine göre yediğimiz kazıkların bileşkesi, Sago'ya göre kalpte kalan iz, bence geleceği az çok kestirebilmek. Tıpkı hayatımdaki diğer güzellikler gibi sen de iz bırakıp gideceksin hayatımdan biliyorum, ben kalacağım yine, eksik. Masal yine de güzel; ben kaldığım zaman daha güzel, daha uyumlu oluyor heralde bu sahne, dekor misali, ve dediğin gibi her şeyi kafama takıyorum. Sahi be, ben öyle biri olmasaydım eğer, ben ben olmasaydım, sen yine de beni sever miydin? Her sevginin altında bir neden vardır anlaşılsa da anlaşılamasa da, senin açından bakınca görebiliyorum ben; yalnız kaldığımızda ikimiz de benzer kişileriz. İşte, beni benden bu kadar uzun süre saklayabildiğin için bütün prensesliğinle hayatımın unutulmazları arasına girdin sen de.
'Ben kimse için ağlamam' dediğin zaman seni hiçbir şeyin yıkamayacağını zaten biliyordum. Yine de, her şeyin o güzel gönlünden geçtiği gibi olmasını isteyeceğim hep sen şimdi giderken, canım, dostum, kardeşim, yaşama sevincim, hayatımın bu zor dönemlerinde yaslanıp mavi gökyüzünü seyrettiğim küçük ama kocaman çınarım...
Hem sen benim dışarıdan bu kadar küçük göründüğüme de bakma, ben kendime müdahale edebildiğim kadar 'ben'im ya, insanları kalabalık görünce çok öncelerde kalbimin sınırlarını yok etmiştim zaten.
yazan: solar
Hayat, bu köpeğin uyurkenki gülümsemesi kadar sevimli olabilecekken, neden böyle şeyler yapıyor, 'kim yenmiş kaderi duayla' diye sorarken Şebnem Ferah, ben bilmiyorum, 'keşke böyle olmasaydı' diyebilmek dışında hiçbir şey yapamıyorum.
Bazen de tüm kelimeler manasını yitiriyor: O an.
Çokça aranmış ve arasıra bulunmuş yaşam içinde sadece bir an değiliz değil mi, umarım, sadece bir an'dan ibaret değilizdir...
yazan: solar
Şu resmi yazışmalarda kullanılan dile çok gülerim ya; arz ederler, tespit ederler, önemle rica ederler, henüz cezai işlem uygulamadıklarını adamın suratına vururlar, tarafınızca işlem yaparlar, tescil ederler vs. Ders çalışırken karalama olarak kullandığım annemin işyeri yazışmalarında neler yazdığını okur, kağıdı öyle kullanırım bazen mesela, ama bu sabahki durum farklıydı biraz.
Malum bütünlemeler başlayacak, benim de bir dersim kaldığı için gayet olağan bir şekilde sınav tarihini öğrenmek amacıyla okulun sitesini açtım işte, aşağıda bir duyuru gözüme çarptı: "yaz okulunun kaldırılması". 'Lan zaten yaz okulu yoktu ki bizim okulda, ne bu şimdi' diye açıp baktım, iyi ki bakmışım, son sınıfa gelince etrafımdakilere ne diyeceğimi öğrendim de sık kullanılanlara ekledim hemen. O nasıl bir tabir öyle yahu, "mezuniyeti gelmek". Yok daha evvel kullanılan bir şeyse nasıl duymadım, cehaletime doymayayım. Kullanan birini duysam, hiç acımaz anında cevabı yapıştırırdım gerçi:
-Mezuniyetim geldi.
+Koridorun sonundaki kapı canım.
-A-ha!
+Hunting high and low.
yazan: solar
Kendim kadar kararsız birini daha tanımıyorum (kendimi de tanımıyorum ya neyse). Dün akşam açmayı planlıyordum aslında günlüg'ü ama yüzlerce şablonun arasında kayboldum. Neyse, sonunda bunda karar kıldım, ilk baktığımda canım kahve istemişti, halen de kahveyi anımsatıyor bana, sevdim burayı böyle:)
Yorumları ben kendim istemediğim için kaldırdım, şablonla alakalı bir problem zannetmeyiniz efenim. Siz susacaksınız ben hep konuşacağım bundan böyle:) Şaka bir yana, yazıyı yazıp olay mahalini gönül rahatlığıyla terk etmek istiyorum artık. Zaten e-postalarımı olağandışı bir durum olmadığı sürece her gün kontrol ediyorum, bir şeyler söylemek isterseniz yazabilirsiniz.
Bu arada, Sagopa Kajmer klip çekmiş 'Ben hüsrana komşuyum' şarkısına, Hepatitze'de okudum, izledim hemen, hakikaten de artık Sago rol yapıyormuş gibi yapmasın ya. Feysbuuk hesabı olan arkadaşlar, grup mu kuruyorsunuz, isyan mı çıkartıyorsunuz, bir şeyler yapın valla. Ekşi sözlük hesabımı yok ettiğime ikinci kez pişman oldum klibi izledikten sonra, beni şarkıdan soğutacak raddeye getirdi Sagopa cidden. Yok, bu yaşta rap dinlememi kimseye açıklayamıyorum zaten, böyle klipler de gelince üzerine, olmuyor..
Canım çok sıkkın yani, bilmem anlatabiliyor muyum? Bana Bir Şeyhler Oluyor ne güzel bir tiyatroydu değil mi, aramaya inanırsak şayet, nasıl diyordu;
"ya ben hep duvara konuştum
ya da duvar değil konuştuğum, içinde insanlar var.
nedense beni anlasın istedim içinde insan olan duvarlar!
bilmiyorum,
belki de ben gerçekten delirdim
onlar haklı belki de.
içinde değil duvarların insanlar
sadece arasındalar."